İçeriğe geç

Mahperi

Bölüm 10 · 7 dk okuma

Mahperi

Bölüm 10

9. Bölüm

"Dilsizdir benim acılarım konuşmaz kimseyle sadece benim canımı acıtırlar hiç hak etmediğim halde."

Cemal Süreya

İnsana en zor, en aşılmaz gelen şey aslında sadece sevdiklerine zarar gelmesi derdi hep anneannem. Şu an hayatımın en çaresiz anlarından bir tanesini yaşıyordum. Tüm vücudum titriyordu. Zangır zangır titreyen bacaklarım bedenimi ayakta zor tutuyordu. Ne yapacağımı, ne diyeceğimi bilmiyordum. Nefes almayı bile unutmuştum sanki.

Olayın şokuyla anneanneme ne olduğunu bile soramıyordum. Resmen tüm kanlarım yavaş yavaş çekilmeye başlamıştı. Ne yapacağımı bilemez hale gelmiştim. Kendimi zorlayarak titreyen sesimle sadece "Anne ne oldu anneanneme lütfen bir şey söyle!" diyebildim.

Annem sanki dili tutulmuş gibiydi. Elif teyze sorduğum soruyu " Koah krizi geçirmiş ve düşmüş." diyerek cevapladı. Derin bir nefes alıp konuşmaya devam etti. "Küçük dayında hastahaneye götürüp bırakmış. Dedeniz ile ikisini tek bırakmış gitmiş. İki gündür anneanneniz yoğun bakımdaymış. Anneniz çok korktu. Merak etmeyin hiçbir şey olmayacak. Eşyalarımızı toparlayalım hemen dönelim."

Dayım bunu nasıl yapabilirdi? İki gün... iki gün onları hastahane köşelerinde nasıl tek bırakabilirdi? Nasıl bu kadar düşüncesiz hareket edebilirdi? Annesini nasıl bir paçavra gibi hastahane köşesine bırakıp gidebilirdi? Nasıl bu kadar cani olabilirdi? Onu bu yaşına kadar getiren, iyi güzel bir hayat sürmesi için elinden gelen her şeyi yapan birine nasıl yapardı bunu?

Evlendiğinden beri ailesine düşman kesilmişti. Bir evlat nasıl karısı için ailesinden vazgeçebiliyordu? Nasıl bu kadar kör olabiliyordu, anlam veremiyordum. Benim meleklerime nasıl böyle davranabiliyordu. Abim uzun sessizliğini bozup "Siz nasıl öğrendiniz? Dedem telaştan telefonunu unutmuştur kesin yoksa haber verirdi, iki gün beklemezdi." dedi.

Annem kendini biraz da olsa toplayarak"Şevket dayınız aradı onunda yeni haberi olmuş şimdi yanlarında duruyor." dedi. Ah Şevket dayım ah! Şevket dayım ve annem dedem ve anneannemin üzerine titriyorlardı. Ağızlarından çıkacak bir lafı bekliyorlardı. Her anlarında yanlarında olmaya çalışıyorlardı. Şevket dayımın şuan kendini ne kadar suçladığını tahmin edebiliyordum.

Şevket dayımın karısı her zaman anneannem ve dedemi anne baba yerine koymuştu. Zaten dayımla küçük yaşta evlendiği için anneannem ve dedemin elinde büyümüştü. Bu zamana kadar anneannem ve dedeme karşı en ufak bir saygısızlığını dahi görmemiştim. Asla küçük dayımın karısı gibi değildi. O kadına insan bile demek gelmiyordu içimden. Cani, bencil, kendini beğenmiş bir kadındı o.

Biz olayı idrak etmeye, sinirimizi atmaya çalışıyorduk. Şokumuzu atana kadar Gökçe abla çoktan eşyalarımızı toplamıştı.Hızla kendimizi toparlayıp yola koyulduk. Olabildiğince hızlı gitmemiz gerekiyordu. Küçüklükten beri annem işe gittiği zaman bize anneannem bakardı. Son zamanlarda da dedem ile biraz kafa dinlemek için memlekete yaylaya gitmişlerdi.

Daha döneli bir hafta bile olmamıştı. Bir ay bizde bir ay büyük dayım da kalıyorlardı. Yengem ne kadar temelli kalmalarını istese de anneannem ve dedem istemiyorlardı. Baş başa hayatlarının tadını çıkarmak istediklerini söylüyorlardı.

Keşke tek kalmalarına izin vermeseydik. Keşke hiç yanından ayrılmasaydım. Ya ona bir şey olursa ne yapardım ben? Peki ya annem ve dedem ne yapardı? Nasıl dayanırlardı bu acıya? Geçer miydi bir gün acıları? Geçmezdi çünkü bu geçebilecek bir acı değildi, bu ne olursa olsun dinmeyecek bir acıydı.

Ölüm... Gün gün artıp asla dinmeyen acı...

Kelimelere ifade edilemeyecek kadar çok özlem... Bunlar asla geçmeyecek dinmeyecek duygulardı fakat insan gün geçtikçe yokluğuna alışıyordu alışmak zorunda kalıyordu.

Yollar sanki git gide uzuyordu, bitmek bilmiyordu. Biz gittikçe yollar sanki bizi geriye çekiyordu. Tüm yol boyunca dua etmekten başka elimden bir şey gelmedi. Hayatımda en çok korktuğum anlardan biriydi. Meleğime bir şey olacak korkusu gerçekten yaşadığım en kötü histi.

Rüzgar hiçbir şey demeden sadece omuzuna yatmamı sağladı. Eğer konuşursam ağlamaktan konuşmayacağımı, kelimelerin

boğazıma düğümleneceğini oda biliyordu.

Annem daha fazla üzülmesin diye gözyaşlarımı içime doğru akıtıyordum.

Annem için, dedem için abim ve ben dik durmak zorundaydık çünkü onların bizden başka dayanakları yoktu. Ne olursa olsun onların yanında ağlamamalıydım.

Asırlar gibi süren yolculuğumuzda sonra eşyalarımızı bile bırakmadan direkt hastaneye geçtik. Dedem ve dayım hastahane koridorunda oturmuş kara kara bir şeyler düşünüyorlardı. İkisinden de çıt çıkmıyordu.

Ağlamamı olabildiğince bastırarak "D-dede?" dedim. Kim bilir ne zaman zemine diktiği gözlerini hızla bana çevirdi. Bizi görmesiyle gözlerinden bir yaş süzüldü. Hemen yanına koşup önüne çöktüm ve hiçbir şey demeden sıkıca sarıldım. Kim bilir ne zamandır ağlamamak için kendini tutuyorsa hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

"Ağlama dedem benim anneannem çok güçlü ona hiçbir şey olmayacak." Hıçkırıkların arasından " Ya olursa ne yaparım ben o benim hayat yoldaşım ben onsuz bir an bile geçirmedim. Ondan önceki hayatım hayat değildi benim ne yaparım ben?" dedi.

Ağlaması daha da şiddetlenmişti artık kendimi tutamıyordum gözlerimden bir yaş firar etti. Annem ve dayımın da birbirine sarılı halde ağladıklarını gördüm. Hastanenin kalabalıklığını yeni fark ediyordum. Dayımın çocukları, yengem, akrabalarımız... Bir tek küçük dayım eksikti.

Günden güne gözümden daha da düşüyordu. En ufak sevgimi de yok ediyordu. Büyük dayımı ağlarken görmek bana garip hissetirmişti. Belki de bana hep güçlü yanını gösterdiği içindi. Babamın yokluğunda dedem ve büyük dayım abimle benim baba yokluğunu hissetmememiz için ellerinden geleni yapmışlardı hala da yapıyorlardı.

Benim gözümde babamdan daha değerliydi. Ben düşüncelere dalmışken doktorun sesiyle kendime geldim. "Zübeyde Hanım'ın yakınları siz misiniz?" dedi. Doktorun sesiyle hepimiz ayaklandık. Dayım hızla kendini toparlayarak "Evet ben oğluyum." dedi.

Doktor "Merak etmeyin annenizin durumu daha iyi fakat böbreklerin de sorun tespit ettik. Böbrek yetmezliği olabilir bu yüzden detaylı incelememiz gerekiyor. Sonuca göre diyalizin gerekli olup olmadığını öğreneceğiz. Bu yüzden sadece bir süre müşade altında kalması gerekiyor. Normal odaya yarın alacağız. Düştüğü için vücudunda morluklar var endişelenmeyin en kısa sürede geçecek. İyi günler." diyip yanımızdan ayrıldı.

Böbreklerin de sorun olduğunu düşünmek bile istemiyordum. Evet onlar yaşlıydı illaha ki hastalıkları çıkabilirdi. Bu çok doğal bir şeydi fakat ben onların ayağına ufacık bir taş bile değsin istemiyordum. Zaten kim isterdi en sevdiklerine zarar gelmesini, onların canının yandığını görmeyi.

Herkes böbrekleri konusunda endişelense de sonunda derin bir nefes almıştı. Kolundan çıkmadığım dedeme bakıp sıkıca sarıldım. "Bak dedem ben dedim sana benim anneannem güçlüdür diye gördün mü?" bu dediğimle tebessüm etti. "Şükür kızım şükür." dedi. Gözlerim abimi aradı. Bir köşeye geçmiş kara kara düşünüyordu.

Yavaşça yanına adımladım. "Abim iyi misin?" Yavaşça gözlerime bakarak " Çok korktum Derin. Çok korktum abicim..." dedi ve bana sarılıp başımı öptü.

Saatler geçiyor insanlar yavaşça gidiyordu. Bizde biz bize kalıyorduk. Dayım, abimden ayırmadığım dayımın çocukları, yengem, dedem ve Rüzgargil... Benim minik huzurlu ailem onca kalabalığın ardında geride kalmıştı.

Herkes oturmuş anneannemden yeni bir haber bekliyordu. Ne zamana kadar burada kalacaktı? Acaba gerçekten durumu ağır değil miydi? Onu görür görmez sıkı sıkı sarılıp mis gibi saçlarından öpeceğim ve zümrüt gibi parlayan yeşil gözlerinin içine doya doya bakacağım.

***

Aradan 2 buçuk hafta geçmişti anneannem normal odaya alınmıştı. Dönüşümlü olarak refakatçi olarak kalıyorduk. Bugün sıra ben ve abimdeydi. Anneannemin mecbur olmadığım sürece ayrılmıyordum. Şimdi oda da tektik abim kahve almak için kantine inmişti.

Ton ton yumuşacık ellerinden öpüp "Meleğim rahat mısın?" dedim. Kocaman gülümseyerek "Rahatım güzeller güzeli kızım merak etme." dedi. Tam bir şey diyeceğim sırada kapı tıklatıldı. Kimdi ki bu şimdi?

Merakla "Gel!" dedim. Elinde çiçek buketi ve büyük bir meyve sepetiyle Berkin girdi. Bir dakika ben doğru mu görüyorum!? Gerçekten Berkin mı o? Kalbim yine rayından çıkmış gibi atıyordu. Nereden öğrenmiş buraya gelmişti ki? Ağazım açık bir şekilde ne diyeceğimi şaşırdım. Üzerimde hem şaşkınlık hemde anlamlandıramadığım bir heyecan vardı.

Bana yazdığı günden sonra hiç konuşmamıştık. Onu uzun zaman sonra görmek tuhaf ama güzel hissettirmişti.

Benden önce davranıp "Geçmiş olsun teyzecim ben Derin'in sınıf arkadaşı bir yerden haberim oldu bir ziyaret etmek istedim." dedi. Ne kadar da kibardı öyle. Ne kadar kibar ve hoş göründüğünden haberi var mıydı acaba? Anneanneme ne olduğunu nereden öğrenmişti acaba? Buraya gelecek kadar da düşünceliydi.

O kadar şok olmuştum ki resmen lâl gibi hissediyordum. Ne kadar bir şey demek istesem de asla sesim çıkmıyordu. Ona teşekkür bile edemiyordum. Sadece hayran ve şaşkın bir şekilde onu izliyordum. Anneannem bu halimi fark ederek " Teşekkür ederim yavrum zahmet etmişsin." dedi.

Tam konuşacağım sırada gülüşme sesleriyle kapı açıldı. Gelen abim ve Rüzgardan başkası değildi. Rüzgar" Biz gel-" Berkini karşısında gördüğünde şaşkınlıktan sözünü tamamlayamamıştı.

Rüzgar üzerindeki şaşkınlığı atıp " Kardeşim hoşgeldin bu kadar çabuk geleceğini hiç düşünmemiştim." dedi. Bir dakika ne? Kardeşim mi? Bu kadar çabuk geleceğini düşünmemiştim mi? Ben olanları anlamlandıramazken onlar çoktan tokalaşmışlardı.

Bismillahirrahmanirrahim

Ardından abim ile tokalaşıp "Seni burada görmeyi beklemiyordum Berkin." dedi. NE!? ikinci bir şok... Şaşkın gözlerle bir abime, bir Berkine, bir Rüzgara bakakaldım.

BÖLÜM DÜZENLENMİŞTİR!

Bölüm sonu...

Düşüncelerinizi yorumlara yazarsanız sevinirim canlarım.

Her bir etkileşiminiz, yorumlarınız benim için o kadar önemli ki... Satır arası yorum bırakırsanız hepsini tek tek okuyacağım. Yeni bölümü heyecan ile bekleyin derim. Tüm yazdıklarımı tamamen değiştirmek istemedim fakat değiştirdiğim eklediğim yerler olacak. Umarım düzenlenmiş halini beğenirsiniz. 🥰

Sizce Berkin ve Umut nereden tanışıyor?

Derin daha ne kadar şok yaşayacak kim bilir...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.