"İnsanın büyüdükçe mi artıyordu dertleri? Yoksa insan, büyüdükçe mi anlıyordu gerçekleri?"
Özdemir Asaf
Bazı anlar vardır ne yapacağınızı bilmezsiniz. Düşünürsünüz, kendinizce tartarsınız ama çıkış yolu bulamazsınız içinizi bilmediğiniz bir boşluk kaplar. Şu an tam da böyleydim. Ne hissettiğimi bile bilmiyordum. Ayaz'ın hareketleri kafamı karıştırmaya başlamıştı.
Amacı neydi? Neden beni sürekli gözleri ve hareketleri ile rahatsız ediyordu. Ben ne yapmış olabilirdim ki ona? Ya da farklı bir şey mi vardı? Gerçekten anlamıyordum. Kafamda tonlarca soru vardı. Ne kadar düşünürsem düşüneyim hiçbir sorumun cevabını bulamıyordum. Doğrusu ne yapmak istediğimi bile bilmiyordum.
Rüzgardan oldukça uzaklaştıktan sonra bir yere oturdum. Hava soğuktu fakat soğuğu hissetmiyordum. Şuan nerede olduğumu, nasıl otele döneceğimi bile bilmiyordum. Evet şuan abartıyordum. Bunun bende farkındaydım fakat Rüzgar bana bu zamana kadar neredeyse hiç kızmamıştı.
Şimdi ise saçma sapan biri yüzünden bana kızmış ve kalbimi kırmıştı. Bazen çok kırılgan biri olduğumu düşünüyordum. Hatta direkt kırılgan biri olduğumu kabul ediyordum. Etrafındakiler bunu zaten biliyordu ama bugün Rüzgar bilmiyormuş gibi davranmıştı.
Bana Ayaz'ı mı koruyorsun demişti. Bunu nasıl düşünebilirdi ki? Gerçekten aklım almıyordu. Nasıl olur da bana böyle saçma bir soru sorabilirdi? Zaten saçma sapan biri ile uğraşıyordum. Bir de bu yetmezmiş gibi onu korumak ile suçlanmıştım. Alt tarafı Rüzgar yine kavga etsin istemedim. Çok şey mi istemiştim? Keşke bıraksaydım da yeseylerdi birbirlerini! Hah, sanki öyle olsa Rüzgar için üzülmiyeceksin sanki Derin!
Bir süre kendim ile kavga ettikten sonra otele dönmeye karar verdim fakat daha nerede olduğumu bile bilmiyordum. Nasıl dönecektim ben şimdi? Sanırım abimi aramalıyım... Telefonumun ekranını açıp abimi aradım. Düşündüğümden daha hızlı açtı.
Her zaman ki sevecen sesiyle "Efendim miniğim."dedi. "Abi beni alabilir misin? Nerede olduğumu bilmiyorum sanırım kayboldum." "Sen Rüzgar ile değil miydin?" "Kavga ettik bende tek başıma yürüdüm biraz ama oteli bulamıyorum." Telaşlı sesiyle " Konum at hemen geliyorum." diyerek yüzüme kapattı.
Kapatır kapatmaz abime konumumu attım ve beklemeye başladım. O sırada bilinmeyen bir numaradan mesaj geldi.
'0544*****72: Merhaba. Nasılsın?" bu da kimdi böyle? bildirimden mesaja tıkladım. Ardında yazan kişinin profiline baktım. Sırtı dönük, kafasını omzunun üzerine doğru döndürmüş, siyah beyaz çekilen bir fotoğraftı. Omuzları oldukça geniş duruyordu. Bu kişi Berkinden başkası değildi. Şu an kalbim deli gibi atıyordu.
Bu kadar heyecanlanmam normal miydi? Bana yazacağını zaten söylememiş miydi? Evet söylemişti ama aradan 2 haftaya yakın bir süre geçmişti. Belki rahatsız olur diye yazmamıştım. Heyecandan ellerim bile titriyordu. Buz gibi kış havası yerini sıcacık yaza bırakmış gibi hissediyordum. Yan profilden o kadar kusursuz ve göz kamaştırıcı duruyordu ki. Acaba bu kadar güzel gözüktüğünden haberi var mıydı?
Evet belki de dünya yakışıklısı değildi ya da tamamen mükemmel, kalıplı biri değildi ama bana oldukça yakışıklı, mükemmel geliyordu. Kalıplı olmaması bence bir problem değildi. Zaten çok iri yarı, kaslı insanları pek sevmezdim. Her şey kararınca olmalıydı.
Fotoğrafını incelemekten aklıma görüldü atıp cevap vermediğim geldi. Daha fazla vakit kaybetmeden yazmaya başladım. 'Merhaba. Sen nasılsın?' yazıp yolladım.
Anında görüldü olmuştu. Ne yani mesajda mı beklemişti? Ah sanırım kalpten gideceğim! "Bende iyiyim. Aslında daha önce yazacaktım fakat belki müsait değilsindir diye yazamadım. Rahatsız etmiyorum değil mi?' dedi.
Sen beni nasıl rahatsız edebilirsin ki? Bu kadar düşünceli, nahif birinden nasıl rahatsız olabilirdim ki? ' Estağfurullah neden rahatsız olayım. İstediğin zaman mesaj atabilirsin.' yazıp yolladım. Ne!? İstediğin zaman mı demiştim ben ona? Ah Derin senin derdin ne ne canım!? Öyle pat diye denir mi bu? Sanki hep mesaj atmanı istiyorum ama söyleyemiyorum der gibi... Gerçi bu yalan değildi. Yalan dersem taş olurdum.
'Her istediğimde mi?' diye sordu. Heh! Aferin Derin aferin! 'Yani şey... Tabi istersen.' dedim. Daha ne kadar batabilirdim ben? Ne kadar rezil edebilirdim kendimi. 'Anladım. Teşekkür ederim.' dedi. Ne diyecektim şimdi ben? Konu bulmam ve konuşmamız gerekiyordu ama ne o yazıyordu bir şey ne de ben yazabiliyordum.
'Sınavların nasıl geçti?' diyiverdim. 'Güzeldi. Senin nasıldı?' yine anında görüldü olmuştu. Ne o çıkıyordu mesajdan ne ben... ' Benimki de güzeldi.' dedim. Bekledim, bekledi. Bir kaç dakika sonra 'Neyse ben daha fazla tutmayayım seni. Görüşürüz daha sonra.' dedi. 'Görüşürüz.' demek ile yetindim. Ne kadar konuşmamızın bitmesini istemesem de bitirmeye mecbur kalmıştım.
Neden böyle hissettiğimi çözemiyordum. Neydi bu hissettiğim? Neden kelebek denilen hissi yaşıyordum? Ne kadar saçma bir histi öyle. Saçma ama güzel hissettiren bir histi. Tuhaf bir kasılma gibi ana hoş bir kasılma. Hafif karıncalanma hissi bile iyi hissettiriyordu. Duygularımı, neler hissettiğimi tanımlayamıyordum çünkü daha önce böyle bir şey ne yaşamıştım ne de hissetmiştim.
Ben onun yanındayken, ismini duyduğumda, onu gördüğümde ya da mesaj attığında kalbimin attığını, var olduğunu hissediyordum. Sanki onunla ilgili bir şey olmazken kalbim atmıyordu. Minik kalbimi hoş bir sızı kaplamıyordu. Tarifi en zor ama bir o kadarda güzel bir histi. Yoksa ben ondan hoşlanıyor muydum? O yüzden mi böyle hissediyordum? Neden anlayamıyordum ne hissettiğini? Terzi kendi söküğünü dikemezmiş derler. Galiba benimki de o hesaptı.
Ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama çalan korna sesi beni kendime getirdi. Korna sesinin geldiği yöne baktığımda abim olduğunu gördüm. Şükürler olsun ki beni bulmuştu.Koşarak arabaya bindim ve abime sarıldım. "Bir an beni asla bulamayacaksın diye düşündüm. Çok korktum!" Benim gibi oda bana sarılarak kıkırdadı."Ben seni dünyanın öbür ucunda olsan dahi bulurum küçük hanım."
Birbirimizden ayrıldığımızda arkada oturan Rüzgar dikkatimi çekti. Yüzü asık bir şekilde bana bakıyordu. Abim kesin barışalım diye onu da getirmişti. Bir şey demeden önüme dönüp emniyet kemerimi taktım. Arabayı çalıştırmadan ikimize dönüp "Ne oldu bakalım size yine?" dedi. "Aman abi her zaman ki gıcık Rüzgar işte." Çok fazla üstelemeyeceğini düşünüyordum fakat ilk defa düşündüğüm gibi olmadı.
Abim "Derdiniz ne düzgünce söyleyin! Delirtmeyin beni." dedi sert bir şekilde. Rüzgar ile abimin tepkisine şaşırmıştık çünkü ilk defa biz kavga ettiğimizde bize kızarak ne olduğunu ısrar ile soruyordu. Rüzgar konuşmama fırsat vermeden "Benim her zamanki gıcıklıklarım abi önemli bir şey yok." dedi. Alttan alttan bana laf sokuyordu. Beni kırdığının farkında olmasına rağmen hala beni gıcık ediyordu.
Kollarımı bağlayarak " Yok yok abi bu sefer benim saçmalığımdan oldu." dedim. Rüzgar " Hayır abi benim suçum." diye üsteledi. Abim derin bir nefes alıp " La havle, la havle. Siz bugün beni mi sınıyorsunuz?" dedi. " Biz buraya uzun zaman sonra tatile geliyoruz siz çocuk gibi ilk dakikadan kavga ediyorsunuz. Çocuk musunuz siz!? Aranızdaki problem her ne ise çözmeden gitmiyoruz. Çıkın dışarı konuşun, halledin, gelin." diye ekledi.
Abime karşı gelirsek daha çok kızacağının farkındaydım. Bu yüzden sessizce aşağı indik. Rüzgar "Özür dilerim prenses ben bir an saçmaladım. Bana söylemediğin için sinirlendim sadece." dedi sessizce. "Bende özür dilerim çekip gitmemeliydim ama sen onu koruduğumu düşününce sinirlendim." dedim. Kavgayı ya da küslüğü uzatmanın mantığı yoktu. Birbirimize sıkı sıkı sarılıp " Bir daha olmasın böyle." dedik.
Kafama minik bir buse kondurup çekildiğinde arabaya tekrar dönüp yerlerimize oturduk. Kemerimi takarken abim " Aferin böyle olun." dedi ve arabayı çalıştırdı. Uzunca geçen yol bir o kadar da sessiz geçmişti.
Otele geldiğimizde bizimkilerin annemin odasında olduğunu öğrendik. Odaya yaklaştığımızda ağlama sesleri geliyordu. Bu annemin sesiydi. Annem... Annem ağlıyordu. Kanım yavaş yavaş çekiliyor gibi hissediyordum. Annem kolay kolay ağlayan bir insan değildi. Bu yüzden bu durum bizi oldukça korkutmuştu. Abimle birbirimize bakıp hızlıca odaya girdik.
Herkes buradaydı ve annem ağlıyordu. Hemen yanına koştuk. Abim annemin önüne çökmüp ellerini tuttu. İlk konuşan abim oldu. "Annem, meleğim ne oldu?" diye sorup annemin elini öptü. Abim kafasını çekemeden annem derin bir nefes alıp "Annem..." Ne, anneannem mi? Abim ne yapacağını şaşırdı ne olduğunu anlamlandıramıyordu. Dudakları annemin elinde kalmıştı.
"A-anneannem mi!?"
.
.
.
.
.
BÖLÜM DÜZENLENMİŞTİR!
Bölüm sonu...
Düşüncelerinizi yorumlara yazarsanız sevinirim canlarım.
Her bir etkileşiminiz, yorumlarınız benim için o kadar önemli ki... Satır arası yorum bırakırsanız hepsini tek tek okuyacağım. Yeni bölümü heyecan ile bekleyin derim. Tüm yazdıklarımı tamamen değiştirmek istemedim fakat değiştirdiğim eklediğim yerler olacak. Umarım düzenlenmiş halini beğenirsiniz. 🥰