İçeriğe geç

MAHZ

Bölüm 12 · 26 dk okuma

MAHZ

Bölüm 12

Visal

Oturduğu masanın boşluk kısmında ayaklarını sallandırarak, sorulan soruların bitmesini beklediği sırada yanak içini derin bir nefesle doldurup, sıkıldığını haykırırcasına üfürdü. Mahz, zaten bakışlarını üzerinde sıklıkla dolaştırsa da bu hareketinden sonra bir kez daha bakındı ona. Aras, devirdiği gözlerinden hemen sonra uyarır gibi üzerine dikti gözlerini. Kharon, hissettiği bu temaslarla elindeki heykeli incelemeyi durdurdu bir an için. Konuşturmaya çalıştırdıkları Gölge bile kısık bir gülüşle bakındı bu hallerine. "Ne var?" diye sordu en sonunda. "Siz devam edin, bitirin artık."

"Çocuk gibi uflayıp, puflamayı bırak."

Umursamayarak devraldı mimiklerini. "Fazla zaman öldürüyorsunuz. Birini nasıl konuşturacağınızı kimse öğretmedi mi size?"

Ona döndü Aras. Birkaç adım yaklaştığı sırada, "Ne yapmamızı istersin? Biz de senin gibi döverek mi amacımıza kavuşalım?" Yerde baygın olan adamı gösterdi.

"Neden olmasın?" diye sordu aynı yere baktıktan sonra omuz silkerek. "Birkaç sopayla ölmezler ya."

"İçlerinde bir karanlık güç olsa da onlar hâlâ insan."

Biraz sert biraz da uyarıcıydı ses tonu. Aldığı bakıştaki iğneleyici ifadeyi es geçerek ayağa kalkan Kharon, elindeki heykeli de aldı beraberinde. "Buradakiler, zamanında Nabizler'e karşı saf tutmuş insanlar, o kadar da masum değiller. İçlerindeki gibi, kendileri de bir dersi haketmiyor mu?" Ciddileşti bir an için. Onlara yaklaştığında bir cevap bekledi fakat haklı olduğunu her ikisi de biliyordu. Bir şey söyleyemediler. Hetare'nin sinir bozucu kıkırtısı duyuldu sadece fakat bu bozuk plak tınısı Kharon'u yakaladığında, aralarındaki mesafeyi biraz daha kısaltmayı istedi. "Bu bedenin içindeyken insan acizliğine de sahip olabilirler. Beden ile ruh bütündür ve acı da acıdır," sözlerini tamamladığı an, elindeki heykeli hızla kaldırıp, kuvvetli bir şekilde savurdu. Öylesine ani gelişmişti ki her şey, hemen yanlarında olmasına rağmen ne Aras ne de Mahz durdurabildi onu.

Geriye düşen Gölge, acılı bir inilti duyurduğu sırada, önce Kharon'u hızla ittiren Ebyaz, hemencecik gitti yanına. "Ne yaptığını sanıyorsun geri zekalı!"

Omuz silkip iki yana kaldırdığı elleriyle geri çekildi birkaç adım. "Ölmeyecek."

Kaşı üzerine gelen darbeyle açılan yarıktan akanlarla kırmızıya bulanmıştı adamın çehresi. Biraz önceki ifadesi silinse de nasıl davranacağını bilemez gibi arada gülüyor arada kocaman gözlerle bakınıyordu etrafına. "Baba," dedi bu sırada Mahz. "Sanırım haklı." İşaret etti parmağıyla.

Ciddi ifadesini koruyarak yeniden döndü ona Ebyaz. Düşünüyor olduğu açıkça belliydi fakat bu anları hangi yönde değerlendirdiğini ustaca gizleyebiliyordu. Kharon, hareketlerini tahmin etse de nasıl bir sonuçla el sıkışacağını ne kadar dikkatli incelese de anlayamıyordu. "Anlat hadi," dedi yeniden gölgeye döndüğünde. Yere eğilip, tek dizini yasladı zemine. "Perde kapandıktan sonra nasıl bir hedef kurdunuz?"

"Zaten bilmiyor musun? Yeniden yırtmak istiyoruz."

Kök dişlerini sıkıp, gözlerini bir süreliğine kapadı Aras. Bu cevabı zaten defalarca duymuştu. Ama sakin kalmalıydı. "Bunu nasıl planlıyorsunuz?"

"Bağı yeniden kurarak."

Gözlerini indirip, dudaklarını ısladı konuşmadan önce. Yakasına koyduğu elini kumaş doldurarak sıkıp, sarsarak çekti kendisine. Kanlı gözü önünde kaldırdığı tehditkar parmağını, tenine bastırdığında, "Bak. Sana dokunmuyorum diye beni aptal yerine koyabileceğini sanıyorsan, o çürük ruhunu zorla çıkarttırıp, her bir hücreni en ince ayrıntına kadar kendi bıçağınla keserim," diye konuştu. Çenesini tutup, sıktı daha sonra. "İnsan bedenine girmişken hapis kaldınız, böylece bağı yeniden kurabilirsiniz hem de zaten insan ruhuyla bütünlük kurduğunuz için, bağ size değil, insanlığın gücüne yansıyıp daha da etkili olacak. Bunu bir aptal bile anlayabilir."

Aldığı baskı sebebiyle dudaklarını zar zor kıpırdatan adam, geriye ittirilen başı yüzünden teması kaybettiği Melez'e bakabilmek için zorladı kendini. "Bunları biliyorsan bize engel olan kanın da ortadan kalkması gerektiğini bilirsiniz. Daha neyi öğrenmek istiyorsun?"

"Hiç," dedi sadece. Gözlerini kapatıp, elini geriye çektiğinde, ayağa kalktı usulca. "En yakınındaki toplanma yeriniz nerede?"

"Beni nasıl öğrendiysen onları da öyle bul."

Durgun izlenimine aniden kıkırtı katan şeytan, iki yana sallarken öne eğdi başını. Yüzüne akan kiremit rengi saçlarını geriye süpürdüğünde, yerdeki kan izlerini ezdi siyah botları. "Bana bak leş kokulu parazit." Hemen karşısına kadar geldiğinde bu kez engel olmadan sadece öylece durdu Ebyaz. İhtimallere karşı tetiğini korusa da her sorusunun eğlenceye alınması, onu fazlaca sinirlendirmişti artık. "Seni ele verenler, birlikte plan kurup, fâni alemini ele geçirmeyi planladığınız, bir avuç kıçı kırık kişilerdi. Kendileri yakalandığında hiç düşünmeden seni de ele verdiler. Onlar burada kalamıyorsa sen de kalma diye. Değersiz bir çöpsün ve bunu sen de biliyorsun." Adamın yakalarını nazikçe düzeltti defalarca ve her sözünü iyice işletebilmek için sakince duyurdu. "Ben bu Melez parçası gibi değilim. Sizi meleklere verme gibi düşüncem yok. Sadece hakimliğimi kurduğum bu alemde siz parazitleri istemiyorum." Hareketlerini durdurarak doğruca bakındı gözlerine.

"Ne saçmalıyorsun sen?"

"Kapa çeneni." Biraz önceki tınısına fazlaca zıt olan kalın sesinin şaşkınlığıyla Ebyaz'a bakındı Mahz. Kolay kolay güvenmeyi reddeden babasının hakimliğini kaybetmek istemediğini anlıyordu fakat o, şeytanın tam olarak nasıl bir yol izlemek istediğini anlamıştı. Yine de meleklere teslim edip etmeme konusunda, asıl durumu anlayamıyordu. Kendi saflarında gözüküyor olsa bile sadece ismini bildikleri kişi tarafından iki kez kurtarılmışlardı. Bu da bir güven oyunu olabilir miydi? Tam olarak neyi savunuyor ve ne için çalışıyordu? "Beni anlıyor musun?" diye soruldu bu düşünceler sırasında.

Hetare, hiçbir şey söylemeden önce bakındı bir süre. Çehresi ilk defa gülmedi az önceki konuşmadan sonra. Kharon'un gözlerine dikkat kesilmişti tamamen. Çehresine hiçbir mimiği eklemeyen şeytan, tüm yalınlığıyla karşılık vermeyi sürdürdüğünde, "Yüz kilometre ötede, eski bir fabrika var," dedi konuya ani giriş yaparak. "İki gün sonra elli kişilik bir birlik olacak ve ilerleyiş yönünde karar alınacak. Açelya Altay'a tam konumla ulaşamıyor olsak da aldığımız irtibatlarda güneye doğru yaklaşırken yanındaki biriyle bizden birkaç kişiyi öldürdüğünü duyduk. Emin olmak mümkün değil. Doğrulamak için kim gittiyse geri dönmedi." Sözlerinden hemen sonra bedenini durdursa da zihninde bir yaygara kopardı Aras. Açelya gerçekten de onlara doğru geliyordu ve Esme onu korumaya devam ediyordu. Bu da demek oluyor ki, gitmeden önce verdiği kolyenin rengini değişebilmişti gerçekten de...

"Yani o kadar yakında mı? Doğrulamak için kimi gönderdiniz?" Yüreğini kaplayan heyecana yenilerek atıldı Mahz. Göğüs kafesini durmadan döven ritimleri, yutkunması hafifletecekmiş gibi durmadan su birikiyordu dilinin altında. Annesi hakkında söylenilen her şey, anlık da olsa savaşı ona tamamen unutturup, bir huzurlu bir dinlenme ortamı sunuyordu sanki.

"Hayır! Dışarıda kalan birkaç kişi gitti." Memnuniyetsiz bir bakış yolladı.

"Anladım." Başını sallayıp, karşısındaki adamın yanağını sakince birkaç kez tokatladı Kharon. Artık işi bitmişti ve yapacağı ekstra şey de kalmamıştı. Ayağa kalkıp, memnun bir ifade ekledi yüzüne. Parıldayan kehribarları, doğruca Ebyaz'ı bulduğunda, başıyla gösterdi yerdekini.

Tam o an panikle, "Dur bir dakika!" diye bağırdı Hetare. Konuşma boyunca normale dönen gözleri yeniden siyaha bulanacak gibi oldu anlık olarak. "Bana söylediklerini unuttun mu?"

"Ahh, onlar mı?" Yapmacık üzüntüyle resmettiği yüzünü, tek ayağı üzerinde dönerek ona çevirdi. Kendisini biraz zorlasa gerçekten acıyacaktı umut dolu bakışlar atan parazite. "Yalan söyledim."

Gölge, Melez tarafından özel güçle sarılı bedenini bir nebze olsun kıpırdatma umuduyla bağırdı defalarca. Şekilden şekilde giren mimikleri ve göz rengi, dernleşip, yeniden tizleşen sesleri... Ne yaparsa yapsın, kendisine yaklaşanı geriye çeviremedi. Adımlar üzerine geldikçe sönen tüm umutları ve harlanan dehşetiyle tüm çabasını sona erdirerek sadece bağırdı bir zaman sonra. Yüzüne kapanan avuç içinde doğdu parlak bir ışık. Kargaşa sesi beyazlık arttıkça çoğaldı, karanlık ruh bedeni terk ettikçe titrerken hiçbir anı kaçırmadan izleyen şeytan masanın üzerine yeniden oturduğunda, bir dizini kendisine çektiği sırada heyecanla aralandı dudakları. Hetare, baygınca geriye düşen fâni bedenden tamamen çıkışından hemen sonra henüz kendi şekline bürünemeden bir duman olarak Aras'ın elinde kaldı. Aras, kılıcını yeniden kuşandığında, birçok keskin fısıltıyı aynı anda çıkaran dumanı yaklaştırdı kendisine. Öfkeyle parlıyordu gözleri. "Seni ben de meleklere vermeyeceğim," diye konuştu duygularına yabancı olan bir sükunetle. Gergin çenesi ve şakaklarında beliren damarları yavaşça geri çekildiğinde, kimsenin beklemediği ve anlayamadığı anlık bir saldırıyla yere sabitlenen keskin ucun parlak yüzeyi, harlanan bir ateş gibi yardı dumanı. Geniş yüzey, giderek emilen lekeyi sahnelendirerek kaldırdı perdeden. "Senin hakkın, kılıcımın sonsuz ızdırabında."

İlk kez böyle olayla karşılaşan Mahz, şaşkınlığını gizlemek bile istemeyerek bakındı şahit olduğu her şeye. Daha önce dokunduğu ve ciddi anlamda hayran kaldığı şeyin böyle bir şey yapabildiğini düşündüğünde, ürperti doldu bedenine bir anlığına. Kharon, avuçlarını çarpıp, tezahürat yapan dudaklarının önünde bekletti. Durumdan öylesine keyif almıştı ki, tepkisini zevkle resmediyordu mimiklerinde. "O nereye gitti?" diye sordu Mahz bu sırada.

Aras, sırtı dönük olduğu anda kapattığı gözleriyle kendisini iyice sakinleştirdikten sonra cevaplamayı tercih ederek döndü . "Kılıcım onu içti."

Olayın elemanına eğdi gözlerini genç. Yüzlerce yıllık hayatında kaç kişiyi böyle kabzettiğini düşündü yersiz bir şekilde. Eğer gücü beslendiği öz enerjilerden geliyor ve on kişiden fazlasında yaşanmış olsa bile bu, hayal edemeyeceği kadar acı verici bir saldırısı var demekti.

"Tokmağımın böyle bir gücü olsun isterdim," diyerek varlığını yeniden duyuran şeytan, ayağa kalkıp biraz yaklaştı onlara doğru. Adım sesleri ve yüzündeki ifade, melandaki tek pozitif durumdu. Baygın bedenler, hafiften gelen kan kokusu ve hiçbir zaman gardını indirmek istemeyen Melezler, onun kadar tam anlamıyla mutlu bir kaftanı giyemiyorlardı.

Aras, tamamen biten kargaşanın verdiği rahatlığıyla sıktığı avuçlarını gevşetti. Yönünden önce bal rengi gözlerini çevirdi. "Gelelim sana," dedi meraklı olduğu kadar sorgular bir şekilde. "Sana kim olduğunu soracağım ama az önceki yaratık gibi sadece adını söylersen mahvederim seni."

Dudak kıvırıp, sıkılgan bir bakış yolladı üzerine. Hafiften kıpırdayan dudakları altından sitemkar şekilde gevelenmesi duyuldu. "Amma da gerginsin..." Alnını eliyle süpürdükten hemen sonra, beline yasladı tekini. "Uriel, tam bir baş belası olduğun kadar eğlenceli olduğunu söylemişti oysa ki."

"Baş Melek Uriel ile nasıl bir bağlantın var?" Meraklandı Mahz. Kimliğini gerçekten de fazlaca merak ediyordu.

Etkileşimini o yöne verip, gözlerini kapadı birkaç saniye. "Pekala," dediği sırada daha resmi bir ifadeye bürüdü yüz tuvali. Odanın diğer taraflarına gelişi güzel yolladığı bakışları sırasında artık sıkıldığı ortamdan bir an evvel kurtulmak ister gibi ciddiyete bürünüp, konuşmaya başladı yeniden. "Uriel ile fâni aleminde on yıldır tanışıyorum. Bir dönem için görüşmeyi kesmiştik fakat sizin olaylar patlak verince yeniden göreve döndüm." Yeni Doğan'ı gösterdi son birkaç sözü sırasında. Kulağının arkasını kaşırken ağız içi bir şeyler daha yarım yamalak gevelense de her ikisi de ne olduğunu anlayamadı. Birkaç saniye sonra, biraz evvel kaçırdığı bakışlarını tekerrürle buluşturdu meraklı olanlarla. "Solomia. Ben, o Nabiz'in şeytanıyım." Bir adım geriye çekildiği an geniş tebessüm eşliğinde kendini takdim ederek eğildi. "Ve bu kız, senin teyzen oluyor velet."

"Ne?"

Beklediği kişinin aksinde gelen tepkiyle ifadesini biraz bozarak göz ucuyla bakındı Melez'e. "Sen neden şaşırdın? Senin değil, oğlunun teyzesi." Alaycı sözlerini bitirir bitiremez, kendine hatırlatır gibi aniden şaşkınlık dolu ifade çizdi yüzüne. Dudaklarının üzerine kapadığı eli sırasında, "Doğru ya, sen Açelya Altay'ın sevgilisiydin!" diye konuştu. Yapmacık bir şekilde bir süre daha ifadesini sahneledikten sonra dayanamayarak gülmeye başladı. Elini, birkaç düğmesi açık olan gömleğinden içeriye uzattığında, giderek sıcaklayan teni için kahverengi, saten kumaşı rüzgarlandırdı.

Aradaki mesafeyi kapatarak hışımla uzanıp, elini çehresine saran Aras, gerisin geri masaya kadar götürerek sertçe yatırdı Kharon'u. Öfkeli bakışları, cehennem ateşi gibi kabarıp onunkilerle buluştuğunda, düz bir tınıda kurdu tehditkar sözlerini. "Çok eğlenmek istiyorsan senin her kemiğini özenle çıkarıp, tek tek kırarım." Biraz daha sıktı parmaklarını. "Lafı dolandırıp, canımı sıkma. Dökül her şeyi."

Yattığı yerde zorla da olsa ellerini iki yanda açan Kharon, "Sen kazandın," diye duyurdu sesini bir zaman sonra. Zihninden geçen her şeyi şimdilik bir kenara aldığında, üzerinden kalkan ağırlıktan sonra düzeltti kendini. Bağladığı saçlarından akan tutamları başını iki yana sallayarak görüş açısından uzaklaştırdığında, derin bir nefesi sertçe alıp verdi. "Kahretsin, bedenin amma ağırmış."

Gözler devrildi. "Sadede gel."

"Senin eğlenceli olduğunu söyleyen melek, ne yaşadı acaba?" Dudak kıvırdı huysuzca. "Her neyse," diye konuyu toparlamak için boğazını temizledikten hemen sonra bu kez gerçekten teker teker anlatmaya başladı her şeyi. "Solomia'nın Açelya ile özel bağlantısına ben girmeyeceğim, seni ilgilendiriyor olsa da benim umrumda bile değil. Konuyu bizzat onlardan dinle ya da şu meleklerden birisinden... Artık hangisi işine gelirse."

"Onlar?"

"Bölme sözlerimi." Hemen ters bir bakış attı ona doğru. "Ivan. Solomia'nın kardeşi. Ama dediğim gibi bu üvey kardeşlik durumları vesaire beni ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren kısım bu parazitlerin temizliği. Yıllar önceki savaşta da Türkiye'deydik. Vesta bu özel durum için Uriel ile iletişime geçti ve Uriel de bizzat ilgilendi. Onunla o zaman birebir tanışma fırsatım oldu. Daha sonra ise sizin yanınıza gelmeden önce görüştük. Artık dönme vaktinizin geldiğini düşünüyordu."

"Bunu Baş Melek mi istedi?" Şaşkınca sordu Mahz. Havalanan kaşları daha düzelmemişti ki, ona bakındı şeytan.

"Ben başka bir şey mi söyledim velet?" Yolladığı ifadesinden hemen sonra kendisini düzelten genci gördüğünde, bu kez gülümseyerek kıvırdı dudaklarını. "Her neyse... Yanınıza geldiğimde aslında birkaç gündür sizi takip ediyordum. Bu yüzden Haris ile savaşınızda zamanında oradaydım. Yani, 'Şans bizden yana!' gibi o saçma şeyden olmadı. Planlı olarak oradaydım. Orada olmasaydım şu an her ikiniz de ölüydünüz."

"Ah..." Önünde bağladığı kollarından birini kaldırıp, burun kemeriyle oynadı Aras. Duydukları her ne kadar bilgi hazinesine kazandırılan yegane parçalar olsa da siniri bozulmuştu bir kere. "Ben de bu kadar sinir bozucu muydum acaba?"

Kharon hiç yabancı olmadığı anlam dolu bakışlarla karşılaşınca sıktı çenesini. "İltifatlarını sonraya sakla." Güldükten hemen sonra derin bir nefes eşliğinde düzeltti çehresini. "Vesta, benimle birlikte Solomia'nın yanında duran melek. Şu anda kardeşlerin yanında ve ben de sizi onlara götürmek için geldim. Çünkü abla olan gerçekten yaklaştı. Sinir bozucu şekilde yerleri asla belirlenemiyor fakat ortadan kaldırdığımız Gölgeler'in dediğine göre artık aynı şehirdeyiz. Geliyorlar. Her iki güç de geliyor. Sahiplik yapan insanlar çok sinsileşti. Bazılarının kimliğini asla anlamıyoruz fakat Gölgeler'den biri olarak saldırılarıyla karşılaşıyoruz. Bu yüzden birlikte ilerlemeliyiz. Böylece tüm fânileri de diğer Nabiz olan kişileri de koruyarak ablaya varabiliriz."

Sözler, Aras'ı düşüncelere iterken Mahz'ı her zamanki gibi heyecanlandırdı. Hiçbir savaşta hiçbir türlü korktuğunu hissetmiyor ve herhangi bir tehlikeyi de algılamıyordu. Tek arzusu annesiydi.

Ebyaz ise sevdiğiyle buluşmayı bizzat yaşamadan evvel kendisini bu heyecana bırakmak istemeyecek kadar profesyonel düşünmek zorunda olduğunu hissediyordu. Duygusal bir zayıflık oluşturmadan önce sağlam zeminler kurmaktı hedefi. Karşısındaki şeytan, ani zamanlarda sinirlerini bozsa da aslında bu durumun bile normal olduğunun bilincindeydi. Yalan söyleme ihtimaline karşılık kendi çapında bir yargı masası kursa da aldığı sonuçlar ona güvenme yönünden başkasına varmıyordu. Üvey kardeşlerin var olması ve birinin Nabiz olması çokça olanaklıydı. Görev için gideceğini söyleyen Uriel'in onlara daha o zamandan ulaşmış olması bile yapbozu bütünleştiren parçalardandı. Canını sıkan bazı noktalar olsa bile şu an için yapabileceği tek şey, oğlunun üzerinden dikkatini ayırmadan bahsedilen bu buluşma yerine gitmekti. Derin bir nefesle şişti göğsü. Bakışlarını çevirdiği sırada cebine götürdüğü elini, Mahz'a uzattı daha sonra. Parmakları arasındaki İz Taşı, oğlunun gözleri ne bir parıltı yerleştirdiğinde, ona karşı gülümsemeden edemedi.

Avucuna aldığı taşı her yanıyla hissedebilmek için gözlerini kapadı Mahz. Tam şu anda bir buzdan farksızdı. Fakat şu an, vakit kaybetmeden yapılması gerekiyordu her şeyin, bu sebeple incelemeyi göz ardı ederek sadece odanlandı. Kürek kemiklerinden göğsünün ortasına uzanan bir enerji, sağ eline tırmanıp, ileriye uzandı. Yumduğu parmaklarının altından yükselen mavi bir ışık yerini aynı renk aleve bırakıp, birkaç saniyede söndükten sonra biraz ötelerinde baygınca yatan müdürün avucuna bıraktı.

Böylece ilk İz Taşı'nı hiçbir yönlendirme olmadan yakabilmiş ve Baş Melek'e yerlerini bizzat iletmişti çağrıyı. Öz enerjisiyle... Dudaklarındaki memnun ifadesinin altında yatan asıl sebeplerden biri de buydu.

İşleri artık bittiğinde, Kharon rehberliğinde gitmeden evvel, her şeye karşı Mahz'ı kendi tarafında tuttu Aras. Aslında kendi bulundukları yere gelmelerini söylemeyi düşünmüştü fakat olası bir planın kendi alanlarına mim olması ihtimalini aklında bulundurarak vazgeçti. Yanağındaki kesik harici bir yarası da yoktu. Ki zaten yanağındaki de fazla önemli değildi. Gücü de şevki de yerli yerindeydi.

Gözler kapandığında yineledi taşıyıcı enerjisini temsil eden her şey. Mahz buna fazlaca alışmıştı ve o ilk zamanlardaki garip etkisini artık hissetmiyordu bile. Onu sıkıca tutan el yavaşça gevşese de hemencecik yanında duran babası asla uzak durmayı düşünmüyordu. Biraz evvel kapalı alandaki o boğucu kasvet yerine aydınlık ve koca bir boşluktaydılar. Aras, etrafı öylesine gözlemliyordu ki, ufacık bir aksi hareket hissetse tüm gücüyle saldıracaktı sanki. Mahz, onun kadar gergin değildi. Fakat heyecanlı da değildi. Şeytan tarafından bahsedilen kişiler için ne hissedeceğini bile bilmiyorken yapmak istediği tek şey babasıyla durmak ve ona ayak uydurmaktı.

Kharon, kehribar gözlerini onlar üzerinde dolaştırdığında usulca kıvrıldı dudakları. Ebyaz'ın korumacı tavrını gördükçe, baba olmak böyle bir şey mi, diye düşünmeden edemedi. Daha sonra Mahz'a bakındı. Çok daha rahat ve huzurlu bir durumdaydı. Sırıttı, önüne dönmeden evvel iki yana salladı başını. Melez böyle gergin olmasaydı oğlu bu kadar rahat olamazdı, diye geçirdi içinden. Yeni Doğan belki de bunu hiç farketmeyecekti fakat Kharon onları izlediği her anda emindi ki, onu böylesine cesur ve güçlü olması, babasının kanatları altında gölgelenmesinin sonucuydu.

Adımlar ileriye taşındığında, her şeyin ne kadar sessiz olduğunu düşündüler ilk önce. Etrafta tek bir ev harici hiçbir yapı göze çarpmıyordu. Ahşap ve eski zaman tarzı gibi gözükse de Naime'nin Evi yanında bir hiç gibiydi. Aras, şeytanın ardından dikkatle ilerlediği sırada enerjisini çağırdı sahaya. Tehlikeli bir adımdı belki fakat gerçekten tehlike varsa bunu o an anlayabilirdi. Ama hayır. Gerçekten de hiçbir aksi durumun ne tadını ne de kokusunu alıyordu. Aksine garip bir boşluk ve sıcak bir rahatlık vardı. Çatık kaşları gevşeyedururken ahşap evin arka bahçesine dönene bakındı. Söğüt ağaçlarının salınan dalları arasından geçmeden evvel, oğlunun bileğini tutup kendi ardına çekti.

Sarıya sarılan yaprakların kar gibi aktığı bir yere çıktılar bir anda. Ahşap, bahçe masasının yanında duran üç kişi onları farkettiğinde, aniden susarak döndüler. Aralarındaki mesafenin gittikçe kapandığı sırada kollarını önünde bağlayan bir kadının daha farklı olduğu hemen hissedildi. Bakışları Aras ile buluştuğunda bir tepki bile vermedi.

"İşte," diye aniden sessizliğin ipini kesen Kharon, sunum gösterir gibi hafifçe eğildi. Hemen ardından umursamaz ve sıkılgan bir ifade resmedip, ardındakileri işaret etti. "Baba Melez ve Velet Melez." Ona bakındı Mahz aniden. İrisleri hafifçe kısılırken sorgulayıcı bir mimik yer aldı yüzünde. Kharon, duruşunu düzeltip masaya doğru ilerlediğinde elini, gelişi güzel şekilde havada salladı. "Benim görevim bitti, ne yaparsanız yapın artık."

Aralarından birisi birkaç adım onlara yaklaştı. Gözlerindeki ışıltının adeta sesi vardı. Kız, Aras'ın hemen yanına geldiğinde göz ucuyla bakınıp, gülümsemesinin hemen ardından tüm odağını hemen önünde durduğu kişiye ulaştırdı. "Nasıl bir giriş yapılır, bilmiyorum." Elini yavaşça uzattığında, Mahz'ın parmaklarına dokundu ilk önce. Kendi hareketlerini izleyen bakışlarını ona yeniden çevirdiğinde izin almak istiyor gibiydi. Herhangi negatif bir kıpırtı olmadığında ise bu kez tamamen tuttu elini. Gözlerine tırmanan sular, düşmemek için kirpiklerine var gücüyle sarılmışlardı adeta. "Seni çok uzun zamandır görmek istiyordum. Bunu ablamdan sonra yapmak isterdim fakat... Onun için önce oldu." Mahz, ciddiyetinde bir kırgınlık yaşadı o an. Dudakları belli belirsiz gülümsese de bir hüzün şarkısı mırıldandı. Bir şey söylemek istedi ama bilemedi. Derin nefesle şişen bağrı yeniden inerken, "Ben Mia," dedi kız. "Solomia." Tebessümleri eşliğinde arkasındaki erkeği gösterip, yanına davet ettiğinde, daha heyecanlı bir ton vurdu sesine. "Bu da Ivan. Erkek kardeşim."

"Biliyorum." Kızınki kadar olmasa da sıcak bir cevap verdi genç. "Kharon bize söyledi." Bakışlar üzerine geldiğinde, önündeki tabaktaki üzümleri yerken el salladı şeytan. Hemen sonra yeniden umursamaz tavrına dönerek masanın üzerinde bulunan kuş kafesiyle ilgilenmeye koyuldu.

"Sen de Vesta'sın." Aras, dikkati bambaşka yöne çekerek dahil oldu konuşmaya ve bununla birlikte dahil olmasını istediği kişiyi de ele aldı. Her zaman olduğu gibi, karşısındaki bir melek olsa dahi güveni tam olarak hissetmediği sürece asla gardını indirme gibi düşüncesi de yoktu. Zarar vermezdi belki fakat bu huyu oldukça zor yoldan elde etmişti bile. Kimliklere değil, kendi hislerine inanmayı tercih ediyordu. Kadın, bağladığı kollarını nihayet çözerek birkaç adım yaklaştı onlara. Omuzlarına kadar inen kaküllü, kırmızı saçları vardı. Hissettiği yoğun enerjinin yanı sıra görüntüsü de bir alevi andırıyordu. Hiçbir zaman sönmeyecek ama soğuğuyla bile yakacak bir alev gibi. Bakışları net ifade taşıyordu.

"Evet," cevabı yeniden üstlenen Solomia, Aras'a yeniden baktığında gülümseyerek hemen kendi arkalarındaki masayı gösterdi. "Ayakta durmayalım."

Kimse hiçbir şey söylemeyince harekete geçen kişinin ardından oraya ilerledikleri sırada istifini hiç bozmayan şeytan, eline aldığı beyaz üzümü kafesin parmaklıklarına yaklaştırıp ağız içi bir ses çıkardı. "Nık nık. Ye hadi, küçük dostum."

"Onların kendi besinleri var Kharon." Ivan, hemen yanına otururken gülerek söylendi.

"Sen hayatın boyunca tek bir şey yemek ister miydin?" Hazır cevabı sırasında göz ucuyla bakındı. "Onunla ben, gayet iyi anlaşıyoruz."

"Sahip olduğu ve olabileceği tek merhameti ona veriyor, bırak ne yaparsa yapsın." Vesta, masa başındaki sandalyelerden birisine oturduğunda, Ivan'a duyurdu sesini. Bakışları yarım yamalak şekilde şeytana kaysa da pek oralı olmak da istemedi.

"Ah, halimin her rengini bilen Şerare'm!"

Kharon'dan yükselen nidaya karşı devrik bakışlar dile geldi. Melek yönünü o taraftan tamamen çevirdiğinde, Ebyaz ve Mahz'a bakındı ciddiyetle. Solomia ise bu duruma gülümseyerek izleyici kaldıktan sonra yüreğindeki heyecanın elinden aldığı mikrofonla konuştu. "Kharon adımızı söylediğine ve buraya geldiğinize göre, bir şeyleri de biliyorsunuz."

"Evet." Mahz verdi istenilen iletişimi.

Solomia, masanın üzerine koyduğu ellerine yük verdiği sırada, "Her şeyi sil baştan anlatmak isterim fakat bunun için daha anlamlı bir zaman kuracağımızı biliyorum," diye konuştu. Öylesine heyecanlı ve mutluydu ki, hayatı boyunca ilk defa ablasına bu kadar yakın olduğunu hissediyordu. Bizzat göremese bile onunla önemli ilişkidekilerle karşı karşıya olmanın huzuru içindeydi. "Uriel ile görüştüğümüzde, seni öğrendim. Sen olmasaydın Açelya ile karşılaşma fırsatım da cesaretim de asla olmazdı." Uzanıp, elini tuttu Mahz'ın. Kahverengi gözlerine yıldızlar dökülmüştü. "Teşekkür ederim."

Hiç beklemediği son sözle birkaç saniye için nefesini durdurdu genç. Gelişinden bu yana var olduğu için babasının haricinde gerçekten sevinen bir kişiyi ilk kez görüyordu. Birisi, onun var oluşuna ilk kez teşekkür ediyordu. Ciğerleri acır gibi olurken yavaş ve derin bir nefesle şişirdi göğsünü. Bakışlarını eğip, gülümsedi bir süreliğine. "Annemin sağ salim şekilde yeniden ortaya çıkması için yardım edeceksiniz. Teşekkürü ben etmeliyim."

Solomia, meraklı bakışlarına aldığı cevapla mest etti kalbini. Uzanıp şefkatle sevesi vardı fakat her zaman için bir kelebek etkisi bekliyordu. İlk dalgalar zaten birbir üzerlerine devrilmişti, istediği şeyleri yapması için de aradaki dalgaların da birbirine ulaşıp, o anı tetiklemesi gerekiyordu. Aras'a döndü daha sonra. Ona bakarken çok daha farklı hissediyordu. Çekingenlik. Hayranlık. Sevgi. Korku... "Orada ne buldunuz?"

Melez, bir cevap vermeden evvel, hafiften kıstığı gözlerini her birinin üzerinde bir kez daha dolaştırıp, en son oğluna baktı. "Eski bir fabrika." Geriye yaslandı ve doğruca Vesta'nın gözlerine baktı. "İki gün sonra Gölgeler'in buluşma planı yaptıkları yer. Yüz kilometre. Hetare, Açelya'nın güneye yaklaştığını söyledi. Yani rotamız kuzey yönüne yüz kilometre olacak. Gösterebilir misin?"

Vesta, dudaklarına belli belirsiz bir tebessüm kondurup, ayağa kalktığında masanın üzerine bastırdı elini. Avucunun altından başlayarak genişleyen kalın bir kağıt, birkaç saniye sonra kendiliğinden mürekkebe bulandı. Çizgi halindeki sınırlar ve bölgelere ayrılmış konumlar kendisini gösterdi. Melek, elini çektiğinde mavi, minik bir ışık gözüktü kağıdın içinde. Daha sonra bir başka yerde sarı bir ışık gözüktü. "Bu, bizim konumumuz." Parmağı mavi ışıkta durdu. Bakışlar haritanın diğer kısımlarından toplanıp, oraya gittiğinde, "Bu da gideceğimiz fabrika," diye ekledi. Parmağını birkaç kez vurup geri çekildiğinde, sandalyeye oturdu yeniden. "Tam olarak yüz kilometre değil. Doksan sekiz kilometre. Ve ayrıca ipek fabrikası. Çok eski. Gerçekten çok eski. Herhangi bir savaş olursa; ki olmaması, imkansızlıkla sandalye kapmaca oynar, yıkmamaya özen gösterin."

"Ah şu parazitler..." diye bıkkın bir ses duyurdu Kharon. "Onlar bunu düşünecek kadar zeki değil. Eminim ki Perde Savaşı'nda Gölgeler'e çalışan insanların fikri bu. Yine kaldıkları yerden devam ediyorlar." Omuz silkip, bir üzüm daha attı ağzına. "Hayır yani, Baş Melek, etkilenen insanların hafızalarını temizlerken onlar nasıl sıfırlanmadı?"

Aras, dikkatli şekilde dinleyip, sandalyesinde hoşnutsuz bir şekilde kıpırdadıktan sonra, "Çünkü alem değiştirmeyi reddedenler bizzat onların bedenlerinde barınıyordu. Hatırladın mı?" şeklinde cevap verdi.

"Ahh...." Bakışlarını kısıp, yüzünü ekşitti. "Ama melek Gölgeler'den daha zeki değil mi? Bu temizlik sırasında tüm bedenler bizzat kontrol edilmedi mi?"

Şeytanın sorusu yeni biz sessiz soluk getirdi ortama. Haklıydı aslında. Erelim ve Uriel bu konuyla bizzat ilgilenmiş olsa bile neden bedende kalanlar vardı? Ve bu nasıl olmuştu? İçi sıkıldı Aras'ın. Yeni bir belirsizlik, canını sıkmaya durdu. Aslında bir düşüncesi vardı ama melekleriyle bizzat konuşup, bunun hakkında fikir alışverişi yapmadan kendi teorileri ile canını sıkmak istemiyordu. Tüm odağını önüneki haritaya ve beraberinde geleceklere vermeyi istiyordu.

Sessizlik sadece iki dakika sürdüğünde Ivan aniden konuya el atıp, herkesin odağını bir kez daha dile döktürdü. Ve ondan sonra da planlama boyunca konu ne zaman dip negatifliğe çekilecek olsa yine Ivan aldı sahneyi. Bir Nabiz değildi ve özel güçleri de yoktu. Buna rağmen her şeyi biliyor oluşu daha ayrı bir psikoloji hissettiriyordu. Elinden gelen tek şeyin bu olduğunu düşünüyordu. Hiçbir zaman kimsenin negatiflikte kalmasını istemiyordu. Çünkü biliyordu ki, en güçlüsü olunsa bile zihindeki asıl yönetici güç düştüğünde, diğer hiçbir şeyin kontrolü olmuyordu. Bu yüzden inanç sağlamak ya da karanlığı dağıtmak gibi hedefleri vardı. Elinden gelenin en iyisini de buydu.

Solomia ne zaman umutsuzluğa kapansa Ivan yetişirdi imdadına. Hatta ablalarıyla tanışma fikrini de bizzat kendisi başlatmıştı. Evet, o da korkuyordu alacakları tepkiden ama bir suçları da yoktu ki. İki yarım taraf olarak bir bütün olmak istiyordu.

İki gün boyunca ilerleyiş sırasında Agimodlar çoğunlukta olmak üzere fazlaca Gölge Ruh yakalamışlardı. Vesta haricinde diğer meleklerle hiçbir irtibat kurmamışlardı ama buna rağmen bu melek, ortamın güvenliğini öylesine profesyonelce ilerletiyordu ki, Aras'ın dikkatinden asla kaçmamıştı. Çevik ve zekiydi. Öğrenilene göre de ateş meleğiydi. Enerjisinin ve görsellinin neden bu kadar sıcak olduğu daha iyi anlaşılıyordu. Kharon, eline geçen her fırsatta Vesta'nın bu gücüne takılıyor ve laf atıyordu. Tamamen ateşten yaratılan olarak, ateş gücü olan bir nurdan yaratılana bulaşmak, onu fazlaca heyecanlandırıyordu.

Vesta parlayana kadar.

Mahz, bu ikilinin yanında melek ve şeytan ilişkilerinim maksimum seviyesini iyice kendisine ders olarak işlerken küçük kardeş Ivan ile oldukça iyi anlaşmaya başlamıştı. Solomia, onların bir arada geçirdikleri zamanı her zaman sessize fakat verimli bir şekilde izlerdi. Özlemiyle yandığı sudan birkaç yudum alır gibi... Mahz ona iyi geliyordu. Tüm bu olayların gözlem notu kalemi olan ise Ebyaz'ın bizzat kendisiydi. Eskiden olduğu gibi ana bakıp, eğlenmiyordu artık. İyice sentezliyor, öğreniyor, biliyor ve ona göre adım atıyordu.

Nihayetinde o an geldi. Eksi fabrika asla sağlam gözükmüyordu. Beton duvarlardan ziyade sanki elle teker teker örülmüştü duvarları. Geniş ve çok katlıydı. Sabahın ilk ışıklarına sarılı yağmur taneleri gökyüzünde asılı kalmış gibiydi. Seher vakti henüz düşmüştü kendi yoluna. Fabrikanın yıkım tehlikesinden olsa gerek, civar evler boştu. Diğer bölgedeki evlerde de bir kıpırtı yoktu. Vesta bu duruma, "Uyuyacaklar," demişti sadece.

Mahz, derin bir nefes alıp verirken huzursuzca kıpırdadı olduğu yerde. Enerjiler giderek yoğunlaşırken soğuk ve sıcak olanlar birbirleriyle çatışıyordu sanki. Denge sürekli bozuluyordu. Kasvet havası hissediyordu. Nefesini verirken havada asılı kalacak gibiydi.

"Ivan, Solomia ve Kharon." Konuşan yine melekti.

Sadece isimler söylemişti ama üçü de asıl mesajı anlayıp, hiç bekletmeden hareket ettiler. Ebyaz, fabrikaya doğru emin adımlarla ilerleyen üçlüyü farkettiğinde, endişeyle bakındı ilk önce. Şeytanı es geçip iki fâni için endişelenmeden edemedi. Olası bir saldırıda kendilerini korumaları öyle bir ortamda güç olacaktı, adeta intihar görevine adımlıyorlardı ona göre. "Delirdin mi?" dedi hızla döndüğünde. "Onları hissederlerse anında saldırırlar."

Vesta, kırmızı saçlarını alnından geriye ittirip, düz bir ifadeyle bakındı. "Bu yüzden biz değil, onlar gitti." Cevabı karşısındaki kişiyi memnun etmeyince, derin bir nefes alıp, hafifçe eğildi ona doğru. "Saf bir özde melek olabilirim ama kontrol edebileceğim riskleri almayı severim Melez. Buna alışsan iyi edersin. Üçümüzde beyaz akış var. Kharon bir şeytan ve kardeşler de fâni. Sıkıntı olmayacak."

"Gölgeler, şeytanların desteğini hiç görmedi," dedi Mahz. "Şeytanlar sadece çıkar ilişkisi kurdu. Yani Kharon'u orada istemeyecekler." Babası gibi sıkıntıyla doldu onun içi de. Meleğe güveniyor olsa da huzursuzdu.

Sessizlik devraldı sözü. Sadece birkaç dakika süren hakimliği boyuncaysa ne gökte ne de yerde hiçbir kıpırtı olmadı. Fabrika sessizdi. Bulutlar sessizdi. Enerjiler sessizdi... "İzleyin ve işareti bekleyin." Biraz sonra Vesta'dan gelen tek yanıtla kaldılar öylece. Fabrikaya yeniden döndüklerinde, son iki kişi daha içeriye girdiğinde uzun bir süre daha kimse yaklaşmadı. Ne döndüğünü inanılmaz merak eden Aras, güç kullanmamak için adeta kendisiyle savaşıyordu. Bakışlarını bir kez daha yukarıya kaldırdığında, anlayabileceği bir işaret bekledi ama o da yoktu. Tüm kontrol şu anda gerçekten de Vesta'ya verilmişti.

Göz ucuyla ona bakındı Aras. ‘Uriel ona gerçekten bu kadar güveniyor mu?’ diye düşündü. Herhangi bir gök hareketi olmamasının başka cevabını bulamıyordu. Akrep kaçtı, yelkovan yakalayamadı. Sessizlik bir inatla yarışırcasına sürdü. Düşünceleri durmadan artsa da hepsini bastırarak tek bir şeye sarıldı. ‘Aralarına sızabildikleri için böyle...’ Aksi durumda ne melek bu kadar rahat kalırdı ne de mekan böylesine ninni okurdu. Tam o anda öylesine büyük bir gürültü duyuldu ki fabrikanın hemen içinde, kocaman açtıkları gözleriyle ayağa fırladı baba ve oğul. Fabrika mucizevari bir şekilde ayakta kalmaya devam ediyordu ama gürültü, beraberinde diğerlerini de ekliyordu. "Ne oluyor?" diye celallendi kırmızı saçlıya yeniden döndüğünde ama melek ne derse desin içeriye dalacak ve her şeyden bizzat emin olacaktı.

Vesta, oturduğu yerden kalktığı sırada sola kıvırdı dudak ucunu. Bakışlarını bir an bile rotasından ayırmadığı sırada, Aras'ın bal rengi gözlerine cehennemi davet ederek gülümseten cevabını duyurdu. "Kharon, işareti verdi."

Melez, yüzündeki tüm endişeyi gayyaya attı. Mimikleri zevkle kıvrıldı ve dilini dişleri üzerinde dolaştırarak sırıttı. Olduğu yerden hızla atılıp, elimi bir yanında savurduğunda avucu arasına yerleşen kılıcı dahi iştahla parladı sabah saatinin yeni doğan güneşini emercesine. Mahz, hemen ardından ilerlemek istediğinde omzundan tutulmasıyla durup, ardına bakındı. Melek, birlikte ilerleyeceklerini söyleyerek himayesine alırcasına önden ilerlediğinde hızlı ve emin adınlar kullandı. Döküntü kapıdan içeriye girilir girilmez, bambaşka bir sahaya geçiş yapar gibi yükseldi tüm karmaşa sesleri. Melez'in Oğlu, tam o an hiçbir zaman yalnız kalmadıklarına emin olduğunda belli belirsiz bir gülüş çizdi dudaklarına. Her ne kadar bu Gölge Avı işleri kendi omuzlarında olsa da yükün asıl taşıyıcısı onlar da değildi. Tavanı kaplayan karanlık dumanlar yuvarlak bir yörüngede çığlık atarak dönüyor ve zaman zaman çatıya hızla çarpıp, birkaç parça tuğlanın yere düşmesine sebep oluyorlardı. Bozuk bir yapıdan kaçamamaları da kendi zayıflıklarından değildi.

Bakındı Mahz. Önce babasını aldı gözü. Kana açlığı son savaştakinden bile daha azgındı. Kestiği her bedende sıçrayan lekeler, hem yüzüne hem de kıyafetine bulaşmıştı bile. Vesta, fâni bedenlere girenlerle ilgilendiği için herhangi bir şeyden yardım almıyordu ama sağlam dövüşüp, devirdiği her bedenin enerjisini o an kabzedip, yolluyordu.. Bir süre sonra Ivan ve Solomia da meleğin yanına yerleştiğinde oldukça sapasağlam olduklarını farketti. Ve Kharon.

Dişli ve kanlı tokmağı, parmakları arasından öylesine kıvrak hareketlerle dönüyor ve büyük bir gürültüyle karşısına aldığı her kişiye iniyordu ki, korkmanın yanı sıra bu durumdan etkilenmemek kesinlikle kaçınılmazdı.

"Bana gelin çürük suratlı parazitler!" Terleyen boğazında kabaran damarlar, sözlerinin yerini koca bir gülüş ve kahkaha aldığında duruldu. Tokmağı sıkıca tuttu ve sırtını fânilere çevirerek onlara kimsenin yaklaşmadığına emin oldu.

"Mahz!"

İsmini ansızın çağıran kişiye bakmadan evvel, hemen ardında hissettiği kıpırtıyla ellerini omuz hizasında kaldırırken avuçlarını arkaya doğru çeviren Melez'in Oğlu, heyecanı yaşamaya o an başladı. Yavaşça arkasındaki kişiye döndüğünde tek elini havada bırakıp, diğerini boşa bıraktı. "Hetare mi?" diye kendi kendine düşünür gibi mırıldandı. "Benim dilimim bu kadar küçük mü?"

Ona çağıran babası kılıcını zemine yaslayıp, çatık kaşlarla izledi onu. "Ona bunu ben öğretmedim..." mırıldandı. Birkaç adım yaklaştığı sırada Kharon da farketmiş olmalı ki, tokmağını omzuna asıp, bakışlarını kıstı.

Yeni Doğan tarafından olduğu konumda asılı kalan kırmızı enerji, tiz bir çığlıkla bağırmaya başladığında, ona çevrilen elin giderek yumruk hale döndüğü farkedildi. Gülüyordu. Babasından tek farkı ise tam bunu yaptığı anda parlayan değil, sönen gözlere sahipti; coşan değil, sönen bir cehennemi taşıyordu. Ses yükseldi. Duman şeklindeki ruh giderek bir düğüm halini aldı. Mahz, parmaklarını son kez sıkıca kapattığında yüzündeki gülümsemesi bir anda durdu. Duman, kıvılcımlar saçarak aniden yok oldu. Kharon, öylesine zevk dolu şekilde bağırarak kutlama yaptı ki o an, sese dönen Mahz da zevkle güldü karşılık vererek.

Ama Aras gülmedi. Aksine gerildi, endişelendi ve korktu.

Vesta fabrika içinde ilerlerken başka bir odaya kaçanları kovalayan kardeşlerin peşinden koşturdu hızla. Devrilen her fâni bedenin özgürlüğüne öz bırakmak, tek bir kişi olarak zordu. Şimdiden çoğu kişiyi halletmiş olsalar da bunu yaparken bedene girmemelerinin yanı sıra kendi formlarına bürünmeyenlerle savaşmak zordu. Şeytan, yeniden mücadeleye döndüğü sırada Melez'in ifadesini farketti. Yine de sessiz kalmayı tercih ederek tokmağını dansa kaldırırken ona saldırmaya hızla süzülen bir Gölge, aniden durdu.

Diğer tüm Gölgeler gibi.

Savaş hırıltıları sessizleşti. Bakışlar döndü ve en sonunda tiz kahkahalar sahnede raks etti. Üç şeytan özlü, anlam veremedikleri olayı izleyedururken herbirininin bambaşka bir koridor yoluna süzülüşlerine şahit oldular.

"Ne boktan iş bu böyle? Sobe mi oynuyoruz?" Hoşnutsuz bir tavırla mırıldandı Kharon.

Aras sırıttı. "Ebe biz olduğumuz müddetçe sorun yok." Kılıcını elinden silip, koridora doğru hızla yol almıştı ki, adımlarını çivi gibi yere çakan bir beden belirdi yol ağzında. O an, çok şey sustu, çok şey çığlık attı. Duvarlar bu ana şahit oluşlarına alkış tutar gibi çatırdadı. Titreyen çenesini sıkan Melez, dik duruşunu düşürdü, omuzlarını hızla kaldırıp, indiren nefesi dahi ona, bu anı en ince ayrıntısına kadar yaşasın diye izin vermiş gibiydi. Koluyla, gece mavisine dönen saçlarını terli alnından geriye ittirdiğinde onun da ciddiyetle bakan mimikleri aniden gevşedi. Mavi gözler, özlem kırbacının darbesiyle yaşlarla parladığında, tüm her şeye değecek bir tebessüm kondu yüz tuvaline.

"Açelya..."

Bölüm sonu

19 yorum

  • Geldi.. geldi mk. Lan ben😭 ben ağlıyorum ama yazım günah bana. Kesin bişey olucak bı acelye değildir, kötü bişey olucak. Içime bişey doğdu bak!

  • Açelya'yı öldü sana ben ve bana ölmediğini söyleyen biricik kuzenim bu sahnede hayatımın şokunu yaşıyor olurdum bana harbi spoi verdi

    1Yanıt
  • Vesta'nın karizma şaka mı? Öz ablam çok havalı

    1Yanıt
  • Solomia nabiz, Ivan değil ve büyük ihtimalle en başından beri birbirlerine destek oldular. O sırada yalnız kalan Açelya acısı tuttu

  • Teyze dedi Açelya'nın kardeşi yani lan ben niye naimeye gittim

  • Lan dur bir dakika dede de bir iş var o zaman. Karısı nabiz torunu nabiz başka karısından kızı nabiz ben mi kafamda kuruyorum

  • Olum Açelya'nın dedesinin iki karısı mı varmış? O da ondan uşak yapmış. O da nabiz okey anladım

  • Hocam ben anlamadım Ivan solomia noluyor kuzen bana el at beynim dondu

    1Yanıt
  • Solomia ismini okuduğumdan beri şekilden şekile giriyorum. Hayır Şeyma bu bir isim (ama ben isimlerle de dalga geçiyorum.)

  • Bana bak leş kokulu parazit seni de arkadaşlarını da rezil ederim burada

    1Yanıt
  • Kharon aşkım hem zeki hem yakışıklı doğrusu pek mert bir delikanlı

  • Kharon sen kimsin tatlım öyle gelmeler hava aynalar felan... Söyle de bizde bilelim dimi kim bu şaheser