İçeriğe geç

Mahperi

Bölüm 3 · 37 dk okuma

Mahperi

Bölüm 3

2. BÖLÜM

"Her fırtına hayatı bozmak için gelmez, bazıları yolunu temizlemek için gelir."

Paulo Coelho

İşte sabah sabah bunu beklemiyordum

ama asla yanına oturmayacaktım. Beni gözleriyle yiyen birinin yanına oturmazdım da zaten. Yine başlamıştı gözlerini üzerime dikip gözünü bile

kırpmamaya. Fazla bakmadan hemen gözlerimi gözlerinden çektim ve demirlerden birini tuttum. Böylesi daha iyiydi evet evet kesinlikle en iyisi buydu.

Bakışlarından rahatsız olacağım hiç mi aklının ucundan geçmiyordu anlamıyorum hani tavırlarımdan az çok tahmin etmesi gerekiyordu ama yok ısrarla bakıyor çocuk! Hiç yüzümde mimik oynamadan kulaklığımı taktım ve rastgele bir şarkı açtım. Müzik beni sakinleştiriyordu hatta bazen uyumadan önce doğa sesleriyle meditasyon yapıyordum.

Belki bazılarına saçma geliyordu ama bu beni olabildiğince rahatlatıyordu. Şimdi meditasyon yapamazdım tabi ki de ama bir şekilde sakinleşmem gerekiyordu. Ne yapayım diye düşünürken nefes egzersizi yapmak geldi aklıma kimse fark etmezdi ya nefes alıp verdiğimi. Olabildiğince yavaş ve sessiz olacak şekilde derin derin nefes alıp verdim. İşe yarıyordu yarayacağını da biliyordum zaten.

Yol boyunca asla onun olduğu tarafa bakmadım ama bana baktığını biliyordum. Nihayet fakültenin önüne geldiğimizde deli bakışlardan kurtulabildim hızla inip fakülteye koşar adımlarla girdim. Nefes nefese kalmıştım amfiye böyle giremezdim çantamdan suyumu almak için çantamı aramıştım ama bulamadım suyumu koymayı unutmuştum.

Kantine gidip su almaya karar verdim derse beş dakika civarı kalmıştı derse geç kalmamak adına hızlı hareket etmiştim. Suyumu içtiğimde nihayet rahatlamıştım artık derse gidebilirdim çantama suyu koyup kapıya doğru hareket ettim tam o sırada Ayaz da kantine geliyordu. Bu çocuk beni mi takip ediyordu yahu yer yerde karşıma çıkıyordu kızlar lavabosunda da karşıma çıkarsa şaşırmayacaktım artık.

İkimizde aynı anda kenara çekildik, sonra geçmek adına diğer tarafa aynı anda çekildik bu sefer baktı böyle olmayacak bana yol verdi hiç tereddüt etmeden hızla geçip sınıfa gittim ve yerime yerleştim. Dersin çoktan başlaması gerekiyordu fakat hoca gelmemişti. Bölüm başkanımız gelip hocamızın geç kalacağını burada beklememiz gerektiğini söyledi.

Hoca çıkar çıkmaz amfiden konuşmalar yükselmeye başlamıştı. Onların bu hallerine alışmıştım. O sırada Adayla birbirimize bakıp fırsatımızı değerlendirip uyuyalım der gibi baktığını gördüm bu bakışı nerde görsem tanırdım çünkü. Hiçbir şey demeden direkt başımı sıraya koydum gece o kadar uyumama rağmen hızla uykuya daldım.

Kolumu birinin dokunmasıyla gözümü açmıştım. Hoca gelmiş yoklama kağıdını dolaştırıyordu. Kafamı yavaşça kaldırıp beni dokunan kişiye yavaşça baktım. Kimdi bu çocuk? İlk defa gördüğüme yemin edebilirdim ama asla kanıtlayamazdım. Dağınık koyu kahve saçları, dolgun dudakları, acı kahve gözleri ve kusuruz bir burnu... Her şeyi birbirini mükemmel derecede tamamlamış gibiydi.

Onu incelediğimi fark etmemesi adına hızla önüme koyduğu yoklama kağıdını imzalayıp Adayı uyandırdım. Aklım hala omzuma dokunan narin ince, uzun ellerdeydi. O kadar yavaş ve nahif dokunmuştu ki... Neden şuan onu düşündüğümü bilmesem de kusursuz yüzü gözümün önüne oturmuş gitmiyordu. Daha fazla onu düşünmemek adına kendimi derse verdim.

Derslerin nasıl geçtiğini anlamamıştım. Son dersimin bitmesine çok az bir vakit kalmıştı. Hukukun başlangıcı dersi hocası birkaç bir şey daha söyleyip dersi bitirdi. Herkes yavaş yavaş çıkmaya başlamıştı

Bende tam dışarı çıkmak için hareketlenmiştim. Ayağımı sıradan çıkarttım tam kalkacakken biri ayağıma basmıştı kafamı kaldırdığımda pişkin pişkin yüzüme bakan Ayazla karşılaştım.

" Ne yapıyorsun sen ya?" sinirlerim tavan olmasına ramak kalmıştı. " Belli olmuyor mu ne yaptığım görmüyor musun? Kör müsün yoksa?" ne kör mü? Sınıfta kalan tek tük kalan kişi dönüp bize bakmış üstüne bir de gülmeye başlamışlardı. Bu çocuk neyin peşindeydi rezil etmişti beni. Allah'ım sen sabır ver ne olur!Allahtan Ada acelesi olduğu için biraz erken çıkmıştı yoksa delirirdi.

Tam cevap vermek için ağızımı açmıştım ki konuşmamı beklemeden dışarı çıkmıştı. Böyle hiçbir şey olmamış gibi gidemezdi bende hızla peşinden çıkmıştım. "Senin derdin ne? Ne istiyorsun benden bakışlarınla rahatsız ettiğin yetmedi mi?" ben ona seslenince olduğu yerde kalmıştı koridor boştu sadece ikimiz vardık. Sadece arkasına dönüp bana bakmakla yetindi bakması çok uzun sürmemişti arkasını dönüp yürümeye devam etmişti.

" Hey, sana diyorum!"duymazdan gelerek yoluna devam etmişti. Bu hareketi beni daha beter sinir etmişti hızla amfiye dönüp eşyalarımı toplamaya başladım. Eşyalarımı toplayıp hızlıca kendimi dışarıya attım. Hava aşırı soğuktu ve hafif hafif kar atıştırıyordu. Bahçede öylece durmuş sinirimi yatıştırmaya çalışıyordum. Omzuma atılan kol ile irkilmiştim " Dışardan deli gibi gözüküyorsun." bana gülümseyerek bakan Rüzgara baktım.

O benim çocukluk arkadaşımdı beraber büyümüştük. Şu an farklı fakültelerde olsak da şükürler olsun ki aynı üniversiteyi kazanmıştık. Eskisi gibi her gün buluşup görüşemesek de sürekli konuşurduk. Belli ki beni görüp yanıma gelmişti. " Ne düşündüğümü nerden anladın?" beni ne kadar iyi tanıyordu böyle. " Ben senin bir nefes alışından ne hissettiğini anlarım prenses anlayamadın mı hala bunu?" bana tanıştığımız ilk günden beri prenses diyordu.

"Neden bu havada ortalık yerde duruyorsun? Mine teyze kızacak sonra hastalanınca." derin bir iç çekip olanları ona anlattım çok sinirlendi hesap sormak için gitmeye kalktı ama izin vermedim anlattıklarımı abime anlatmaması için tembihledim söz vermişti. Beni sakinleştirmek için sarılmıştı başımı omzuna koymuştum bende bu iyi gelmişti bir süre öyle kaldık sonrasında ayrılıp otobüs durağına geldim.

Durakta yine ela gözleriyle beni rahatsız eden Ayazla karşılaştım. Bu sefer gözlerindeki duyguyu çözmemek elde değildi sinir kaplıydı. Görmezden gelerek kulaklığımı takmaya yeltendim ama kolumdan tutulan el buna engel olmuştu. Elin sahibi tabi ki Ayazdı kolumu kurtarmaya çalışsam da buna engel olmuştu ve beni durağın köşesine sıkıştırmıştı. Gözlerine bakmak zorunda kalmıştım ne yapmaya çalışıyordu böyle bu ne cüret! " O lavuk kimdi?" ne lavuk mu?

Kimden bahsettiğini anlamak zor değildi Rüzgardan bahsettiği belliydi. Fakat bundan ona neydi? "Sana ne!" tabi ki kim olduğunu söylemeyecektim. " Bir daha o herifle konuşmayacaksın!" pardon ben yanlış mı duyuyorum yoksa bana emir mi veriyor? Bunu yapan daha yeni gördüğüm iki günlük bir kişiydi hem de. "Sen kimsin de bana emir veriyorsun çekil şuradan ve bir daha asla bana emir vermeye kalkma!" sert bir şekilde göğüsünden iterek hızla eve yürümeye başladım sinirden kuduruyordum resmen.

Ne kadar sinirlensem de ondan bir o kadar korkuyordum. Arkamdan geliyor muydu bilmiyorum ama bakmaya bile cesaret edemiyordum. Ne kadar korkuyorsam da bir o kadar sinirliydim. Resmen tanımadığım biri gelip bana hesap sormuştu.

Çalan telefonum ile düşüncelerimden sıyrıldım. Telefonuma baktığımda arayanın ağabeyim olduğunu gördüm. Ağabeyimin geleceğini unuttuğumu beni aradığını gördüğümde fark ettim. Hızla aramasını yanıtladım. "Alo ağabeyciğim ben senin geleceğini unuttum özür dilerim. Neredesin tam olarak?" dedim.

Derin bir nefes alıp "Ah miniğim ah! Konum at geliyorum yanına. Bekle olduğun yerde." deyip kapattı. Kapatır kapatmaz konumumu atıp köşede ağabeyimi beklemeye başladım. Kısa bir sürenin ardından ağabeyim yanıma geldi.

Ağabeyime sıkı sıkı sarılıp yanaklarından kocaman öptüm.

Tüm gün ihtiyacım olan şey buydu aslında " Sen iyi misin balım? Bir şey mi oldu?" " Sadece seni özledim." dedim sesimi olabildiğince masumlaştırarak.

Bu hallerim onu güldürmüştü ve hayran kaldığım gamzeleri yine gözler önüne serilmişti. Hızla kaşlarımı çatıp " Toplum içinde gülmeni yasaklamamış mıydım senin ben?" " O kaşları hemen düzeltelim yoksa daha çok gülerim bak görürsün." Şakayla karışık tehdit etmişti beni bende hızla daha fazla gülmesin diye kaşlarımı eski haline getirdim. Koluna girmem içim kolunu uzattı hiç düşünmeden koluna girdim ve eve doğru yürümeye başladık.

Yarın hafta sonu olduğu için üzerimde bir rahatlık vardı iki gün de olsa dinlenebilirdim. Bir an önce eve gitmek için can atıyordum şu an da tek istediğim şey yatağıma kavuşmaktı. Yol boyunca abimle sohbet ettik ve nihayet eve varmıştık. Bu gün annem geç gelecekti abimin ise arkadaşı gelecekti. Abime aç olmadığımı, ders çalışacağımı söyleyerek odama geçtim o da üstelemedi. Odama girdiğimde direkt kendimi duşa attım biraz rahatlamam gerekiyordu.

10-15 dakikalık bir duşun ardından hızlıca giyinip ders çalışmaya koyuldum. Çalışmayı bitirdiğimde telefonumdan saate bakmıştım saat yediye geliyordu yaklaşık 3-4 saattir ders çalışıyordum. Yorulmuştum ve fazlasıyla uykum vardı hiç zaman kaybetmeden uyumak istiyordum fakat saat erkendi biraz kitap okumaya karar verdim. İlk önce mutfağa gidip kendime kahve yaptım. İçeriden sesler geliyordu demek ki abimin arkadaşı hala gitmemişti.

Aslında gidip selam versem iyi olacaktı fakat hem bu kılıkta selam vermek hoş olmazdı hem de pek tanışma havamda değildim. O yüzden hızlı bir şekilde kahvemle birlikte odama girdim. Kitaplığımdan en son aldığım ve okumaya fırsat bulamadığım kitabımı aldım ve okuma köşeme geçtim. Kitap okumak huzur verici bir şeydi beni hayatımdan, evrenden her şeyden uzaklaştırıyordu. Sanki kitabın içindeki kız benmişim gibi geliyordu o derece içinde kayboluyordum kitabın içinde.

Kaç saattir okuyordum bilmiyorum ama beni kitap aleminden ayıran şey telefonuma gelen mesajdan başka bir şey değildi. Tam da en heyecanlı yerindeydim böyle olmazdı ki. Bakmak istemiyordum telefonuma fakat ısrarla mesaj geliyordu en sonunda bakmaya karar verdim. Gözüm ilk saate kaydı saat gece iki olmuştu ne çabuk! Şaşırmıştım doğrusu sonra yeni başladığım kitaba baktım neredeyse yarısından çoğunu okumuştum. Kitap okumaya başladığımda hep böyle oluyordu.

Kitap okuma isteği tekrar içime nüksetmeden hızlı bir şekilde tekrardan telefonumu elime aldım. Mesaj Rüzgardandı ' Nasılsın prenses?' 'Ders çalışıyorsundur diye yazmadım umarım bitmiştir.' 'Gecenin bu saatinde de çalışmıyorsundur ya!' bu mesaj beni güldürmüştü. 'O herif bir şey yaptı mı?' Ayazdan bahsediyordu ne güzel unutmuştum neden hatırlattın şimdi?

' Yok yok ders çalışmıyorum kitap okuyordum. İyiyim ben sen merak etme beni bir şey yapmaya cesaret edemez ayrıca!' dedim anında görüldü olmuştu. Bu çocuğun bu huyunu seviyordum işte hemen bakıyordu bekletmiyordu. ' Hele bir yapsın bak ne yapıyorum ona tavana asarım vallahi onu.' Bu dediğine haykırmıştım bu çocuk nerde buluyordu böyle şeyleri ailesi de şiddete eğilimli değildi aslında. Tabi buna şiddet denirse!

Bir süre konuştuktan sonra kendimi uykunun güvenli kollarına bıraktım.

***

Gözlerimi açtığımda ağabeyim tepemde dikilmiş " Hadi kalk uykucu biri gazozuna uyku ilacı mı attı yoksa saat kaç oldu?" diye dalga geçmesiyle uyanmıştım. İlk olarak yüzüne aval aval bakmakla yetindim ve dediğini ilk dinleyişte anlamamıştım sonra dediğini içimden geçirince anlamıştım. Kafamın altındaki yastığı çekip yüzüne yastıkla sert olmayacak şekilde vurdum. " Ne olmuş az uyuduysam sanki saat öğlen on iki?" bu dediğime garip garip bakmakla yetindi ve telefonunu açıp saati göstermişti.

Ne saat on iki buçuk mu? Ben bu saate kadar nasıl uyudum! Normalde alarm gibi erkenden zıplar abimi çekiştiren ben olurdum kalkması için. " Yuh ben nasıl uyudum bu kadar?" hiç olmadığım kadar şaşkındım." Vallahi bende çok şaşkınım bu kadar uyumanı beklemiyordum. Neyse hadi kalk kahvaltı yapalım da gidelim alışveriş merkezine." 'tamam' dercesine başımı sallamakla yetindim.

Daha sonra ağabeyim odamdan çıkmış bende hazırlanmaya koyulmuştum. Olabildiğince hızlı bir şekilde hazırlanıp mutfağa girdim. Ağabeyim telefonuyla uğraşarak beni bekliyordu gidip yanağına küçücük bir öpücük bıraktım. O bana karşılık vermeden hemen mutfağa doğru hızlı adımlarla ilerledim. " Oooo Umut Bey bu ne cafcaflı bir sofra..."Oooo Derin Hanım sen beni ne sandın?" sadece göz devirmekle yetindim ve kahvaltı yapmaya koyuldum.

Hiç beklemediğim kadar uzun geçen kahvaltıdan sonra alışveriş merkezine gelebilmiştik. İşte şimdi zor kısma gelmiştik. Saatlerce süreceğini hissettiğim maraton başlamıştı. Annem için en mükemmelini, en çok beğeneceği şeyi istiyordum. Her şeyi beğenen bir kadındı fakat her sene en güzeli bulma zorluğunu yaşıyorduk. Bizim aldığımız en ufak bir şeyi bile beğeniyordu.

Mutlu olalım diye genelde kullanıyordu hatta. Bizim için çok fazla fedakarlık yapmıştı bizde onu olabildiğince mutlu etmeye çalışıyorduk tıpkı onun gibi... Kaç saattir geziyor, alışveriş yapıyorduk bilmiyorum ama fazlasıyla yorulduğumuz ve acıktığımız kesindi. Aldıklarımız içimize sinmişti aslında tek sorun ellerimizin poşetlerle dolmasıydı. Ağabeyimin koluna yapışmış bir şekilde yürüyordum.

Poşetlerin ağırlığı yetmiyormuş gibi bir de ben ağırlık oluyordum ama bu durumdan asla şikayetçi değildi. Gözlerimle bir yandan da mağazalara göz gezdiriyordum belki daha güzel bir şey vardır diye fakat keşke gezdirmeseydim. Yine sert bakışlı ela gözlerle karşılaştım.

Bölüm sonu...

Düşüncelerinizi yorumlara yazarsanız sevinirim canlarım.

Her bir etkileşiminiz, yorumlarınız benim için o kadar önemli ki... Satır arası yorum bırakırsanız hepsini tek tek okuyacağım. Yeni bölümü heyecan ile bekleyin derim. Tüm yazdıklarımı tamamen değiştirmek istemedim fakat değiştirdiğim eklediğim yerler olacak. Umarım düzenlenmiş halini beğenirsiniz. 🥰

"Her fırtına hayatı bozmak için gelmez, bazıları yolunu temizlemek için gelir."

Paulo Coelho

İşte sabah sabah bunu beklemiyordum

ama asla yanına oturmayacaktım. Beni gözleriyle yiyen birinin yanına oturmazdım da zaten. Yine başlamıştı gözlerini üzerime dikip gözünü bile kırpmamaya. Fazla bakmadan hemen gözlerimi gözlerinden çektim ve demirlerden birini tuttum. Böylesi daha iyiydi evet evet kesinlikle en iyisi buydu.Bakışlarından rahatsız olacağım hiç mi aklının ucundan geçmiyordu anlamıyorum hani tavırlarımdan az çok tahmin etmesi gerekiyordu ama yok ısrarla bakıyor çocuk! Hiç yüzümde mimik oynamadan kulaklığımı taktım ve rastgele bir şarkı açtım. Müzik beni sakinleştiriyordu hatta bazen uyumadan önce doğa sesleriyle meditasyon yapıyordum.Belki bazılarına saçma geliyordu ama bu beni olabildiğince rahatlatıyordu. Şimdi meditasyon yapamazdım tabi ki de ama bir şekilde sakinleşmem gerekiyordu. Ne yapayım diye düşünürken nefes egzersizi yapmak geldi aklıma kimse fark etmezdi ya nefes alıp verdiğimi. Olabildiğince yavaş ve sessiz olacak şekilde derin derin nefes alıp verdim. İşe yarıyordu yarayacağını da biliyordum zaten.

Yol boyunca asla onun olduğu tarafa bakmadım ama bana baktığını biliyordum. Nihayet fakültenin önüne geldiğimizde deli bakışlardan kurtulabildim hızla inip fakülteye koşar adımlarla girdim. Nefes nefese kalmıştım amfiye böyle giremezdim çantamdan suyumu almak için çantamı aramıştım ama bulamadım suyumu koymayı unutmuştum.

Kantine gidip su almaya karar verdim derse beş dakika civarı kalmıştı derse geç kalmamak adına hızlı hareket etmiştim. Suyumu içtiğimde nihayet rahatlamıştım artık derse gidebilirdim çantama suyu koyup kapıya doğru hareket ettim tam o sırada Ayaz da kantine geliyordu. Bu çocuk beni mi takip ediyordu yahu yer yerde karşıma çıkıyordu kızlar lavabosunda da karşıma çıkarsa şaşırmayacaktım artık.

İkimizde aynı anda kenara çekildik, sonra geçmek adına diğer tarafa aynı anda çekildik bu sefer baktı böyle olmayacak bana yol verdi hiç tereddüt etmeden hızla geçip sınıfa gittim ve yerime yerleştim. Dersin çoktan başlaması gerekiyordu fakat hoca gelmemişti. Bölüm başkanımız gelip hocamızın geç kalacağını burada beklememiz gerektiğini söyledi.

Hoca çıkar çıkmaz amfiden konuşmalar yükselmeye başlamıştı. Onların bu hallerine alışmıştım. O sırada Adayla birbirimize bakıp fırsatımızı değerlendirip uyuyalım der gibi baktığını gördüm bu bakışı nerde görsem tanırdım çünkü. Hiçbir şey demeden direkt başımı sıraya koydum gece o kadar uyumama rağmen hızla uykuya daldım.

Kolumu birinin dokunmasıyla gözümü açmıştım. Hoca gelmiş yoklama kağıdını dolaştırıyordu. Kafamı yavaşça kaldırıp beni dokunan kişiye yavaşça baktım. Kimdi bu çocuk? İlk defa gördüğüme yemin edebilirdim ama asla kanıtlayamazdım. Dağınık koyu kahve saçları, dolgun dudakları, acı kahve gözleri ve kusuruz bir burnu... Her şeyi birbirini mükemmel derecede tamamlamış gibiydi.

Onu incelediğimi fark etmemesi adına hızla önüme koyduğu yoklama kağıdını imzalayıp Adayı uyandırdım. Aklım hala omzuma dokunan narin ince, uzun ellerdeydi. O kadar yavaş ve nahif dokunmuştu ki... Neden şuan onu düşündüğümü bilmesem de kusursuz yüzü gözümün önüne oturmuş gitmiyordu. Daha fazla onu düşünmemek adına kendimi derse verdim.

Derslerin nasıl geçtiğini anlamamıştım. Son dersimin bitmesine çok az bir vakit kalmıştı. Hukukun başlangıcı dersi hocası birkaç bir şey daha söyleyip dersi bitirdi. Herkes yavaş yavaş çıkmaya başlamıştı

Bende tam dışarı çıkmak için hareketlenmiştim. Ayağımı sıradan çıkarttım tam kalkacakken biri ayağıma basmıştı kafamı kaldırdığımda pişkin pişkin yüzüme bakan Ayazla karşılaştım.

" Ne yapıyorsun sen ya?" sinirlerim tavan olmasına ramak kalmıştı. " Belli olmuyor mu ne yaptığım görmüyor musun? Kör müsün yoksa?" ne kör mü? Sınıfta kalan tek tük kalan kişi dönüp bize bakmış üstüne bir de gülmeye başlamışlardı. Bu çocuk neyin peşindeydi rezil etmişti beni. Allah'ım sen sabır ver ne olur!Allahtan Ada acelesi olduğu için biraz erken çıkmıştı yoksa delirirdi.

Tam cevap vermek için ağızımı açmıştım ki konuşmamı beklemeden dışarı çıkmıştı. Böyle hiçbir şey olmamış gibi gidemezdi bende hızla peşinden çıkmıştım. "Senin derdin ne? Ne istiyorsun benden bakışlarınla rahatsız ettiğin yetmedi mi?" ben ona seslenince olduğu yerde kalmıştı koridor boştu sadece ikimiz vardık. Sadece arkasına dönüp bana bakmakla yetindi bakması çok uzun sürmemişti arkasını dönüp yürümeye devam etmişti.

" Hey, sana diyorum!"duymazdan gelerek yoluna devam etmişti. Bu hareketi beni daha beter sinir etmişti hızla amfiye dönüp eşyalarımı toplamaya başladım. Eşyalarımı toplayıp hızlıca kendimi dışarıya attım. Hava aşırı soğuktu ve hafif hafif kar atıştırıyordu. Bahçede öylece durmuş sinirimi yatıştırmaya çalışıyordum. Omzuma atılan kol ile irkilmiştim " Dışardan deli gibi gözüküyorsun." bana gülümseyerek bakan Rüzgara baktım.

O benim çocukluk arkadaşımdı beraber büyümüştük. Şu an farklı fakültelerde olsak da şükürler olsun ki aynı üniversiteyi kazanmıştık. Eskisi gibi her gün buluşup görüşemesek de sürekli konuşurduk. Belli ki beni görüp yanıma gelmişti. " Ne düşündüğümü nerden anladın?" beni ne kadar iyi tanıyordu böyle. " Ben senin bir nefes alışından ne hissettiğini anlarım prenses anlayamadın mı hala bunu?" bana tanıştığımız ilk günden beri prenses diyordu.

"Neden bu havada ortalık yerde duruyorsun? Mine teyze kızacak sonra hastalanınca." derin bir iç çekip olanları ona anlattım çok sinirlendi hesap sormak için gitmeye kalktı ama izin vermedim anlattıklarımı abime anlatmaması için tembihledim söz vermişti. Beni sakinleştirmek için sarılmıştı başımı omzuna koymuştum bende bu iyi gelmişti bir süre öyle kaldık sonrasında ayrılıp otobüs durağına geldim.

Durakta yine ela gözleriyle beni rahatsız eden Ayazla karşılaştım. Bu sefer gözlerindeki duyguyu çözmemek elde değildi sinir kaplıydı. Görmezden gelerek kulaklığımı takmaya yeltendim ama kolumdan tutulan el buna engel olmuştu. Elin sahibi tabi ki Ayazdı kolumu kurtarmaya çalışsam da buna engel olmuştu ve beni durağın köşesine sıkıştırmıştı. Gözlerine bakmak zorunda kalmıştım ne yapmaya çalışıyordu böyle bu ne cüret! " O lavuk kimdi?" ne lavuk mu?

Kimden bahsettiğini anlamak zor değildi Rüzgardan bahsettiği belliydi. Fakat bundan ona neydi? "Sana ne!" tabi ki kim olduğunu söylemeyecektim. " Bir daha o herifle konuşmayacaksın!" pardon ben yanlış mı duyuyorum yoksa bana emir mi veriyor? Bunu yapan daha yeni gördüğüm iki günlük bir kişiydi hem de. "Sen kimsin de bana emir veriyorsun çekil şuradan ve bir daha asla bana emir vermeye kalkma!" sert bir şekilde göğüsünden iterek hızla eve yürümeye başladım sinirden kuduruyordum resmen.

Ne kadar sinirlensem de ondan bir o kadar korkuyordum. Arkamdan geliyor muydu bilmiyorum ama bakmaya bile cesaret edemiyordum. Ne kadar korkuyorsam da bir o kadar sinirliydim. Resmen tanımadığım biri gelip bana hesap sormuştu.

Çalan telefonum ile düşüncelerimden sıyrıldım. Telefonuma baktığımda arayanın ağabeyim olduğunu gördüm. Ağabeyimin geleceğini unuttuğumu beni aradığını gördüğümde fark ettim. Hızla aramasını yanıtladım. "Alo ağabeyciğim ben senin geleceğini unuttum özür dilerim. Neredesin tam olarak?" dedim.

Derin bir nefes alıp "Ah miniğim ah! Konum at geliyorum yanına. Bekle olduğun yerde." deyip kapattı. Kapatır kapatmaz konumumu atıp köşede ağabeyimi beklemeye başladım. Kısa bir sürenin ardından ağabeyim yanıma geldi. Ağabeyime sıkı sıkı sarılıp yanaklarından kocaman öptüm.

Tüm gün ihtiyacım olan şey buydu aslında " Sen iyi misin balım? Bir şey mi oldu?" " Sadece seni özledim." dedim sesimi olabildiğince masumlaştırarak.Bu hallerim onu güldürmüştü ve hayran kaldığım gamzeleri yine gözler önüne serilmişti. Hızla kaşlarımı çatıp " Toplum içinde gülmeni yasaklamamış mıydım senin ben?" " O kaşları hemen düzeltelim yoksa daha çok gülerim bak görürsün." Şakayla karışık tehdit etmişti beni bende hızla daha fazla gülmesin diye kaşlarımı eski haline getirdim. Koluna girmem içim kolunu uzattı hiç düşünmeden koluna girdim ve eve doğru yürümeye başladık.

Yarın hafta sonu olduğu için üzerimde bir rahatlık vardı iki gün de olsa dinlenebilirdim. Bir an önce eve gitmek için can atıyordum şu an da tek istediğim şey yatağıma kavuşmaktı. Yol boyunca abimle sohbet ettik ve nihayet eve varmıştık. Bu gün annem geç gelecekti abimin ise arkadaşı gelecekti. Abime aç olmadığımı, ders çalışacağımı söyleyerek odama geçtim o da üstelemedi. Odama girdiğimde direkt kendimi duşa attım biraz rahatlamam gerekiyordu.

10-15 dakikalık bir duşun ardından hızlıca giyinip ders çalışmaya koyuldum. Çalışmayı bitirdiğimde telefonumdan saate bakmıştım saat yediye geliyordu yaklaşık 3-4 saattir ders çalışıyordum. Yorulmuştum ve fazlasıyla uykum vardı hiç zaman kaybetmeden uyumak istiyordum fakat saat erkendi biraz kitap okumaya karar verdim. İlk önce mutfağa gidip kendime kahve yaptım. İçeriden sesler geliyordu demek ki abimin arkadaşı hala gitmemişti.

Aslında gidip selam versem iyi olacaktı fakat hem bu kılıkta selam vermek hoş olmazdı hem de pek tanışma havamda değildim. O yüzden hızlı bir şekilde kahvemle birlikte odama girdim. Kitaplığımdan en son aldığım ve okumaya fırsat bulamadığım kitabımı aldım ve okuma köşeme geçtim. Kitap okumak huzur verici bir şeydi beni hayatımdan, evrenden her şeyden uzaklaştırıyordu. Sanki kitabın içindeki kız benmişim gibi geliyordu o derece içinde kayboluyordum kitabın içinde.

Kaç saattir okuyordum bilmiyorum ama beni kitap aleminden ayıran şey telefonuma gelen mesajdan başka bir şey değildi. Tam da en heyecanlı yerindeydim böyle olmazdı ki. Bakmak istemiyordum telefonuma fakat ısrarla mesaj geliyordu en sonunda bakmaya karar verdim. Gözüm ilk saate kaydı saat gece iki olmuştu ne çabuk! Şaşırmıştım doğrusu sonra yeni başladığım kitaba baktım neredeyse yarısından çoğunu okumuştum. Kitap okumaya başladığımda hep böyle oluyordu.

Kitap okuma isteği tekrar içime nüksetmeden hızlı bir şekilde tekrardan telefonumu elime aldım. Mesaj Rüzgardandı ' Nasılsın prenses?' 'Ders çalışıyorsundur diye yazmadım umarım bitmiştir.' 'Gecenin bu saatinde de çalışmıyorsundur ya!' bu mesaj beni güldürmüştü. 'O herif bir şey yaptı mı?' Ayazdan bahsediyordu ne güzel unutmuştum neden hatırlattın şimdi?

' Yok yok ders çalışmıyorum kitap okuyordum. İyiyim ben sen merak etme beni bir şey yapmaya cesaret edemez ayrıca!' dedim anında görüldü olmuştu. Bu çocuğun bu huyunu seviyordum işte hemen bakıyordu bekletmiyordu. ' Hele bir yapsın bak ne yapıyorum ona tavana asarım vallahi onu.' Bu dediğine haykırmıştım bu çocuk nerde buluyordu böyle şeyleri ailesi de şiddete eğilimli değildi aslında. Tabi buna şiddet denirse!

Bir süre konuştuktan sonra kendimi uykunun güvenli kollarına bıraktım.

***

Gözlerimi açtığımda ağabeyim tepemde dikilmiş " Hadi kalk uykucu biri gazozuna uyku ilacı mı attı yoksa saat kaç oldu?" diye dalga geçmesiyle uyanmıştım. İlk olarak yüzüne aval aval bakmakla yetindim ve dediğini ilk dinleyişte anlamamıştım sonra dediğini içimden geçirince anlamıştım. Kafamın altındaki yastığı çekip yüzüne yastıkla sert olmayacak şekilde vurdum. " Ne olmuş az uyuduysam sanki saat öğlen on iki?" bu dediğime garip garip bakmakla yetindi ve telefonunu açıp saati göstermişti.

Ne saat on iki buçuk mu? Ben bu saate kadar nasıl uyudum! Normalde alarm gibi erkenden zıplar abimi çekiştiren ben olurdum kalkması için. " Yuh ben nasıl uyudum bu kadar?" hiç olmadığım kadar şaşkındım." Vallahi bende çok şaşkınım bu kadar uyumanı beklemiyordum. Neyse hadi kalk kahvaltı yapalım da gidelim alışveriş merkezine." 'tamam' dercesine başımı sallamakla yetindim.

Daha sonra ağabeyim odamdan çıkmış bende hazırlanmaya koyulmuştum. Olabildiğince hızlı bir şekilde hazırlanıp mutfağa girdim. Ağabeyim telefonuyla uğraşarak beni bekliyordu gidip yanağına küçücük bir öpücük bıraktım. O bana karşılık vermeden hemen mutfağa doğru hızlı adımlarla ilerledim. " Oooo Umut Bey bu ne cafcaflı bir sofra..."Oooo Derin Hanım sen beni ne sandın?" sadece göz devirmekle yetindim ve kahvaltı yapmaya koyuldum.

Hiç beklemediğim kadar uzun geçen kahvaltıdan sonra alışveriş merkezine gelebilmiştik. İşte şimdi zor kısma gelmiştik. Saatlerce süreceğini hissettiğim maraton başlamıştı. Annem için en mükemmelini, en çok beğeneceği şeyi istiyordum. Her şeyi beğenen bir kadındı fakat her sene en güzeli bulma zorluğunu yaşıyorduk. Bizim aldığımız en ufak bir şeyi bile beğeniyordu.

Mutlu olalım diye genelde kullanıyordu hatta. Bizim için çok fazla fedakarlık yapmıştı bizde onu olabildiğince mutlu etmeye çalışıyorduk tıpkı onun gibi... Kaç saattir geziyor, alışveriş yapıyorduk bilmiyorum ama fazlasıyla yorulduğumuz ve acıktığımız kesindi. Aldıklarımız içimize sinmişti aslında tek sorun ellerimizin poşetlerle dolmasıydı. Ağabeyimin koluna yapışmış bir şekilde yürüyordum.

Poşetlerin ağırlığı yetmiyormuş gibi bir de ben ağırlık oluyordum ama bu durumdan asla şikayetçi değildi. Gözlerimle bir yandan da mağazalara göz gezdiriyordum belki daha güzel bir şey vardır diye fakat keşke gezdirmeseydim. Yine sert bakışlı ela gözlerle karşılaştım.

Bölüm sonu...

Düşüncelerinizi yorumlara yazarsanız sevinirim canlarım.

Her bir etkileşiminiz, yorumlarınız benim için o kadar önemli ki... Satır arası yorum bırakırsanız hepsini tek tek okuyacağım. Yeni bölümü heyecan ile bekleyin derim. Tüm yazdıklarımı tamamen değiştirmek istemedim fakat değiştirdiğim eklediğim yerler olacak. Umarım düzenlenmiş halini beğenirsiniz. 🥰

"Her fırtına hayatı bozmak için gelmez, bazıları yolunu temizlemek için gelir."

Paulo Coelho

İşte sabah sabah bunu beklemiyordum

ama asla yanına oturmayacaktım. Beni gözleriyle yiyen birinin yanına oturmazdım da zaten. Yine başlamıştı gözlerini üzerime dikip gözünü bile kırpmamaya. Fazla bakmadan hemen gözlerimi gözlerinden çektim ve demirlerden birini tuttum. Böylesi daha iyiydi evet evet kesinlikle en iyisi buydu.Bakışlarından rahatsız olacağım hiç mi aklının ucundan geçmiyordu anlamıyorum hani tavırlarımdan az çok tahmin etmesi gerekiyordu ama yok ısrarla bakıyor çocuk! Hiç yüzümde mimik oynamadan kulaklığımı taktım ve rastgele bir şarkı açtım. Müzik beni sakinleştiriyordu hatta bazen uyumadan önce doğa sesleriyle meditasyon yapıyordum.Belki bazılarına saçma geliyordu ama bu beni olabildiğince rahatlatıyordu. Şimdi meditasyon yapamazdım tabi ki de ama bir şekilde sakinleşmem gerekiyordu. Ne yapayım diye düşünürken nefes egzersizi yapmak geldi aklıma kimse fark etmezdi ya nefes alıp verdiğimi. Olabildiğince yavaş ve sessiz olacak şekilde derin derin nefes alıp verdim. İşe yarıyordu yarayacağını da biliyordum zaten.

Yol boyunca asla onun olduğu tarafa bakmadım ama bana baktığını biliyordum. Nihayet fakültenin önüne geldiğimizde deli bakışlardan kurtulabildim hızla inip fakülteye koşar adımlarla girdim. Nefes nefese kalmıştım amfiye böyle giremezdim çantamdan suyumu almak için çantamı aramıştım ama bulamadım suyumu koymayı unutmuştum.

Kantine gidip su almaya karar verdim derse beş dakika civarı kalmıştı derse geç kalmamak adına hızlı hareket etmiştim. Suyumu içtiğimde nihayet rahatlamıştım artık derse gidebilirdim çantama suyu koyup kapıya doğru hareket ettim tam o sırada Ayaz da kantine geliyordu. Bu çocuk beni mi takip ediyordu yahu yer yerde karşıma çıkıyordu kızlar lavabosunda da karşıma çıkarsa şaşırmayacaktım artık.

İkimizde aynı anda kenara çekildik, sonra geçmek adına diğer tarafa aynı anda çekildik bu sefer baktı böyle olmayacak bana yol verdi hiç tereddüt etmeden hızla geçip sınıfa gittim ve yerime yerleştim. Dersin çoktan başlaması gerekiyordu fakat hoca gelmemişti. Bölüm başkanımız gelip hocamızın geç kalacağını burada beklememiz gerektiğini söyledi.

Hoca çıkar çıkmaz amfiden konuşmalar yükselmeye başlamıştı. Onların bu hallerine alışmıştım. O sırada Adayla birbirimize bakıp fırsatımızı değerlendirip uyuyalım der gibi baktığını gördüm bu bakışı nerde görsem tanırdım çünkü. Hiçbir şey demeden direkt başımı sıraya koydum gece o kadar uyumama rağmen hızla uykuya daldım.

Kolumu birinin dokunmasıyla gözümü açmıştım. Hoca gelmiş yoklama kağıdını dolaştırıyordu. Kafamı yavaşça kaldırıp beni dokunan kişiye yavaşça baktım. Kimdi bu çocuk? İlk defa gördüğüme yemin edebilirdim ama asla kanıtlayamazdım. Dağınık koyu kahve saçları, dolgun dudakları, acı kahve gözleri ve kusuruz bir burnu... Her şeyi birbirini mükemmel derecede tamamlamış gibiydi.

Onu incelediğimi fark etmemesi adına hızla önüme koyduğu yoklama kağıdını imzalayıp Adayı uyandırdım. Aklım hala omzuma dokunan narin ince, uzun ellerdeydi. O kadar yavaş ve nahif dokunmuştu ki... Neden şuan onu düşündüğümü bilmesem de kusursuz yüzü gözümün önüne oturmuş gitmiyordu. Daha fazla onu düşünmemek adına kendimi derse verdim.

Derslerin nasıl geçtiğini anlamamıştım. Son dersimin bitmesine çok az bir vakit kalmıştı. Hukukun başlangıcı dersi hocası birkaç bir şey daha söyleyip dersi bitirdi. Herkes yavaş yavaş çıkmaya başlamıştı. Bende tam dışarı çıkmak için hareketlenmiştim. Ayağımı sıradan çıkarttım tam kalkacakken biri ayağıma basmıştı kafamı kaldırdığımda pişkin pişkin yüzüme bakan Ayazla karşılaştım." Ne yapıyorsun sen ya?" sinirlerim tavan olmasına ramak kalmıştı. " Belli olmuyor mu ne yaptığım görmüyor musun? Kör müsün yoksa?" ne kör mü? Sınıfta kalan tek tük kalan kişi dönüp bize bakmış üstüne bir de gülmeye başlamışlardı. Bu çocuk neyin peşindeydi rezil etmişti beni. Allah'ım sen sabır ver ne olur!Allahtan Ada acelesi olduğu için biraz erken çıkmıştı yoksa delirirdi.

Tam cevap vermek için ağızımı açmıştım ki konuşmamı beklemeden dışarı çıkmıştı. Böyle hiçbir şey olmamış gibi gidemezdi bende hızla peşinden çıkmıştım. "Senin derdin ne? Ne istiyorsun benden bakışlarınla rahatsız ettiğin yetmedi mi?" ben ona seslenince olduğu yerde kalmıştı koridor boştu sadece ikimiz vardık. Sadece arkasına dönüp bana bakmakla yetindi bakması çok uzun sürmemişti arkasını dönüp yürümeye devam etmişti.

" Hey, sana diyorum!"duymazdan gelerek yoluna devam etmişti. Bu hareketi beni daha beter sinir etmişti hızla amfiye dönüp eşyalarımı toplamaya başladım. Eşyalarımı toplayıp hızlıca kendimi dışarıya attım. Hava aşırı soğuktu ve hafif hafif kar atıştırıyordu. Bahçede öylece durmuş sinirimi yatıştırmaya çalışıyordum. Omzuma atılan kol ile irkilmiştim " Dışardan deli gibi gözüküyorsun." bana gülümseyerek bakan Rüzgara baktım.

O benim çocukluk arkadaşımdı beraber büyümüştük. Şu an farklı fakültelerde olsak da şükürler olsun ki aynı üniversiteyi kazanmıştık. Eskisi gibi her gün buluşup görüşemesek de sürekli konuşurduk. Belli ki beni görüp yanıma gelmişti. " Ne düşündüğümü nerden anladın?" beni ne kadar iyi tanıyordu böyle. " Ben senin bir nefes alışından ne hissettiğini anlarım prenses anlayamadın mı hala bunu?" bana tanıştığımız ilk günden beri prenses diyordu.

"Neden bu havada ortalık yerde duruyorsun? Mine teyze kızacak sonra hastalanınca." derin bir iç çekip olanları ona anlattım çok sinirlendi hesap sormak için gitmeye kalktı ama izin vermedim anlattıklarımı abime anlatmaması için tembihledim söz vermişti. Beni sakinleştirmek için sarılmıştı başımı omzuna koymuştum bende bu iyi gelmişti bir süre öyle kaldık sonrasında ayrılıp otobüs durağına geldim.

Durakta yine ela gözleriyle beni rahatsız eden Ayazla karşılaştım. Bu sefer gözlerindeki duyguyu çözmemek elde değildi sinir kaplıydı. Görmezden gelerek kulaklığımı takmaya yeltendim ama kolumdan tutulan el buna engel olmuştu. Elin sahibi tabi ki Ayazdı kolumu kurtarmaya çalışsam da buna engel olmuştu ve beni durağın köşesine sıkıştırmıştı. Gözlerine bakmak zorunda kalmıştım ne yapmaya çalışıyordu böyle bu ne cüret! " O lavuk kimdi?" ne lavuk mu?

Kimden bahsettiğini anlamak zor değildi Rüzgardan bahsettiği belliydi. Fakat bundan ona neydi? "Sana ne!" tabi ki kim olduğunu söylemeyecektim. " Bir daha o herifle konuşmayacaksın!" pardon ben yanlış mı duyuyorum yoksa bana emir mi veriyor? Bunu yapan daha yeni gördüğüm iki günlük bir kişiydi hem de. "Sen kimsin de bana emir veriyorsun çekil şuradan ve bir daha asla bana emir vermeye kalkma!" sert bir şekilde göğüsünden iterek hızla eve yürümeye başladım sinirden kuduruyordum resmen.

Ne kadar sinirlensem de ondan bir o kadar korkuyordum. Arkamdan geliyor muydu bilmiyorum ama bakmaya bile cesaret edemiyordum. Ne kadar korkuyorsam da bir o kadar sinirliydim. Resmen tanımadığım biri gelip bana hesap sormuştu.

Çalan telefonum ile düşüncelerimden sıyrıldım. Telefonuma baktığımda arayanın ağabeyim olduğunu gördüm. Ağabeyimin geleceğini unuttuğumu beni aradığını gördüğümde fark ettim. Hızla aramasını yanıtladım. "Alo ağabeyciğim ben senin geleceğini unuttum özür dilerim. Neredesin tam olarak?" dedim.

Derin bir nefes alıp "Ah miniğim ah! Konum at geliyorum yanına. Bekle olduğun yerde." deyip kapattı. Kapatır kapatmaz konumumu atıp köşede ağabeyimi beklemeye başladım. Kısa bir sürenin ardından ağabeyim yanıma geldi. Ağabeyime sıkı sıkı sarılıp yanaklarından kocaman öptüm.

Tüm gün ihtiyacım olan şey buydu aslında " Sen iyi misin balım? Bir şey mi oldu?" " Sadece seni özledim." dedim sesimi olabildiğince masumlaştırarak.Bu hallerim onu güldürmüştü ve hayran kaldığım gamzeleri yine gözler önüne serilmişti. Hızla kaşlarımı çatıp " Toplum içinde gülmeni yasaklamamış mıydım senin ben?" " O kaşları hemen düzeltelim yoksa daha çok gülerim bak görürsün." Şakayla karışık tehdit etmişti beni bende hızla daha fazla gülmesin diye kaşlarımı eski haline getirdim. Koluna girmem içim kolunu uzattı hiç düşünmeden koluna girdim ve eve doğru yürümeye başladık.

Yarın hafta sonu olduğu için üzerimde bir rahatlık vardı iki gün de olsa dinlenebilirdim. Bir an önce eve gitmek için can atıyordum şu an da tek istediğim şey yatağıma kavuşmaktı. Yol boyunca abimle sohbet ettik ve nihayet eve varmıştık. Bu gün annem geç gelecekti abimin ise arkadaşı gelecekti. Abime aç olmadığımı, ders çalışacağımı söyleyerek odama geçtim o da üstelemedi. Odama girdiğimde direkt kendimi duşa attım biraz rahatlamam gerekiyordu.

10-15 dakikalık bir duşun ardından hızlıca giyinip ders çalışmaya koyuldum. Çalışmayı bitirdiğimde telefonumdan saate bakmıştım saat yediye geliyordu yaklaşık 3-4 saattir ders çalışıyordum. Yorulmuştum ve fazlasıyla uykum vardı hiç zaman kaybetmeden uyumak istiyordum fakat saat erkendi biraz kitap okumaya karar verdim. İlk önce mutfağa gidip kendime kahve yaptım. İçeriden sesler geliyordu demek ki abimin arkadaşı hala gitmemişti.

Aslında gidip selam versem iyi olacaktı fakat hem bu kılıkta selam vermek hoş olmazdı hem de pek tanışma havamda değildim. O yüzden hızlı bir şekilde kahvemle birlikte odama girdim. Kitaplığımdan en son aldığım ve okumaya fırsat bulamadığım kitabımı aldım ve okuma köşeme geçtim. Kitap okumak huzur verici bir şeydi beni hayatımdan, evrenden her şeyden uzaklaştırıyordu. Sanki kitabın içindeki kız benmişim gibi geliyordu o derece içinde kayboluyordum kitabın içinde.

Kaç saattir okuyordum bilmiyorum ama beni kitap aleminden ayıran şey telefonuma gelen mesajdan başka bir şey değildi. Tam da en heyecanlı yerindeydim böyle olmazdı ki. Bakmak istemiyordum telefonuma fakat ısrarla mesaj geliyordu en sonunda bakmaya karar verdim. Gözüm ilk saate kaydı saat gece iki olmuştu ne çabuk! Şaşırmıştım doğrusu sonra yeni başladığım kitaba baktım neredeyse yarısından çoğunu okumuştum. Kitap okumaya başladığımda hep böyle oluyordu.

Kitap okuma isteği tekrar içime nüksetmeden hızlı bir şekilde tekrardan telefonumu elime aldım. Mesaj Rüzgardandı ' Nasılsın prenses?' 'Ders çalışıyorsundur diye yazmadım umarım bitmiştir.' 'Gecenin bu saatinde de çalışmıyorsundur ya!' bu mesaj beni güldürmüştü. 'O herif bir şey yaptı mı?' Ayazdan bahsediyordu ne güzel unutmuştum neden hatırlattın şimdi?

' Yok yok ders çalışmıyorum kitap okuyordum. İyiyim ben sen merak etme beni bir şey yapmaya cesaret edemez ayrıca!' dedim anında görüldü olmuştu. Bu çocuğun bu huyunu seviyordum işte hemen bakıyordu bekletmiyordu. ' Hele bir yapsın bak ne yapıyorum ona tavana asarım vallahi onu.' Bu dediğine haykırmıştım bu çocuk nerde buluyordu böyle şeyleri ailesi de şiddete eğilimli değildi aslında. Tabi buna şiddet denirse!

Bir süre konuştuktan sonra kendimi uykunun güvenli kollarına bıraktım.

***

Gözlerimi açtığımda ağabeyim tepemde dikilmiş " Hadi kalk uykucu biri gazozuna uyku ilacı mı attı yoksa saat kaç oldu?" diye dalga geçmesiyle uyanmıştım. İlk olarak yüzüne aval aval bakmakla yetindim ve dediğini ilk dinleyişte anlamamıştım sonra dediğini içimden geçirince anlamıştım. Kafamın altındaki yastığı çekip yüzüne yastıkla sert olmayacak şekilde vurdum. " Ne olmuş az uyuduysam sanki saat öğlen on iki?" bu dediğime garip garip bakmakla yetindi ve telefonunu açıp saati göstermişti.

Ne saat on iki buçuk mu? Ben bu saate kadar nasıl uyudum! Normalde alarm gibi erkenden zıplar abimi çekiştiren ben olurdum kalkması için. " Yuh ben nasıl uyudum bu kadar?" hiç olmadığım kadar şaşkındım." Vallahi bende çok şaşkınım bu kadar uyumanı beklemiyordum. Neyse hadi kalk kahvaltı yapalım da gidelim alışveriş merkezine." 'tamam' dercesine başımı sallamakla yetindim.

Daha sonra ağabeyim odamdan çıkmış bende hazırlanmaya koyulmuştum. Olabildiğince hızlı bir şekilde hazırlanıp mutfağa girdim. Ağabeyim telefonuyla uğraşarak beni bekliyordu gidip yanağına küçücük bir öpücük bıraktım. O bana karşılık vermeden hemen mutfağa doğru hızlı adımlarla ilerledim. " Oooo Umut Bey bu ne cafcaflı bir sofra..."Oooo Derin Hanım sen beni ne sandın?" sadece göz devirmekle yetindim ve kahvaltı yapmaya koyuldum.

Hiç beklemediğim kadar uzun geçen kahvaltıdan sonra alışveriş merkezine gelebilmiştik. İşte şimdi zor kısma gelmiştik. Saatlerce süreceğini hissettiğim maraton başlamıştı. Annem için en mükemmelini, en çok beğeneceği şeyi istiyordum. Her şeyi beğenen bir kadındı fakat her sene en güzeli bulma zorluğunu yaşıyorduk. Bizim aldığımız en ufak bir şeyi bile beğeniyordu.

Mutlu olalım diye genelde kullanıyordu hatta. Bizim için çok fazla fedakarlık yapmıştı bizde onu olabildiğince mutlu etmeye çalışıyorduk tıpkı onun gibi... Kaç saattir geziyor, alışveriş yapıyorduk bilmiyorum ama fazlasıyla yorulduğumuz ve acıktığımız kesindi. Aldıklarımız içimize sinmişti aslında tek sorun ellerimizin poşetlerle dolmasıydı. Ağabeyimin koluna yapışmış bir şekilde yürüyordum.

Poşetlerin ağırlığı yetmiyormuş gibi bir de ben ağırlık oluyordum ama bu durumdan asla şikayetçi değildi. Gözlerimle bir yandan da mağazalara göz gezdiriyordum belki daha güzel bir şey vardır diye fakat keşke gezdirmeseydim. Yine sert bakışlı ela gözlerle karşılaştım.

Bölüm sonu...

Düşüncelerinizi yorumlara yazarsanız sevinirim canlarım.

Her bir etkileşiminiz, yorumlarınız benim için o kadar önemli ki... Satır arası yorum bırakırsanız hepsini tek tek okuyacağım. Yeni bölümü heyecan ile bekleyin derim. Tüm yazdıklarımı tamamen değiştirmek istemedim fakat değiştirdiğim eklediğim yerler olacak. Umarım düzenlenmiş halini beğenirsiniz. 🥰

"Her fırtına hayatı bozmak için gelmez, bazıları yolunu temizlemek için gelir."

Paulo Coelho

İşte sabah sabah bunu beklemiyordum

ama asla yanına oturmayacaktım. Beni gözleriyle yiyen birinin yanına oturmazdım da zaten. Yine başlamıştı gözlerini üzerime dikip gözünü bile kırpmamaya. Fazla bakmadan hemen gözlerimi gözlerinden çektim ve demirlerden birini tuttum. Böylesi daha iyiydi evet evet kesinlikle en iyisi buydu.Bakışlarından rahatsız olacağım hiç mi aklının ucundan geçmiyordu anlamıyorum hani tavırlarımdan az çok tahmin etmesi gerekiyordu ama yok ısrarla bakıyor çocuk! Hiç yüzümde mimik oynamadan kulaklığımı taktım ve rastgele bir şarkı açtım. Müzik beni sakinleştiriyordu hatta bazen uyumadan önce doğa sesleriyle meditasyon yapıyordum.Belki bazılarına saçma geliyordu ama bu beni olabildiğince rahatlatıyordu. Şimdi meditasyon yapamazdım tabi ki de ama bir şekilde sakinleşmem gerekiyordu. Ne yapayım diye düşünürken nefes egzersizi yapmak geldi aklıma kimse fark etmezdi ya nefes alıp verdiğimi. Olabildiğince yavaş ve sessiz olacak şekilde derin derin nefes alıp verdim. İşe yarıyordu yarayacağını da biliyordum zaten.

Yol boyunca asla onun olduğu tarafa bakmadım ama bana baktığını biliyordum. Nihayet fakültenin önüne geldiğimizde deli bakışlardan kurtulabildim hızla inip fakülteye koşar adımlarla girdim. Nefes nefese kalmıştım amfiye böyle giremezdim çantamdan suyumu almak için çantamı aramıştım ama bulamadım suyumu koymayı unutmuştum.

Kantine gidip su almaya karar verdim derse beş dakika civarı kalmıştı derse geç kalmamak adına hızlı hareket etmiştim. Suyumu içtiğimde nihayet rahatlamıştım artık derse gidebilirdim çantama suyu koyup kapıya doğru hareket ettim tam o sırada Ayaz da kantine geliyordu. Bu çocuk beni mi takip ediyordu yahu yer yerde karşıma çıkıyordu kızlar lavabosunda da karşıma çıkarsa şaşırmayacaktım artık.

İkimizde aynı anda kenara çekildik, sonra geçmek adına diğer tarafa aynı anda çekildik bu sefer baktı böyle olmayacak bana yol verdi hiç tereddüt etmeden hızla geçip sınıfa gittim ve yerime yerleştim. Dersin çoktan başlaması gerekiyordu fakat hoca gelmemişti. Bölüm başkanımız gelip hocamızın geç kalacağını burada beklememiz gerektiğini söyledi.

Hoca çıkar çıkmaz amfiden konuşmalar yükselmeye başlamıştı. Onların bu hallerine alışmıştım. O sırada Adayla birbirimize bakıp fırsatımızı değerlendirip uyuyalım der gibi baktığını gördüm bu bakışı nerde görsem tanırdım çünkü. Hiçbir şey demeden direkt başımı sıraya koydum gece o kadar uyumama rağmen hızla uykuya daldım.

Kolumu birinin dokunmasıyla gözümü açmıştım. Hoca gelmiş yoklama kağıdını dolaştırıyordu. Kafamı yavaşça kaldırıp beni dokunan kişiye yavaşça baktım. Kimdi bu çocuk? İlk defa gördüğüme yemin edebilirdim ama asla kanıtlayamazdım. Dağınık koyu kahve saçları, dolgun dudakları, acı kahve gözleri ve kusuruz bir burnu... Her şeyi birbirini mükemmel derecede tamamlamış gibiydi.

Onu incelediğimi fark etmemesi adına hızla önüme koyduğu yoklama kağıdını imzalayıp Adayı uyandırdım. Aklım hala omzuma dokunan narin ince, uzun ellerdeydi. O kadar yavaş ve nahif dokunmuştu ki... Neden şuan onu düşündüğümü bilmesem de kusursuz yüzü gözümün önüne oturmuş gitmiyordu. Daha fazla onu düşünmemek adına kendimi derse verdim.

Derslerin nasıl geçtiğini anlamamıştım. Son dersimin bitmesine çok az bir vakit kalmıştı. Hukukun başlangıcı dersi hocası birkaç bir şey daha söyleyip dersi bitirdi. Herkes yavaş yavaş çıkmaya başlamıştı. Bende tam dışarı çıkmak için hareketlenmiştim. Ayağımı sıradan çıkarttım tam kalkacakken biri ayağıma basmıştı kafamı kaldırdığımda pişkin pişkin yüzüme bakan Ayazla karşılaştım." Ne yapıyorsun sen ya?" sinirlerim tavan olmasına ramak kalmıştı. " Belli olmuyor mu ne yaptığım görmüyor musun? Kör müsün yoksa?" ne kör mü? Sınıfta kalan tek tük kalan kişi dönüp bize bakmış üstüne bir de gülmeye başlamışlardı. Bu çocuk neyin peşindeydi rezil etmişti beni. Allah'ım sen sabır ver ne olur!Allahtan Ada acelesi olduğu için biraz erken çıkmıştı yoksa delirirdi.

Tam cevap vermek için ağızımı açmıştım ki konuşmamı beklemeden dışarı çıkmıştı. Böyle hiçbir şey olmamış gibi gidemezdi bende hızla peşinden çıkmıştım. "Senin derdin ne? Ne istiyorsun benden bakışlarınla rahatsız ettiğin yetmedi mi?" ben ona seslenince olduğu yerde kalmıştı koridor boştu sadece ikimiz vardık. Sadece arkasına dönüp bana bakmakla yetindi bakması çok uzun sürmemişti arkasını dönüp yürümeye devam etmişti.

" Hey, sana diyorum!"duymazdan gelerek yoluna devam etmişti. Bu hareketi beni daha beter sinir etmişti hızla amfiye dönüp eşyalarımı toplamaya başladım. Eşyalarımı toplayıp hızlıca kendimi dışarıya attım. Hava aşırı soğuktu ve hafif hafif kar atıştırıyordu. Bahçede öylece durmuş sinirimi yatıştırmaya çalışıyordum. Omzuma atılan kol ile irkilmiştim " Dışardan deli gibi gözüküyorsun." bana gülümseyerek bakan Rüzgara baktım.

O benim çocukluk arkadaşımdı beraber büyümüştük. Şu an farklı fakültelerde olsak da şükürler olsun ki aynı üniversiteyi kazanmıştık. Eskisi gibi her gün buluşup görüşemesek de sürekli konuşurduk. Belli ki beni görüp yanıma gelmişti. " Ne düşündüğümü nerden anladın?" beni ne kadar iyi tanıyordu böyle. " Ben senin bir nefes alışından ne hissettiğini anlarım prenses anlayamadın mı hala bunu?" bana tanıştığımız ilk günden beri prenses diyordu.

"Neden bu havada ortalık yerde duruyorsun? Mine teyze kızacak sonra hastalanınca." derin bir iç çekip olanları ona anlattım çok sinirlendi hesap sormak için gitmeye kalktı ama izin vermedim anlattıklarımı abime anlatmaması için tembihledim söz vermişti. Beni sakinleştirmek için sarılmıştı başımı omzuna koymuştum bende bu iyi gelmişti bir süre öyle kaldık sonrasında ayrılıp otobüs durağına geldim.

Durakta yine ela gözleriyle beni rahatsız eden Ayazla karşılaştım. Bu sefer gözlerindeki duyguyu çözmemek elde değildi sinir kaplıydı. Görmezden gelerek kulaklığımı takmaya yeltendim ama kolumdan tutulan el buna engel olmuştu. Elin sahibi tabi ki Ayazdı kolumu kurtarmaya çalışsam da buna engel olmuştu ve beni durağın köşesine sıkıştırmıştı. Gözlerine bakmak zorunda kalmıştım ne yapmaya çalışıyordu böyle bu ne cüret! " O lavuk kimdi?" ne lavuk mu?

Kimden bahsettiğini anlamak zor değildi Rüzgardan bahsettiği belliydi. Fakat bundan ona neydi? "Sana ne!" tabi ki kim olduğunu söylemeyecektim. " Bir daha o herifle konuşmayacaksın!" pardon ben yanlış mı duyuyorum yoksa bana emir mi veriyor? Bunu yapan daha yeni gördüğüm iki günlük bir kişiydi hem de. "Sen kimsin de bana emir veriyorsun çekil şuradan ve bir daha asla bana emir vermeye kalkma!" sert bir şekilde göğüsünden iterek hızla eve yürümeye başladım sinirden kuduruyordum resmen.

Ne kadar sinirlensem de ondan bir o kadar korkuyordum. Arkamdan geliyor muydu bilmiyorum ama bakmaya bile cesaret edemiyordum. Ne kadar korkuyorsam da bir o kadar sinirliydim. Resmen tanımadığım biri gelip bana hesap sormuştu.

Çalan telefonum ile düşüncelerimden sıyrıldım. Telefonuma baktığımda arayanın ağabeyim olduğunu gördüm. Ağabeyimin geleceğini unuttuğumu beni aradığını gördüğümde fark ettim. Hızla aramasını yanıtladım. "Alo ağabeyciğim ben senin geleceğini unuttum özür dilerim. Neredesin tam olarak?" dedim.

Derin bir nefes alıp "Ah miniğim ah! Konum at geliyorum yanına. Bekle olduğun yerde." deyip kapattı. Kapatır kapatmaz konumumu atıp köşede ağabeyimi beklemeye başladım. Kısa bir sürenin ardından ağabeyim yanıma geldi. Ağabeyime sıkı sıkı sarılıp yanaklarından kocaman öptüm.

Tüm gün ihtiyacım olan şey buydu aslında " Sen iyi misin balım? Bir şey mi oldu?" " Sadece seni özledim." dedim sesimi olabildiğince masumlaştırarak.Bu hallerim onu güldürmüştü ve hayran kaldığım gamzeleri yine gözler önüne serilmişti. Hızla kaşlarımı çatıp " Toplum içinde gülmeni yasaklamamış mıydım senin ben?" " O kaşları hemen düzeltelim yoksa daha çok gülerim bak görürsün." Şakayla karışık tehdit etmişti beni bende hızla daha fazla gülmesin diye kaşlarımı eski haline getirdim. Koluna girmem içim kolunu uzattı hiç düşünmeden koluna girdim ve eve doğru yürümeye başladık.

Yarın hafta sonu olduğu için üzerimde bir rahatlık vardı iki gün de olsa dinlenebilirdim. Bir an önce eve gitmek için can atıyordum şu an da tek istediğim şey yatağıma kavuşmaktı. Yol boyunca abimle sohbet ettik ve nihayet eve varmıştık. Bu gün annem geç gelecekti abimin ise arkadaşı gelecekti. Abime aç olmadığımı, ders çalışacağımı söyleyerek odama geçtim o da üstelemedi. Odama girdiğimde direkt kendimi duşa attım biraz rahatlamam gerekiyordu.

10-15 dakikalık bir duşun ardından hızlıca giyinip ders çalışmaya koyuldum. Çalışmayı bitirdiğimde telefonumdan saate bakmıştım saat yediye geliyordu yaklaşık 3-4 saattir ders çalışıyordum. Yorulmuştum ve fazlasıyla uykum vardı hiç zaman kaybetmeden uyumak istiyordum fakat saat erkendi biraz kitap okumaya karar verdim. İlk önce mutfağa gidip kendime kahve yaptım. İçeriden sesler geliyordu demek ki abimin arkadaşı hala gitmemişti.

Aslında gidip selam versem iyi olacaktı fakat hem bu kılıkta selam vermek hoş olmazdı hem de pek tanışma havamda değildim. O yüzden hızlı bir şekilde kahvemle birlikte odama girdim. Kitaplığımdan en son aldığım ve okumaya fırsat bulamadığım kitabımı aldım ve okuma köşeme geçtim. Kitap okumak huzur verici bir şeydi beni hayatımdan, evrenden her şeyden uzaklaştırıyordu. Sanki kitabın içindeki kız benmişim gibi geliyordu o derece içinde kayboluyordum kitabın içinde.

Kaç saattir okuyordum bilmiyorum ama beni kitap aleminden ayıran şey telefonuma gelen mesajdan başka bir şey değildi. Tam da en heyecanlı yerindeydim böyle olmazdı ki. Bakmak istemiyordum telefonuma fakat ısrarla mesaj geliyordu en sonunda bakmaya karar verdim. Gözüm ilk saate kaydı saat gece iki olmuştu ne çabuk! Şaşırmıştım doğrusu sonra yeni başladığım kitaba baktım neredeyse yarısından çoğunu okumuştum. Kitap okumaya başladığımda hep böyle oluyordu.

Kitap okuma isteği tekrar içime nüksetmeden hızlı bir şekilde tekrardan telefonumu elime aldım. Mesaj Rüzgardandı ' Nasılsın prenses?' 'Ders çalışıyorsundur diye yazmadım umarım bitmiştir.' 'Gecenin bu saatinde de çalışmıyorsundur ya!' bu mesaj beni güldürmüştü. 'O herif bir şey yaptı mı?' Ayazdan bahsediyordu ne güzel unutmuştum neden hatırlattın şimdi?

' Yok yok ders çalışmıyorum kitap okuyordum. İyiyim ben sen merak etme beni bir şey yapmaya cesaret edemez ayrıca!' dedim anında görüldü olmuştu. Bu çocuğun bu huyunu seviyordum işte hemen bakıyordu bekletmiyordu. ' Hele bir yapsın bak ne yapıyorum ona tavana asarım vallahi onu.' Bu dediğine haykırmıştım bu çocuk nerde buluyordu böyle şeyleri ailesi de şiddete eğilimli değildi aslında. Tabi buna şiddet denirse!

Bir süre konuştuktan sonra kendimi uykunun güvenli kollarına bıraktım.

***

Gözlerimi açtığımda ağabeyim tepemde dikilmiş " Hadi kalk uykucu biri gazozuna uyku ilacı mı attı yoksa saat kaç oldu?" diye dalga geçmesiyle uyanmıştım. İlk olarak yüzüne aval aval bakmakla yetindim ve dediğini ilk dinleyişte anlamamıştım sonra dediğini içimden geçirince anlamıştım. Kafamın altındaki yastığı çekip yüzüne yastıkla sert olmayacak şekilde vurdum. " Ne olmuş az uyuduysam sanki saat öğlen on iki?" bu dediğime garip garip bakmakla yetindi ve telefonunu açıp saati göstermişti.

Ne saat on iki buçuk mu? Ben bu saate kadar nasıl uyudum! Normalde alarm gibi erkenden zıplar abimi çekiştiren ben olurdum kalkması için. " Yuh ben nasıl uyudum bu kadar?" hiç olmadığım kadar şaşkındım." Vallahi bende çok şaşkınım bu kadar uyumanı beklemiyordum. Neyse hadi kalk kahvaltı yapalım da gidelim alışveriş merkezine." 'tamam' dercesine başımı sallamakla yetindim.

Daha sonra ağabeyim odamdan çıkmış bende hazırlanmaya koyulmuştum. Olabildiğince hızlı bir şekilde hazırlanıp mutfağa girdim. Ağabeyim telefonuyla uğraşarak beni bekliyordu gidip yanağına küçücük bir öpücük bıraktım. O bana karşılık vermeden hemen mutfağa doğru hızlı adımlarla ilerledim. " Oooo Umut Bey bu ne cafcaflı bir sofra..."Oooo Derin Hanım sen beni ne sandın?" sadece göz devirmekle yetindim ve kahvaltı yapmaya koyuldum.

Hiç beklemediğim kadar uzun geçen kahvaltıdan sonra alışveriş merkezine gelebilmiştik. İşte şimdi zor kısma gelmiştik. Saatlerce süreceğini hissettiğim maraton başlamıştı. Annem için en mükemmelini, en çok beğeneceği şeyi istiyordum. Her şeyi beğenen bir kadındı fakat her sene en güzeli bulma zorluğunu yaşıyorduk. Bizim aldığımız en ufak bir şeyi bile beğeniyordu.

Mutlu olalım diye genelde kullanıyordu hatta. Bizim için çok fazla fedakarlık yapmıştı bizde onu olabildiğince mutlu etmeye çalışıyorduk tıpkı onun gibi... Kaç saattir geziyor, alışveriş yapıyorduk bilmiyorum ama fazlasıyla yorulduğumuz ve acıktığımız kesindi. Aldıklarımız içimize sinmişti aslında tek sorun ellerimizin poşetlerle dolmasıydı. Ağabeyimin koluna yapışmış bir şekilde yürüyordum.

Poşetlerin ağırlığı yetmiyormuş gibi bir de ben ağırlık oluyordum ama bu durumdan asla şikayetçi değildi. Gözlerimle bir yandan da mağazalara göz gezdiriyordum belki daha güzel bir şey vardır diye fakat keşke gezdirmeseydim. Yine sert bakışlı ela gözlerle karşılaştım.

Bölüm sonu...

Düşüncelerinizi yorumlara yazarsanız sevinirim canlarım.

Her bir etkileşiminiz, yorumlarınız benim için o kadar önemli ki... Satır arası yorum bırakırsanız hepsini tek tek okuyacağım. Yeni bölümü heyecan ile bekleyin derim. Tüm yazdıklarımı tamamen değiştirmek istemedim fakat değiştirdiğim eklediğim yerler olacak. Umarım düzenlenmiş halini beğenirsiniz. 🥰

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.