İçeriğe geç

MAHZ

Bölüm 11 · 18 dk okuma

MAHZ

Bölüm 11

Yükselen Çağrı

Karanlığın göbeğinde yanan ateşin çıtırtısına nazaran yere damlayan siyah kanın sesi bir kez daha hâkimiyetini kurdu. Kaldırdığı elini indirdiğinde yere devrilen bir bedenden sonra gözlerini kapatıp kaldırdı başını. Öylesine rahatlamış hissediyordu ki, onlarca kavgaya girmesine rağmen hâlâ daha hiç yorulmamışçasına ilerlemek ve daha fazlasının sonu olmak istiyordu. Yüzüne yansıyan ateşin ışığıyla onun bu özgün duygularını memnun bir ifadeyle izledi Mahz. Dizlerinden öteye uzattığı ellerini, oturduğu kütüğe yasladığında ayaklarını daha rahat bir şekilde uzattı ileriye. Babasına çağırmadan evvel yanındaki bedenleri kontrol etti son kez. "Bir şey hatırlayacaklar mı dersin?" diye sordu en sonunda. Kendisi de en az onun kadar rahatladığını hissediyordu. Yorgunluk denilen o şey, lügatlarından tamamen silinmiş vaziyetteyken tamamen andan zevk alma peşindeydi.

"Biz temizlik görevindeyiz." Başını indirdiğinde yaramaz bir sırıtış sergiledi ona doğru. "Hafızalara dokunma işi meleklerde."

Dudak kıvırıp, onayladı cevap olan sözleri. Derin bir nefes aldığı sırada çatırdayarak yanan odunlara eğdi gözlerini. "Bu öldürdüklerimiz de arıyorlar mıdır dersin?"

Ona doğru döndü Aras. "Anneni mi?" Daha sonra omuz silkerek hemen yanına kadar yürümeye koyuldu. "Elbette. Sence boş duruyor gibi gözüküyorlar mı?"

Güldü Mahz. "Asla."

"Ama kavuştukları şey kendi ecelleri oldu." Oğlunun yanında bir yere oturdu o da. Ellerini birbirine sürterek toprak ve tozu silkelediğinde, kılıcını da geçip, ona bulaşan siyah lekeleri çıkarmaya çalışarak tenini ovmaya koyuldu. "Leş gibi de kokuyorlar."

"Bir bok çukurunun lale kokmasını bekleyemezsin." Alaycı bir ima eklediği ifadesiyle etrafında eğlendirdi bakışlarını.

Ebyaz, Mahz'dan dökülen sözleri duyduğunda, ansızın durdurduğu hareketlerinin ardından birkaç saniye düşündü. Yüzüne yerleşen oldukça zevk dolu ifade, sözleri kendi zihninde tekrar ettiği sırada devam etti ellerindekiyle oyalanmaya. "Erelim bu dediğini duysa oldukça zevk alırdı."

Kendi içinde kurduğu senaryolar sırasında duyduğu sözlerle, kendi kurduklarına reklam arası vererek bir an için meleğin çehresini düşündü. Daha sonra Baş Melek geldi aklına. Emin değildi fakat onun bu kadar eğlenmeyeceğini düşündü. Neden olduğunu pek anlayamasa da bu melek, ne sevincini ne de öfkesini tam olarak gösterebilen birisi değildi. Gözlerine baktığında, dilinden dökülenlerden çok daha kalabalık duygulara şahit oluyordu her defasında. Daha güçlü durabilmek için mi yapıyordu, yoksa bu elinde olan bir şey değil miydi, bu ayrıntıda takılı kalmıştı. Bakışları, birkaç dakika önce içinde bulundukları kargaşayı fısıldayan izlerle dolu toprağa eğildikten sadece birkaç saniye sonra ayağa kalktı aniden. Üzerini başını gelişi güzel temizlediğinde, babasına uzattı elini. Hiçbir şey sormadan karşılık veren Aras da ayağa kalktığında, "Bir haftadır oldukça sıkı şekilde ilerliyoruz, sanırım biraz dinlenmek istiyorum," diye arzusunu dillendirdi Mahz.

"Yoruldun mu?"

İki yana salladı başını. "Devam edebilirim ama böyle devam edersek ikimiz de verimli olamayacağız. Tam tükenemeyiz, yoksa çok daha uzun dinlenmek zorunda kalırız."

"Haklısın," dedi Aras. Kollarını her iki yana açtığında, esner gibi araladı dudaklarını. Her ne kadar pek zorlandığını hissetmese de insan formunda savaşmak yorgunluğunu ikiye katlıyor gibiyken zaten yarı insan olan oğlu, çok dahasını hissediyor olmalıydı. Elini, bedeninde çapraz şekilde asılı kemere götürdüğünde küçük cepten parlak bir taş çıkarıp, avucunda sıktı. Saniyeler içinde parmak aralarında hafiften yükselen alevden sonra rengi turuncu ve kırmızı karışımına dönen taşı, Gölgeler'den temizledikleri baygın insanların yanına koydu.

"Bir sonraki İz Taşı'nı yakarak çağrıyı ben yükseltebilir miyim?"

"Elbette." Gülümseyerek, onaylarcasına eğdi başını. Elini, Mahz'ın sırtına koyduğunda, birkaç adım geriledikten hemen sonra gücünü, kendi etraflarına dolayarak süzdü bedenlerini. Parlak ışık söz hakkı alıp, kapalı göz ardını dahi kamaştıracak şekilde arttı ve hiç olmamış gibi birkaç saniyede yok oldu. Evlerinin koridorları, yeni manzaraları olduğunda, kendisinden uzaklaşarak gözlerini kapatıp, kollarını iki yana kaldıran oğlunu izledi.

"Ahhh!" Gırtlaktan yakındı. "Evimizi özlemişim."

Üzerindekileri çıkarıp kenara bırakırken sözleri düşündü bir anlığına Aras. Bu yeri hâlâ tam anlamıyla benimsediğini hissedemiyordu fakat oğlunun böylesine rahat olduğu görünce sempati beslemeden edememişti de. Şimdilik, sadece anın huzurunu yaşama iznini kendisine veriyor olsa da elbette ki kalıcı değillerdi burada, olamazlardı da. Yaşlı duvarlarında iyi ya da kötü hiçbir anıyı öldürmeyen, Naime'den Açelya'ya miras olarak kalan ev, Aras için gerçek yuvaydı.

Yaklaşık bir saat içinde sıradan insanlar gibi duş alıp, temiz kıyafetler giyerek yemek masasına geçtiler. Basit bir şekilde hazırlanılan ekmek arasından sonra oğlunun huzur içinde uyumasını izledi. Gecenin göbeği, arada sırada sahne alan şimşeklerle birkaç saniyeliğine aydınlanırken kulağa sonradan gelen gürültüsünü dinlemeye koyuldu daha sonra. Hazırladığı fındıklı kahvesi yine önünde olmasına rağmen bir yudumdan sonrasını almamıştı dakikalardır. Koltukta geriye yaslandı. İşaret parmağını kaldırdığında, gökyüzünü daha iyi görebilmek için iyice kenara aldı perdeyi. Siyah bulutlar, ışık alan bağrında öyle güzel gözüküyordu ki gecenin tüm ihtişamı üzerlerindeydi.

Açelya'nın şu anda ne yaptığını düşündü. Mahz gibi uyuyor muydu, kendisi gibi gökyüzüne mi bakıyordu?

Ya da Esme? Gökyüzüne ait olan melek, yeryüzünde gizli bir şekilde nasıl ilerliyordu? Nasıl dayanıyordu?

Düşündü.

Düşlerinde boğuldu.

Yüzünü sıvaladı elleriyle. Artık daha fazla bir şeylerin suçlusu olduğunu düşünmek istemiyordu. Her ne zaman bunu yapsa bir diğer yanı, "Pişmansan oğlunu sevmeye de hakkın yok!" diye azarlayarak Mahz'ı savunuyordu kendisine karşı. Nasıl hissedeceğini bilemez şekilde sadece kendini yiyip bitirmekte bulduğu çözümlerle baş başa kalıyordu.

Sessiz bir derin nefesle kapadı gözlerini. Zaman her şeyden daha hızlı ilerlemeye devam etti. Hemen önünde duran en sevdiği o içecek, artık buz gibiydi. Ki zaten, onu bu kadar çok sevmesinin asıl sebebi, dünyaya yeniden geldiklerinde Açelya ile içtiği ilk şey olmasıydı. Ve bu sıvı, kendi bardağındayken değil onların bardağındayken lezzetliydi. Ve o zaman, istediği kadar soğusa da Aras için sımsıcaktı. Bu gece, duman tüten kupadan aldığı o yudum ise soğuk bir sudan farksızdı.

Bir kez daha rahatsız bir konumda, yorgun bedeniyle uykunun kollarına düştü saniyeler içinde.

Kabul etmeyip, savaştığı tek şey Gölgeler ve onlarla gelen yaratıklar olmadığı gibi asıl yorgunluğu da onlar değildi.

Ayın tek yüzü, güneşin ince ışınlarıyla iyice kesildiğinde karanlığı tamamen kovaladı aydınlık. Yeni ve bir adım daha ileride devam edecekleri günde, bu kez ilk defa Mahz, Ebyaz'dan önce araladı gözlerini. Uyku sarhoşluğu bedenini terkedene kadar, yatakta bir süre oturdu öylece. Şakaklarına düşen dağınık saçlarını geriye yatırdığında sandalye başında, üzerindeki tek battaniyeyle duran babasına bakıp, gülümsedi. Aklına aniden gelen fikirle tüm uykusu bir kelebek misali uçup ayrıldı sarhoş bedeninden. Vakit öldürmeden odadan hemen ayrılarak elini yüzünü yıkadı önce, daha sonra rota olarak gittiği mutfakta öğrendiği tüm taktikleri sahneye davet ederek, hazırlık yapmaya koyuldu.

Yarım saat geçmemişti ki, tüm planlarının ortasında uyanan Aras, paytak adımlarla gözlerini ova ova yanına geldiğinde, elindeki tava ile ona döndü Giray.

"Günaydın."

"Neden uyandın?" diye sordu omuzlarını düşürdüğünde.

Yüzünden çektiği elinden sonra düşünceli ve biraz şaşkın şekilde bakındı oğluna. "Uyanmamam mı gerekiyordu?"

Yüzünü ekşitti. "Bu sabah rol değişmeyi umuyordum." Bir cevap almayı beklemeden omuz silkip, kaldığı yerden devam etmek üzere ocağa döndü.

Sandalyelerden birini çekerek oturdu Aras. Elini yanağına yasladığında, öğrettiği her şeyin adım adım takip edilişini huzurlu bir şekilde izlemeye koyuldu. "Dün gece rolleri değişmişiz zaten."

"Nasıl?" Isınan yağa bir şeyler dilimlemeden önce yarım bir bakış yolladı biraz meraklı biraz da şaşkın ifadesiyle.

"Üzerime battaniye örtmüşsün."

"Battaniye mi?" Önüne döndü yeniden. Kafasını olumsuzca salladığı sırada daha enerjik bir tona aldı sesini. "Ben örtmedim ki."

Aras'ın tebessüm eden çehresi yavaşça durulduğunda elinden çekti yüzünü. Bir yandan uykuya düşmeden evvelki her şeyi hatırlamaya çalışırken bir yandan da soracağı soru sonrası cevap için açtı tüm algılarını. "Ne?"

"Baba, zaten hemen yanındaydı. Uyumadan önce almışsındır." Göz ucuyla bakındı bir anlığına. Yüzündeki hafiften alaylı tebessümü önüne döndüğünde silindi. "Sekizyüzlü yaşlara gelince ben de mi böyle unutkan olacağım?" Homurdanarak şişirdi yanaklarını.

Düşünmeye koyuldu hemen. Evet, yanındaydı fakat ona uzandığını hiç hatırlamıyordu bile. Kaşları çatıldı giderek. "Aldım mı ki?" diye mırıldandı kendi kendine. O an, en son ne yaptığını gerçekten hatırlamıyordu ve tam şu anda bu durum, büyük bir soru işareti olmuştu. Olasılıkları değerlendirdi. Tehlikeli bir şey elbette yoktu fakat fazlaca merak etmişti bile. Eğer kendisi de örtmediyse kim yapmıştı bunu?

"Hadi." Masanın üzerindeki boşluğa ses çıkaracak şekilde kondu nefis kokulu yemek. Aras, düşüncelerini şimdilik askıya aldığında nefis kokuyu takip etti hemen. Üzerine peynir eritilmiş menemen olduğunu farkettiğinde, biraz şaşkın biraz da gururla kaldırdı başını. Yerlerini daha da iyi aldıklarında, sarıldılar çatala. Dolan bardaklar ve tükenen yiyecekler esnasında sıradan insanlar gibi andan tat alarak, her konuya değinerek konuştular uzun uzun.

Elinden geldiğinin en iyisini asla ardında bırakmak istemeyen baba, oğlunun fâni özünü beslemeyi kendinden bile çok önemsiyordu yine.

Geçmişten.

Planlarından.

Ve her şey düzeldiğinde, ailecek ne yapacaklarından...

Gözlerindeki yıldızlarla kurdu çoğu planı Giray. Annesiyle bir komedi filmi izlemek için sinemaya gitmek ve kahkahalarını duymak istiyordu.

Gürültülü şekilde yağan yağmurdan pek hoşlanmamıştı daha öncesinde. Bu yüzden her yağmur yağdığında dizlerine uzanıp, onun kadar sevebilmek istiyordu bu durumu. Kar yağdığında, kar topu savaşı yapmak istiyordu bir de.

En çok da Kızıl Güzeli, diye sevilen saçlarına dokunabilmek istiyordu.

Hayalleri listelere sığmayacak kadar fazlaydı. Ve bu yüzden olabildiğince çabuk bitirmek istiyordu her şeyi.

Bir saatlik bir zaman diliminden sonra dün geceki arbede sonrası öğrendikleri bilgilerle çizilen rotada bir ofisin kapısına dayandılar. Denilene göre buradaki kişiler, daha önceki savaşça Gölgeler'le işbirlikçi olanlardı. Her şey bittikten sonra yapılan hafıza dokunuşuyla arınmış olmaları gerekse bile, daha o zamandan bedenlerine yerleşenler sebebiyle uyanık kalabilenler vardı. Şimdi ise Esme'nin kurduğu bu güç ile bedenden çıkamayacakları için isteseler de kendilerini gizleyemeyeceklerdi.

Aras, iki dudağı arasına koyduğu kürdanın yerini diliyle yer değiştirirken beklemekten sıkıldığını belli ederek verdi nefesini. Etraftaki kişilerin bakışları, her ne kadar belli etmemeye çalışsalar da sürekli olarak üzerlerindeydi. Onlarsa asıl kişiye ulaşabilmek için de gizlediklerini enerjiyle beraber klasik müşteri gibi davranmaya devam ediyorlardı. Siyah güneş gözlüklerini saçlarına ittirdiğinde kürdanı aldı eline daha sonra. İleriye birkaç adım attığı sırada hemen önüne geçti bir kişi. Durup, engelleyen kişiyi süzdükten hemen sonra bıkkın bir ifade çizdi yüz tuvaline. "Müdürünüz olacak bu adam, herkese böyle mi davranıyor?" diye sitemde bulunurcasına iki yana açtı kollarını. Zengin bir iş adamı imajına büründüğü kıyafetlerini gösterdiği sırada, "Eğer böyleyse büyük teklifleri her zaman kaçırıyor demektir," şeklinde ekledi.

Ne yapacağını bilemedi karşısındaki bir an için. Cevap vermeden evvel içeriye doğru sabırsız bakışlar atıp, yeniden döndü. "Kusura bakmayın, plansız müşteri olduğunda böyle bekletmeler olabiliyor."

Göz devirip, ağırlığını tek bacağı üzerine verdiğinde beline koyduğu elleriyle ağız içi küfür gevelendi önce. Çok iyi bildiği bir şey vardı ki bu tip kişiler kendisini ezmeye meyilli biriyle karşılaştığında, ya elinden kaçırmak istemeyip, hoş sözler eşliğinde daha hızlı olacaklar ya da bir ders vermek isteyerek saldıracaklardı. Hangi yola başvuracaklarını bile umursamıyordu Aras. Bir şekilde artık hareket başlatması lazımdı. "Plansız müşteriymiş, çok büyük şirketsiniz sanki piç kuruları..." Öne doğru yeniden adım atmaya çalıştığında yeniden ama daha kararsız şekilde durdurulduğunda, kaldırdı tek kaşını. Aldığı mahçup ve kaçamak bakışlar hoşuna gitmeye başlıyordu bu kez. Tam da tahmin ettiği gibiydi, yine.

"Sizin için yeniden gidip, bizzat bakacağım hemen. Lütfen bekleyin, bir yere ayrılmayın."

"Ahşş! Hadi hadi!" Acele etmesini ima ederek havada salladı elini. Kıvrak hareketlerle hemen içeriye yönelen adamı bir süre izledikten hemen sonra Mahz'a dönerken kürdanı dudaklarına ağır hareketlerle koyarken bakındı çevresindekilere. Genç, arkasında tuttuğu ellerini hemen önüne çektiğinde, planladıklarını patron-çalışan izlenimini bozmamak için biraz da eğdi başını. "Gözlerini gördün mü?" diye fısıltıyla konuştu bu sırada Aras.

"Evet, onlarda da aynı renk var."

"Agimod." Ellerini pantolonunun ceplerine soktuğunda, yerdeki birkaç çakılla oynamaya koyuldu.

Tekrar etti ismi zihninde fakat sadece bu bilgiyle fazlaca eksik hissediyordu. Gözden kaçan ya da hesaba katılmayan bir şey olmalıydı. Başını iki yana sallarken dakikalardır onu meşgul eden düşüncelerini diline sürmeden evvel etrafına baktı çenesini fazla kaldırmadan. Düşünceli bir nefes vererek daha fazla tek başına sorgulamak istemedi artık. "Burada farklı bir yoğunluk var."

Öne doğru döndü Aras. Gözünün alabildiğince her yere bakınıp, kendi hislerine yoğunlaşmaya çalışsa da kimlik avcısı olmak isterken av olmamak için tam olarak yapamadı istediğini. Fakat Mahz'ın enerjisini de hissedemiyordu şu anda. Yanı başında olmasına ve biraz önceki dediklerine rağmen herhangi bir yoğunluğu duyamamıştı. Çatıldı kaşları. "Ne hissediyorsun?" diye sorduğunda ona bakındı yeniden.

"Sıcak bir akış daha var. Agimod soğuk oluyordu fakat burada bir ısı dalgası da var."

"Emin misin?" İnanıyordu inanmasına ama iyice kararlaştırmak istiyordu. Hayatlarının şah olacağı bu oyun alanında piyon olacak her ayrıntı, mat olmama için fazlaca önemliydi. Bakışlarını kaldırıp doğruca ona baktı Mahz. Ciddiydi ve bu durum canını sıkıyordu. Hiçbir bakışlarda farklı renk bir ışık görmedikleri halde bu bilinmez yoğunluğun var oluşu artık bunaltıyordu. Cevabı bir çift gözden alan Aras, daha da ince ayrıntılara bakmayı aklına kazıyarak yeniden döndü sırtını. Bedene akmamış Gölgeler'in varlığını hissediliyor olsa bunu kendisi de anlardı. Fakat başka bir şey vardı. Burada ete bürünmemiş bir güç yoktu.

Duyulan ayak sesi kendilerine iyice yaklaştığında, biraz önceki adamın heyecanla yanlarına geldiğini gördüler. Tam karşılarına geçtiğinde üzerindeki ceketi düzeltip, eliyle buyur etti içeriye. "Müdür Bey sizi bekliyor."

"Sonunda." Ters bir bakış atarak geçtiğinde Mahz da hemen ilerleyince arkalarından geldi adam. Bakışları alçak tavanda dolaşırken bir an için ne kadar küçük bir yer olduğunu düşündü. Duvardaki resimleri farketti daha sonra. Birkaçının arkası dönük olmasına rağmen hâlâ asılıydı. İfadesi ister istemez çatıldığında, merak ederek bir tanesinin yanına gidip, hafifçe kaldırıp bakındı. Daha sonra bir diğerine gitti. Düşünceleri sırasında sıktığı çenesiyle biraz büzüldü alt dudağı. Üçüncüye gitmek istedi fakat soru işareti almayı reddederek, cebine soktuğu elleriyle onlara eşlik eden adama bakındı. "Neden bazı tabloların arkası dönük?"

"Ah, onlar mı? Müdürümüz pek hoşlanmadı, indirecektik fakat çocuklar henüz indirmemiş." Gülüp, hızlı adımlarla hemen öndeki bir tablonun yanına geçti. "Genelde manzarayı sever. Bu fotoğraflarda insan yüzü bulunmasını sevmiyor."

"Ama onlar dünyaca ünlü ressamların tablolarından." Mahz duyurdu sesini bir an için. Fakat hemen sonra üstlenemsi gereken rolü hatırlayarak geriye çekildi.

Adam, sırıtan çehresine rağmen kaçamak bir bakış sakladı yüzünde. "Evet," diye cevapladıktan hemen sonra yere indirip ters çevirdi elindekini. "Ama sevmiyor."

Omuz silkip, geçiştirir gibi mimik sahiplendi Aras. "Zaten umrumda değil." İlerlemeye koyuldu yeniden. Hedeflediği noktaya gelene kadar hiçbir açıdan hiçbir türlü soru işareti çekmek istemiyordu. Şu an yaptığı bütün izlenimler bu alandakiler için değil, gelecekteki her durum için bilgi haznelerine kazandırılmalıydı. Ve az önce kazandığı artı puan ise bedene giren Gölgeler'in suret bulunan fotoğraflardan kaçınıyor olduklarının göstergesiydi ve ona göre şu anda da söylenilen her şey açık bir şekilde bahaneydi.

Kapısında iki korumanın dikildiği yere geldiklerinde, hemen önden gitti yanlarında gelen kişi. Açılan gösterişli kapılardan sonra yoğun tütsülü oda serildi önlerine. İçeriye girdiklerinde adeta duman olan kokuyu kendilerinden uzaklaştırmak isteyerek yüzlerinin önünde yelpazelediler ellerini. Gri takım elbiseli, kırklı yaşlarında gözüken bir adam, oturduğu kotluktan hemen kalksa da konumunu koruyarak buyur etti masanın önündeki koltuklara. Aras, zaman kaybetmeden ilerlediğinde, arkada kalıp bir koruma gibi saf tuttu Mahz.

"Hoş geldiniz." Derin sesiyle konuştu adam. Makam koltuğuna yeniden oturmasının ardından bir şey içmek isteyip istemediklerini sorduğunda, olumsuz şekilde aldı yanıtını. Kahverengi gözleri öylesine garip bakıyordu ki, ruhsuz mu yoksa fazla kibirli mi olduğunu anlayamadığı için ister istemez sinirlenmişti Aras. "Açıkçası isminizi bu sektörde ilk defa duydum, bu yüzden biraz şaşkınım. Böylesine güçlü bir kişi kendini nasıl gizleyebildi, diye düşünmeden edemedim."

Onun kasıntı duruşuna tezat olarak rahat bir şekilde koltuğa yaslandı Melez. "Ben, adımı sadece duymasını istediğim kişilere duyururum," dedi kaşlarını kaldırıp. Biraz pohpohlayıp, istediği kıvama getirme şansını denetlemekti hedefi.

Genişçe gülümseyerek eğdi başını. "Öyleyse şirketimiz çok şanslı olmalı." Derince nefeslenip önündeki masaya yaladığı dirsekleriyle dudaklarının önünde birleştirdi ellerini. Hafiften kasılan göz çeperleriyle yeniden o sinir bozucu bakışı yolladı üzerine. "Fakat bunu merak ediyorum. Neden şanslıyız?"

"Bunu ben de düşündüm. Neden şanslısınız?"

Başını eğerek ensesini gelişigüzel kaşıdıktan sonra sesli bir nefes verdi burnundan. "Eee?" Alaylı bir şekilde ifadeyle yeniden geriye çekildiği sırada durmadan diken üstünde hissettiren davranışları, hiç olmayacak kadar pusuya çekti Aras'ı. "Bir cevap bulamadınız mı?"

"Bir cevaba layık olduğunuzu düşünmüyor musunuz?" Biraz ciddi biraz da hakimlik kurarcasına, sola yarım bir açıyla eğdi başını.

Sorusu karşısındaki soru için bir an durdu adam. Anlık olarak nefesini tutarken havada salladı parmağını. "Zeki bir adamsınız." Ayağa kalkıp, yankılarla ses çıkaran adımlar eşliğinde hemen Aras'ın önündeki koltuğa oturduğunda bir bir üzerine attı bacaklarını. "İlgimi çekmeyi başardınız fakat ben hâlâ istediğim cevabı alamadım. Hiçbir haber verilmeden ve sebep sunulmadan, aniden yüksek bir yatırım için bizi seçiyorsunuz fakat neden? Karşılık olarak bizden ne bekliyorsunuz?"

Kıstığı gözleriyle iyice izledi onu. İrislerine dikkatle baktığında hiçbir ışığın kendinden bir pay vermiyor olduğunu görünce, şaşırmadan edemese de usta bir şekilde gizleyebildi duygularını. Bu herif, daha öncesinde Gölgelerle çalışan normal birisi olmalıydı. Fakat neden bir işarete sahip değildi, anlayamıyordu. Biraz önce onu alta çekmek ister gibi karşında rahat konuma geçen bu adamı özel yapan başka bir şey olmalıydı ama şimdilik, sadece bir ders vermek istiyordu ona. Güldü. Öne doğru uzanıp, adamın dizlerinin üzerini patpatladıktan hemen sonra kollarını her iki yana getirerek kendisi de bacak bacak üzerine attı alaycı ifadesi eşliğinde. "Sizden fazla bir şey beklemiyoruz. Sadece güvenlik."

Adam, içten içe artan öfkesini bastırmaya çalışırken sesli bir kahkahayla bakındı kendi çalışanına. "Tam olarak nasıl bir güvenlik?"

Aynı gülüşle ona bakınan Aras, "İnsan güvenliği," diyerek silkti omuzlarını. "Tanıdık geliyor mu?" Dalga geçer gibi sordu, gamzelerine bile adama verdiğinden daha fazla hak vererek. Gülüşler gittikçe çoğaldığında, bir parıltı ilişti o an gözüne. Barındırdığı öfkesi alevle parladı. "Sizin için uzak bir kavram mı?" diye ekledi. Gülüşü ansızın bozuldu adamın o an fakat durdurmadı da. Duruşunu yavaşça düzelten Melez, bal rengi gözlerini bir an bile ayırmayarak dalga geçer gibi sırıtmaya devam ettiğinde, "Sana öğreteyim o zaman," dediği saniyede, durumu en hızlı şekilde kavrayan Mahz tetiğe büründü. Tam o anda Aras, hızla öne uzanarak ensesine sardığı elleriyle yandaki masaya geçirdi adamın kafasını kuvvetli bir şekilde.

Oluşan ani arbedeyle anlık şoku atlatamadan celallenen diğer kişi hızını arttırdığında, önünü hızla kesip, ayaklarına taktığı çelmeyle yere yatırdığı kişinin üzerine çullandı Mahz. Dizlerini iki yana açılan kollara bastırdığı sırada parlak gözlerinin üzerine kapadığı ellerine, o ana kadar gizlemek zorunda kaldığı enerjisini avuç içine verdiği an çığlık atarak debelenişini izledi.

Sesler üzerine aniden açılan kapıyı aynı hızla geri kapattı bu sırada Ebyaz. Hemen sonra burnu kana bulanan adamı hızla geriye çektiğinde, daha önce farkettiği parıltılı şeyi almak için uzandı ceketinin altındakine. Fakat kol içine aldığının ardından boyun tarafına şiddetli gelen ikinci darbeyle geriye sendeleyerek başarısız kaldı. Yankılanan koşuşturma sesleri sonrası gümbürtüyle yeniden açılan kapı ardından aniden giren kalabalık grup, yarım ay şeklinde etraflarını sardığında, bir an için bakıştı baba ve oğul. "Baştaki kişi o, koltuklarda da olduğu gibi. Onu hallet," dedi Mahz. Sesi ne titrek ne de aceleciydi. Aksine fazla sakin ve düzdü. Oldukça soğuklanlı duruşu Aras'ı rahatlatmıştı bir kez daha. Bir hafta içinde daha önce yapmadığı kadar bulanmıştı bu çekişmeye ve her defasında bir adım daha rahat davranıyordu. Baygın bedenin üzerinden kalktı bu sırada genç. Her an saldırmaya hazır bekleyen herkesi süzse de yeniden arkasına bakındı çatık kaşlarıyla."Hepsi soğuk. Sıcak yoğunluk ondan geliyor. Bir iş var."

"Durmayın öyle!" diye bağırdı o anda yüzündeki kanın yoğunluğunu eliyle kontrol eden adam. Biraz önce Aras'ın uzanmaya çalıştığını parlak şeyi eline aldığında, birkaç adım geriye çekilip yüzünü kapattı tek eliyle. Diğer kişilerin saldırıya geçtiği Mahz'a yardım etmeyi arzulasa da gözlerini üzerinden ayıramayan Ebyaz, kısık ve tiz bir kahkaha duydu hemen karşısındakinden. Çatılan kaşları biraz evvel kalın ve derin sesi olan kişinin nasıl böyle güldüğünü anlamak isterken gevşediğinde, elini kapattığı yüzünden yavaşça indirdi adam. "Buraya geleceğini bilmiyor muyum sanıyordun?" Kıkırdadı yeniden. Gözlerini tamamen kaplayan siyahlık, sanki daha da genişlemek istiyordu. Boynundaki damarlar koyu bir renkle kendini gösterdi. "Karanlığın yüz karasıyla karşılaşmayı dört gözle bekliyordum!"

"Öyle mi?" Kaldırdı ellerini. "Ben sahnede yokken bile günden güne çoğalmış desene sen şuna." Hızla üzerine geldi bedene hükmetmiş Gölge. Elindeki parlak hançer tipli bıçağı savurduğunda, oldukça rahat şekilde geri püskürttü Aras. Gölge, sırtını ona verdiğinde dirseğini geriye savursa da kıvrılan bileğinden hemen sonra diz içine giren darbeyle büküldü bacağı. "Beni bu fâni bedenle yenebileceğini sana düşündüren ne?" Eğildi ona doğru.

Fırsatı anında değerlendiren Gölge, başını hızla geriye savurduğunda elmacık kemiğine gelen darbeyle anlık olarak dengesini kaybetse de hızla toplarlandı Aras. Elinden çoktan kaçan kişinin toparlanmasına bilerek izin verdiği sorada Mahz'a bakındı hemen. Yere serilen bedenlerin sayısı çoğalmıştı fakat kalabalık azalmak bilmiyordu da. Fazla zamanı boşlamadan yeniden tam önüne dönecekken anlık olarak görebildiği bir keskin uçtan sonra acı bir yangın kaplayan yüzünü tutarak eğildi yere. Cıvık ses eşliğinde avucu kanla doldu. Yüzünden akan sıcak şeyi tüm ayrıntısına kadar hissetti fakat başka bir durum vardı ortada. Ters bir açıya bedenini hızla çektiğinde, ardından yeni darbe için gelen kişi boşluğa savurdu saldırısını. Şimdi yeniden yüz yüze bakıyorlardı.

"Acıyor değil mi?" diye konuştu tizleşen ses. Siyahlığıyla parlayan irislerini kocaman açılmıştı.

Cevap vermeyi anlık olarak bekleterek yeniden titreşen yarasına götürdü elini. Artık şimdi kiminle burun buruna geldiğini biliyordu. "Hetare."

Havada raks ettirdiği elini uzattı Gölge. "Şuna bak!" Böbürlenircesine kabardı göğsü. "Sana kimliğimi söylemedim bile ama beni tanıdın!"

Yeniden pozisyonuna dönerek sahip olduğu yangını göz ardı etmeye çalışan Ebyaz, iki yana salladı başını. "Hakkında gram bilgim yok. Sadece senin bu boktan ırkın, açtığı yara izini durmadan harlıyor ve bunu tüm cihan zaten biliyor." Yumduğu avuçlarını açtığında uzun kendi kılıcı kıvılcımlar eşliğinde aldı yerini. Gözlerindeki bal, alevle harmanlandığında, "Tüh," diye eğdi mimiklerini. "Bir an için sonunda dişli bir rakibim var sanmıştım."

Küçümseyici sözleri devralan Gölge, "Hâlâ bir insan etindeyim, beni öldüremezsin," dedi gözlerini kılıca götürerek.

"Bir kesik almayacaksın," cevabını veren Ebyaz, aniden havaya attığı kılıcından hemen sonra iletiye uzattı elini. Bir güç dalgası havayı yararak Hetare'ye ulaştığında öylesin kuvvetli bir baskı hissetti ki, omuzlarındaki kemik sesi duyuldu. Yere düşmek üzere olan kılıcı diğer eline çektiği anda tam gözlerinin önünde tuttu sivri tarafını. "İçmeyeli çok olmuştu." Korku dolu suratın, çırpınmak isteyip de çırpınamayan bedeniyle daha da dehşete sürüklenişini izledi.

"Dur!" Sadece birkaç dakikalığına bakınmadığı oğlundan tarafa döndü gelen bağırışla. Parlayan gözleri, karşılaştığı manzarayla vurgun yedi ansızın. Gölgeleri barındıran fazlaca kişi yerde yarı baygın ve hareketsizdi fakat Mahz da cüsseli bir adamın hemen ayak dibinde dizleri üzerine düşmüştü. "Hemen durmazsan bu genç adamını şuracıkta öldürürüm." Cevap veremedi Aras. Önce iyi olup olmadığına emin olmak için bakışlarını buluşturdu oğlununkiyle. Yüzü, yaşadığı çarpışmaların imzasını taşısa da oldukça hızlı nefes alıyor olmasından başka bir aksilik de yoktu. Bir bıçak dayandı boynuna o anda. "Şakam yok!"

Bir an için elini gevşetir gibi oldu Aras. Mahz'ın tenine iyice yaklaşan bıçak zihnindeki her şeyi çığlık çığlığa koyuyordu. Karşısındaki kişiyi bırakırsa tehdit ortadan kalmayacak, aksine sayısı yükselecekti. Bırakmazsa da ne olacağı büyük bilinmezlikle oğlunun canıyla bahis kuracaktı.

Yeniden önündeki Gölge'ye bakacağı sırada bir kıpırtı oldu kapı tarafında. Rehin alan kişi, başını biraz çevirir gibi oldu ki çene köküne aniden aldığı darbeyle yalpalanarak düştü yere. Kurtulacağını düşünerek sırıtan Hetare, yeniden dehşetin dansına kaldırdı ruhunu. Elindeki sopayı parmakları arasında bir kez çevirerek kapıdan içeriye iyice adım atan kiremit saçlı kişi, ıslık çalmayı bırakarak genişçe gülümsedi. "Sizi daha ne kadar kurtarmam gerekiyor," diye söylenirken biraz kıstı kehribar gözlerini. Yerden kalkma çabasına giren kişinin bıçak tarafındaki kolunun içine vurduktan hemen sonra sopayı göğsünün üzerine koyup, bastırdı. Oldukça eğlendiğini anlatan mimiklerini biraz durulttuğu sırada Aras'ın bakışlarına verdi karşılığı. "Borcunuz iyice birikmeye başladı."

Bölüm sonu

8 yorum