Gökten süzülerek gelen bir yağmur damlası, tenine konar konmaz yok oldu. Siyah saçlarını ıslatan damlalar, giderek daha azalmaya başladığında, montunun ceplerine soktuğu ellerini çıkardı ve şöylece bir bakındı. Binaların üstünde olmayı sevdiğini farketti o an. Göğe yakın ve yerdeki tüm karmaşadan uzak... Her zaman bir insanmış gibi derin nefes aldığı sırada betonu yıkayan damlaların bıraktığı o kokuyu, en derin şekilde hissettiği sırada arkasını döndü usulca. Ondan birkaç metre uzakta, çatı altında bekleyen kadına bakındığında onun da zaten kendisine baktığını farkedince usulca gülümsedi. Her zaman yapmak istediği gibi; hangi durumun içinde olursa olsun, onun yanında olup, her daim destekleyeceğini göstermek istiyordu.
Açelya, aldığı tebessüme aynı cevabı verdiğinde biraz daha rahatladığını hissetti. Esme'ye verdiği bir sözü çiğneyecekti birazdan ama bunu yine Esme için yapıyordu. Daha fazla onun omuzlarında bırakamazdı sorumlulukları. Hele ki bu sorumlulukların sebebi kendisiyken susmaya niyeti yoktu. "Gelecek mi?" diye sordu bu sırada. Aras, olumlu baş salladığında, göğe baktı yeniden. "Onunla yüzleşmekten çekinsem de bunun sebebi bana kızacak olması değil artık."
"Peki ya neden çekiniyorsun?"
Bakışlarını bulutlardan indirip, bal rengi gözlere verdi. "Çünkü meleklerin güvenini tek başına kırmadın. Onları her defasında daha fazla hayal kırıklığına uğratan ve en fazla bedel ödemesi gereken biri varsa o da benim."
"Böyle düşünmeni istemiyorum."
Gülümseyerek iki yana salladı başını Açelya. "Artık toy bir genç değilim Ebyaz." Bakışlarındaki parlaklık şefkate dönüşürken ona, kendisinden daha çok değer vereni bile her şeyden koruyabilmek istedi. Oysa sadece bir insandı ve yapacakları inanılmaz derecede sınırlıydı, yine de kendi duygularında ve düşüncelerinde değişen şeyler bambaşka bir kişiye dönüştüğünü hissettiriyordu. "Her zaman hatalar yaptım ve çoğu zaman göremedim, şimdi ise görüyorum ve onlara verdiğim güvensizlik için üzülüyorum. Yüzleşmek zorundayım ve yeniden güvenlerini kazanmalıyım."
Sustu Aras. Şu anda Açelya ile tek farkı bir melek - şeytan melezi olmasıydı. Haricinde, karşısında konuşan kişi sanki kendisiydi...
"Başarmanı umuyorum Fâni Kızı." Söz bir yankı gibi çarptı bedenlerine, o an birkaç metre ötede beton üzerinde küçük bir gölge belirdi. Saniyeler içindeyse o gölge üzerine ayaklarını basarak siyah kanatlarını kapadı melek. Yüzündeki ifade her zamankini aratmadı. "Hatayı bir derse ya da cezaya çeviren nedir, bilir misiniz?" Her ikisine de derinlemesine bakarken kızın sadece saçlarında yaptığı bir oyunla ne kadar değiştiği üzerinde düşündü biraz da. Sadece görüntüsü değil, duruşu bile değişmişti. "Bir ders alınmışsa o hata tekrarlanmaz. Çünkü gereken şey zaten öğrenilmiştir fakat sonuç bir ceza ise bu en başından beri bir hata değildir zaten; bile isteye yanlış olanı tercih etmektir."
Açelya, gelir gelmez ilk dersi veren Cesaret Meleği'ne biraz çekingenlik, biraz hayranlık, biraz korku, biraz da sevinç içinde yaklaştı. Bakışlarını semada dolaştırdıktan hemen sonra avucunu yarım oval bir hareketle kaldırdı melek, bu sayede yağmur dokunmadı üzerlerine. "Bir ceza almaya hazırım."
Erelim, biraz gülümsedi fakat ifadesi değişmedi. "Hakettiğini mi düşünüyorsun?"
"Elbette."
"Neden?"
Hiç beklemediği soruyla bir anlık kalakaldı kız. Bakışlarını Aras'a çevirdi sonra hemen yeniden önüne döndü. "Bir arada kalmamız için, bize verilen tek şarta sadık kalamadık."
"Ve?"
Derin bir nefes aldı kız. Dudakları aralandı ama bir cevap veremeden yeniden kapandı. Sonra fark etti ki devamını söylemek daha zordu. Kalbi hızlandı ve teni sıcakladı. Meleğin, sorularının sebebini o an anladı; olay hamile kalması değildi. "Ve..." Sustu yeniden ve siyah gözlerdeki bakışlarını almayı kendine yasakladı. "Ve bunu sizden sakladık. Bizim asıl hatamız buydu. Değil mi?"
Baş salladı Erelim. Derin bir nefes aldı ve kollarını bağladığı sırada Melez'ine verdi odağını. "Fazla hata yaptınız ama hiçbiri, bir diğerinin tekerrürü değildi. Sadece fazla cahilce düşünmek, bu sizin tek suçunuzdu ve bunun cezasını çekmemeniz için her zamankinden daha çok sorumluluk almak zorundasınız."
"Melek," dedi kız söylenilen her şeyi en sağlam başlığa kazıya kazıya yazarken. "Bana kızmayacak mısın?"
"Neden bunu yapacağım?"
"Çünkü yanlışın içinde ben de varım."
"Kızsam değişen şeyler olacak mı?" İki yana salladı başını. "Siz cezanızı zaten yaşıyorsunuz ama farkında mısınız bilmiyorum."
Melez, soğuk bir rüzgarla titrer gibi oldu. Zihninde onlarca parçaya bölünen düşüncelerin her biri ortak bir başlığa döndü, baktı. "Uriel," diye mırıldandı meleğinin ismini. Buraya geldiği günden itibaren eksik hissettiği ve hissetmeye de devam ettiği önemli bir parçasıydı. "Baş Melek oldu ve bu kez tüm yargımız onun ellerinde. Onu hayal kırıklığına uğratmamız bir yana dursun, bir zamanlar bazı şeylerden durmadan korumaya çalıştığı kişilere bu kez ceza vermek zorunda kalması, onun en büyük zorluğu olacak. Ayrıca..." sesi kısıldı. "Ayrıca güvenini ciddi şekilde sarstık. Artık bana güvenmiyor."
Açelya, bakışlarını hemen yere eğdi. Sözler bir balyozdu ve kendisi de eski bir duvar... Gözlerindeki tuzlu yaşları belli etmek istemedi ama onları durdurmakta da zorluk çekiyordu. Çenesi gittikçe titrerken dudak içini ısırdı.
"Bunu düzeltmek ya da daha da yıkmak sizin elinizde."
"Peki ya sen?" diyerek kızaran gözlerini kaldırdı kız. "Bizim tek meleğimiz Uriel değil." Burukça gülümsemiş olsa bile fazla ciddiydi sözlerinde. "Senin güvenini nasıl yeniden kazanabiliriz? Bize kızmıyorsan... Hayır, artık kızmayı gerekli görmüyor olsan da her şeyin farkındayım melek."
Erelim, o an duymayı beklemediği sözler karşısında şaşırmadan edemedi fakat usta bir şekilde yine sakladı tüm hislerini. Gözlerini birkaç saniyeliğine kapatıp, yavaş bir nefesle şişirdi göğsünü. İçinde dönüp duran düşünce ve hislerin yoğurduğu o huzursuzluğun ucunu diline verdi en sonunda. "Uriel'i yargı liderliğine taşıyan bendim. Şu anda onun bu kadar karmakarışık durumda kalması da bir nevi benim yüzümden. Lakin siz, buna sevinmelisiniz. Eğer Baş Melek olan hâlâ ben olsaydım, çok daha ders verici cezayı size verdiğime emin olurdum."
"Keşke sen olsaymışsın," diye mırıldanarak araya not düştü Aras.
Ona göz ucuyla bakındığı sırada hafif bir şekilde gözlerini kıstı. Pişman olmuş iki kişinin daveti üzerine buradaydı fakat en iyi ayrıntısıyla hissetmek istediği o duyguyu bulabilmek için bir pamuk ipliğinden diken çekiyordu adeta. Ne siyah vardı ne de beyaz. Grilere sıkılmaktan bile sıkılmıştı artık. "Size verilen görevleri aksatmadan yerine getirirseniz, Uriel'in güvenini yeniden kazanabilirsiniz ve onun güvenini kazanırsanız, benimki de kazanırsınız." Omzularını dikleştirdiği sırada doğruca kıza döndü yeniden. Yüzündeki hiçbir mimik gevşemezken sadece tek kaşı yukarıya kalkıp, indi. "Beni neden buraya çağırttın? Geriye dönüşünden sonra ilk önce Uriel ile buluşmak isteyeceğini düşünüyordum."
Kız, konunun en sonunda asıl gayesine gelmesinin yanı sıra meleğin bir kez daha bu durumun zemininde yatan meselenin farklı oluşuna nokta atışı yapmasına verdi hayranlığını. "Aslında cevabı bizzat sen söyledin Cesaret Meleği." Yutkundu ve hızlanan nefesine hükmetti hemen. "Esme'nin yaptığı bağı biliyorsunuz. Daha ilk anda onun özüyle yayılan fakat ardından her şeyi gizleyen enerjiyi hissetmiş olacağınızı söylemişti." Karşısındaki melek kafasını salladı bu konuşma sırasında. Siyah gözlerindeki dikkatli bakış, Açelya'ya güven verdikçe daha da rahat hissetti kendini. "Esme'nin vurduğu bağ ile Gölge Ruhlar bedenden çıkamadı ya da bedene giremedi. Herkes olduğu yapısallıkta kaldı."
"Bunu farkettik."
"Biliyoruz."
Şişirdiği yanak içindeki nefesi üfürdüğü sırada üzerine aldığı ifadenin değiştiğine şahit oldu. Bu keskin bakış, hiçbir zaman yanılmamıştı ve yanılmazdı. Cihanın Cesaret Meleği bir kez daha namını onurlandırıyordu. Her şeyi, daha hiçbir şey söylenmeden anlamıştı. "Ne yaptınız?"
"Melek."
"Açelya. Esme ne yaptı?"
"Sıçrayan savaşı gerçekten en kusursuz şekilde bitirebilecek bir şey yaptı." Gülümsemek istedi kız ama Erelim'in bakışları öylesine yoğundu ki istese de yapamadı. "Esme, yargısından sonra konuşacaktı. Ama ondan önce sen, Uriel ile konuşmalısın. Bize yardım etmeliler. Devam etmeliyiz."
Geriye çekilip arkasını döndüğünde tek elini saçlarına geçirdi. Geniş omzuları, nefesleriyle hızlandı ve bir müddet öylece bekledi. Yeniden önünü döndüğünde, ise bakışları bile artık daha sakindi. "Onlar perde evrenden değiller. Tamamen bambaşka bir aleme aitler. Çok tehlikeli."
"Hayır." Anında cevap vererek bir adım öne çıkan kız, Erelim'in kolunu nezaketle tuttuğunda, doğruca gözlerinin içine baktı. "Korkulan o şeyler olmayacak melek. Bana güvenmelisin, Esme her şeyi ayarladı."
Gülümsedi. "Güvenmeli miyim?"
"Esme'ye güven." Kırılan bakışlarına rağmen umutla titredi irisleri. "Hayatının ilk hatasını bile en mükemmel sonuçların eline verdi. Lütfen..."
Erelim, uzun uzun baktı ona. Nefesi en ağırından hareketlendirdi göğsünü. "Nasıl ayarladı?" Sorusuyla mimikleri gevşer gibi olsa da yeniden toparladı kendini. Dudaklarından çıkanların mislince zihninde dönenler olduğu o kadar aşikardı ki, o sustuğunda dudaklarını mıhlıyordu Melez ve Nabiz. "Hayır. Bu fâni alemi için çok tehlikeli. Kapı açılırsa Gölge Alemi'nden daha tehlikeli olabilir. İyi ruhaniyete sahip olsalar bile enerjileri burası için çok fazla. Dengeyi çok büyük ölçüde zedeleyebilir."
Tüm sözleri boyunca hafif bir tebessümle başını iki yana sallayan kız, onun tüm endişelerini yok edecek bir cevaba sahip olduğu için huzurla parlattı bakışlarını. Susma hakkını en dibine kadar kullanarak izleyen Aras, aslında geleceğe yönelik durum değerlendirmesi yapmayı amaçlayarak her sözü en ince şekilde eleyerek ekliyordu zihnine. "Bu yüzden hepsi değil."
"Ne?" Kolunu geriye çeken Erelim, bu kez kendisi tuttu Açelya'yı. Sorusu aslında şaşkınlıktandı ve bunu her biri biliyordu. Cevabının ne olduğunu da Cesaret Meleği'nin bilmesi gibi. "Ah... Bu kışın sancısı çok olacak. Çoktan buraya geldiler, değil mi? Size yardım eden onlardı... Bu yüzden sizi asla bulamadık ve sizin için giden her Gölge, bu yüzden geri dönemedi ve izleri bize asla ulaşamadı." Geriye çekildi. İçten içe iyice değerlendiriyordu fakat tek başına bir sonuca bağlamak asla kolay değildi. Çağırılanlar gerçekten başka seviyeydi ve kaç tanesinin dünyanın dengesini sarsacak olduğu bir muammaydı. "Ahh..." diye sessizce nefesledi. "Esme..." Başını kaldırdı ve semaya bakındı.
Aras, o an daha fazla sessiz olmak istemeyerek yaklaştı meleğine. "Uriel ile konuşmalısın, Erelim." Birkaç saniye içinde göz göze geldiklerinde, "Bu yolun en iyisi olduğuna aslında sen de inanıyorsun," diye ekledi. "Endişe ediyor oluşun denge koruması için, bunun ben de farkındayım fakat Esme de bir melek ve her şeyi hesap etmeden böyle adım atacak kadar az yaşamadı. Uriel kadar deneyimli birisi, bunu sen de biliyorsun." Sessizlik, şehrin düzensiz notasıyla yeniden birleşti bir süreliğine. Doğru noktaya imzasını atan Aras, Açelya'nın içini biraz daha serinletmişti. Eğer Erelim de hemfikir olarak Baş Melek'le görüşürse geriye kalan görev gerçekten basit rotada olacaktı.
"Haklı olsanız bile bu düşündüğünüz kadar kolay olmayacak," şeklinde konuşan melek bir süre daha bekledi. Buna rağmen artık daha sakindi ve sanki bazı şeyleri iyice kendisinde oturtmuştu. Yeniden ikiliye dönünce iki yana hafifçe açtı kollarını. "Uriel, Esme'yi Yargı'ya çıkarmayacağını duyurdu."
"Ne?" Ansızın söylendi Ebyaz. Tarafsal açıdan bakıldığında iyi bir gelişmeydi fakat konsey açısı ele alındığında tehlikeli bir adımdı. Fazla tehlikeli... "Neden böyle bir şey söyledi?"
"Yaptığı şeyin kötü bir sonuç vermediğini, sadece gizli ilerlediğini öne sürdü. Fikrine katılanlar olsa da oldukça azınlıktalar."
Melez, endişelenmeden edemiyordu. "Başkaldırı olursa?" Anında olumsuz olacak ihtimalleri, sonuçlarına kadar düşündü ve bu, onu daha da strese bindirdi.
Erelim, dudak ucunu tek tarafa kıvırdığında, bir gölge düştü ifadesine. "Aslında tam olarak bunu düşünüyor."
"Bu ne demek?" Yakınır gibi çattıldı kaşları. "Yüksek Konsey Akatriel'in yardakçılarıyla kaynıyor!" Biraz öne çıktığında, hatırladığı isimlerle parladı bal renkleri. Cevap olarak sadece gülümseyen melek, gerisin geri yürüyerek çekildi ve ihtişamlı siyah kanatlarını yaydı semaya. Tam o an ıslak damlalar yeniden dokundu her birinin bedenine. Hiçbir şey için cevap dillendirmeden gitmeden evvel son bakışını Açelya'ya yönlendirerek yavaşça silindiğinde, ardında değerli bir mücevherden dökülür gibi toz taneleri parıldadı. Yağmur altında kalan bedenler o yöne doğru bakmaya devam etti bir süre daha. Aras, beton üzerinde beliren kısım kısım birikintilere bakınırken kendinde not ettiği her sözün bir özetini geçti kendi yargısında. "Uriel neden böyle bir şey yapmış olabilir?"
Bakışlarını ondan yana çevirdi Açelya. Parmaklarını Aras'ın iyice ıslanmaya duran saçlarına götürdüğünde gülümseyerek düzeltti alnına inenleri. "Onlar ne yaptığını çok iyi biliyor." Sözlerinin ardından bir karşılık aldı gözlerine. Elini indirdiği sırada bu kez Melez aynı hareketle düzeltti kızın saçlarını. Ardından elini yanağına kadar götürdü ve baş parmağıyla çenesini tutup, kendisine çekerek dudaklarına bir öpücük kondurdu. "Hadi evimize gidelim," dedi ayrıldığında. "Oğlumuzu çok bekletmeyelim."
"Gidelim."
Hemen sonra, bir an bile beklemeden yağmur altından ayrılan ıslak bedenler, minik evlerinin holünde sıcak bir ortama taşındı. Islak ayakkabıların parkede bıraktığı gıcırtı sesiyle başını hemen o yöne çeviren Mahz, "Sonunda!" der gibi bakındı anne ve babasına. Koltuktan hızla kalktı ve karşılarında dikildi. "Sırılsıklamsınız."
"Yağmurda ıslanmayı özlemişim." Gülümsedi Açelya. "Ama hasta olmak istemiyorum, hemen gidip üzerimi değişmeliyim."
Aras, odalara doğru ilerleyen Açelya'ya tek kaşını kaldırarak gülerken oğluna yaklaştı kollarını açarak. "Babayı özledin mi? Hadi kocaman sarıl."
"Hayatta olmaz." Kollarının yanından kıvrak hareketle sıyrılan Mahz, ters bir şekilde bakınırken ikisinin arasındaki oyunu farkeden Açelya, durup, onlara döndü. Aras, değiştirdiği ses tonu ve etrafa açtığı kollarıyla Mahz'ın peşinden paytak adımlarla ilerlerken Mahz ise ıslaklığı hiçbir şekilde kabul etmeyerek kaçıp duruyor, kabul etmediğine dair şeyler söyleyip, ardından yeniden kaçıyordu. "Bir damla kuru yerin bile yok!"
"Ah, işte sevgimiz gibi. İzin ver baban bunu sana da göstersin."
"Avucunu yala."
"Ne?" Bir an için durdu. Kafasını hafif bir hareketle sağa yatırırken dişleri arasından çektiği nefesle çattı kaslarını. "Ben böyle yetiştirmedim de bu nereden öğrendi bu sözleri?" Omuz silkip, daha kararlı bir şekilde baktı bu kez. "Cezan birikti evlat, kaçacak yerin yok."
"Ya baba!" Koltuğun köşesine iyice sıkıştığında üzerinden zıplayıp salonun diğer ucuna koştu hemen. "Git, anneme sarıl."
Açelya'ya baktı Aras. "O da ıslak."
"İyi ya işte. O da ıslak sen de. Islak ıslak sarılırsınız, harika bir uyum."
Ellerini beline koydu Ebyaz. "Labezerin sana hayatın bilgilerini yüklerken aşırıya mı kaçtı acaba?" Yeniden ilerlemeye koyuldu fakat bu kez koşarak annesinin arkasına sığınan oğlunun eline zafer bayrağını vererek başını eğince, kolları sesli bir şekilde iki yanına çarptığında kıkırtısını duyurdu. Mahz, Aras gibi gülümseyen Açelya'nın omzu üzerinden başını kaldırıp bakındı. "Tamam," dedi babası. Kollarını yeniden iki yana açtığı ilk an ani bir buhar kalktı üzerinden. Kıyafetlerinde tek bir ıslak nokta bile yoktu artık. "Şimdi sarlaılalım mı?"
"Voah..." Hayranlığını gizlemek istemeyerek öne çıktı. "Sihirbaz gibiydin."
"Sihirbaz? Hah..." Alaycı bir bakışla gülümsedi. "Onlar sadece bizim gibi olmaya çalışan göz oyuncuları."
"Doğru..." Sarılmadan hemen önce omuz silkti. "Yine de izlemesi eğlenceli." Gözlerini kapatıp, anın huzuruna verdi kendini. Hemen ardında bekleyen Açelya'nın hâlâ daha kendilerini izlediğini biliyordu. Ve onun varlığı en çok da bu huzuru sağlıyordu aslında. "Geriye sadece Solomia ve Ivan'ın annemle bir araya gelmesi kaldı."
Aras, hazırlıksız yakalandığı itiraf sonrası aniden üşüdüğünü hissetti. Bakışları kızınkilerle buluştuğunda, hiç de sakin olmayan bir ifadeyle karşılaşınca, oğlunu saran kolları gevşedi. Mahz, bunu hissederek geriye çekildiğinde, arkasını döndüğü an, biraz evvel söylememesi gereken bir şeyi ağzından kaçırdığını anladığında, aralandı dudakları.
"Aras?"
"Açelya, sana söylemek için erke-"
"Aras." İsmi yeniden, daha baskılı söyleyerek kesti sözünü. "Mahz kimden bahsediyor?"
Baba ve oğulun bakışları birkaç saniyeliğine buluştu ve yeniden döndü aynı yöne. Zamansız olsa bile artık olası bir geri dönüş sonucunun daha kötü zamanı doğuracağı bir anda kaldılar. Fâni bedene iyi gelecek sakin bir nefes aldığında Mahz'ı da geçerek hemen karşısında dikildi Aras. Sorulan soru, gerçek bir bilinmezliğe dayalı değildi. Cevap herkes tarafından aşikardı fakat onlara lazım gelen tek şey vardı, bu görev de artık Melez'in omuzları üzerindeydi. "Kardeşlerin, Açelya. Senin için gelen kardeşlerin."

