"Acıya kahkaha atabilen sanatsa eğer; ben çok pahalı bir tabloyum."
Charles Bukowski
Herkesin gözü benim üzerimdeydi. Neler olduğunu çok merak etmiştim. Annemin bugün geç çıkacağını düşünüyordum fakat şuan herkes buradaydı. "Bu ne güzel sürpriz canım ailem." diyerek yanlarına gittim.
"Otur kızım şöyle seninle bir şey konuşacağız." dedi annem ciddi bir ses ile. Oldukça meraklanmıştım. Anneannem, dedem... Onlara mı bir şey olmuştu yoksa. Olmamıştır canım olsa annem bu kadar sakin olmaz. Değil mi olmaz? "Anne neler oluyor? Anneanneme ya da dedeme mi bir şey oldu yoksa? Korkutmayın beni lütfen." dedim endişeli bir sesle.
"Allah korusun kızım onlar iyiler bir sorun yok gerçekten. Biz bir şey düşündük. Ciddi söyleyelim de ne tepki verecek dedik. Hemen kötüyü soktun niye aklına?" diyerek güldü. Ah annem ah yüreğime iniyordu bir bilsen... Elimi kalbimin üzerine götürerek "Ay anne aklım çıktı ya böyle şaka mı olur?" dedim. Ardından "Hem ne düşündünüz?" dedim.
"Uzun zamandır tatile gitmiyoruz siz de çok yoruldunuz. Bizde Mineciğim ile düşündük ki sınavlardan sonra ufak bir tatil yapalım." dedi Elif teyze. Gözlerimi sıra ile abim, Gökçe abla ve Rüzgar'ın üzerinde gezdirdim. Bizde yeni öğrendik der gibi bakıyorlardı. Büyük ihtimalle bana yaptıkları gibi onlara da şaka yapmışlardı. Ah bu iki kadın öldürüyor beni...
"Çok güzel olur. Nereye gideceğiz?" dedim heyecan ile. Abim ve Gökçe abla araya girmeden Elif teyze abim ve Gökçe ablayı işaret ederek "Bu sefer Rüzgar ve sen seçin. Hep bu ikisi seçiyor." dedi gülerek. Abim ve Gökçe ablanın yüzü düşerken Rüzgar ile birbirinizin gözlerine bakıp kocaman gülümsedik.
"O zaman biz gidip seçelim." dedim Rüzgara kaş göz yaparak. Kaç gündür resmen benden kaçıyordu. kavga hakkında sorular soracağımı çok net biliyordu. Artık kaçacak yeri kalmadığını anladığında sakince ayağa kalkıp benim peşimden odama girdi ve koltuğa oturdu.
"Kaç gündür benden neden kaçıyorsun sen?" dedim düz bir ses ile. Gözleri ben hariç her yere bakıyordu. "Ne kaçması? Ben ve kaçmak... Yan yana bile saçma." dedi. "O zaman şuan neden gözlerini kaçırıyorsun?" dedim. " Tamam ya tamam pes." dedi ellerini kaldırarak. "Sor ne soracaksın bitsin kapansın şu konu." diyerek devam etti. "Dökül o zaman seri. Niye Ayaz ile kavga ettin?" dedim. Konuşmasına fırsat vermeden "Ha bir de niye karşılık vermedin?" diyerek ekledim.
"Bade ile bizim şu meseleyi konuşayım dedim. Neyse bu değişik geldi. İleri geri konuştu. Bende sinirlendim geçirdim bir tane. Sonra karşılık vermek içimden gelmedi." dedi ve omuz silkti. İçimden gelmedi ne demek ya şaka gibi çocuk cidden!
" İçinden gelmedi diye mi dayak yedin şimdi sen?" pis pis sırıtıp "Evet." dedi. "Rüzgar şaka mısın sen canım? Dalga geçme benimle!" demem ile birlikte anında ciddileşti.
Ne zaman Rüzgara ismiyle hitap etsem kızdığımı fark ediyordu. Çünkü genelde kızgın olduğum zamanlarda ismiyle hitap ediyordum.
" Tamam tamam sadece ne kadar ileri gideceğini merak ettim. Tam karşılık vereceğim seni gördüm nasıl itmişsem üzerinden iki metre uzağa uçtu." uçma tabiri komiğime gitmişti. Allah'ım ben neden bu çocuğa sinirli kalamıyorum?
Tam bir şey diyecektim ki Rüzgar benden önce davranıp söze girişti. " Bir de utanmadan neyin olduğunu sordu dangalak ona ne ise!" kıkırdadım. "Amacı ne anlamıyorum cidden." dedim sıkıntıyla. Ardından "Takıntılı bir sapık gibi geliyor gözüme." dedim ciddi bir ses ile. Sanki komik bir şey söylemişim gibi bana bakıp kıkırdadı. Benim kadar Ayaz'ı ciddiye almıyordu. Gerçi bende almıyordum ama sürekli beni rahatsız etmesi hoşuma gitmiyordu.
"Bu arada lütfen bir daha benden kaçma ve bir şey gizleme çalışma." dedim sitemli bir şekilde. " Tamam prenses söz." dedi.
Rüzgar sonunda bana anlattı diye mi sevinsem Ayaz'ın hareketleri benim daha çok kafamı karıştırdı diye mi üzülsem bilemedim. Ayaz'ın hareketlerini asla anlamlandıramıyordum. Ne istiyordu benden, bana karşı neden böyleydi?
Bakışlarıyla rahatsız ettiği yetmiyormuş gibi bir de hareketleriyle rahatsız ediyordu. Keşke bakışlarında ki duyguyu çözebilseydim. Belki o zaman davranışlarını anlamlandırabilirdim. Ciddi anlamda dengesiz biri olduğu her halinden belliydi.
Keşke düzgün bir babam olsaydı başımda diye düşündüm birden. Böyle bir babam olmasaydı bunca korkum, panik ataklarım, içmek mecburiyetinde kaldığım ilaçlarım olmayacaktı. Belki Ayaz gözümü korkutmayacaktı. Babasızlık konusunda beni en iyi anlayanlardan biri de Rüzgardı.
Rüzgar'ın da benim gibi babası yoktu. Fakat tek fark onun babasının vefat etmesiydi. Benim babam bedenen olmasa da ruhen ölmüştü. İçimde babama karşı artık en ufak bir his dahi yoktu. Bence bu bir insandan uzaklaşmanın en üst leveliydi. Artık babama karşı kırgınlık, nefret bile hissetmiyordum. Diğer çocukların babası gibi bir babam yok diye küçükken çok üzülürdüm.
Parkta kızıyla oynayan, eğlenen bir baba görsem kıskanırdım. Aslında bu hala böyle içimde asla büyümeyen kalbi paramparça olmuş bir kız çocuğu var. Ne kadar o kız çocuğunu yok etmeye çalışırsam çalışayım daha çok yüreğime kazınıyordu.
Artık pes etmeye başlıyordum. Duygularımı kaybetmeye başlıyordum. Tabi ki de bu sadece babama karşıydı. Çünkü diğer insanların suçu yoktu. Bana bunu yapan, kendimi değersiz hissettiren babamdı.
Babamı çoğu kez içimde büyüklük bende kalsın affedeyim diyerek affettim ama artık istesem de affedemiyordum. Belki de bu artık büyüdüğümün kanıtıydı. Babama o kadar kırgınım ki şimdi karşıma çıksa selam bile vermeden geçip giderim.
Bazı insanlar armağan bazıları ise imtihanın olur derler. Sanırım babam benim sadece acılı bir imtihanımdı. Kırgınlıklarla, acılarla dolu bir imtihan...
Yaşadıklarımız kolay değildi. Kimin kolaydı ki zaten. Herkesin hayatında mutlaka kırgınlıkları, kızgınlıkları, yarım kaldıkları olmuştur. Hangimizin dört dörtlük hayatı vardı? Hangimiz tamamıyla mutluyduk? Hangimizin hiç acısı yoktu?
Kimsenin dört dörtlük hayatının olmasını imkanı yoktu bana göre. Kimse tamamıyla mutlu değildi. Herkesin biraz da olsa acıları vardı. Bazılarımızın tonlarca acıları varken bazılarımız belki de ufak bir kaya kadardı derdi, acısı. Hayatım ne kadar zor olsa da hatta acılar bazen bana katlanılmaz gelse bile asla şükür etmeyi bırakmamıştım. Nasıl iyi olan şeyleri de hiçe sayardım ki? Bu rabbimin gücüne giderdi zaten.
Hem benim hayatım tamamen acıyla, sıkıntıyla kaplı değildi ki. Elbette şükür edecek çok fazla şeyim vardı. Hayatımda iyi şeyler de oluyordu. Başımda annem vardı, ailem vardı, bana değer veren insanlar vardı. Aç değildim, başımı sokacak bir evim,sıcacık bir yuvam vardı. Bunlar şükür etmek için yeterdi de artardı bile.
Rüzgar'ın sesiyle düşüncelerimden sıyrıldım. "Nereye daldın gittin yine güzelim sen?" dedi. "Aman dalmışım öyle işte." dedim geçiştirircesine. Sanki aklına bir şey gelmiş gibi gözlerini kocaman açıp " Berkin... O çocuk kimdi?" dedi.
İsmini duymam ile kalbimin ritimleri karışmıştı sanki. Hızlı ve mayhoş bir şekilde atıyordu. Neden böyle oldu? Neden hızlı hızlı bozulmuş gibi atıyor? İsmini duymak bile kalbimi bu denli hızlandırmaya yetiyordu. Ne oluyordu bana böyle? "Sınıftan biri sadece." dedim fısıltı gibi çıkan sesim ile.
Sorgular bir ses tonu ile "Emin misin?" diye sordu. "Evet arkadaşım yani sanırım arkadaşım ama beni etkiliyor galiba Rüzgar. Bilmiyorum yanındayken tuhaf hissediyorum. Çok yan yana gelmedik ama tuhaf hissettirdi işte." dedim. " İyi birine benziyor." dedi sadece. Bende ona " Bade ile benim yüzümden konuşamadın. O olaydan sonra konuşabildiniz mi?" diye sordum.
"Sınavdan sonra konuşsam daha iyi olur diye düşündüm." dedi. " Her şey güzel olacak merak etme." dedim destek olur bir şekilde. Biraz da sohbet edip tatil yerlerini araştırmaya başladık.
Rüzgar tek kaşını kaldırarak " Sapanca'ya mı gitsek?" dedi. " Yok ya oraya daha önce gittik. Uludağ'a ne dersin?" " Oraya da gittik hatırlasana hatta Umut abiyle ablam bizi itmişti aşağı doğru yuvarlanmıştık." O anları hatırlayarak gülmeye başladık.
"Ay evet hatırladım şimdi ne tatildi ama içimiz ful kar olmuştu." sonrasında telefondan bakmaya devam ettik. İkimizin de aynı anda "Nevşehir!" dedik. Biz işte böyleydik abim ve Gökçe abla gibi sevdikleriniz, nefret ettiklerimiz aynıydı. Tabi bu durum bizim için avantajlıydı.
" O zaman istikamet NEVŞEHİR!" Nevşehir derken ikimizde bağırmıştık. Şuan çok heyecanlıydım bu tatil bize iyi gelecekti inanıyordum.
Tam ekranımı kapatıp masanın üzerine koyacaktım ki birden bildirim geldi. '@ayazakman seni takip etmek istiyor.' Ne!? Ben daha olayı kavrayamamışken Rüzgar sinirle telefonu elimden alıp sinirle soluyarak bildirimi okudu.
BÖLÜM DÜZENLENMİŞTİR!
Bölüm sonu...
Düşüncelerinizi yorumlara yazarsanız sevinirim canlarım.
Her bir etkileşiminiz, yorumlarınız benim için o kadar önemli ki... Satır arası yorum bırakırsanız hepsini tek tek okuyacağım. Yeni bölümü heyecan ile bekleyin derim. Tüm yazdıklarımı tamamen değiştirmek istemedim fakat değiştirdiğim eklediğim yerler olacak. Umarım düzenlenmiş halini beğenirsiniz. 🥰
Sizce Derin Berkin'e ilk görüşte vurulmuş olabilir mi?
Sizce Derin isteği kabul edecek mi?
Ayaz'ın istek atmasında ki amaç neydi?
Fikirlerinizi yorumlarda bekliyorum.