Uyanmak istenilmeyen rüyalar gerçeğe düştü, bu kez de gözler kapanmaya korktu. Nefes nefese bir koşudan sonra kapı ağzında kendini gösteren kişi, tüm o düşlerden daha güzel bir şekilde aldı yerini. Hiçkimsenin beklemediği anda, hiç kimsenin hesaba katamayacağı bir şekilde... Biraz evvel Gölge Ruhlar'ın neden başka yöne koştukları, işte şimdi canlı bir delille karşılarındaydı. Omuzlarına kadar kesilen saçları, geceye bulanmıştı. Yıldız görevini ise gözlerde biriken o suların parıltısı devraldı.
Aras, bütün ciddiyetini ve öfkesini hayatı boyunca hiç sahip olmamış gibi attı bedeninden. Dudakları hafiften aralıktı ve kirpiklerine tutunan yaşlarlaydı. "Açelya," diye konuştu en sonunda. Düşen omuzları, kendisine bakarken burukça gülümseyen kızın koşuşuyla yükseldi. Hızla ileriye atıldı. Artık beklediği her saniye gerçek bir ziyan olacaktı. Alevi yansıtan kızıl saçları yerine gelen bu gece mavisi saçların yeni görevi, Aras'ın gönlündeki yangına su olmaktı artık. Bedenler koştu ve kollar, hiç kopmayacak gibi birbirlerini kapattı.
Kız, yüzünü Aras'ın boynuna gömdüğünde daha fazla dayanamayarak hıçkırık yayına ok olan bir ağlayış gönderdi. Melez ise hem beklemediği bu visalin şaşkınlığındaydı hem de biten hasretin gölgesinde. Aralık kalmış dudaklarını, gözleriyle aynı anda kapattı. Kollarını biraz daha sıkıladığında, daha fazla hissetmek istedi aşık olduğu kadını. Elini saçlarında dolaştırdı ve boynunun ıslatılmasına biraz daha izin verdi. Öylesine tarifsiz bir andı ki, ona ne kadar yakın olursa olsun bir türlü doyamıyordu.
Açelya, "Aras..." diye kontuştu en sonunda. Hafiften boğuk çıkan sesindeki o hüzün tüm zerresiyle hissediliyordu. Biraz da yorgun gibiydi. "Oğlumuz nerede? Mahz'ım nerede?" Titredi dudakları. Gözlerinin rengini bile göremeden kucağından alınan yavrusuna doya doya bakmak, sıkı sıkı sarılmak ve öpmek istiyordu artık.
Her şeye sessizce şahit olan Mahz'ın gözleri küçük bir çocuğunkiler gibi kocaman açılmıştı. Annesinin adını söylemişti babası. Kızıl Güzeli dediği kadının adını. Ve o kadın, şimdi de Mahz'ın adını söylüyordu. Nefesi hızlandı. O an, taşımak zorunda olduğu her şeyin ipini çözmüş ve yere bırakmıştı sanki. Çok garip... Fazlaca garip bir duyguyla doldu tüm benliği. Her şeyi şikayet etmek isteyip, sırtının annesi tarafından sıvazlanmasını istedi. Yaşadığı tüm badireler boyunca hayalini kurarak ayakta durduğu o sarılışı, artık tatmak istiyordu. Biraz öne yürüdü usulca. Adım sesleri, tozlu mekanda yankı oluşturdu bir anlığına. Babasınınkilerle buluşan gözlerinde bir titreyiş vardı. Bir yanı çekinirken diğer yanı, bağıra bağıra ağlayarak sarılmak istiyordu. O an gelmişti işte. Mahz için artık hiçbir sıkıntı kalmamıştı geride. "Anne..."
Açelya, duyduğu sesten biraz sonra umutla bakan gözlerini kıstı. İlk başta anlayamadı ama ne duyduğunu düşündükçe zihninde bir şimşek çaktı sanki. Geriye çekilip Aras'a baktığında, onun farklı bir yere odaklandığını görünce o yöne döndü. Hemen birkaç adım ötesinde duran siyah saçlı bir genç görünce kaşları hafiften çatıldı. Dikkatle bakındı. Yirmili yaşlarında olması gereken bir gençti. Aras'a döndü yeniden ama çehresinde biraz hüzün biraz da huzur olan Aras, hâlâ daha o yöne bakıyordu. Bakışlarını eğip, gözlerini birkaç kez kırpıştırdı kız. Zihnine oturan bazı şeyler, kalbini hızlandırmaya başladı. Yeniden döndü ondan tarafa. Bu kez, serbest bıraktı tüm mimiklerini. İncelemek istedi. Uzunca boylu, yakışıklı ve esmerdi. Yaşaran gözleri, aşık olduğu Melez'in aynasıydı sanki. Ve biraz da çilleri vardı... Yoğun bir sızı ve keskin bir çınlama doldu zihnine. Çenesi titrediğinde dudaklarını sıktı ama buna rağmen engel olamadı bu zelzeleye. Çeperleri al rengine dönerken gözleri anında yaşlarla dolduğunda, hızla inip kalktı göğsü. Aras'a son kez baktı ve bu kez karşılık da aldı. Kontrolünü sağlamak için alt dudağını dişledi, başını hafifçe eğerken o soruyu sordu gözleri.
Ve Aras, evet diye salladı başını.
Dizlerinde bir çözülme olur gibi oldu bir an için. Sevgilisine kavuşmak için tanıyamadan geçtiği oğluna baktı. Nasıl olmuştu bu? Sadece üç yılda nasıl bu hale gelmişti? Minik bebeği, kocaman olmuş, annesinin boyunu bile geçmişti... Hızla büyüyen bedeniyle bir bütün oluşturan zihni, en eğlenceli geçmesi gereken o yaşlarını nasıl noksan kılmışı? Gözlerini kapattı ve düşüncelerinin acımasız ocağında yanan yaşlarından bazılarını akıttı. Bir adım attı ve bir tane daha. Uzattığı elini, omzuna değdirdiği an Mahz'ın bakışları da eğildi ve titredi. Omzuna dokunan annesi, öylesine izliyordu ki çehresini, büyümesini göremediği tüm o yılları söküp almak istiyordu adeta. "Anne," dedi Mahz yeniden.
Tam o an, oğlunu aniden çekip kollarıyla sıkıca dardı Açelya. Titreyen elini ensesine götürdü ve diğeri sırtında kaldı. Kısa kısa aldığı nefesleri bu kez birleşti ve yüreğindeki feryada bir nefes olabilmek için derince geldi. Gözlerini sıkıca kapatıp, yüksek sesle ağladı yüreğindeki tüm özlemini. Sanki yetmiyordu bu. Sanki yeterince sıkı sarılmıyordu... Ne yapmalıydı kalbindeki bu özlemin biraz olsun hafiflemesi için? Hafifçe döndü ve saçlarından öptü, sonra yeniden sarıldı. Sarılışına sıkı bir karşılık veren Mahz ise kapattığı gözlerinin ardında gözüken o karanlık perdeye, şu anda hissettiği o tüm duygularının resmini kazıdı. Annesine kavuşmuştu artık. Sonunda... Anlatılanlarla hayalini kurduğu annesine gerçekten sarılıyordu. "Nasıl bu kadar büyüdün?" Açelya'nın bertaraf olmuş sesi duyuldu sessizliğim göbeğinde. "Nasıl bunca şeyi omuzlarında taşıdın?" Soru sordukça hem sevdi hem de daha da sıkı sarılmak istedi oğluna. Düşünceleri zihninde çoğaldıkça ihtimalleri canlandırdı zihninde. O ihtimaller sahne aldıkça onlarla beraber süregelen tüm zorluklar çığlık çığlığa koşuşturdu. Ve onlar koştukça annenin kalbi daha da yandı. "Özür dilerim," dedi Açelya bu sırada. "Özür dilerim oğlum... Özür dilerim bir tanem." Saçlarını sevdi ve dönüp yeniden öptü ve sonra yeniden. "Seni bir daha asla bırakmayacağım. Artık bir aradayız..." Aras, izlemeye doyamadı var olabilecek en güzel tabloyu. Sevdiği kadına, oğullarını söz verdiği gibi getirmişti. Belki Açelya'nın beklediği bir şekilde değildi ama yine de sapasağlam ve güçlü bir şekilde bunu başarmış ve sözünü tutmuştu. Şimdi de oğluna bizzat söylemek istediği şeyi, Kızıl Güzeli'nin dilinden duyuyordu. Derin bir nefes aldı ve o an gerçekten her şeyi bir kenara alıp, bu manzaranın huzurunu her zerresine kadar hissetmek istedi.
"Dileme anne," dedi Mahz. Gözleri hâlâ daha kapalıydı ve o da sadece anın huzurunu tatmak istiyordu. "Bırakalım her şeyi. Sadece sarılalım."
Duyduğu sözle hem parçalandı hem de sıcacık oldu Açelya'nın kalbi. Oğlunu merhametle severken sırada bekleyen tüm göz yaşlarına rağmen gülümseyip, durdurmaya çalıştı kendini. Sadece oğlu mutlu olsun istiyordu. Zaten çok zor dönemlerden geçmiş olmalıydı. Geçen üç yıla rağmen böylesine büyüyerek geldiğine göre hiçbir dönemini yaşayamadan diğeri geldiği için gerçek anlamda çok zor zamanlar yaşamış olmalıydı. "Artık hiç ayrılmayacağız. Baban da ben de artık hep seninle olacak." Gülümsedi Mahz. Düşüncesi bile tüm cihanı ona veriyordu sanki. Şimdi ise bu düşlerini bizzat annesinin sesinden duyuyordu.
Birkaç dakika boyunca sarılıp, huzur gölgesi altında konuştular öylece. Geldiği koridorda yankılanan adım sesleri, Aras ve Kharon'un dikkatini çektiğinde yaşaran gözlerini oraya çevirdiler. Aras, gelen kişiyi hissedemese de anlamış olmalı ki heyecanla parlattı bal rengi gözlerini. Bu bekleyişe yeşil ışık yandı birkaç saniye sonra. Elindeki hançerle kapı eşiğinde gözüktü Esme. Bakışları önce anneye ardından oğluna kaydığında gözlerini kapatıp başını yukarıya kaldırdı. Elindeki hançer sönerek yok olduğunda ise elini yüzüne götürdü ve sıvazladı.
Kharon, gelen kişinin bahsi geçen melek olduğunu anladığında, diğerlerine de son bir kez bakıp, hemen taşıdı bedenini. Artık kendi görevinin sonuna gelmişti. Birkaç dakika önce anne ve oğulun kavuşmasını gizlice izledikten sonra Vesta ile giden kardeşler gibi sahayı artık tamamen asıl özlem sahiplerine bıraktı o da.
Esme ileriye birkaç adım geldikten sonra durdu ve sol üst tarafında bir yere bakındı, ardından yeniden hareketlendiğinde Aras'ı buldu gözleri. Çehresine yerleşen tebessüm giderek büyüdüğünde, tam da Melez'in karşısında durdu. "Uzun zaman oldu," diye konuşurken Aras anında onun gibi gülümseyince, tek omuz yakınlığında sarılıp geriye çekildiler. "Hâlâ daha tek parça olmana sevindim."
Aras güldü. "En çok kimin sevindiğini konuşursak kaybedersin."
Kıkırtıyla cevapladı melek. Omzuna hafifçe vurup, geriye çekildiğinde diğerlerine bakındı. Mahz ve Açelya da onlara döndüğünde, ıslak kirpiklere rağmen sevinçle parladı gözleri. Esme, huzurla dolan benliğinin etkisini bulunduğu sahaya anında yaydığında, buyeleri sona erenleri rahatlatmak ve yakıcı özlemden kurtarmak istedi. İnsanoğlunu biliyordu. Duyguların ızdırabında koca ömürlerini bile yakacak kadar hassastı çoğu. Sırf bu yangın vesilesiyle anın tadını alamadıkları çok şeyleri oluyordu. Buna izin veremezdi. Visalleri tamamlamanmışken şimdi de bu duygularla kavrulmalarını istemiyordu. "Mahz..." diye mırıldandı biraz yaklaştığında. Tam önünde durunca ona parlak gözlerle bakan Yeni Doğan'a sarıldıktan sonra iki kaşı ortasından saç diplerine doğru usulca çekti baş parmağını. "Zordu değil mi? Sakın endişelenme. Hiçbir şey için kara düşüncelere dalma. Sizin kavuşmanız, nasıl ki karanlık gecenin sabahı olduysa her zaman, her karanlığın sonunda bir aydınlığın seni beklediğimi aklında bulundur."
Mahz, gözlerini usulca kapatıp açtığında, bedeninden çekilen bir şey hisseder gibi oldu. O şey giderek yok oldukça, sıkışan bağrında bir huzur filizlendi saniyeler içinde. Kendi hikayelerinin baş karakterinin başlamasında etkili rol alan meleği karşısında görmek bir yana, ondan böylesine söyler duymak çok daha güzeldi. Derin bir nefes aldı ruhu. O an kuşlar kadar hafifti sanki. Başını hafifçe eğip kaldırarak onay verdi ilk önce. "Sizinle tanışmak büyük bir onur," diye konuşurken gülümsedi.
Esme, duyduğu saygın sözün güzelliğinde kaldı bir süre. Zarif parmakları, gencin saçlarını okşadıktan sonra yanağına indi. "Her zaman böyle ol, olur mu?" gülümsedi. "Sen, sadece sensin ve çok özelsin."
Ebyaz, ilk defa duyduğu bu sözlerin etkisine daldı bir süreliğine. Kendisi de dahil Mahz için her daim benzetme yapılmıştı fakat ilk defa böylesine sihirli sözlerle bir abide kurulmuştu. İlerledi ve özlemini hâlâ daha yenemediği kadının yanına gidip kolunu omzunun üzerinden geçirirken oğlunu da çekerek dev bir kucaklaşma verdi onlara. İşte şimdi gerçekten o eski kendisi gibi hissetti. Hiçbir şey eksik değil, hiçbir şey yanlış değil... Kanatlarının altında saklayabilir ve tüm tehlikeler karşısında kalkan olabilirdi. "Gitmeliyiz."
"Evimize..." diye konuştu Açelya. Ama hemen sonra olumsuz yanıt geldi.
"Hayır. Uriel emredene kadar oraya dönemeyiz."
Yutkundu sırada tedirgin bir bakış yolladı kız. "Uriel..." Esme'ye bakındı.
"Her şeyi biliyor olduğuna zaten emindim," dedi melek. Bakışlarını fabrikanın kırık camlarından dışarıya taşıdığında, gözlerindeki o kırık ifadeyi gizlemek istedi aslında. Aşık olduğu melek için bir hayal kırıklığı olmuştu. Baş Melek mertebesine yükselmiş olduğu halde onun emrinden çıkıp bir yasağa ortak olmuştu. Onunla karşılaşmak zorundaydı fakat ne yapacağını, ne diyeceğini asla bilemiyordu, sessiz de kalamazdı ve kaçamazdı da. O gelmeden gitmeliydi yanına. Her duruma rağmen bir de bizzat yanına gelirse bu kez asla gözlerine dahi bakamazdı.
Açelya herhangi bir şey söylemeden önce oğluna çevirdi bakışlarını. İfadesi anında yumuşayıp, şefkate dönerken onun yanında herhangi bir durumdan bahsetmekten kaçındı. Masum bebeği, bu durumları düşünerek sıkıntıya girmemeliydi. Hiçbir suçu yokken anne ve babasının sorumluluğuna omuz vermemeliydi. "Gidelim," diye konuştu. Aras'a döndüğünde yüreğinde doğan aşkla izledi güzel çehresini. "Yeni yuvamız neresiyse oraya gidelim."
Aras, tebessüm etti ve elinden nazikçe tutup kendisine çektiğinde oğlunu da yaklaştırdı. Esme onlara baktığında, bir süreliğine Melez'le bakıştı. Susan dudaklar yerine bir karar masasında oturdu ifadeleri. Aslında Aras neler yaşanacağını biliyordu fakat Uriel adına hiçbir şeyi söylemek istemedi. Bizzat konuşmaları gerekiyordu. "Görüşmek üzere melek. Sana derinden minnettarım."
Samimi bir tebessümle karşılık verdiğinde mekandan ayrılışlarını izledi melek. Her ne olursa olsun, onları bir arada gördüğü için mutluydu. Şimdi sırada olan şey ise korudukları kişiler gibi olmak istediği meleğin karşısına çıkmak ve yargıya hazır olmaktı...
Bir gök gürültüsü sardı terkedilen mekanın içini. Esme, bakışlarını eğip burukça gülümsedikten hemen sonra yeniden camdan dışarıya bakındı. "Geliyorum," dedi kendini duyabileceği kadar. "Seni daha fazla bekletemem."
Mahz, fâni hayatına yoldaşlık eden evlerine vardıklarında kocaman bir sevinçle baktı annesine. Elini bir an olsun asla bırakmıyordu ve yüreğinde zıplayıp duran bir his, annesiyle uzun uzun konuşmak için adeta can atıyordu. Bu kez evin dışına değil, içinde açıldı aydınlık perde. Açelya önce çocuğuna, sonra eşine ve en sonunda eve bakındı uzun uzun. O an zaman ve mekanın bir hiç olduğunu hissetti içten içe. Önemli olan onlarla bir arada olabilmekti. Daha dün, aynı saatlerde almıştı Esme'den haberi. Büyük gün denilmişti. Nedenini anlayamamış, sadece çok önemli adım atacaklarını düşünmüştü; bunu düşünememişti bile... Fabrikaya geldikleri an boynundaki kolyenin kendi çevresine bile ışık saçacak kadar parlamasıyla anlamıştı bu kavuşmayı. Dökük duvarlarına rağmen ayakta kalmayı başarabilen fabrika, o an çok güzel gelmişti gözüne. Tozlu koridorlarında koştukça ışığı gittikçe artan kolye adeta kutup ışığı olmuştu. İleriye ilerlediklerinde huzurunu sıcak bir tebessümle resmetti yüzüne. Koltuklara oturduklarında Aras, ikisinin yan yana olması için tekli olana yerini aldı. Ayrıca onları sanatsal bir manzara gibi izleyebilmek için de oldukça güzel bir fırsattı bu. Açelya hâlâ daha çocuğuna bakıp, büyük bedenine hem gurur hem de hüzün duyuyordu fakat oğlu her daim gülümsesin diye bu hislerde sadece gururu yüz tuvaline alıyordu.
Saatler geçti. Aras ve Açelya, gerçek bir fâni gibi davrandılar, geçmişteki tatlı anlardan ve komik zamanlardan... Mahz'larının yanında bu bekleyiş süresince yaşadıkları tüm o zor süreçleri anlatmaktan kaçındılar. Bugün bir zaferdi onlar için. Ailenin yeniden birlikte oldukları ve artık ayrılmayacakları gündü.
Mahz, annesinin gözlerine bakarak gülümserken uzanıp saçlarına dokundu usulca. Açelya, bu temas karşısında adeta erimiş bir mum gibi oldu. Hem içi akıyor hem de kalbi giderek daha da ısınıyordu. "Babam, seni bana anlatırken hep, Kızıl Güzeli diyordu," dedi sakin bir ses tonuyla. Bal renkleri, mavilere karışırken parıltısı giderek arttı. Yanakları kızardı ve bir süre sonra başını eğdi. Yine de aklındaki söylemekte kararlıydı. "Ben ise bir Gece Kraliçesi'yle karşılaştım."
Aras, duyduğu sözle kaşlarını havalandırdı. Bakışları Açelya ile buluştuğunda, elmacık kemiklerini belli eden o gülümsemesini izledi. İltifatı, zihnimdeki duvarlara kocaman bir tablo olarak astı. "Ben de bir kral ve bir veliahtla karşılaştım," diye yanıt verdiğinde, oğlunun yanağını sevdi parmaklarıyla. Hafifçe öne eğildiğinde, yüzündeki ifadeyi kısıp, sır verir gibi elini ikisinin arasında kaldırdı. "Aramızda kalsın, senin koyduğun takma ismi daha çok sevdim." Geriye çekilirken kırptı gözünü. Mahz, omzularını kaldırarak gülümsediği sırada Aras'ın sahte öksürüğü mekanda hakimlik kurdu.
"Ne konuşuyorsunuz fısır fısır?" diye sordu duymamış ayağına yatarken. Oysa en sessiz tonda mırıldansalar bile rahatlıkla duyabilecekti.
"Bu ikimizin arasında," dedi Açelya. Oğlunu çekip sarıldı, elinin tersiyle bir şeyleri iter gibi yaptı. "Sen git, bize bir şeyler hazırla."
Aras, dudaklarını büzüp, kaşlarını kaldırarak baktı sevdiği kadına. "Demek öyle..."
"Oğlum söyledi, çok güzel şeyler yapıyormuşsun."
"Beni böyle teşvikleyemezsin." Koltuktan kalktı usulca. Adımları onu zaaflarının önüne kadar taşıdığında eğilip, Açelya'nın yanağına koydu elini. "Ama bir öpücükle sana masayı donatırım."
Mahz, dudaklarını birbirine bastırarak düz çizgi yaptığında hafifçe geriye çekilip izlemeye devam etti. Annesinin yanaklarına dolan kızarıklığı fark etti hemen, babasında ise beyaz tenden başka bir şey yoktu. Birbirleriyle uğraştıklarında böyle mi oluyor yani, diye düşündü. Biraz daha geriye çekildi ve daha rahat bir açıyla bakındı onlara. Aras, Açelya'ya biraz daha yaklaştığında, omzuna vurdu kız. "Sanki kendi ellerinle yapacaksın da." Omuz silkip, göğsünden ittirdi usulca.
"Ben yapayım mı?"
İkilinin dışında konuşan kişiye döndüler aynı anda. Öylesine huzurlu bir bakış vardı ki karşılarında... Aras, dudaklarını yavaşça kapatıp, dikkatlice baktı. Mahz'ı böylesine huzurlu ve mutlu gördüğünü hatırlamıyordu bile. Her zaman bir kırgınlık taşıyan tuval fırçası, bugün bambaşkaydı. "Ben yaparım," dedi şefkatle. Sırtını dikleştirip, tek kaşını hafifçe kaldırdı. Ona aynı ifadeyle bakındıkları sırada mutfağa gidişinden sonra Mahz'a döndü Açelya.
"Bu bizim ilk yemeğimiz olacak. Tüm şerefi babana bırakamam."
"Ama onu sen gönderdin."
Kıkırdayıp, elini anlamsızca havada salladı. "O sadece bir takılmacaydı." Uzandı ve yanağından öptü küçük bebeğinin. "Bundan ilerleyen zamanda daha iyi anlayacaksın." Başını usulca sallayarak karşılık verildikten sonra ayağa kalktı. Aras'ın yanına geçtiğinde, onlara bakınmaya devam eden Mahz, biraz sonra üzerini değiştirmek için gitti odaya. Babasının dediği gibi yapabilirdi ama annesinin yapabildiği gibi davranmak istedi bu kez. Fâni hissetmek fazlaca garipti zaten. Her zaman bir uğraş olsa da rayına oturan bir kuralın oluşu, hayatın çabasını daha iyi hissettiriyordu. Özel güçler, sadece bir durumlar karşısında gerekli gibiydi sanki.
Melez, arkasından yaklaşan ayak seslerini duyduğunda gamzelerine verdi söz hakkını. Biraz sonra beline sarılan kollar hissettiğinde elindeki işi durdurdu. Bıçağı kenara bıraktığında kenardaki havluyla kuruladı kendi ellerini. Sırtına yaslanan kadının kollarını tuttuğunda hafifçe kıpırdayarak dönmek istediğini belli etti ve döndü. Açelya, kalan sarılışına devam ederek yine sarıldı ona. Bu kez karşılık alabildiğide saçlarına konan öpücükle kapattı gözlerini. Sessiz ama huzurlu bir an doğdu. Biraz sonra üzerindeki tişörtte bir ıslaklık hisseden Aras, anında çattı kaşlarını. Kollarını gevşetip, çenesini kızın saçlarından kaldırdı. Parmaklarını onun çenesine yerleştirdiğinde, hiçbir şey söylemeden baktı öylece. Ne olduğunu soramazdı çünkü biliyordu. Güçlü durmak zorunda olmasaydı, o da ağlardı. Ama zaaflarına güç olmak istiyordu. Ağlayamazdı, göz yaşlarını silerdi. Şimdi yaptığı gibi.
Sıcak ve tuzlu yaşları, baş parmağıyla sildi. Eli, çenesini sardığında, eğildi ve dudakları üzerine kapadı dudaklarını. Gözleri kapanırken ona bir adımla daha da yaklaştı Açelya. Avuç içleri, Aras'ın kıyafetiyle dolduğu sırada onu kendisine çekerek daha sıkı sarılan Melez, tek eliyle sardı kızın belini. Yüzündeki eliyle çenesini biraz daha yukarıya kaldırdığında alt dudağını ısırarak geriye çekildi.
"Seni özledim Kızıl Güzeli."
Kız, kirpiklerine tutunan yaşlarla gülümseyerek bakındı ona. "Gece Kraliçesi."
"Ah... Doğru." Gülümseyip, iki parmağıyla sildi tenini. "Benim için hâlâ Kızıl Güzeli'sin." Sözlerinden hemen sonra yaklaştı ve dudaklarını yeniden bastırdı dudakları üzerine. Sadece gülümseyerek cevap verdikten sonra sıkıca yeniden sarıldı Açelya. Zihni durmadan bambaşka şeyler üzerinde düşünse de bu anı bozmak istemiyordu. "Açelya," diye yeniden çağırdı Aras bu sırada. "Bizim orada olacağımızı nereden biliyordunuz?" Kız, tam da üzerine yoğunluk verdiği konu üzerinde sessiz kalmaya çalışırken duyduğu soruyla kastı çehresini. "Bizzat Gölge Ruh'tan bilgi alsak bile sizin orada olacağınız bilgisi yoktu."
"Aras..." Sarılışa son verip biraz geriye çekildi Açelya. "Bu savaşı düşündüğümüzden daha kolay bir şekilde kazanabiliriz. Ama..."
"Ama?"
"Ama bunun için Esme, Uriel'i bu konuda ikna etmek zorunda."

