İçeriğe geç

Mahperi

Bölüm 2 · 11 dk okuma

Mahperi

Bölüm 2

1. BÖLÜM

Başladığınız tarihi yazabilirsiniz.

- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -

"Hayat yaşadığım zorluklar karşısında bana bağıra bağıra susmayı öğretmişti."

Boş bir yol, kuru ama bir o kadar da etkili Ankara'nın ayazı ve karın hışırtısı... Bundan daha güzel bir şey var mıydı ki? Kesinlikle yoktu. Ne kadar üşüsem de kışın öylesine yürüyüş yapmak bana çok iyi geliyordu. Bazı sabahlarda fakülteye yürüyerek gidiyordum. Yaşadığım yer fakülteme pek de yakın değildi aslında yarım saat bir saat civarı yürümem gerekiyordu. Sırf bu huzuru tatmak için genelde annemle kavga ediyordum. Yalnız kalıp yürümek her zaman bana iyi geliyordu. Düşüne düşüne yürümek terapi gibi bir şeydi. Bazı zamanlar ise hiçbir şey düşünmeden yürüyordum. Üşümek bile insana iyi geliyordu. Her zaman kulağımda kulaklık öylece yürüyordum. Annem çocukluğumuzdan beri ağabeyim ile benim üstüme çok düşerdi. En ufak bir öksürükte endişelenir, telaşlanırdı belki de bu kadar üstümüze düşmesinin nedeni babam yüzündendi. Babam, tabi ona baba denirse...

Bize yarardan çok zararı oldu bugüne kadar. Özelliklede anneme yaşattıklarını hatırlayınca kalbim o zamanki gibi paramparça oluyor. Bir insan, bir baba ailesine nasıl böyle davranır anlamıyorum. Nasıl karısına, çocuklarına el kaldırır? Ben kendimi bildim bileli babam annemi her aklına estiğinde dövüyordu. Tabi ağabeyim ile beni de,

nedenini ise bilmiyordum. Birkaç kez annemi aldattığına bile şahit olmuştum. Madem bu kadar nefret ediyordu bizden 'neden ayrılmıyor annemden?'diye hep düşündüm. Bu sorunun cevabını büyüdükçe anladım. Babamın işi gücü yoktu çalışmazdı, sorumsuzun tekiydi. Hep annem çalışır bize dedem yardım ederdi. Dedemin durumu gayet iyiydi babam bunu biliyordu belki de yaptıkları sırf para içindi. Düşününce mantıklı gelmiyor değil ama tek anlamadığım şey annem neden sesini çıkartmıyordu? Neden karşı koymuyordu? Neden dedeme anlatmıyordu, neden? Sadece bizim içindi belki de susması, belki de çok korkuyordu babamın tehditlerinden ama nihayetinde dedem bir şeyler fark edip para vermeyi kesmişti. Hal böyle olunca babam bizi öylece arkasında bırakıp zengin bir kadınla gitti, kısa bir süre sonra ise boşandılar. Böylesi hepimiz için en iyisiydi. Ağabeyim etkilenmiyor gibi davransa da çoğu zaman gizli gizli ağlamasına şahit olmuştum. Oda benim gibi çok korkuyordu fakat benim aksine her zaman babamın karşısında dik durdu. Babamla annem boşandıktan sonra taşınıp yeni bir hayata başladık. Annem ne kadar dedem ve anneanneme bizim ile yaşayın demiş olsa bile bunu istemediler. Annem çalıştığı için bize gündüzleri anneannem ve dedem bakmıştı. Hiçbir zaman of bile dememişler aksine bizi gözlerinden bile sakınmışlardı. Annem bizi yaşadığı onca şeye rağmen en güzel şekilde büyüttü. Yeri geldi çok zorluk çekti, yoruldu, çaresiz hissetti fakat bir gün dahi bizden vazgeçmeyi aklının ucundan bile geçirmedi.

Okuyup iyi yerlere gelmemiz için elinden gelinin fazlasını yaptı. Ağabeyim ile birlikte annemin çabalarını boşa çıkartmamak için elimizden gelenin fazlasını yaparak üniversiteyi kazanmıştık. Ağabeyim Gazi Üniversitesi Mimarlık bölümünü kazanmış ben ise Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk bölümünü kazanmıştım.

Ağabeyimin üçüncü yılıydı fakat benim ilk yılımdı. Dersler bazen beni zorlasa da asla boşlamamam gerekiyordu çünkü annemin emeklerinin boşa gitmesi şu hayatta isteyeceğim en son şey bile değildi.

***

Her zaman olduğu gibi yorucu bir iktisat dersiydi. Her zaman pür dikkat dersleri dinlesem de bugün transa geçmiştim. Uyuyacak vaziyette kafamı sıraya koymuş dersi dinliyor gibi yapıyordum, tabi ne kadar dinliyormuş gibi gözüküyorum hiçbir fikrim yoktu. Yanımda hayattan bezmiş gibi duran çilekeş Adacığıma baktım.

Dersin bitmesini iple çektiği belliydi. İkimiz de mayışmış uykuya hasret kalmış şekilde sıramızda yatıyorduk.

Tam uykuya dalacağım sırada kapı tıkırtısı güzel uykumu - başlamadan biten uykumu - mahvetmişti. Kapı yavaşça aralanmış içeriye daha önce hiç görmediğim ya da fark etmediğim gevşek gevşek bir çocuk girmişti.

Olabildiğine sert görünümlü sarışın bir çocuktu. Umursamaz tavırlarla boş boş etrafa bakıyordu. Uykusu bölündüğü için etrafa gözleriyle ateş püskürten Ada'ya baktım içeri giren çocuk pek de dikkatini çekmişe benzemiyordu. Ders bir bitse de uyusam kafasında olduğu çok belliydi.

Kafamı içeri giren çocuğa çevirdiğimde sert bakışlı ela gözlerle karşılaşmayı beklemiyordum. Gözlerini bana kenetlemiş sadece bana odaklanmıştı ve gözlerini asla kırpmıyordu. Pek de hoşuma gittiği söylenemezdi bu durumun hatta sinirlerimi bozmaya başlamıştı. Bana bakarak yavaş yavaş boş bir yere oturdu. Hızla göz devirip tekrar kafamı sıraya koyup uyumaya çalıştım. Hah, gel de uyu şimdi kaçtı uykum. Kapattığım gözleri hızla açıp tekrar Ada'ya baktım uykusu kaçmışa benziyordu ve haliyle benim gibi sinirliydi. Saate baktığımda dersin bitmesine kısa bir süre kaldığını gördüm ve bir nebze olsun rahatlamışım.

Allah'tan iktisat dersine giren hoca dersim uzunluğunu bir saatten uzun tutmuyordu. Bazen bu durum değişiyordu tabiki de.

Ela gözler hala bendeydi hissediyordum ama bakmamayı tercih etmiştim. Dakikalar sonra Fisun hoca dersi bitirip amfiden çıkmıştı. Birden ne zaman tuttuğumu bilmediğim nefesimi verdim.

" Ben deli gibi acıktım seni bile yiyebilirim şu an." diyen Ada'ya baktım onun bu hali gülmeme neden olmuştu.

" Sen böyle deyince bende acıktığımı hissettim be Allah'tan aramız bir saat hemen dersimiz yok. Kantine gidelim dilediğimiz gibi tıkınalım yürü." Bana hiç itiraz etme girişiminde bulunmadan hızla ayağa kalktı ve kantine doğru yol almaya başladı bende onu takip ettim. Ben her zaman ki yerimize oturmuş Ada'nın gelmesini bekliyordum.

Bu gün yemek alma sırası ondaydı. Yemekleri sırayla alıyorduk böyle daha iyi oluyordu. Ben yine kendi kendime düşüncelerin içine girmeden Ada gelmişti. Ne kadar acıktıysa yine bir ton şey almıştı. Bu kız nasıl bu kadar çok yiyip kilo almıyordu anlamış değilim. Alsa da pek umursayacak gibi durmuyordu çünkü yemek yemeği çok seviyordu. " Kızım ne yaptın yine bu kadar nerene yiyorsun anlamıyorum." dediğimde yemeğe çoktan dalmıştı.

Bu haliyle çok sevimli gözüküyordu. " Ya çok açım çok bakma öyle ye ye." diyerek sitemli bir şekilde yememi söylemişti. Ben de onun gibi yapıp yemeye koyulmuştum. Biz yemek yemeğe nasıl dalmışsak saatin geçtiğini fark etmemiştim. Kolumdaki saatime baktığımda kendimize gelebildik.

" Ne çabuk bitiyor şu aralar değil mi Derin? Hayır daha biz doymadan bitiyor şu ara ben daha doymamıştım!" isyankar bir şekilde söylemişti bunu ama komik bir isyandı kıkırdamadan edemedim.

"Bir de gülüyor yürü gidelim tarih dersine geç kalıp Murat hocanın gazabına uğramayalım." İtiraz etmeden dediğini yaptım. Kıkır kıkır gülerek amfiye girdik. Girer girmez orta sıranın arkalarından bana delici bakışlar atan ela gözlerle karşılaştım. Bunu yine beklediğim söylenemezdi aslında. Yüzünde hiçbir mimik yoktu sadece dümdüz bakıyordu.

Anlamlandıramadığım bakışları umursamayarak yerime geçtim. " Şu derse geç giren çocuk ne bakıyor sürekli sana lan?" ah bir bilsem... " Bilmem çok da umursamıyorum ne yaparsa yapsın. Burnu havada itici bir tipi var zaten kendi kendine sert tavırlara girmeye çalışıyor. Çok da umurumuzda sanki !" devam etmeme izin vermeden Ada araya girdi. " Ay erkek ya akılı sıra maçoluk taslayacak." " Ne hali varsa görsün aman bize bulaşmasın da. Uykumuzdan etti zaten ona da ayrı bir sinir oldum."

Açlık hissi gelince uykusunun bölündüğünü unutmuş olmalı ki yeni hatırlamış gibi gözlerini açtı. " Uf evet hatırladım ne güzel uyuyacaktık bozdu güzelim uykuyu." tam bir şey demek için ağzımı açacağım sırada Murat hoca girdi. Hepimize nasılsınız gençler diye sorduktan sonra sonra hızla derse geçmişti.

Dersin ilerleyen vaktinde hoca soru sormuş, öncelikle ismimizi söylememizi istemişti. O sırada derse girdiğinden beri sürekli bana bakan çocuğa söz verdi. Öncesinde " Ayaz " dedi adını nihayet öğrendiğim, gözleriyle beni sinir eden çocuk sonra ise soruyu cevaplayıp yerine oturdu. Günün geri kalanı da böyle devam etmişti derslere girip çıkmak dışında pek bir şey yapmamıştık.

Ayaz'ın bakışlarını umursamamıştım fakat sinirimi bozmamış sayılmazdı. Umarım yarın da aynısı yapmazdı yoksa sinirlerime hakim olabileceğimi sanmıyordum. Adayla ayrılıp otobüs durağına doğru yürümeye başladım. O kadar uykuluydum ki asla eve kadar yürümeye mecalim yoktu.

Durağa geldiğimde karşı yolda yine delici ela gözlerle karşılaştım. Beni mi takip etmişti? Yok canım durağa geliyordur niye takip etsin ki beni saçmalama Derin!

Kendi kendime iç savaş verirken ona bakmamaya çalıştım olduğu yerde durmuş asla gözlerini ayırmıyordu. Bu durum beni iyice sinirlendirmeye başlamıştı. Şeytan diyor git sarı saçları yol sakin ol Derin sakin ol... Ben kendimi sakinleştirmeye çalışırken otobüs nihayet gelmişti. On dakika beklemek ölüm gibi gelmişti bana.

Hızla duran otobüse bindim ve boş bulduğum cam kenarına oturdum. Dışarı baktığımda hala bana baktığını gördüm sinirle kafamı telefonuma çevirdim ve çalan şarkıyı değiştirdim.

Nihayet bakışlardan kurtulduğumda rahat bir nefes verebilmiştim. Neden bana öyle bakıyordu hala anlamış değildim korkmaya başlamıştım Adaya olanları anlatmaya karar verdim. Elimde sıkı sıkı tuttuğum telefonumun ekranını açıp Adaya son olanları anlatan bir mesaj attım. Sanki benden mesaj bekliyormuş gibi anında cevap yazmaya başladı.

" Bunun derdi ne be neyin kafası bu? Tedirgin olmadım değil pek tekin birine

benzemiyor." " Vallahi bende tedirgin oldum aslında tedirginlikten çok sinirlendim. Daha fazla böyle bakmaya devam ederse çatarım ben buna söyleyeyim."

" Her zaman yanındayım sana hele bir şey yapmaya yeltensin oyarım onu. Dikkatli ol bak ben şimdi otobüse biniyorum öptüm." benim için endişelenmesi hoşuma gitmişti.

Her zaman yanımda olacağını, olduğunu biliyordum ve bu durum beni bir nebze rahatlatıyordu. Yarım saat süren yol nihayet bitmişti evimin önünde inip hızla eve girdim. Evden harika kokular geliyordu yine annem yine döktürmüştü belliydi. Yemekleri bir harikaydı bu kadının sabah çıkmadan kurabiye istediğim gelmişti aklıma.

Hızla çantamı kenara bıraktım, ayakkabımı çıkarıp hızla elimi yıkamaya yeltendim. Ellerimi yıkadıktan sonra mutfağa koşar adımlarla girdim tahminim doğruydu annem en sevdiğim kurabiyelerden yapmıştı.

Annemin yumuşak yanaklarını öpüp teşekkür ettim ve hızla kurabiyelere yumulmak için oturdum. "Çok sıcaklar dikkat et canım en sevdiğin meyve suyundan yaptım dolapta içmek istersen koy kendine. Ben biraz dinleneceğim içerdeyim Umut gelir birazdan." " Tamam meleğim sen git dinlen ben hallederim." ah ah bu kadına bayılıyordum hem bu kadar şeye koşup hem de bize vakit ayırıyordu.

Sırf bizimle vakit geçirmek için bazen eve erken gelir bazen de evde çalışırdı. Bu kadının her zerresine hayrandım. Kendime vişne suyu almaya kalktığımda montumu hala çıkartmadığımı fark ettim hızla çıkarıp sandalyeye taktım ve vişne suyu doldurmaya yeltendim. O sırada bir kapı örtülme sesi geldi gelen kesinlikle ağabeyimdi.

Aç olduğunu düşünerek ona da bir bardak vişne suyu koyup masaya

oturdum ve abimi beklemeye başladım. Çok geçmeden yanıma gelip yanağımdan makas aldı ve yerine oturdu." Ne haber güzellik?" Bugün yaşadığım tuhaf stresi bilse sorar mıydı bunu bana? Bir düşüneyim hayır.

" İyidir ağabeyciğim senden ne haber okul nasıl geçti ?" bir yandan konuşup bir yandan da kurabiyeleri yemekle meşguldük.

" Aynı sıradan senin nasıl geçti bakalım yüzün iyi geçmediğini söyleyen bir ifade var." bunu ona tabi ki söyleyemezdim abim çok korumacıydı eminim söylersem yarın okula damlardı ve gelirse hiç hoş şeyler olmazdı eminim. " İyi geçti ya sadece uykum var iktisat dersinde uyuyamadım hoca yüzünden." iyi bir yalandı başkasına inanmazdı da zaten.

Yemeklerimizi yerken günlük şeylerden konuşmaya devam ettik. Yemeklerimiz bittiğinde bulaşıklarımızı toplayıp makineye dizdim annem yeterince yorulmuştu belliydi. İşlerimi halledip bizimkilere uyuyacağımı çok yorulduğumu söyledim ve odama geçtim. Üstümü değiştirip direkt kendimi yatağa attım saat yedi civarıydı dün pek uyuyamadığım için ne ara uykuya daldığımı bile fark etmedim.

***

Sanki kurulu alarm gibi her sabah yedi de gözlerimi açıyordum. Ne kadar geç uyursam uyuyayım bu asla değişmiyordu. Alışmıştım hep yedi de kalkmaya çocukluğumdan beri bu pek değişmemişti. Bugün fakülteye yürüyerek gidecek mecalim hiç yoktu. Ne kadar çok uyursam uyuyayım hala çok yorgun hissediyordum kendimi.

Derse bile hiç gidesim yoktu hiç havamda değildim ama bu gün önemli dersler vardı finallerden önce son derslerdi. Zaten yarın hafta sonuydu ve dersim yoktu. Her cumartesi olduğu gibi yine ağabeyim ile geçirecektim.

Annem bize ne kadar katılmak istese de bu hafta çok yoğundu o yüzden katılamayacaktı. Doğum günü yaklaşıyordu ve biz hala ne alacağımıza, nasıl bir sürpriz yapacağımızı bilmiyorduk.

Yarın fırsatımızı değerlendirip bunu ayarlayacaktık. Tüm işlerimi halledip üzerimi giyindim, çantamı kapıp yavaş yavaş aşağı inmeye başladım.

Bizimkiler kahvaltı için beni bekliyordu hiç canım istemiyordu aslında ama annem asla kahvaltı etmeden gitmeme izin vermezdi. O yüzden hiç yemeyeyim toplarına girmeden günaydın deyip yerime oturdum ve kahvaltımı

yapmaya başladım.

Tam ağızıma bir dilim peynir atacakken " Bu gün çıkışta seni almaya geleceğim itiraz yok." diyerek böldü ağabeyim.

Şu an ağabeyime bile itiraz edebilecek vaziyette değilim o yüzden başımı tamam anlamında sallamakla yetindim. Otobüsü kaçırmaya hiç niyetim yoktu bu yüzden olabildiğince hızla kahvaltımı yaptım. Annemin yanağından bir buse alarak montumla ayakkabımı giydim. Ağabeyim ile beraber evden çıktık benimle durağa kadar yürüdü sonra vedalaşıp metro durağına doğru yürümeye başladı.

Hava bugün daha bir soğuktu ya da ben üşüyordum galiba hasta oluyordum. Annemi dinlememenin sonucunun böyle olacağı belliydi. Bu olay her sene mutlaka birkaç kez yaşanırdı artık şaşırmıyordum.

Birkaç gündür halsizliğimden belliydi böyle bir şey olacağı ama ben ısrarla yürüyerek gitmeye devam ettim yine bir ton azar işitecektim.

Normalde annem asla ne bana ne de ağabeyime kızıp bağırmazdı tabi onu dinlemeyip hastalanmamız hariç. Hastalık annemin hassas noktasıydı özellikle de biz onu dinlemeyip hastalandığımızda çok kızıyordu ne yapalım çekecektik artık.

Nihayet otobüs gelmişti eğer biraz daha gelmeseydi donacaktım uzun zamandır hiç bu kadar üşümemiştim. Kartımı basar basmaz gözlerimle boş yer aradım tam bir yer buldum derken oturan kişiyle gözlerim buluşmuştu. Yine ve yine sert bakışlı, ifadesiz ela gözler...

Bölüm sonu...

Düşüncelerinizi yorumlara yazarsanız sevinirim canlarım.

Her bir etkileşiminiz, yorumlarınız benim için o kadar önemli ki... Satır arası yorum bırakırsanız hepsini tek tek okuyacağım. Yeni bölümü heyecan ile bekleyin derim. Tüm yazdıklarımı tamamen değiştirmek istemedim fakat değiştirdiğim eklediğim yerler olacak. Umarım düzenlenmiş halini beğenirsiniz. 🥰

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.