İçeriğe geç

Mahperi

Bölüm 4 · 10 dk okuma

Mahperi

Bölüm 4

3. BÖLÜM

"Aynı kağıdın arka ve ön yüzleri gibiyiz. Sonsuza dek beraber ama hiçbir zaman birbirini görmeyen..."

Özdemir Asaf

Bu çocuk ne yapmaya çalışıyordu sadece bir tesadüf müydü yoksa beni mi takip ediyordu? Bu iş iyice garipleşmeye başlamıştı. Kafamı allak bullak ediyordu ve şu an ağabeyime gözlerini dikmişti. Gözleri alev püskürüyordu resmen. Onun burada ne işi vardı? Onunla burada karşılaşacağım aklımın ucundan geçmezdi. Neye bu kadar çok sinirlenmişti?

Ağabeyimin yanımda olmasına mı yoksa onunla bu denli yakın olmama mı? Aklından neler geçiyordu bilmiyorum ama böyle yaparak işleri daha da zorlaştırıyordu. Çok çok yakınımdan gelen sesle irkildim bu kişi Ayazdan başkası değildi. " Neden buradasın sen?" dedi sert bir tavırla. Ne demekti şimdi bu kendini ne sanıyordu.

Başımı hızla kaldırıp " Sen neden buradaysan o yüzden buradayız." dedim.Bir şeyler söylemek için dudağını araladı ama çarpık bir gülümseme bırakmakla yetindi ve " Öyle mi?" der gibi tek kaşını kaldırdı. Sinir şey ne olacak. Bir an önce buradan uzaklaşmak istiyordum abim sinirlendiğimi anlamış olacak ki " İşlerimiz var." deyip hızla beni oradan uzaklaştırdı.

Canım kurtarıcım be onunla buraya gelmek hayatımda aldığım en doğru karar olabilir. Olabildiğince hızlı bir şekilde oradan uzaklaştırdı beni. Şu an benden daha fazla sinirli olduğunun farkındaydım burnundan soluyordu resmen.

Beklemediğim bir anda beni kolumdan tutup kendine doğru çevirdi. Kaşları olabildiğince çatık bir şekilde

" Kimdi o?" diye sordu. "Bilmem delinin teki herhalde." diyerek geçiştirdim kim olduğunu söyleyemezdim.

Duysa vereceği tepkiyi tahmin bile edemiyorum tek bildiğim şey evde iç savaş çıkacaktı. Şirin bir ses tonuyla

" Hadi yemek yiyelim." dedim kurt gibi acıkmıştım.

Bana cevap vermeye tenezzül bile etmeden yemek alanına doğru ilerledi. Abim siparişleri verdikten sonra eve gidene kadar sessiz sessiz durdu.

Pazar günü olabildiğine sıradan bir gündü tüm günü ders çalışarak geçirdim.

***

Sabah kafama su dökülmesiyle gözümü hafifçe araladım. Karşımda bana bön bön bakan abim dikiliyordu. Cırtlak bir ses tonuyla " NOLUYOR YAA?" dedim. Umut" Bu gün günlerden ne?" diye sordu. Sakin bir ses tonuyla " Pazartesi " dedim bunun üstüne Umut " ee yani " der gibi tek kaşını kaldırdı.Olayı yeni yeni idrak ediyordum. "Pazartesi!" diyerek apar topar yataktan kalktım ve hızlı bir şekilde odamda bulunan ebeveyn banyosuna ilerledim.

Ben nasıl uyuyakalmıştım böyle. Abimin içerden gülerek " Ben kapının önünde seni bekliyorum." dediğini duydum. Olabildiğince hızlı bir şekilde üzerimi değiştirdim. Daha sonrasında aynadan saçlarımı kontrol ettim çok da dağınık değildi bu yüzden taramaya gerek duymadım.

Saatin kaç olduğunu öğrenmek amacıyla telefonumu elime alıp tuş kilidini açtım. Saat on buçuğa geliyordu olamazdı böyle bir şey. Dersim ondaydı ve ben yarım saat geç kalmıştım. Hemde anayasa hukuku dersine! Mehriban hoca derse giriş çıkış saatlerine çok önem veren bir hocaydı. Oldukça disiplinliydi ve ben onun dersine geç kalmıştım.

İlk defa bu denli geç kalıyordum. Bu zamana kadar asla geç kalmalarım beş dakikayı geçmemişti. Şu an da kendi kendime konuşarak daha da geç kalıyordum. Büyük adımlarla kapıya ilerledim. Ağabeyim beni kapının önünde bekliyordu hızla ayakkabılarımı ve montumu giyip evden çıktım. " Otobüste gelmez ki şimdi of ya?" kafayı yiyecektim şu an. Ağabeyim elindeki araba anahtarını göstererek " Atla hadi." dedi bu gün şanslı günümde miyim yoksa şanssız mı bilmiyorum ama arabanın ağabeyim de olması benim için büyük avantajdı. Hızlıca arabaya bindik ve okulun yolunu tuttuk.

Ağabeyim olabildiğince hızlı sürüyordu daha fazla geç kalmayayım diye. Yarım saatlik yolu on beş dakikada gelmiştik. Ağabeyim her yönden kurtarıcımdı sanırım.

Daha fazla oyalanmamak adına ağabeyimin yanağına küçük bir öpücük kondurup teşekkür ettim. Cevap vermesini beklemeden hızla arabadan inip koşar adımlarla okula ilerledim. Şu an hala ders devam ediyordu. Şimdi girersem bir ton laf işitecektim fakat girmem gerekiyordu.

Derin bir nefes alıp kapıyı aralayıp içeri girdim. Sınıftan çıt dahi çıkmıyordu fakat herkesin odak noktası bendeydi. Dudağımı ısdırıp sıkıntıyla "Girebilir miyim?" dedim. Mehriban hoca bana ters ters bakıp iç çekti. Ardından gözleriyle geç işareti yapıp sert bir ses ile "Bir daha olmasın." dedi.

Normalde hiç geç kalmazdım. Nasıl bu kadar uyuyabilmiştim bilmiyorum. Normalde alarmdan önce uyanırdım bu gün alarmı bile duymamıştım garipti. Mehriban hocanın kızacağını hatta derse almayacağını düşünmüştüm fakat beni yanıltmıştı.

Hızlıca yerime adımlayıp Ada'nın yanına oturmuştum fakat benim geldiğimi bile fark etmemişti. Ada Ayazın oturduğu tarafa bakmaktan beni fark etmemiyordu bile. Her zaman ki gibi Ayaz da bana bakıyordu. Ada'nın beni fark etmesi adına hafifçe öksürdüm ve hızla bana döndü. " Ne o niye bakıyorsun o tarafa?" hakikaten niye bakıyordu o tarafa? " S-sana yine bakıyor mu diye baktım ya yoksa ne bakacağım ona. Her neyse sen niye bu saatte geldin bir şey mi oldu?"dedi. İşin ilginç tarafı ise ben içeri girdiğim de o tarafa bakıyordu. Konuyu kapatmak istediği belliydi bende üstelemedim.

" Uyuyakalmışım ya ağabeyim bıraktı beni." şaşkın şaşkın bana bakıyordu " Sen nasıl uyuyakaldın kızım? Dakiksindir sen çok şaşırdım." dedi çok gecikmeden.

" Vallahi bende anlamadım uyumuşum işte aman." aramızdaki kısa konuşmayı Mehriban hocanın dersi bitirmesiyle son bulmuştu. Ders bitiminde hocanın yanıa gidip imzamı attım ve birlikte kantine gittik. Kantine geldiğimizde açıktığımı fark etmiştim. Yiyecek bir kaç birşey alıp boş olan bir masaya oturduk. Ada sürekli dalıp dalıp gidiyordu. "Sen iyi misin Ada?" dedim sakin bir sesle. "Hiç... Hiçbir şey olmadı. Uykum var biraz." diyerek geçiştirdi. Bir şey olduğu belliydi fakat anltmamayı tercih ediyordu. Bende daha fazla üstelememeyi tercih edip yemeğine döndüm.

Gözlerimi etrafa gezdirdiğimde dün omzuma dokunan güzel gözlü çocukla karışlaştım. Tek başına oturmuş elindeki kahve bardağıyla oynuyordu. O kadar güzel duruyordu ki. Sanki eşsiz bir şarkı gibiydi.

Adanın koluma dokunmasıyla kendime geldim. "Nereye daldın gittin öyle?" dedi. "Daha açılamadım pek. Yemeğim de bitti ben amfiye geçiyorum." dedim ve amfiye geçtim. Amfiye girdiğimde yerime oturup bir türlü okumaya fırsat bulamadığım kitabımı okumaya başladım. Ne kadar daldıysam yanıma birinin oturduğunu bile fark etmedim.

Ayaz koluma dokunarak onu görmemi sağladı. Bir bu eksikti ne istiyor bu çocuk benden anlamıyorum.

" Ne var ne istiyorsun benden?" dedim sakin ve bir o kadarda iğneleyici bir ses tonuyla. Bu sefer bana değil duvara bakıyordu. Biraz bekledikten sonra

" Kimdi o?" dedi düz bir sesle. " Kim kimdi?" ağabeyimi sorduğunu anlamayacak kadar salak değildim ama anlamıyormuş gibi yapmak işime geliyordu bazen.

" Cumartesi günü alışveriş merkezinde yanında olan kişiden bahsediyorum kimdi o?" ya bu çocuk neyin kafasını yaşıyor bana hesap sorma hakkını nerden aldı anlamıyorum! "SANANE!" sesim olabildiğince sert çıkmıştı.

Söylediğim şeyi duyar duymaz hızlı bir şekilde kafasını bana çevirerek sert, duygusuz ve korkutucu ela gözlerini gözlerime dikmişti. Bakışlarından korkuyordum. Neden yapıyordu bunu bana anlamıyordum ama korktuğumu belli edemezdim. Ben de aynı şekilde ona bakıyordum gözlerimizi birbirimizden asla ayırmıyor aksine bakışlarımıza daha çok anlam yüklüyorduk. Sanki zaman daha bir yavaşlamıştı artık bakışlarına bile katlanamıyordum. Hızlıca ayağa kalkıp amfiden dışarı çıkacağım zaman kapının önünde bize bakan adını öğrenemediğim dağınık saçlı, büyüleyici gözler bizi izliyordu.

Yine sinirlerim tepeme çıkmıştı ve gözlerim dolmuştu. Hızlı bir şekilde kendimi dışarı attım. Ağlamak istemiyordum. Sinirlendiğimde gözlerimin dolmasından nefret ediyordum. Bu beni oldukça zorluyordu.Cidden çok iğrenç bir gün geçiriyordum. Sinirle çıktığım için montumu bile giymeyi unutmuştum. Geriye dönmek istemiyordum. Boş bir banka oturup derin derin nefes almaya başladım. Sırtıma konulan mont ile irkildim.

Bu oydu! Beni narin elleriyle, masum büyüleyici gözleriyle etkileyen çocuktu. "Ben öyle çıktığını görünce merak ettim. Montunun hangisi olduğunu bilmediğim için seninkini getiremedim." dedi nahif sesiyle. Sesi o kadar güzel ve etkileyiciydi ki öylece yüzüne bakakalmıştım. Cevap vermeyi unuttuğumu fark edip dudaklarımı araladım ve "Ben iyiyim teşekkür ederim. Hem mont için hem de düşündüğün için ama böyle de sen üşüyeceksin." dedim sakin bir ses ile."Ben üşümem merak etme beni sen." dedi nahif sesiyle. Hala olayın şokunu üzerimden atamamıştım. Öylece birbirimize bakıyor asla konuşmuyorduk. Aramızdaki derin sessizliği bozup "Ben Derin bu arada." dedim. "Berkin." dedi yumuşak bir ses ile.

Berkin... Ne güzel bir isimdi öyle. Ne de güzel yakışmıştı ona. O güzel gözlerine... "Ders birazdan başlayacak gidelim istersen." dedi. Birlikte amfiye doğru yürümeye başladık. Amfinin önüne geldiğimizde yavaşça durup montunu ona uzattım " Teşekkür ederim." diyerek gülümsedim. Aynı şekilde bana gülümseyip montunu aldı. Ardından birlikte içeri girdik ve yerlerimize oturduk.

Ada 'ne oluyor?' der gibi yüzüme bakıyordu. Omuz silkmekle yetinip yerine yerleştim. Ha tabi ki açık açık beni izleyen Ayazı saymıyorum bile.Tüm gün içimde garip bir duygu vardı. Günüm oldukça tuhaf geçmişti. Nihayet derslerim bittiğinde derin bir nefes alıp kendimi bahçeye attım. O sırada Rüzgar yanıma geldi." Prenses hadi beraber gidelim seni eve bırakayım biraz da konuşalım olur mu?" dersi bitmiş olmalıydı. " Olur bana uyar seninle yürümeyi özlemiştim zaten."

Koluna girdim ve yürümeye başladık. Bugün yol uzundu ne zaman beni eve bıraksa sohbet edip gülerek eve kadar yürürdük. Normalde aynı mahallede oturuyorduk fakat Rüzgar ile ders programımız uymadığı için çoğu zaman birlikte dönemiyorduk. Haftada bir iki günü aynı saatte dersimiz bitmiş oluyordu o zamanda beraber yürüyorduk eve.

Birlikte dönerken asla içinizden otobüse binmek gelmezdi. Sonuna kadar vakit geçirmek isterdik hep. Çocukluğumuzdan beri hiç ayrılmadığımız için çok düşkündük birbirimize. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi. Kan bağım olmayan ikizimdi o benim.

Aramızda rahatsız edici bir sessizlik vardı. Sadece nefes alış verişlerimizi duyuyorduk ha birde yoldan geçen araba ve insan sesleri... Bu sessizlikten rahatsız olmuş olacak ki boğazını temizleyip söze başladı.

" Günün nasıl geçti prenses?" derin bir nefes aldım. " Aptal Ayaz'ın sinir bozucu bakışlarıyla geçti." derince soludu."Amacı ne bu itin anlamıyorum iyice kıl olmaya başladım bir gün dalacağım o olacak. Oyacağım o gözlerini!."O kadar ciddi söylemişti ki bunları gülmemi durduramadım ve birden kahkaha attım. 'Bunun neresi komik?' der gibi bakıyordu gözlerime. Nedense ne derse komiğime gidiyordu en komiği ise bu dediklerini en ciddi yüz ifadeleriyle söylemesiydi.

O olmasaydı bu kadar mutlu, pozitif, enerjik olur muydum? Sanmam... Hayatımın tüm zorluklarında, güzelliklerinde, en mutlu, en mutsuz zamanımda koruyucu meleğim gibi yanımdan ayrılmadığı için minnettarım ona. Hayatımı güzelleştirdiği için minnettarım.

Ben hala gülüyordum oda bana sert bakışlar atmaya devam ediyordu. En sonunda derin bir nefes alıp gülmemi durdurdum. " Tamam tamam sustum bakma öyle dövecek gibi." hemen yüzündeki sert bakış silinmiş yerine her zaman ki kocaman gülümseme yerleşmişti.

"Hah şöyle ciddiyim kızım komik geliyor sana ama." "Hıhı yaparsın balım inanıyorum ben sana." diyip güldüm. "Neden Umut ağabeyden saklıyorsun?" pat diye sormuştu ne diyeceğimi şaşırmıştım.Bu çocuğun da bu huyu kötüydü işte pat diye konuyu değiştiriyordu. Önce derin bir nefes aldım." Ya çocuk resmen beni gözleriyle yiyor. Ağabeyim duyarsa sence ne yapar? Bunu sen çok iyi biliyorsun. Ağabeyimin bir zarar görmesini istemiyorum ben. Evet Cidden rahatsız oluyorum bakışlarından. Sanki beni uzun zamandır izliyormuş gibi hissediyorum ama bunu ağabeyime söyleyemem. Yerime koy bir kere kendini.Ah be kızım hep de manyaklar seni bulur." kocaman gülümsedim doğruydu bu dediği hep beni buluyordu böyleleri ama ilk defa Ayaz gibi biriyle karşılaşmıştım.

"Beni korumaya çalıştığını biliyorum. Seni zor duruma sokmuyorum değil mi? Sonuçta ağabeyimden ilk defa bir şey saklıyoruz." birden durup bana döndü ellerini yanaklarıma koydu. "Sen beni hiçbir zaman zor duruma sokmazsın prenses sen benim her şeyimsin. İnsanın her şeyi olmuş biri nasıl onu zor duruma sokar ki?" yüzüme kocaman bir gülümseme yerleştirdim ve sıkı sıkı sarıldım beline.

"Seni çok seviyorum biliyorsun değil mi?" başıma bir buse kondurdu. "Biliyorum tabi sen biliyor musun?" "Neyi?" "Seni ne kadar çok sevdiğimi." "Çok seviyorsun hemde her şeyden çok doğru bildim mi?" "Bildin." kocaman gülümsedi ve yolumuza devam ettik.

Uzun süren yolun sonunda evime vardık. "Ne çabuk geldik seninle zaman çok hızlı geçiyor." "Seninle de öyle prenses doyamıyorum sana." "Bize gelsene bir şeyler yeriz film felan seyrederiz."

"Yarın önemli birkaç dersim var balım bir daha ki sefere söz zaten annemde görüşelim bir ara gidelim diyordu. Sizi çok özlemiş belki annemle geliriz."

"Tamam o zaman ısrar etmiyorum bugün Elif teyzeyi çok öp yerime" vedalaştık tam arkamı döndüm bir kaç adım attım. "Deriin!"

Bölüm sonu...

Düşüncelerinizi yorumlara yazarsanız sevinirim canlarım.

Her bir etkileşiminiz, yorumlarınız benim için o kadar önemli ki... Satır arası yorum bırakırsanız hepsini tek tek okuyacağım. Yeni bölümü heyecan ile bekleyin derim. Tüm yazdıklarımı tamamen değiştirmek istemedim fakat değiştirdiğim eklediğim yerler olacak. Umarım düzenlenmiş halini beğenirsiniz. 🥰

Düşüncelerinizi yorumlar

a yazarsanız sevinirim canlarım.

Sizce Derine kim seslendi?

Rüzgar Derinin teklifini kabul edecek mi?

Heyecanla beklemede kalın

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.