"Bu hayat bana; insanların gülmediği için ağladığını, susmadığı için konuştuğunu, ölmediği için yaşadığını öğretti..."
Bob Marley
Telefonumu sinirle elime koyup kapıyı sertçe çarparak odadan çıktı. Evet bende oldukça rahatsız olmuştum, şaşırmıştım ama Rüzgar fazlasıyla sinirlenmişti. Çocukluğumuzdan beri beni kimseyle paylaşmazdı, paylaşmak istemezdi.
Bu tutumu özellikle erkeklere karşıydı. Elbette bunun birçok nedeni vardı. Büyük bir nedeni ise kıskanmasıydı. Rüzgarı bildim bileli beni kıskanırdı, bazı durumlarda nedenini çözemezdim. Tıpkı şimdi olduğu gibi...
İsteğini kabul bile etmemiştim. Neden bana sinirlenmişti anlamıyorum. Tam salona yanına gideceğim sırada kapım birden açıldı. Gelen Rüzgardı hiçbir şey demeden koltuktaki eski yerine yerleşti.
" Neden istek attı biliyor musun?" dedi sinirle soluyarak. " Bilmiyorum nereden bilebilirim çocuğa selam bile vermiyorum bunu biliyorsun!" sanki her gün çocukla muhabbet ediyorum nerden bilebilirim yahu!
"İsteği kabul edicek misin?" bu sefer sesi sakin çıkmıştı. Benimle kavga etmek istemediği belliydi. "Etmeyeceğim tabiki de!" nasıl kabul edebileceğini düşünürdü ki? Şu an bu kadar sinirli olmasının sebebinin koruma iç güdüsü olduğunu çok net anlıyordum. Ayazdan oldukça rahatsız olduğumu biliyordu.
"Ben bir an kabul edersin sandım. Saçmaladım özür dilerim. Yani bir an herifteki yüzsüzlük sinirimi hoplattı."kızdığım için o kadar sakin ve yumuşak konuşmuştu ki içimden ne kadar kızmak istersem isteyeyim kızamıyordum. Elimde değildi ben şu hayatta sadece iki erkeğe kızamıyordum; abim ve Rüzgar...
"Ah ah ne yapacağım ben seninle?" dedim yumuşak bir ses tonuyla. "Sevebilirsin mesela." çocuk gibiydi. Hayır hayır gibi değil tam anlamıyla çocuktu. Kocaman bir çocuk...
" Duyanda hiç sevmiyorum sanacak!" söylediğim şeyden sonra dudağını büzdü. Bu haline gülmeden edemedim. " Hadi kabul et." "İyi tamam ediyorum ama bir daha sinirle gitmek yok." "Anlaştık yanında deliririm o zaman." deyip güldü.
"Yanımda ol da ister delir ister sakin ol ne yapıyorsan yap." "Tamam prenses tamam." Telefonumu elime alıp instagrama girdim. İsteği halâ duruyordu tereddüt etmeden isteğini sildim.
İsteği silmem onun içini rahatlatsa da hala bir şeylerden huzursuz olduğu belli oluyordu. Tam bir şey diyecek iken kapı tıklatıldı. Gelen Gökçe ablaydı "O kadar seslendik siz bizi duymuyor musunuz?" kızmasa da sitemli bir şekilde söylemişti. Biz bir şey diyemeden " Yemek yiyeceğiz hadi sizi bekliyoruz acele edin." deyip odadan çıktı. Bizde peşinden mutfağa geçip yerlerimize oturduk.
"Ee çocuklar nereye gideceğimize karar verdiniz mi bakalım." dedi annem. Aynı anda "Nevşehir." dedik. Bir şeyleri aynı anda söylememize artık şaşırmıyorlardı. Abim sitemle " Hepte bu iki bücür karar veriyor hiç biz veremiyoruz." dedi.
"Abi bir daha düşün Allah yukarıda çarpılacaksın şimdi." bu dediğime herkes gülmüştü tabiki abim hariç... Gökçe abla "Boşver hayatım bu sefer de onlar karar versin hem bu sene oldukça yorucu onlar için." dedi. E tabi sevgilisi söylüyor tabi ki dinleyecek.
Abim kafasını sallamaktan başka bir şey yapmayıp yemeğine döndü. Elif teyze "Mineciğim o zaman yemekten sonra biz otelimizi falan ayarlayalım." dedi. Evet artık gideceğimiz yer kesinleşmişti. Rüzgar ile birbirimize bakıp kocaman gülümsedik.
Saatler çok hızlı geçmiş Rüzgargil ise evlerine gitmişlerdi. Elif teyze ile annem otel işini halletmişlerdi sınavlardan sonra yola çıkacaktık. Her tatil olduğu gibi aşırı heyecanlıydım. Tatillerimiz çok eğlenceli geçiyordu. Ben sürekli sakarlığımı konuşturuyordum. Artık sakarlıklarıma, düşmelerime o kadar alışmışlardı ki beni görmezden geliyorlardı.
Yarından itibaren finallere çok sıkı çalışmam gerekiyordu. Alttan dersim ya da bütünlemeye kalan bir dersim olmaması gerekiyordu. Ailem bizim için bu kadar çabalıyorken boşvermişlik yapamazdım çünkü bana göre öyle bir lüksüm yoktu.
Derslerinde başarılı olup önce iyi bir avukat olmalıydım. Sonra kademe kademe en iyi savcılardan biri olmayı başarmalıydım. Adaletsiz olan bu dünyaya biraz da olsa adalet getirmeliydim. Belki başarılması çok zor geliyordu bazılarına ama ben başarabileceğime inanıyordum.
Ne kadar uyumaya çalışırsam çalışayım gözüme uyku girmiyordu. Bir sağa bir sola dönüp duruyordum fakat bir türlü uyuyamıyordum. Kendimi daha fazla zorlamayıp kendime kitaplığımdan daha önce okumadığım bir kitabı alıp okumaya başladım.
Bir süre sonra uykumun yavaşça geldiğini hissettim. Uykumun geri kaybolmaması adına hızla yatağıma girip kendimi uykunun kollarına bıraktım.
Bir hafta göz açıp kapanıncaya kadar hızlı geçmişti. Hatta birazdan ilk sınavımıza bile girecektik. Sınavlara oldukça sıkı çalışmış hatta doğru dürüst uyumamıştım. Sınavda konu açığım olmasa da bildiğim bilgileri sağlamlaştırmak adına tekrar tekrar çalışmıştım. Bir hafta oldukça yorucu geçmişti.
Saniyeler sonra gelen hocalar ile birlikte rutin sınav kontrolleri yapılmaya başlanmıştı. Bir taraftan imza kağıdı dolaşıyor bir taraftan ise gözetmen hocalar kimliklerimizi kontrol ediyordu. Kontroller tamamen bittiğinde klasik soruları çözmeye başladım.
Geçen yarım saatin ardından dolu dolu olan kağıdını gözden geçirdim ve teslim ettim. Uykusuzluktan ayakta zor duran bedenimi kantine atıp kendime bir kahve aldım. Ardından herkesten uzak boş olan ikili masaya oturdum. Tam kulaklığını takmış müzik açacak iken karşıma biri oturdu. Gözlerimi yavaşça karşıma oturan kişiye iliştirdim. Karşıma oturan kişiyle kan resmen beynime sıçramıştı. Ayaz karşıma oturmuş pişkin pişkin gülümseyerek bana bakıyordu. Hayatımda bu kadar itici gülümseyen bir insanı hiç görmemiştim.
Tek kaşını kaldırıp sinir ile "Sen şaka falan mısın?" dedim. Sesim biraz yüksek çıkmıştı ve bir kaç kişi dönmüş bize bakıyordu. Onlara kısa bir bakıp karşımda rahatça oturan Ayaza döndüm. Sorduğum soruyu es geçerek " İsteğimi neden kabul etmedin?" dedi. La havle cidden la havle! Allah'ım lütfen bana sabır ver lütfen! Elimdeki kahveyi yüzüne dökme isteği geldi birden fakat kendimi zapdedip " Keyfim, kahyası ve ben öyle istedik. Bir sorun mu var?" dedim.
Hafif bana yaklaşıp " Söyle o keyfin ve kahyasına.." dedi fakat cümlesini tamamlamasına izin vermeden ayağa kalktım. Onu görmezden gelip ardımda bırakarak bir sonraki sınav için amfiye geri döndüm. Gerizekalı ya! Hayatımda bu kadar ukala, kendini beğenmiş, aptal bir insan daha görmemiştim. Hareketleri artık gerçekten bana sapık gibi geliyordu. Psikolojik sorunları olan bir sapık gibiydi gözümde.
Onun yüzünden kahvemi bile içememiştim! İçemediğim kahveme mi yanayım yoksa sınavdan önce böylesine saçma sapan bir şey yaşadığıma mı? Cidden hareketlerine anlam veremiyordum. Birden bire nerden çıkmıştı bu çocuk? Bazen kamera şakası mı diye düşünüyordum ya da kocaman saçma bir eşek şakası olduğunu.
Ben kendi kendime konuşmaya devam ederken içeri kafası eğik bir şekilde Berkin girdi. Ah o dağınık saçları... Ne kadarda güzel duruyordu öyle. Beni fark etmemişti. Kafası eğik, kulağında kulaklık takılı bir şekilde yerine oturdu. Sadece bir kaç masa arkasındaydım.
Neden onu gördüğünde deli gibi atıyorsun kalbim? Neden kalbimde atlar koşturuyormuş, pandalar yuvarlanıyor Muş, çocuklar zıplıyormuş gibi hissediyordum ki? Neydi beni bu denli içmeden sarhoş eden? Kokusu mu? Sesi mi? Yoksa her baktığımda beni içine hapseden gözleri mi? Hayatımda daha önce böyle bir şeyi asla hissetmemiştim. Ne olduğunu çözemiyordum. İnsan herkesin ne hissettiğini görür, anlar da kendini bilemezmiş, göremezmiş, anlayamazmış.
Bende ne hissettiğini anlayamıyor, çözemiyordum. Tuhaf ama güzel bir histi. Tarifi en zor his gibiydi sanki. Onu ilk gördüğümde 'acaba hala rüyada mıyım?' diye düşündüm. Evet kesinlikle rüyadayım diye düşündüm çünkü bu kadar nahif, güzel bakan, muazzam bir insan gerçek olamaz diye düşündüm. O benim gördüğüm en güzel rüya gibiydi. Öyle hissettirmişti bana.
Ne kadar az yan yana gelsekte bu kadar kıısa sürede bana çok fazla duygu hissettirmişti. En başta da sanki kalbim ilk defa atıyor gibi hissettirmişti. Sanki yeni doğmuş bir bebek gibiydim ilk defa kahve harelerinde kaybolurken. Tuhaf ama en muazzam histi o an hissettiklerim.
Sırtını izlemek bile sırıtmama neden oluyordu. Dışarıdan biri görse beni kesinlikle deli sanardı. Bu yüzden kendimi hemen topladım. Aradan geçen on dakika sanki bana on saniye gibi gelmişti. Onu izlerken bile zaman çok hızlı akıyordu.
Bir saat sonra bugünün son sınavını da bitirip eve gittim. Yarın yine iki sınavım vardı. Bu yüzden kendime güzel bir kahve yapıp dersin başına oturdum.
***
Aradan bir hafta geçmişti. Sınavlar yorucu ama güzel geçmişti. Bu süre zarfında Berkin ile hiç konuşmamıştık. Ayaz her zamanki gibiydi fakat onu görmezden geliyordum. Ada ise sürekli Ayaz'a bakıyordu fakat fark ettiğimi bilmiyordu. Bunda bir tuhaflık sezsem de çok üstüne düşmemiştim. Ailem Adayı pek sevmezdi aslında. Hep bu kızda bir şeyler var onunla arana mesafe koy deseler de o hep benim yanımdaydı. Annem, abim boşa kuruntu yaptıklarını düşünüyordum.
Biz ise şuan Nevşehire daha yeni gelmiştik. Yolculuğumuz çok güzel geçmişti. Rüzgar ile ben annelerimizin bulunduğu arabayla gelmiştik. Gökçe abla ve abim diğer arabayla gelmişti.Tüm yol boyunca Rüzgar'ın omuzunda uyumuştum. Omuzu benim için yastık gibiydi. Her yolculukta kısa olsun uzun olsun farketmeksizin kafam omuzunda olurdu.
Hızlıca odalarımıza yerleştik sonrasında kahvaltıya indik. Dışarıyı seyrederek kahvaltı yapmaya başladım, her yeri kar kaplamıştı. Bembeyaz olan her görüntü ben her zaman etkisi altına alıyordu. Yazın aksine kışı fazlasıyla seviyordum.
Hayranlıkla dışarıyı izlemekten kahvaltımı doğru dürüst edememiştim fakat yediğim birkaç şey beni doyurmaya yetmişti. "Kahvaltın bittiyse dışarı çıkalım mı?" Rüzgar kulağıma doğru fısıldayarak demişti. Başımı sallamakla yetinmiştim.
"Biz dışarı çıkıyoruz bir şey olursa arayın." dedim bizimkilere ve montumu giyip dışarıya yöneldim. Rüzgarla dışarı çıkmış karlara bata çıka yürüyorduk.
"Halâ uykun mu var prenses?" " Hayır sadece çok huzurlu hissediyorum." tam bir şey söyleyecekken " Hadi tatilinizin ilk selfiesini çekelim!" hiç itiraz etmemişti. Bizim olmazsa olmazlarımızdan bir tanesi de çıktığımız her tatilde tonlarca fotoğraf çekmemizdi.
İkimizinde sadece içinde ikimizin bulunduğu fotoğraflarla dolu albümü vardı. Her tatil dönüşü yeni çekilen fotoğrafları çıkarttırıp albümümüze koyuyorduk.
Böylece ileride bakıp mutlu olacaktık. Çocukluğumuzdan beri olabildiğince anı biriktiriyorduk. Çünkü küçükken birbirimize söz vermiştik. Tüm bunları ileride olacak çocuklarımıza gösterecektik. Onlarda bizim gibi çocukluk arkadaşı olacaktı.
Bir sürü anıları olacaktı ileride fotoğraflarımıza bakıp tebessüm ile bakacaklardı. Geçtiğimiz her yerde bir fotoğraf çekinmiştik. Şimdi ise bulduğumuz bir kafede kahve içiyorduk.
" Burası çok güzel." dedim hayranlıkla dışarıyı seyrederek. " Evet ya iyi ki gelmişiz prenses." Rüzgara döndüğümde otuz iki diş sırıtıyordu. Onun böyle içten gülümsemesi beni de gülümsetmişti.
Eliyle dışarıyı işaret ederek " Hadi dışarı çıkıp biraz da şu güzelliğin tadını çıkaralım." dedi. "Tamam çıkalım instagrama fotoğrafta paylaşalım ama olmazsa olmazımız unutmayalım."
Dışarı çıkmış kol kola karlar ile debelenerek yürüyorduk. Arada düşme tehlikesi yaşıyordum Rüzgar her seferinde beni düşmekten kurtarıyordu.
Tabi ne kadar çabalarsa çabalasın ikimizde yere yığılmıştık. Cidden kelimenin tam anlamıyla yığılmıştık. Dengemi sağlayamayıp yeri boylarken Rüzgarı da çekmeyi unutmamıştım. Çünkü ben düşüyorsam oda düşmeliydi.
"Aahhh, gitti çanak!!" zaten boylu boyunca yığıldığım yere yattım ve kahkaha atmaya başladım. Her seferinde beni kahkahalara boğmayı başarıyordu. Nasıl yapıyordu bunu, kesinlikle özel bir yetenek olmalıydı.
"Ne gülüyorsun ya hem suçlu hem güçlü niye çekiyorsun kızım gitti çanak diyorum!" ne kadar kızmış gibi söylese de kendini gülmemek için zor tutuyordu her halinden belliydi.
Rüzgar konuşmaya devam ettikçe gülmemi durduramıyordum. Sonunda oda pes edip benimle gülmeye başladı. Yoldan geçen insanlar bize garip garip bakıyorlardı. Bu durum tabiki de umrumuzda değildi çoğu kez böyle durumlarla karşılaşıyorduk, artık alışmıştık.
Zorlanarak da olsa sonunda kalkmıştık. Ne kadar gülüp eğlendiysek bir o kadar da üşümüştük ama bu dert değildi. Onunla üşümek bile güzeldi asla şikayet etmezdim, edemezdim.
" Hadi resim seçip atalım!" dedim heyecanla. Kafa sallayıp beni banklardan birine sürükledi ve fotoğraf seçmeye başladık. En güzelinden bir tane seçip ikimizde profilinde paylaştık. Profilim Rüzgar ve abimle doluydu. Bu çok hoşuma gidiyordu.
Telefonumu cebime koyacak iken bir bildirim geldi merak edip bildirime tıkladım. "@ayazakman sizi takip etmek istiyor." istemsizce büyüyen gözlerim ile birlikte Rüzgara baktım. Telefonuma kilitlenmiş asla bana bakmıyordu.
Sinirle soluduğunu hissedebiliyordum fakat ne Rüzgar bana bir şey diyordu ne de ben ona diyebiliyordum. Ekranına kilitlenmiş gözlerini yavaşça gözlerime çıkarttı. Resmen gözleriyle ateş püskürüyordu.
"Bu lavuk hala pes etmedi mi?" dedi sinirli çıkan sesiyle. "Etmedi hatta..." diyip sustum. Rüzgara kavgadan sonra yanıma gelip konuştuğunu hatta sürekli istek attığını söylememiştim. Şimdi bana çok fazla kızacaktı fakat ben onu düşünerek söylememiştim. Tekrar kavga etmesini istemiyordum.
"Ne hatta söylesene Derin!?" dedi. Bana ismim ile hitap etmesi onun çok sinirli olduğunu gösteriyordu. Ayaz'ın saçmalıkları artık onunda canını sıktığı belliydi. " Yanıma gelip bir kaç şey saçmaladı. O zamandan beri aralıklarla istek atıyor." dedim fısıltı gibi çıkan sesim ile.
" Benden böyle bir şeyi nasıl saklarsın?" Cevap vermeme fırsat vermeden " Yoksa onu korumak için mi?" dedi. Ne saçmalıyordu böyle? Her hareketinden rahatsız olduğum birini neden koruyayım ki? Onu koruduğumu nasıl düşünebilirdi ki? Evet şuan sinirle ne dediğini bilmiyordu farkındaydım ama bu kadarı da biraz fazlaydı. Hatta biraz değil çok fazlaydı.
Sinirle gözlerinin içine bakıp " Sen kocaman bir aptalsın!" dedim. Ardından " Ben onun yüzünü gördüğümde bile rahatsız oluyorum bunu sende çok iyi biliyorsun. Bir de gelmiş onu mu koruyorsun diyorsun. Cidden pes Rüzgar pes!" diye ekledim.
Ne yaptığını yeni yeni fark ediyordu fakat çok geçti kalbimi kırmıştı bir kere. Belki kalbimin kırılması gereken bir şey söylememişti ama bu zamana kadar bana hiç böyle davranmamıştı. Bu yüzden sorduğu soru beni kırmıştı. Sanki beni tanımıyordu. Beni en fazla üzen şey ise beni tanımıyormuş gibi böyle bir soru sormasıydı.
Derin bir nefes alıp sakin bir ses tonuyla "Neden o zaman? Neden söylemedin?" diye sordu. "Sen zarar görme diye, gidip benim yüzümden tekrar kavga etme diye... Hepsi seni korumak içindi o gereksizi değil ama sen bunu anlayamayacak kadar aptalsın!" dedim.
Hiçbir şey demesine fırsat vermeden ondan uzaklaşmaya başladım. Nereye gittiğimi bilmeden yürüyerek ondan adım adım uzaklaştım.
BÖLÜM DÜZENLENMİŞTİR!
Bölüm sonu...
Düşüncelerinizi yorumlara yazarsanız sevinirim canlarım.
Her bir etkileşiminiz, yorumlarınız benim için o kadar önemli ki... Satır arası yorum bırakırsanız hepsini tek tek okuyacağım. Yeni bölümü heyecan ile bekleyin derim. Tüm yazdıklarımı tamamen değiştirmek istemedim fakat değiştirdiğim eklediğim yerler olacak. Umarım düzenlenmiş halini beğenirsiniz. 🥰