Şükrettiğim bir akşam sonrasın da sabah kahvaltısı için yemekhaneye gelmiştik.
Ayazlar hızla yanımıza geldiğin de elindekini bize doğru çevirdi. Onların babası ve bizim babalarımızla beraber çekildiğimiz bir fotoğraftı.
‘’Bunun sizde ne işi var ‘’ dedim
‘’ Bunu bize neden gönderdin ‘’ dedi ikimiz aynı anda farklı sorular sorunca öylece kalmıştık.
‘’ Ne münasebet ‘’ dedim biraz durup bekledikten sonra elimdekini gösterip
‘’ Siz bunu niye bize gönderdin ‘’ bağırarak konuştuğum da hiç bir şey demeden suratıma bakıyordu.
‘’ Sana soru sordum Ayaz, bana cevap ver! ‘’ yemekhaneye gardiyan geldiğin de oturmak zorunda kaldık. Sandalyeyi oturmak için çektiğim de kolumdan tutulmuştum.
Ayaz ‘dı.
‘’ O fotoğrafı ben göndermedim ‘’ göz devirip kolumu çekmiş ve oturmuştum. Daha sonralarda Alevler ‘ de geldiğin de güzel bir kahvaltı geçirmiştik.
Kahvaltımızı ettikten sonra biraz kütüphanede oyalanmıştık. Şimdi ise bahçede, bankta oturmuş sessiz sedasız kahvelerimizi içiyorduk.
Bir kişi hariç.
Anıl.
Tepemizde dikilmiş bahçedekileri eleştiriyordu. Yok, onun saçı, giyimi, ayakkabısı olmamış falan filan zırvalayıp duruyordu. Kızların isteği ile tekrardan kütüphaneye gitmiştik. Herkes koltuğa oturduğun da
‘’ Oturun bende çay, kahve alıp geleyim’’ başını salladıkların da yemekhaneye gelmiş abiden sekiz tane çay istemiştim. O hazırlarken yanıma başka bir abi daha gelmişti. Kek yaptıklarını, çok güzel olduğunu, mutlaka denememiz gerektiğini söyledi. İlk başta kabul etmesem de ve bu ısrarı hoşuma gitmese de kırmamak için almıştım. Kek ve çaylarla kütüphaneye geldiğim de
‘’ Çaylar geldi! ‘’
‘’ Kekler de! ‘’
Lafımı duyar duymaz Anıl bir hışımla yanıma gelmiş elimdeki tepsiyi masaya koyup bana sarılmış bir anda da iltifat yağdırıyordu.
‘’ Canım kankam, kek almış ‘’ gülerek
‘’ Tamam, hadi sıcak sıcak içelim çayları ‘’
Kahvelerimizi içerken magazin programı açmış izliyorduk. Magazin programı bittiğin de ise haberler başlamıştı.
Yarım saat sonra
Dünya dönüyordu, ya da ben dönüyordum bilmiyorum yerim de durduğumdan emindim.
Başım dönüyor, midem bulanıyordu. Ali ve Alp’ta çok bir şey yoktu ama onların da başları dönüyordu. Anıl zaten hepimizden beterdi. Bize ne olmuştu, neden bu haldeydik kavrayamıyordum.
Yediklerim ağzıma geldiğin de lavaboya koşmuştum. Bütün her şeyi çıkardığım da elimi yüzümü yıkamıştım. O sırada Anıl ‘ da geldiğin de kenara çekilmiştim. O istifra ederken yatağa gitmiş oturmuştum. Acil durumlar için düğme vardı ona basmayı akıl etmiştim görevliler birazdan burada olurlardı.
Anıl tuvalette, ben yatağımda, Ali ve Alp masa başında oturuyorlardı. Ama düştü düşecek gibilerdi. Gardiyanlar geldiğin de ambulans çağırın dediğini duymuştum.
Hepimizi tekerlekli sandalyelere oturtuyorlardı. En son ben kaldığım da oturmuş yan koğuşun kapısın da Alev ‘ i görmüştüm. Gözlerim dayanamıyor, kapanıyordu. Ambulansa bindirdiklerinde en son duyduğum siren sesiydi…





