İçeriğe geç

MAHZ

Bölüm 5 · 13 dk okuma

MAHZ

Bölüm 5

Bağ

Aras, derin bir nefesi en sakin şekilde aldı göğsüne. Meleklerin bu denli sakin ve affedici tavrı yetmiyor gibi bir de oğlunu sorgusuz sualsiz benimseyip, bir de isim verilmesi hoşuna gitmişti gitmesine ama eksik hissediyordu. Sanki bir şeyler tam değildi.

Ya da belki de yeri değildi?

Mahz'ına çevirdi bakışlarını. Dünya her yeni doğanı kirletirdi. Yeni doğanların büyüdükçe dünyayı kirlettiği gibi. Peki şimdi ne olacaktı ona? Nereye kadar kollayabilecekti üzerine gölge olduğu çiçeğini? Güneşin tadına vardığında özgürlüğü dileyecekti ve buna emindi. Kendisinden emindi...

"Melek," diye söze başladı hitabını yakın dostuna ileterek. "Uzatmanın anlamı yok."

Uriel, tebessümle bakan çehresini yarım yamalak bozduğunda kaşları çatıktı. Ne demek istendiği anlamıştı anlamasına ama hesabı kendi için farklıydı. "Uzatılmıyor," dedi cevaben. "Yargılanacaksın."

Bakışları eğildiğinde, yıllar öncesinin karar masası indi hatıra duvarlarına tiyatro gibi. Sırtından bedenine dolan dehşet verici acı ve kanatlarından gelen kırılma ve yırtılma sesini hâlâ net şekilde duyuyordu. Ama bu kez durum farklıydı... Bu kez Baş Melek farklıydı. Her zamanki kendisi olup, her şeyi alaya alarak bakıp, kahkahalar atarak tüm negatifliği yok etmek istiyordu bir yanı fakat diğer yanı çekiniyordu. Bir yasağı çiğnedi, yasağın meyvesiyle kaybolup gitti ve şimdi de geri geldiğinde hiçbir şey yok gibi davranamazdı bu kez.

Onlar için yapamazdı.

Karşısında bu ikisi değil de bambaşka kişiler olsaydı çoktan alevlendirmişti bal rengi gözlerindeki közleri.

"'Hiçbir kaçış olmayacak," dedi. Oğluna birkaç saniye için bakınıp, meleklerine döndü. "Sekiz yüz yılı aşkın hayatımda istemeden de olsa çiğnediğim en güzel yasak meyvesine sahip oldum."

Erelim, oldukça uzun zaman öncesine ait bir anıya kibrit yakıldığını hissedince, kontrol altında tuttu kendisini. "Baban gibi konuştun."

"Ne?"

"Ah..." Kısaca yakınıp harekete geçti. Tabloyu arkasına aldığı koltuklardan birine oturduğunda, "Fâni bedenler çok güçsüz. Ne diye ayakta konuşup, duruyoruz?" şeklinde ekledi.

Mahz, harekete geçmeden önce babasına bakındı. Ama o, bunun aksine az önce mırıldanılan sözdeydi hâlâ. Ortamda birkaç farklı enerji bir anda barınıyor gibiydi. Herkes hem buna ortaktı hem de herkesin bambaşka olayı vardı. Cesaret Meleği'nin rotasını izleyip, önünde bir yerde durduğunda, "Babam gibi mi konuştum?"

"Sen doğduğunda, yargılanmak için konseye çıkmadan evvel bana da bu söylediklerine benzer şeyler söyledi." Sözler sırasında Uriel de harekete geçip tekli bir koltuğa oturdu. Zaten bildiği şeyler olduğunu anlayan Aras, kendisinin bilmediği bir durum için hem biraz öfkelenmiş hem de merakla dolmuştu. Kendi hayatı hakkında bilmediği şeyler olması kontrolsüzce sinirlendiriyordu onu. Ama elbette bu onlara karşı değil, bir şeyleri bu serüvene iten her şeyeydi. Tam da o an, çok daha iyi hissetti oğlunun tüm o zaman boyunca karanlık yerde ne düşündüğünü.

"Ne söyledi?"

"Tüm yaşantım boyunca yaptığım tek hatanın meyvesi, sahip olduğum en güzel şey."

"Gerçekten..." Sesini zayıf hissettiği ilk an durdu. Duruşundaki gerginlik gevşerken özlemle doldu tüm benliği. "Gerçekten böyle mi söyledi?"

Erelim, geriye yaslanıp bir bacağını diğerinin üzerine aldığında ellerini köprü yaptı. "Sence yalan söyleyen biri miyim?"

Mahz, birkaç dakika önce yer aldığı babasının arkasından öne adımlayıp, yüzüne bakındı. Belli etmek istemese dahi bir şeylerin burukluğunu görüyordu yüz tuvalinde. Sessiz kalmayı tercih ederek bakındı meleklere. Erelim, hâlâ daha aynı kişiyle iletişim halindeydi ama Uriel, yumuşak bir ifadeyle karşılık vermişti ona. Gerçekten de ne kadar ferahlatıcı bir etkisi vardı öyle... Hiçbir şey söylememiş ya da yapmamıştı. Sadece göz göze gelmişlerdi ama Mahz, yoğun şekilde rahatladığını hissetmeye başlıyordu. Sessizlik, giderek haddi aşacak, dışarıda esen rüzgarın pencere boşluklarında ıslık konseri yapacak kadar uzadığında, ayağa kalktı daha sonra. "Mazileri, insanların yaptığı gibi karanlık bir ortamda şömine ateşinde konuşsak, daha güzel olmaz mıydı?"

Söylenilen şeylerin ne demek olduğunu düşünedururken yanına yaklaşıldığında, kenarda bir yere oturan babasına bile bakamadı. Uriel, tam karşısında durduğunda usulca tuttuğu kollarıyla onu arkalarında kalan bir koltuğa oturtup, yanında yer aldı. "Sana ateşi göstermiştim," diye konuştu bu sırada babası. "Aynısı."

"Gerçekten de her şeyi en kısa yoldan öğretiyor." Kıkırdayarak güldü Erelim. Burun kıkırdağını ovalarken gözlerini kapadı.

"Mahz," dedi Uriel. "Giray ismine alışman lazım ama bunun için zamanımız oldukça bol olacak. Ve sanırım, annenin özlemini yaşarken onun sana verdiği isimden başkasını duymak da istemezsin, değil mi?"

Biraz mahçup, biraz da mutlu bir şekilde burukça gülümsedi. Yüzündeki tebessüm çizgileri annesi gibi bir sima uyandırıyordu onda. Çok farklıydı... Aras kadar çekici, Açelya kadar sevimli ve Naime kadar etkileyici bir çehresi vardı. "Haklısınız," dedi ilk olarak. Yanakları yeniden düz hal aldığında, "Sanırım, annemle karşılaşana kadar bu değişmeyecek."

"Seni anlıyorum." Gülümsedi. "Bunun için uğraşacağız. Ama açık sözlü olmak zorundayım sana Mahz; bu zor olabilir."

Ortama rağmen aniden üşüdüğünü hissetti. İfadesi yavaşça durulunca babasına bakındı birkaç saniyeliğine. Dünyaya gelmiş olmaları zor olan değil miydi? Küçük bir korku tohumu ekildi kalbine tam o an. Annesine ulaşamama ve hiç tanışamamaydı o acı tohumun adı. Genzi yanar gibi olduğu sırada Erelim, sesini duyurdu bu kez. "Zor olacak olması, imkansızlığı getirmez Mahz." Duruşunu bozup, o yöne doğru hafifçe eğilirken dirseklerini dizlerine yasladı. "Baban sana zor olan anıları anlatmadı mı?"

"Anlattı."

"Dinlemesi kolaydı, değil mi?"

"Evet."

"Ama yaşantısı değildi. Hatta şu anımızdan daha zordu."

Cevaptan hemen sonra ekilen tohum, sulanmaya fırsat kalmadan sökülüp atıldı ruhunun topraklarından. Çatlamaya izin verilmeyeceği gibi zehirlenmeye de izin verilmeyecekti genç ruhu. Gülümseyerek bakındı Cesaret Meleği'ne. "Peki, ne yapacağız? Neden zor ve biz bu zoru nasıl bitireceğiz?"

Soru Aras'ın da merak ettiği bir noktaydı. Bildiği bazı şeyler elbette ki vardı ama tamamlayıcı yapboz parçası meleklerdi. Kızıl Güzeli'nin nerede olduğundan hiçbir fikri yoktu. İyi olup olmadığından bile bi haberdi aslında fakat ters bir durum olsa Uriel her türlü bunu öğrenirdi.

"Annen bir bağ kurdu," dedi Uriel. "Bu öyle bir bağdı ki, insanlarla bağ halinde yakalanan kimse geriye dönemedi. Bağsız olanlar da fâni bedenle bütünlük sağlayamıyor."

"Bunu tek yapmış olamaz. O sıradan bir insan değil miydi?"

"Tek değildi zaten," cevabıyla sözü devraldı Erelim. "Bu yüzden zor ve güçlü bağ oldu. Çünkü Esme kendi gücüyle buna imza attı."

Aras, duyduklarından sonra dehşetle bakındı. Zekice ama çok tehlikeli bir adımdı bu. Kimin insan olduğu, kimin olmadığı zor farkedilecek demekti ve asıl olay ise insan bedenini ele geçiren bir karanlıkla karşılaşırlarsa bedenden çıkarmaktan başka hiçbir seçenekleri yoktu. Teker teker. Fâni olanı yaralamadan. "Ah, Esme..." mırıldandı. Onlar için zaten çok fazla şey yapan bu melek, yaptığı bağ ile yasağı çiğneyen bir başka kişi olmuştu.

"Onlar bize gelene kadar, güvenli alan oluşturup, dünya yüzeyindeki son karanlığı silmeye başlamalıyız."

Dostuna bakındı. Zihnindeki binlerce ses bu kez mutlu etmiyordu onu. İşin can sıkıcı yanı ise hiçbirine verebileceği net bir cevabı da yoktu. Kurduğu plan şemasına çektiği ipler, değerindekilere dolanıp, yağlı urganları oluyordu her defasında. Şemayı indirirse de kendi boynuna inen giyotine dönüşüyordu. Başını eğip, iki kolu arasına aldı. Bir süreliğine düşünmeye durunca yine aynı şeylerin özeti zihninde geçtiğimde, sıkıntılı bir nefesle saçlarını karıştırıp, yeniden diğerlerine baktı. "Mahz'ın doğumu başlarken evi sardılar," dedi Erelim'e bakarak. "Doğduğu o ilk anda da saldırıya geçtiler. Onun kokusunu duydular melek. Bambaşka bir melezin gücünü hissettiler." Söylediği şeylerin oğlunu gereceğini ya da korkutacağını biliyordu ama bu dünyada artık bir saklanma payı da yoktu. Er ya da geç her şeyin, seherin göbeğine hançer indiren güneş gibi doğacağı bir yerdeydiler.

"Bu savaşta yalnız olmayacaksınız," cevabıyla ayağa kalktı sığındığı melek. "Hatta biz de yalnız olmayacağız." Gökyüzüne açı olan pencereye kadar ilerlediği sırada devam etti hakim sözlerine. "Burada kalarak karmaşa çıkarma teşebbüsü gösterenler, melekler tarafından teker teker yakalanıp, yok edilecekti. Yıllar önce alınan karar buydu. Harekete geçildiğinde ise fazlaca sinsi davrandılar. İnsanlar arasında doğan anlaşamazlığın mimarı olsalar bile çok iyi gizlenebildiler. Ta ki, Esme, Açelya ile birlikte bağ vurana kadar."

"Hapsoldukları bedenlerde güç kullanacak olmaları kimliklerini deşifre edeceği için, bu sizin işinize yaramış da oldu," dedi Mahz. Sessizliğini böylesine nokta atışı bir anda bozması Baş Melek Uriel'in dikkatinden kaçmazken bir kez daha meraklı gözlerle izledi onu Cesaret Meleği. Zamanın kırılma noktasında büyümesine rağmen fazlaca bilgili ve güçlü yetiştirilmesi elbette ki Ebyaz'ın bir başarısıydı. Fakat bu yeni doğanın sahip olduğu güç daha da fazlasıydı. Bu sayede hissetmişti gözükmeyeni de. "O zaman," diye derin bir nefesle girdiği sözlerini, "Benim doğumum ve annem ve Esme'nin bu bağı kurması, bir nevi Gök Tabaka'nın da yararına oldu," şeklinde bitirdikten hemen sonra yanındaki yüksek rütbeli meleğe baktı umutlu ve parlak gözlerle. "Efendim... O zaman babamın ve Esme'nin alacağı cezanın olabildiğince hafifletilmesi hatta yok sayılması gerekmez mi?"

"Yok sayılamaz." Mimikleriyle güç verdi sözlerine. Elini, omzuna destek olarak götürdüğünde, "Bu bir yasaktı. Fakat olay kişisel değil, kendini sakın baskılama," diye konuşan yumuşak ses tonuna rağmen ortama uzanan hakimliği hiç de yumuşak değildi. Cevabına devam etmeden evvel bal rengi irislere derinlemesine baktığında, bir bakıma gerçekten kızgın oluşu sarsıcı derecede hissedilebiliyordu ve bu, onun daha kendini bastırdığı haliydi. "İnsan üstü bir güç, fâni ruha karıştı. Daha sonra ise kaçtı. Eğer sığınsaydı, yardım isteseydi bir şeylerin önüne daha erken geçilebilirdi. Hâlâ annenle olabilirdin. Bir melek, yasağı çiğnediği için ceza almak zorunda kalmazdı."

Boyun eğdi genç. Söylemek istedikleri vardı ama sürekli bilmişçesine konuşmak da istemiyordu. Daha yeni tanışmıştı onlarla, dünya denilen yere de daha ilk adımlarındaydı. Bilmediği ayrıntıların fazlaca oluşu barizce ortadaydı zaten. Şu an için, iyi bir gözlemci ve öğrenci olmalıydı. Babasına döndü usulca. Hâlâ daha Baş Melek'le göz göze kaldığını görünce, korkmadan da edemedi. Onlar dosttu dost olmasına ama yüksek rütbeli olan bu melek, görevi gereği dostluğu ileriye sürüp, bahane edecek birisi değildi.

İnsanların bedeninde barındığı söylenilen şeyler ile doğduğu ilk anda saldırıya geçenler aynı ırk mıydı acaba, diye düşündü. Bakışları zemini aldığında, bilgisi olmadığı halde bir şeylerin üstesinden nasıl gelmek gerektiğini düşündü. Fakat sadece söylenilen bilgileri tekrar etmekle kalıyordu. Kendini nasıl koruması gerektiği konusunda savaş eğitimi almış ve anlatılan kişiler hakkında bilgi sahibi olmuştu sadece. Neyin nasıl yapılacağı hakkında bir bilgisi olmadan plan kurması boşa kürekti sadece.

"Açelya," dedi babası aniden. Sessizliğin bir şekilde bölünmesinin verdiği iyi hissin yanı sıra olası bir kızılma olanağının gerginliği hiç azalmıyordu. Buna rağmen ona bakarken annesinin adıyla heyecanlanmadan edemedi. "Ne zamandan beri izini sildi?"

"Bir hafta içinde," cevabı geldi ayakta durandan. Önünde bağladığı kollarını çözdüğünde koltuğun kalın bölgesine yasladı avuçlarını. "Biliyorsun ki, gök zamanı ile yer zamanı eşit değil."

"Peki, bu bir hafta, gök için mi yer için mi?"

"Yer için," dedi Uriel. "Hızlı davrandılar."

"En son neredeydi? Belki hâlâ daha o civardadırlar?"

"Aras..." Ayağa kalktı. Gözleri düz bir ifadenin önderi olduğu sırada, yanında kaldırdığı avucunun içinden mavi bir alev yükseldi. "Soğuğun yangını, sıcak olandan daha ızdıraplıdır." Alev, ani bir yükseliş yaptığında, elini yumruk yapınca, bir sis bulutu parçalandı sanki. "2027’de alevlenen alev şu an soğudu ama yanmaya devam ediyor. Yapacağınız her şey, daha da geri dönülemez sonuç verebilir."

"Onu aramayacak mıyız?"

"O gelecek." Arkasını dönüp biraz ilerlediği sırada, sırtında oluşan parıltı adım adım genişlerken beraberinde Baş Melek Pelerini'ni yerleştirdi bedenine. Tam o an, rahat duruşunu bozarak ellerini iki yanına düşüren Erelim, Mahz'ın dikkatini çekti. Çok yakın dosttular ama rütbe işin içine girdiğinde, Cesaret Meleği bile çizginin gerisinde tutuyordu kendini. Saygısını gösteriyordu. Söz sahipliği devralındığında sessizleştiği gibi... "Yapacağın tüm hareketler, yargılanacağın konseyde ek dosyan olacak Ebyaz." Yüzünü döndü onlara. Pelerinin şapkası altında gölgelenmişti çehresi. Öfkeli bakan kahverengi gözlerinin içinde sarsıcı bir imza da vardı. Kalem ise bizzat Melez'in elindeydi. Hayal kırıklığı. "Sakın hata yapma. Emrim dışına çıktığın an, seni yargı için alırım. Bekle. Birlikte yol alacağız."

Ayağa kalkan Aras, başını hafifçe eğerek onay verdi gelen emre. Bir şeylerin bu ilk karşılaşmadaki konuşmada kalmayacağını elbette biliyordu. Yeni Doğan burada olmasa bambaşka bir atmosferde barınıyor olacağını da biliyordu. Beyaz olanların böylesine sakin olmaları da zaten tamamen bundan ötürüydü. Fakat bir dileğe sığınıp, bir şeyi çok fazla arzu ediyordu dostundan. "Bana güven melek."

Sırıttı. "Bunu gerçekten istiyorum."

Tek söylenilen bu oldu o an. Baş Melek, arkasını dönüp ilerlediği sırada bir duvara yolladığı işaretten sonra sarı bir ışık süzmesi, uzun, dik çizgiyle sahnede söz aldı. Hızını hiç düşürmediği bedeni bu çizgi arasında kaybolduğunda, bir süre daha ardından bakındı. Açelya'nın kendisine güvenmediğini duyduğu günlerde hatta Naime'nin ona yüz çevirdiğini anlarda bile canı böylesine yanmamıştı. Bu kez onu gerçekten kızdırmış ve hayal kırıklığına sokmuştu.

Her şeye rağmen yine onun iyiliği için çabalayan meleğinin güvenini yeniden kazanmak zor olacaktı...

"Hak ediyorsun."

"Biliyorum melek."

"Ne yapacaksın?"

Eğdiği kafasını bu kez Yin Yang Tablosu'na çevirdi. Ona her defasında bambaşka öğütler veriyor gibi hissettiği bu iki balık ve sırtında taşıdığı hayat dersi, şu an sanki sadece resim olmayı tercih etmişti. "Kendim olacağım."

Bir kıpırtı oldu. Adım sesleri hikayelerinin başlangıcına şahitlik eden duvarlara yeni bir sayfada yankı olurken hemen karşısında yer aldı siyah gözlerin sahibi. "Sen yine kendin ol. Ama bazı kişiler kendisi olmak için biraz yorgun. Adımlarını buna göre at, olur mu?"

Bir kez daha sızı hissetti haklılığın en haksız duygusu olarak. Cesaret Meleği'nin ne demeye çalıştığını çok iyi anlamasının yanı sıra, neden hâlâ daha bağırıp çağırmadığını düşünüyordu diğer yandan da. "Uriel ile benliklerinizi mi değiştirdiniz?"

Tek kaşını kaldırıp sordu. "Nereden çıktı bu?"

"Kızmıyorsun."

Dudaklarını hafifçe sıkıp, derin bir nefes aldığı sırada elini Aras'ın omzuna götürdü. "Emin ol, şu an göstermek istediğim o yanımı görebilecek bir güçte değilsin..." Sözlerinden dökülen sessiz kıyamete rağmen tebessümle izlemeye devam etti. Bal ve gece irisleri arasındaki bakışma söz hakkı almaya durdu. Çok fazla özlem vardı aslında. Çok fazla yaşanmışlık ve yaşanamamışlık olduğu gibi... Erelim, Aras'a gerçekten fazlaca kızmak, her şeyi en başından öğretir gibi konuşmak istiyordu. Ona bu sakinliği veren sebeplerin en güçlüsü ise tam şu anda emaneti olan Ebyaz'la değil de ona, emaneti veren eski dostu Tabris ile karşı karşıya durduğunu hissediyor oluşuydu. Sekiz yüz yıl ve fazlası aşılmıştı ama her şey, farklı görüntülerdeki aynı kimliklerin sahnesindeydi sanki. Oğlu, babasıyla aynı kaderi yaşıyor gibiydi. Onu tedirgin eden şey ise bu hikayenin sonunu aynı görmek istememesiydi.

Usulca başlayıp, saniyeler içinde artan ses, uzun camlara dokunan yağıştan gelmeye koyulduğu zamanda, hemen arkalarında hareketlenen Mahz'a döndü daha sonra her ikisi de. Biraz korkmuş biraz da meraklanmıştı. Meleğin yanından hemen ayrılıp, oğlunun yanına varan Aras, sakince sırtını sıvazlayıp, "Yağmur," diye gizli soruya açık bir cevap oldu. "Bu tamamen temiz. Sana dokunduğunda, oluşturacağı tehlikesi yok."

"Neden bu kadar gürültülü?" Büyük gözlerle bakındı sığındığı babasına. Gülümseyerek izledi bu durumu az ötelerindeki melek.

"Çünkü, bir yankı oluşturacak kadar sessiz bir yerdeyiz. Cama değen taneler de buraya dolgun bir ses veriyor."

"Sanırım..." Durup, yeniden cama bakındı. Göğüs kafesi hâlâ daha hızlı inip kalkıyordu. Görünen o ki, korkusu geçememişti daha. "Sanırım, alışmam zaman alacak."

"Çok uzun zaman değil," yanıtını verdi melek. Tekli koltuklardan birine oturduğunda, çenesini kaldırıp, gözlerini kapattı. "Yağmur huzurludur aslında. Sadece ondan bu şekilde faydalanmayı öğrenmen gerekiyor." Derin bir nefes aldığında, bir şeyleri sevdiğini ifadeleyen mırıltısının ardından, "İnsanlar yağmurla ıslanan toprak kokusunu huzurlu bulurlar," şeklinde devam edilen sözleri sırasında, Mahz'ı da kendisiyle birlikte koltuğa oturttu Ebyaz. "Belki de huzuru hissetmeleri, kirlenmemiş öz kokusunu hissetmelerinden dolayıdır." Devam eden yağmurun tıkırtısı bir nebze daha azalsa bile varlığını sürdürerek nota oldu her bir şeye. Yeni ses olmayı tercih edemeyen baba ve oğul, sadece dinliyorlardı. Ne yapmaları ya da ne söylemeleri gerektiğini de bilmiyorlarlardı zaten. Sadece susuyorlardı. Bunun farkındaydı Erelim. Bu yüzden birkaç dakika boyunca bilerek söylemedi Uriel'in ona bıraktığı sözleri. Sessizce dinlemeleri ve dinlenmelerini istiyordu. Sustu ve düşündü. Her zaman olduğu gibi görevini yapıp, yeni başlangıç için cesaret vermeliydi ama tüm zamankinden de ince ayrıntıyla yapmalıydı bu kez. Karşısındakilerin güçsüz veya istenilen şekilde söz dinleyecek kişiler olmadığını biliyordu. Çok güçlüydüler ve hedefleri fazlaca değerliydi.

Aras'ı tanıyordu. Mahz ise zaten tanıdığı söz dinlemez iki kişinin çocuğuydu.

Ön yargı yapmak ona uzak bir şeydi elbette. Fakat buna neredeyse emindi de.

"Bugün dinlenin," dedi en sonunda sessizliği kırarak. "Uzun yolculuk yapmış iki fâni gibi, gerekten dinlenin." Yeni Doğan'a bakındı. "Fâni tarafını, fâni aleminde besle biraz da. Baban sana yine öğretsin." Ayağa kalkıp, üzerindeki kıyafeti gelişi güzel düzelttikten sonra Aras'ı hedef yaptı. "Yarına kadar burada güvende olacaksınız. Yeni evinize geçene kadar oğlunla normal birisiymiş gibi zaman geçir."

"Yeni ev mi?"

"Evet," dedi tek omzunu silkip. "Burasının mimlendiğini anlamış olman lazım. Açelya gelene kadar burada duramazsınız."

"Nereye gideceğiz peki?"

"Üniversite öğretmenin sana dersini anlatacak." Alay eder gibi tebessümle gülümsedi. Tek bir yana kıvrılan dudağından sonra belli belirsiz bir hareketle sol iki parmağını havaya kaldırdığında yavaşça silinen bedeni, mekanda son sözlerini bıraktı. "Yeni bir savaşın zeminlerini sağlam atmak zorundayız."

Bölüm sonu

7 yorum