Koridor bir anda dağıldı.
Bağırışlar aynı anda yükseldi, sandalyeler devrildi, öğrenciler ne olduğunu anlamadan farklı yönlere koşmaya başladı. Her şey saniyeler içinde kontrolden çıktı.
Chloe bir adım geri çekildi.
“Ne oluyor?” diye bağırdı Hanna ama sesi kalabalığın içinde kayboldu.
Zoe kolunu sıkı sıkıya tuttu. “Koş!”
Ama nereye?
Koridor artık bir çıkış gibi değil, bir tuzak gibiydi. Herkes aynı anda kapılara yükleniyor, öğretmenler öğrencileri bir yerlere yönlendirmeye çalışıyor ama sesleri bile duyulmuyordu.
Bir öğretmen bağırarak elini salladı: “Güvenli alanlara! Hemen içeri!”
Ama öğrenciler panik halinde birbirini iterek kaçıyordu.
O sırada ikinci patlama sesi geldi.
Bu kez herkes daha hızlı koşmaya başladı.
Bir öğrenci dengesini kaybedip yere düştü, yanındakiler onu kaldırmaya çalıştı ama kalabalık o kadar yoğundu ki kimse duramıyordu bile.
Chloe’nin kalbi o kadar hızlı atıyordu ki nefes almak zorlaşmıştı.
“Öğretmenler odası!” diye bağırdı Hanna, etrafı işaret ederek.
Zoe başını salladı. “Oraya!”
Üçü birbirine tutunarak kalabalığın içinden ilerlemeye çalıştı. İnsanlar çarpıyor, itiyor, sesler birbirine karışıyordu.
Bir köşede bir grup öğrenci aynı anda geri çekildi, yol açıldı.
“Buradan!” dedi Zoe.
Koşarak ilerlediler.
Öğretmenler odasının kapısı görünür hale geldiğinde bir öğretmen onları fark etti.
“Buraya girin! Çabuk!”
Kapı açıldı.
İçeri girer girmez kapı hızla kapatıldı.
Bir anlık sessizlik oldu ama bu sessizlik huzurlu değildi.
Dışarıdaki sesler hâlâ kapının arkasından geliyordu.
Öğretmenler hızlı hareket ediyordu. Biri öğrencileri köşelere yönlendiriyor, biri kapıyı kontrol ediyor, biri nefes almaya çalışıyordu.
“Masaların altına,” dedi bir öğretmen kısık sesle.
Hiç kimse tartışmadı.
Chloe, Zoe ve Hanna birlikte yere çömeldi.
Metal masanın altına girdiklerinde dünya küçülmüş gibiydi.
Chloe dizlerini kendine çekti. Zoe etrafı dinliyordu. Hanna nefesini tutuyordu.
Dışarıdan gelen sesler hâlâ devam ediyordu.
Chloe dizlerini kendine çekmişti. Masanın altındaki boşluk dar, hava ağırdı. Zoe yanında nefesini sessiz tutmaya çalışıyordu. Hanna ise sürekli kapıya doğru bakıyordu.
Dışarıdan gelen sesler hâlâ vardı.
Ama artık daha dağınık, daha uzak gibi…
Bir süre kimse konuşmadı.
Sadece beklediler.
Sonra kapının dışında hızlı ayak sesleri duyuldu.
Hepsi aynı anda irkildi.
“Kapı…” diye fısıldadı Zoe.
Kapı bir an zorlandı.
Ardından bir ses: “İçeride biri var mı?”
Öğretmenlerden biri hemen fısıldadı: “Sessiz olun.”
Kapı tekrar çalındı, bu sefer daha sert.
“Lütfen açın! Buraya gelmemiz lazım!”
Bir anlık duraksamadan sonra kapı açıldı.
İçeri birkaç öğrenci hızla girdi. Nefes nefeselerdi, yüzleri solgundu. Aralarında Noah ve Ethan da vardı.
“Buraya gelin!” dedi öğretmen kısık sesle.
Öğrenciler hiç beklemeden odanın içine dağıldı.
Noah hızla etrafa baktı ve masaların altını fark etti. Ethan da onu takip etti.
“Orası mı?” diye fısıldadı Ethan.
Noah başıyla onayladı.
İkisi de eğilip Chloe, Zoe ve Hanna’nın bulunduğu masaya doğru ilerledi.
Chloe geri çekildi biraz yer açmak için.
Noah sessizce masanın altına girdi. Ethan hemen arkasından.
Şimdi alan daha da daralmıştı.
Nefes almak bile daha zor geliyordu.
Zoe fısıldadı: “Herkes burada mı?”
Noah başını salladı ama cevap vermedi.
Dışarıdan bir ses daha duyuldu.
Bu sefer daha yakındı.
Herkes aynı anda sustu.
Hanna eliyle ağzını kapattı.
Chloe’nin kalbi neredeyse duyulacak kadar hızlı atıyordu.
Odaya her dakika daha çok kişi gelmeye başlıyordu. Daha fazlasına gelmeye devam ediyordu. Yakında masanın altında yer kalmayacaktı.
Kapı bir kere daha açıldı. İçeri Maya,Valeria, Oliver ve Olivia girdi. Arkalarından bir kaç öğrenci ve iki öğretmen odaya girdi.
Mr. Morgan "Burada kalmaya devam etmemin bir faydası yok. Masanın altinda yer kalmadı. Depo odasındaki dolaplara gidelim orada hepimize yetecek kadar yer var"dedi.
Tartışmadan onun kararını uygulamaya karar verdik.