İçeriğe geç

MAHZ

Bölüm 15 · 15 dk okuma

MAHZ

Bölüm 15

Muvacehat

Tüm yaratılanlar arasında, gücü ne olursa olsun sıkıntı hissetmeyen bir ırk var mıydı? Varsa nasıl yaşıyorlardı? Hepsinin arasında insan olmak mı daha kolaydı, insanüstü varlık olmak mı? Her nerede ya da kim olunursa olunsun, her şey rayına oturmuşken sarsıcı engeller, en sağlam zeminlerdeyken neden daha çok ses çıkarıyordu ki?

Gökyüzüne bakıp, zihnindeki tüm soruları, sadece titreyen kirpikleri arasından sordu Mahz. Annesine kavuşmanın derin nefesi hâlâ daha ondaydı fakat şimdi de göğsüne batan şeyler vardı.

Neden?

Neden ve yine neden?

Cevapları bulamadıkça daha da çoğaldı soru işaretleri. Bir cevap bulamadığı bu zamanlarda insanüstü olmanın da pek işe yaramadığını farkediyordu. Hangi tarafı diğerinden güçlüydü ki? Saniyeler içinde istediği şeyi yapabilecek olan yanı mı yoksa tüm her şeyi sadece beyninin içindeki düşüncelerde durdurabilecek insani yanı mı? Sokakta dikkatli şekilde yürürken ıslanan saç uçlarına doğru çekiştirdi kapüşonunu. Biraz olsun uzaklaşmak istiyordu zihnindeki yorgunluklardan ve bunun için aklına gelen bir kişi vardı. Kaldırımdan indiği sırada önce yanından süratle geçen aracın, bacaklarına sıçrattığı suya, daha sonra da araca bakındı. Saniyeler içinde zihnine konan onlarca düşünceyle bir zaman sonra küçük bir tebessüm kondu yüzüne. Garip bir şekilde önce sinirlenmiş, sonrasında da mutlu olmuştu bu duruma. Sanki tam da istediği yönde fâni aleminin gerçek bir parçası olduğunu hissettirme adına bulanmıştı her şey. Onu daha içeriye çekebilmek için.

Kapıya döndü daha sonra. Yine ufaktan gelen bir melodi kulağını tırmaladığı sırada, masanın boş olduğunu farkederek ilerledi mekana. Çıkmakta olan bir müşteriyle geçiştiğinde sırada daha da heyecanlandı. Duyulan hışırtı sesleri, Mahz masanın hemen önüne geldiğinde daha net hâl alınca arkasını dönüp eğdi başını.

Elindeki paketi raftaki boş yere koyduğu sırada bakışlarını kaldıran kız, "Ah, hoş geldin," diyerek hayat dolu bir tınıyla duyurdu sesini. Bileğiyle elmacık kemiğini sildiğinde, hemen ayağa kalktı. "Ne istemiştin?"

"Hah?"

Turna, şaşkın ama sessiz bir bakış aldığında, yüzünde kırılmak üzere olan tebessümünü hemen düzeltti. "Yani, ev için ya da senin için? Bir şey satın almak için gelmedin mi?"

Bu kez yüzündeki ifadeyi en hızlı şekilde düzelten isim Mahz olmuştu. İnsanüstü olmaktan uzaklaşmak için buraya gelse de insanüstü bir güçle amacının zaten anlaşılacağını sanarak ilk karmaşıklığını yaşamıştı bile. Utanarak kaçırdı bakışlarını. "Hayır..." Sesini düzeltmek için boğazını temizledi hemen. "Ben, senin için geldim."

"Benim için mi?"

Mırıldanarak onayladı. "Yani sohbet etmek için."

Kız, masanın arkasına doğru hareket ettiği sırada, gözlerini kaçırmadı ondan. Mahz ise bu sırada köşede bir kamera ve çalışmayan bir pervane olduğunu farketti. Turna, sandalyeyi tutarak yeniden öne geldiği sırada yönünü değiştirip yerde sürttü. İçten içe bu durumu tuhaf bulsa da şu anlık için ters bir durum hissetmediği için istediği şansı gönül rahatlığıyla sunmak istedi ona. "Buyur," diyerek odağını kazandığında kendisi de masaya ilerledi. "Benim de canım sıkılıyordu zaten."

Yutkunup, gülümsedi. Kalbinin giderek hızlandığını hissettiğinde, bu alışma evresinin en hızlı şekilde geçmesini umdu. "Burada tek mi çalışıyorsun?" Aklına gelen soruya bir teşekkür yolladığında, sağ elinin parmaklarını diğerleriyle ezdi.

Masanın altından düz bir tabure çeken kız, omuz silkip saatine bakındı. "Hayır, buranın asıl sahibi bir iş için gitti. Yani genelde hep gider zaten, ben çalışanıyım."

"Anladım." Kısa süren diyalog pek tatmin etmedi onu. Daha uzun süreceğini düşündü fakat yine de pes etmek istemedi. "Evin buraya yakın mı?" Kız, hoş ifadesini bozmasa da bakışlarında bir ifade yakalayan Mahz, onu rahatsız edebileceğini farkederek hemen atıldı sorusunun üzerine. "Yani zaten burada günü kapatıyorsun, çok yoruluyor olmalısın. Evin de uzaksa çok daha yorucu olur senin için."

"Bisikletim var. Elektrikli scooter almak istiyorum ama onun için biraz daha para biriktirmem gerekiyor."

"Anladım," dedi Mahz yeniden. Tanımadığı kişilerle sohbet kurmak tahmin ettiğinden de zordu. Heyecanı git gide ciddi şekilde azalırken bu kez panik hissetmeden edemedi. Buraya gelmekle doğru mu yapmıştı, bilemedi.

Bakışları ellerine kaydı düşünceleri sırasında. Kısa bir sessizlik oluşu sadece stresini çoğaltırken, "Ya sen?" diye sordu kız. Mahz, hemen ona bakınca, Turna gülümseyerek masaya koyduğu eline yasladı çenesini. "Evin çok uzakta mı? Islanmışsın. Şemsiye de almamışsın."

"Ahh..." Ellerini kaldırır ıslak saç uçlarına götürdü. "Çok uzak değil. Yürümek istedim."

"Düşünmen gereken şeyler mi vardı?"

Kalbinin aniden üşüdüğünü hissettiği sırada kırık bir bakış yolladı. Alev gibi yanan bal rengi gözlerine rağmen soğuktu içi, kızın kahverengi gözleri ise toprak kadar serin olmasına rağmen bir güvenle ısıtıyordu onu. "Evet."

Kendisini biraz daha ileriye çekti Turna. "Anlatmak ister misin?"

Mahz önüne baktı yeniden. Uzunca parmakları, kucağına düşmüş vaziyetteydi ve nedense onlarla oynamak istiyordu sürekli olarak. "Anlatmak isterdim ama karmaşasından çıkamadığım bir konuyu nasıl anlatabilirim, bilemiyorum."

Duyduğu sözlerden ziyade iyice gözlemlediği gencin sürekli eğilen bakışlarıyla kalbinin incindiğini hissetti genç kız. Bir şey söylemeden evvel ayağa kalkıp, kenardaki atıştırmalık paketlerinden birine uzanıp ağzını açtı. Taburesini öne taşıdıktan hemen sonra ona uzattı paketi. Önce ikrama giden bakışlar kedisine geldiğinde, "Al hadi," diye duyurdu sesini. "Parasını almayacağım." Kıkırdadı.

Ona eşlik ettikten hemen sonra paketin içindekine uzandı. "Sana mislince para verebilirim."

"Ooo zenginiz?" Enerjik bir sesle şaka yollu konuştu.

"İnsanlar öyle diyor." Güldü.

"Şanslısın." Paketi yanlarındaki masanın üzerinde ikrama açık şekilde yaydıktan sonra, yeniden ciddiyetle döndü ona. "Eğer konu hakkında konuşmak istersen istediğin tavsiyeyi veremeyecek olsam bile elimden geleni yaparım. Yani fikirlerimle. Ama konu hakkında konuşmak istemezsen de ohooo ben de konu çok."

Minnettar ifadesiyle sözleri dinlerken konumunu koruyarak olduğu yerde düzeltti oturuşunu. "Aslında ben, bu düşüncelerden sıyrılabilmek için gelmek istemiştim," diye itiraf yolladı o sırada. Turna'dan alabildiği his kadarıyla konuyu gerçekten değiştirmek istemesine yanlış bir yargı verebilecek kişi değildi. "Burada yeniyim ve tanıdığım kimse yok. Sadece seninle bir konuşma geçmişim vardı."

Başını salladı usulca. "Ağabeyinle gelmiştiniz, hatırladım." İlgili bir şekilde sözlerini destekledi hemen. "Gerçekten çok benziyorsunuz." Kızın enerjisi öylesine iyi şekilde yayılıyordu ki etrafa, babasının hakkındaki bu acı yalana bile aynı enerjiyle dolabildi kısa süre içerisinde. Biraz sonra daha birkaç gün önce kavuştuğu annesi aklına geldi. Onu nasıl hitap edeceğini bilemediği için zihnine takılan düşüncelerini ele veremiyordu zaten. Kendisinden on küsür yaş büyük gözüken annesinin, üvey kardeşleri üzerindeki durumu nasıl dile getirebilirdi ki? "Onunla mı tartıştınız?"

Hızla sıyrıldı zihin karmaşasından. Şaşkın ifadesi tebessümle harmanlandığında iki elini de önünde salladı. "Hayır hayır, biz tartışmayız."

Kaşlarını kaldırdı Turna. "Böyle ağabeyler de var mıymış ya?"

"Nasıl oluyorlar ki?"

"Yani ne bileyim? Kardeşinin ağzına çorap sokanı da var, başında masa kıranı da ya da ring meydanındaymışçasına dövüşe koyulanı da." Bileklerini birleştirip ellerini yarım yumruk yaptı. "Aduket!" Kıkırdayıp ileriye uzattı kollarını. İzleyici kalan Giray da gülüşüne destek verdiğinde, oluşan samimiyet ortamı biraz daha rahatlatmıştı Turna'yı. Daha fazla örnek için bir süre düşündü fakat işin içinden çıkamayınca havada salladı elini. "Yani bir ton sataşma oluyor. Yani hepsi aslında oyun üzerine ama küçük kardeş kısmında olanlar bu durumdan pek mutlu değiller."

"Hayır..." diye incelttiği sesini uzatarak söylendi Mahz. "Öyle birisi değil," dedikten hemen sonra ıslak şekilde sarılmasından kaçma çabasını hatırası koşuşturdu zihninde. Ani yükselen gülüşünü birbirine bastırdığı dudaklarıyla durdurduğunda, "Yani anlattıkların kadar kötü değil," diye düzeltti.

Kaşlarını kaldırarak bilmiş bir ifade takındı. "Dedim ya, şanslısın." Bir tane daha atıştırmalık attı ağzına. Yanak içi şiştiğinde, "Annenler kızmıyor mu?" diye ekleyince kendi lokmasını çeviren Mahz, bu kez düşüncelerine hükmederek iki yana salladı başını. "Eminim size çok gülüyorlardır."

"Evet," diye cevapladı. Artık daha rahat hissediyordu ve bunu hissettiği için bile mutluluğu artıyordu. "Senin ağabeyin ya da kardeşin var mı?" Sorusuna cevaben iki yana sallanan baştan sonra bir çıt sesi duyulunca daha da gülümsedi Mahz. "Çıt mı?"

"Hııı, çıt. Ben, ailenin tek çocuğuyum."

"Sana çok değer veriyor olmalılar."

"Evet." Bakışlarını başka bir yöne yönlendirerek gülümsedi kız. Yüzüne akan perçemleri elmacık kemiklerinde güldüğünde oluşan gölgeliğe katkı yapıyordu. "Ben de onlara çok değer veriyorum." Hoş sözleri altında bir bağ ile yoğunlaşan duygular coştuğunda, derin bir nefes aldı Melez'in Oğlu. Fânilerde de aile bağları bambaşka olabiliyordu anladığı kadarıyla. Turna ve ailesi gerçekten güzel bağa sahip olmalıydılar. Annesi ve kendi ailesi arasında sarsıcı bir bağın olduğu gibi.

Zaman gittikçe ilerlediğinde Mahz, kızla geçirdiği an arttıkça, düşünmeyi askıya daha çok aldığını farketti. Markete arada sıra gelen müşteriler olduğunda, bir kenara çekilip, onlara müsade veriyordu. Hatta bir keresinde satım işlemini Turna rehberliğinde kendisi yapmıştı. Market içerisinde dolaşıp karıştırılan rafları düzenlemeye aldılar. Saat iyice ilerlediğinde de kapıyı önceden kapatıp, temizliğe koyuldular. En sonunda Giray elindeki süpürgeyle her yeri süpürürken Turna, günün kazancını hesaplayıp kasayı kilitledi.

Şişme montunu da üzerine giydikten sonra dışarıya birlikte çıktıklarında da beresini takan kız, bisikletine binerek el salladı yeni arkadaşına. Elini hemen havalandırarak karşılık veren Mahz, huzurlu olduğu kadar soğuk havayı doldurdu içine. Gerçekten mutlu hissediyordu. Masum ve yalın bir mutluluk.

Yeniden kendi evine doğru harakete geçti fazla beklemeden. Gün boyu yaşadığı şeyleri yeniden düşünürken yanaklarının acıdığını, yüzündeki ifadeyi düzeltmeye çalıştığında farketti. Kararan havaya rağmen gökte dizilen yıldızlar çok güzel parlıyordu. Sokakların aydınlatma direklerindeki cızırtı, arada sırada yanından geçen araçların sesiyle çok hoş bir ambiyans sunuyordu. Karşı kaldırımdan yürüyen bazı kişiler, telefonlarına ilgilenseler bile hiç takılmadan dümdüz ilerleyebiliyorlardı. Kendi bulunduğu kaldırımda ona doğru gelen altmışlı yaşlarındaki bir adam ise elinde bostan bulundursa bile sanki süs niyetine kullanıyordu. Dik ve saygıdeğer bir duruşu vardı. Bakışlarını istese de ondan alamadığı bir anda adam, başını kaldırıp ona bakındığında, aniden paniklese de kendisine hakim kalmayı başarıp, başını hafifçe eğerek selam yollamayı tercih etti. Yaşlı adam, yürüyüşünü biraz daha yavaşlattığında, gülümseyerek aynı şekilde selam verdi ona. Birkaç saniye süren geçişme, gününü daha da güzelleştireceği ve hiç unutmayacağı bir anı kazandırmıştı.

Evin kapısına geldiğinde, insani hayatına devam etme tadını bırakmayı kabul etmeyerek zile bastı. Melodik ses boğuk bir tınıda duyulduğu sırada heyecanla atan kalbine bir soğukluk düştü. Cebindeki elleri ansızın titremeye başladığında, önünde kaldırıp çatık kaşlarla bakındı. Sadece on saniye içinde oluşan bu yersiz duygulardan nefret edercesine arkasında bir yerlere bakındı öfkeyle. Anlayamıyordu hiçbir şeyi. Biraz önce aynı yollardan geçse de herhangi bir şey gözüne çarpmamıştı. Şimdi neden böyle hissediyordu?

Kapı küçük bir tıkırtıyla açılınca, gece mavisi saçlarıyla karşısında dikilen annesi, şefkatli bir tebessüm yolladı. "Hoş geldin,"sözlerine, içeriye geçip, ayakkabılarını çıkarmaya durduğunda karşılık verdi Mahz. Hemen sonra sırtını dikleştirdiği ilk an annesine sarılıp, alnının bir tarafına öpücük kondurdu. Oğlunun sırtını okşayan kadın, parıldayan irisleri altında başka bir şey anlatıyormuş gibi bakınınca harakete geçmeyi durdurdu. "Misafirlerimiz var."

"Misafir mi?"

Ağız içi mırıltısıyla onay verdi. Salonun yoluna buyur ettiği sırada, "Ağabeyinle benim, üniversiteden bu yana yakın olduğumuz arkadaşlarımız," diye konuştu. Belirledikleri sahte bağlar altında kalmaları gerektiğini anlayarak sessizleşti genç. Canı sıkılmıştı yine. Biraz evvel hissettiği o garip his de bünyesinde hâlâ devam ediyordu fakat bu duruma kulak asmanın zamanı değildi asla ve babasından öğrendiği kadarıyla bunun üstesinden de başarıyla gelebilirdi.

Aydınlık yere vardıklarında önce tanımadığı adamla karşılaştı bakışları. Hemen yanında oturan kadın, sıcak bir tebessümle kalktı ayağa. "Gerçekten de gelmiş!"

Olduğu yerde sadece bakınarak durum değerlendirmesi yapmaya çalışan Mahz, saniyeler ilerledikçe yavaşça araladı dudaklarını. Karanlık Alem'de duyduğu hikayeleri aklına getirdiğinde, her iki yerdeki fiziksel özelliklerin örtüştüğüne emin oldu. Bakışlarını bu kez babasına çevirdiğinde ise onları tanıdığını belli etmesi mi yoksa rol yapması mı gerektiğine karar veremeyerek bir yardım eli aradı ondan. Koltuktaki diğer adam da babası gibi ayağa kalktığı sırada, "Giray gel," dedi Aras. Babasının kaldırdığı kolunun altına adımladığında, omzunu dostane şekilde aldığı darbeden sonra yarım bir sarılış aldı. "Ferda ve Özge. Üniversiteden arkadaşlarımız. Senin yanına geldiğimizden bu yana görüşememiştik onlarla."

"Dört yıl olacak neredeyse." Dudak kıvırıp yakınır gibi söylendiği sırada göz deviren kız, birkaç saniyeye heba ettiği sessizlik sonrasında paytak adımlarla hemen ilerledi. Siyah gözleri, en az dışarıdaki yıldızlar kadar parlaklığa sahipti. Doğrudan Mahz'a baktı. "Sarılmayı sever misin, yoksa sadece tokalaşalım mı? Üçüncü bir seçenekle hiçbiri mi?"

Genç, hafiften tebessümüyle, "Farketmez," diye cevap verdikten hemen sonra kollarını iki yana açan Özge, sevgi dolu bir sarılış sundu. Aynı şekilde olmasa da yine de güzel bir şekilde karşılık verdiği sırada, gizlemek istediği huzursuzluğunda ve titreyen ellerinde zorlandı. Ferda bu sarılış esnasında tüm gerçeği bilerek izledi onları. Gördüklerini sorgulaması gereken fazla şey yaşasa da üç yıla rağmen böylesine büyüyen bir insanı bizzat görmeyi şu an için hâlâ aşamamıştı. Bir insan kanı taşıyan birisinin böyle durumlar yaşaması zihnindeki hayret dolu düşünceleri güçlendirmekten başka bir şey yapmıyordu. Kadın, ona sarılmayı bıraktığında, daha fazla yakın duruşunun rahatsız edebileceğinden çekinerek hemen Ferda'nın yanına gitmişti. "Aras'a ciddi anlamda benziyorsun," diye eklediği sırada Ferda ile de tokalaşan Mahz, önce babasına bakındı.

"Öyle söylüyorlar," diye yanıt verdi, titreyen ellerini sıkıp, arkasına götürdüğünde. Tebessümü esnasında bakışlarını bu kez annesine kaçırdı. Açelya, hissettiği onca duygu karmaşasına rağmen usta bir şekilde gizliyordu her şeyi. Avuç içlerini baldırlarına sildiği sırada yanlarına gelerek koltuğa oturunca diğerleri de onunla birlikte oturdu teker teker.

"Aras," dedi Özge yeniden. "Bize neden kardeşinin olduğunu söylemedin? Bunca zaman nasıl ayrı kaldınız?"

"Ayrı kaldığımı kim söyledi," diye alayla sırıttı Aras. Omuz silkip, her zamanki gülüşünü devraldı. "Sadece size söylemedim."

"Kardeşinin olmadığını söyle-"Kendi sözlerini yine kendisi böldüğünde gözlerini kapatarak koltuğa, Ferda'nın yana uzattığı koluna yasladı başını. "Ayyş..." mırıldanırken dudak ucunu oynattı. "Zaten sana bir şey soranda kabahat. Gerçekten unutmuşum bu huyunu."

"Neredeyse dört yıl," dedi Ferda. Her şeyin perde arkasını bilmesinden midir bilinmez, çok daha sakin ve sessiz yaklaşıyordu duruma ya da içinde barınan hiçbir şeyi, şu an için dışarıya sermiyordu. . "Biz de fazla meşguldük ama onlar kadar biz de suçluyuz."

"Evet..." Sessizleşti Özge de. "Aman canım, zaten şaka yapıyorum. Sonuçta biz de size ulaşmadık. Bazı şeylerin yükünü sadece diğer tarafa yıkarak altından kalkamayız, değil mi?"

Açelya, dostunu özlem dolu bakışlarla izledi sözler sırasında. İlk önce onaylar şekilde baş salladı. Daha sonra ortamın gidişatını ele almak adına tok bir sesle birbirine kapadı avuçlarını. "Geçmiş, geçmişte kaldığı zaman baş ağrıtmaz. Boş verelim şimdi, hadi bardaklar soğuyacak."

Ortamı maziye daldıran sohbet sonrası tek şeyi aldılar ellerine teker teker. Mahz, herkes kendi payını alana kadar bekledikten sonra kalan kupaya uzandı. Biraz daha sakinleşen parmakları, sıcak yüzeyle temasa geçince bu kez tamamen duruldu. Ona melodi gibi helen sohbet yeniden ilerlemeye devam ederken içmeden önce çaktırmadan kokladı bardaktan yükselen dumanı. Bakışları yavaşça Aras'a döndüğünde, garip bir etki doldu benliğine. Biraz sonra diğerlerine de teker teker baktı hafiften gülümseyen çehresiyle. Bu kokuyu, evdeki ilk kahvaltı gününde babasının bardağında da hissetmişti. Şu anda ise adeta üniversite zamanları gibi ortam yeniden kurulmuş ve kahve bardakları yeniden alınmıştı. Biraz önce babasının, kendi bardağını masaya bırakıp, annesininkine uzanması da bu tatlı maziye bir gönderme gibiydi.

Saat ilerledikçe Özge'nin kapanmaya başlayan gözleriyle gitme kararı aldı çift. Gece boyunca Mahz'ı zaman zaman rahatsız eden his, yeni evlerinin ilk fâni misafirlerini uğurlama zamanına geldiğinde, yeniden vurgun yaptı. Bu kez daha yoğundu sanki. Herkesin arkasına geçip, gizlice kaldırdığı ellerine bakındı anlamsız şekilde. Ev sıcaktı sıcak olmasına ama o kasvet havası bir kez daha sahne almıştı adeta. Soğuk değildi ama nefesi havada donup yere düşecekti sanki. İçi üşüyordu.

Ayaküstü görüşme tatlı tebessümlerle son bulduğunda, Ferda'nın son kez kendisine bakışıyla mimiklerinde hızlı bir oyun yaptı. Annesi, kapıyı usulca kapattıktan hemen sonra derin ve sesli bir nefesle dönmüştü ki, bu kez de babasıyla karşılaştı Mahz'ın gözleri.

"Sorun ne?"

Açelya, orta atılan soruyla beraber daha dikkat kesilerek döndü. Genç, bir cevap vermeden evvel ellerini önünde yeniden kaldırdığında, daha önce yaşanmamış gibi hiçbir belirti göremeyince biraz şaşırdı. "Bilmiyorum, bedenim gayet sıcak fakat, içim üşüyor gibi. Yani gibiydi..."

"Hasta oluyor olabilir misin?" Parmaklarını hemen oğlunun yüzüne kondurdu fakat teninin babasına benzerlik gösterdiğini aklına getirerek geriye çekti. "Bir yerin ağrıyor mu?"

"Hayır." Hafifçe salladı kafasını. "İyiyim anne, merak etme." Gülümseyip annesinin elini tutarak avuç içine bir öpücük kondurdu. Kadın, mest olan kalbiyle oğluna bakındıktan hemen sonra ona doladı kollarını. Saçlarını sevip, öptükten hemen sonra acıkıp acık acıkmadığını sordu.

Anne ve oğul birlikte tatlı bir sohbetle mutfağa ilerledikleri sırada arkalarından onu izleyen Ebyaz, içinde oluşan rahatsız edici hissi geçirebilmek adına cevaplar aradı kendi kendine. Mahz hasta olamazdı. Özellikle fânilerde bile basit kategoride olana yakalanması imkansızdı. Peki ya, birkaç saat önceki gizlemeye çalıştığı el titremeleri neyden kaynaklanıyordu? Zaman zaman dizine vurduğunda, ilikleri bile titreşim halindeydi sanki. Neden?

Düşünceleri zihninde çoğaldıkça çoğaldı. Arayış içindeki ruh hali zaman zaman bakışlarını da ele geçiyordu fakat Açelya ve Mahz ona ne zaman dönenecek olsa bunu hemen düzeltiyordu. Bir cevap bulsun ya da bulmasın bu durumu karşılaştığı ilk meleğine anlatmak istiyordu.

Geç saatler geldiğinde, oğlu ve sevgilisi uyumak için odaya gittiler. Aras, daha birkaç gündür beraber olan ikili, her şeyi doyasıya yaşasın diye elinden geleni yapmaya çalışıyordu onlar için. Anne kucağı uykusunun o huzur dolu hissiyatını yaşamayalı asırlar olmuştu... Hatta neredeyse hiç hatırlamıyordu bile. Bu yüzden istediği kadar müsade veriyordu oğluna.

Gece devrildi, sabahın ışıkları kuş cıvıltılarının rengine boyandı. Önce uyanan Açelya, oğlunun sağlık durumunu anlamak için bir süre izledi onu. Sıcak olsa da gecedekine oranla daha sakin bir sıcaklığı vardı. Nefesleri de düzenliydi ve ten rengi de gayet yerindeydi. Rahat bir nefes aldıktan sonra usul adımlarla odadan ayrılıp salona ilerledi. Sabah kahvaltısını birlikte kafede yapmak için Özge ve Ferda ile sözleşmişlerdi.

Koltukların yanına geldiğinde, ince bir battaniye ile bacağını koltuktan sarkarak uyuyan Aras'ın çehresini izledi bir süre. Hemen çaprazına oturup, çenesine yasladığı eliyle baktı güzel çehresine. Yıllar önce Uriel ile yanına ilk geldiğinde, melek ve şeytanların her şeyde yarış yaptıkları gibi görüntülerinde de yarış halinde olduğu söylenmişti. Gülümsedi. Gerçekten de dünyadaki güzellik yarışlarını kıskandıracak kadar çekici yüzleri vardı. Daha sonra görüntülerini seçme konusundaki sorusu geldi aklına. Ve aldığı "Hem evet hem hayır," cevabı... Yani öz görüntülerinde de kendi ırklarına oranla daha mı çekiciydi bunun anlamı? Bu yüzden mi cevap hem evet hem hayırdı?

Kaşları havalandı ister istemez. Onların kendi alemleri ile dünya arasındaki hayatlarını düşündükçe her seferinde daha da etkileniyordu. Onca yıla rağmen buna sıfırıyla alışmak olanaksızdı.

"Çok mu özledin?" diye bir ses geldi aniden.

Kız düşüncelere dalan bakışlarını hemen toplayıp, Aras'ın yavaşça araladığı bal rengi gözlerine bakındı."Hıh?"

"Mükemmelliğimi izlemeyi. Biricik eşini. Çocuğunun babasını."

Gülmek istedi fakat profesyonelce tuttu kendini. "Sana bakıp, böylesine birisinin aşık olduğu kişi ne kadar harikadır, diye düşünüyordum."

Uykulu ruh hali, aniden çatılan kaşlarıyla bozulunca, koltukta iyice doğruldu. "Siz anne-oğul benim repliklerimi çalıyorsunuz." Ciddi duruşu yavaşça alaycı tebessüme kurban gitti. Üzerindeki battaniyeyi yavaşça kenara aldığında, olduğu yerden ayrıldığı gibi, ellerini Açelya'nın olduğu koltuğun kenarlarına yaslayarak eğildi ona. "Benim ailem olduğunuzu çok güzel belli ediyorsunuz." Gülümsedi ve alnını, onun alnına yasladı.

"Her seferinde zirveyi sen alıyorsun ama?" Cilveye cevap vererek çenesini kaldırdı kız.

"Öyle olmazsa eğlencesi kalmaz." Mesafeyi kapatarak derin bir öpücükle bastırdı dudaklarını.

Birkaç saniye boyunca kıpırdamadan öpüşmeye devam ettikleri sırada, olduğu yerde kalkan Açelya ile koltuğa geri oturdu Aras. Kucağına çıkıp, kollarını boynuna sardığı sırada, Melez'in elleri belinden içeriye, tenine dokundu.

Ortamın sıcak enerjisi dakikasını bir yenisine teslim edemeden kapı ziliyle aniden bozulduğunda, ikisi de ansızın kalakaldı. Yavaşça ayrıldıkları sırada, "Bu evin kendi sesi değil," diye konuştu kız. Ayağa kalkıp, kendilerine çeki düzen verdikleri gibi hızlıca kapının yanına vardıklarında Aras, öne atılarak tuttu kulpu.

Aralanan eşikte, sesin farklı duyulmasının cevabı belirdi karşılarında. Her ikisi de bu olayın nedenini hemen anladığında kontrolsüz bir utangaçlıkla doldu. Açelya ise tüm bunların yanı sıra, baştan aşağı buz gibi suyla yıkandığını fakat anında yeniden yandığını hissetti. Bakışları özlemle parlasa da kalbi mahcubiyet ve suçlulukla ezildi.

"Uzun zaman oldu. Muvacehat vakti geldi de geçiyor bile, değil mi?" Heybetli duruşuyla kaldırdı çenesini Baş Melek Uriel. Birbirine kapadığı avuçlarını yavaşça çözüp, iki yanına düşürdü. "Emanet kızımdan daha erken bir adım bekliyordum."

Bölüm sonu

21 yorum

  • Öpüşme sahnesini okuyorsun Şeyma gözlerini kaçırman bir şeyi değiştirmez

  • Aras ile tüm romantik anım bozuldu. Çabuk geçin buraları aşkınızı kaldıramıyorum.

  • Aras Türk baba kombinine uyuyor. Koltukta uyumak bacağını sallandırmak kdkd

  • Olum çok tuhaf 30 yaşlarında ki adama dede diye Umay ve Kutay kadar saçma bir durum. Oğlun doet yıl önce doğdu ama 21 yasinda

  • Mahz evde misafir varsa yapacağın ilk Türk ailesinde ki genç olarak sürat asıp odana kaçmak olmalı

  • Ben olsam saat kaç nerede kaldın nerede sürtüyordun diye kızardım

    1Yanıt
  • Ah be güzelim abisi dediğin adam babası anasını görsen kardeşi dersin ah ah bunlar biraz karışık

  • Turnayı okurken markette çalışan ben geldim aklıma ama benimle konuşmak için gelen Mahz diye birisi yoktu 🥲

  • Mahz tamam anladık babana çektin ama yavaş ol biraz senin için geldim demeler felan

  • Uriele aşık olan ben için her şey mükemmel tek işimiz Uriel... Uriel'e fanlık yapabilirim pankartlar açarak sürekli iltifatlar yağdırarak. Ona mikrofon uzatarak şimdi yakışıklı ve haşmetli kocam konuşmaya başlayacak. Maşallah kocam maşallah diye bile takılabilirim

    1Yanıt