İçeriğe geç

MAFYANIN ESİRİ

Bölüm 14 · 6 dk okuma

MAFYANIN ESİRİ

Bölüm 14

14.BÖLÜM

Baran, işlerini bitirip odasından çıktığında gözleri hemen gece'yi aradı. Belki bir köşede onu görürüm umuduyla etrafına bakındı, ama yoktu. Kaşlarını çatıp endişelendi. Nerede bu kız? Diye geçirdi içinden. Şirkette dolaşmaya başladı, her yere göz gezdiriyordu. Ama gece'den hala iz yoktu.

Yanından geçen bir çalışana döndü ve soğuk bir ifadeyle,"gece nerede?" diye sordu. Sözlerindeki kaygı, bakışlarına yansımamıştı; dışarıdan yine buz gibi görünüyordu. Kadın çalışan, onun bu sert duruşu karşısında ürperdi. Titrek bir sesle,

"Terasa çıkmıştı, baran bey,"dedi.

Baran, cevap vermeden hızla terasa yöneldi. İçinden bastıramadığı bir özlem vardı; gece'nin Okyanus gibi parlayan gözlerini, Güneş gibi ışıltılı saçlarını, o küçük gülüşlerini çok özlemişti. Eskisi gibi terslemiyordu da. Onu düşündükçe yüzünden farkında bile olmadan bir gülümseme belirdi. Ama terasa çıktığında hiç kimseyi göremedi.

Kaşlarını öfkeyle çatıp terasın arkalarına doğru ilerledi. Bir şeylerin Yolunda olmadığını hissediyordu. Her adımda kalbindeki ağırlık daha da artıyordu Sanki. Ve sonra.... Durdu. Nefesi göğsünde sıkıştı. Yerde biri yatıyordu. Bir kadın.... Kanlar içinde.

Baran'ın kalbi sanki yerinden söküldü o an. Ayakları onu istemsizce yere götürdü. Yanına diz çöktüğünde elleri kontrolsüzce titremeye başladı. İlk kez.... Hayatında ilk kez böylesine korkuyordu.

Titreyen parmaklarıyla kadının yüzüne dokundu. Kanlar içindeki yüzü yavaşça kendine çevirdi.

Ve dünya baran'ın başına yıkıldı.

Gece.

Onun nefesi, onun gülüşü, onun hayatı.... Şimdi kanlar içinde yerde yatıyordu.

Baran'ın gözleri doldu. Boğazına kocaman bir acı düğümlendi. Elini nazikçe gece'nin yanağına koydu, sesi kırılmış bir çocuk gibi titriyordu:

"Gece.... Güzellim...."

Avuç içiyle yanağına hafifçe dokundu, belki bir tepki alırım diye, belki uyanır diye.... Ama hiçbir şey olmadı. O okyanus gibi parlayan gözleri açılmıyordu. O ılık, sıcacık gülümseme yoktu.

Ellerine yayılan sıcak kanı hissettiğinde içi parçalandı. Dünyası karardı. Ruhu parçalanıyordu, yüreği paramparça, oluyordu.

Başını onun göğsüne yaslayıp, umutsuzca haykırdı: "Gece"

Sesi acıyla, korkuyla, çaresizlikle yankılandı İstanbul'un üzerine. Ve o anda.... Baran ilk defa kendini tamamen kaybetti.

Elini korkarak gece'nin kalbine koydu. Titreyen parmaklarının altında zayıf bir atış hissettiğinde derin bir nefes aldı, ama içini saran korku azalmadı. Yaşıyordu. Ama çok zayıftı.

Hiç düşünmeden kucağına aldı gece'yi. Kan, baran'ın gömleğine, ellerine, ruhuna bulaştı Sanki. Koşarak terastan çıktı. Her adımında içi daha da yanıyordu, nefesi göğsünde sıkışıyordu.

Koridorlarda yankılanan ayak sesleri, fısıltılar, şaşkın bakışlar.... hiçbiri umrumda değildi. O sadece gece'yi düşünüyordu. Onun kapanan gözlerini, soluk tenini....

İlk defa bu kadar çaresizdi. İlk defa, birinin Yok olmasından bu kadar korkuyordu. İçindeki acı öylesine büyüktü ki bedeninine sığmıyordu, taşacak gibi oluyordu. Kalbi paramparça olmuştu. Sanki her adımında biraz daha kuruluyordu.

Gece, ona herşeyini ilkini yaşatıyordu. İlk gerçek korkusunu, ilk gerçek bağlılığını, ilk gerçek sevgisini, ilk gerçek hayatını.... Ve şimdi, ilk gerçek kaybetme korkusunu....

Sıkıca sardı gece'yi. Yanaklarını onun alnına yasladı. Sessizce, dualar fısıldıyordu:

"Dayan guzellim.... Ne olur dayan...."

Onu bırakmaya hiç niyeti yoktu. O gece, baran'ın kalbi sadece gece için atıyordu. Ve eğer gerekirse, onun için durmaya bile razıydı.

Baran şirket kapısından çıktığında arabası çoktan hazırlanmıştı. Kucağındaki gece'yi daha da sıkkı sararak arabanın arka koltuğuna geçti. Bir koruma hızlıca sürücü koltuğuna oturdu ve vakit kaybetmeden hastaneye doğru Yola çıktılar.

Baran, gece'yi dizlerinin üstüne yatırmış, bir elini onun kalbinin üzerine koymuştu.

Parmaklarının altındaki zayıf atışları hissetikçe elini çekmeye korkuyordu. Sanki parmaklarını kaldırsa gece'nin kalbi duracak, Dünya onun için tamamen kararacaktı.

Diğer eli titreyerek gece'nin kanlı saçlarına gitti. Sarı saçlarının arasına karışan koyu kırmızı kanı görünce gözleri doldu. Bu görüntü, içini paramparça etmişti. Öfke, korku ve çaresizlik iç içe girmiş, ruhunda büyük bir yara açmıştı.

Saçlarını usulca çekip gece'nin yüzünü açığa çıkardı. Fakat o yüz de kan içindeydi. Baran'ın nefesi kesildi. Gözleri, yüzünden gezerken acı dolu bir inilti döküldü dudaklarımdan.

Ne yapacağını bilmiyordu. İlk defa, kontrolü tamamen kaybetmişti. İlk defa, birinin yaşaması için bu kadar çaresizce dua ediyordu.

Başını gece'nin alnına yasladı. Gözlerini kapatıp sessizce fısıldadı: "Bana bunu yapma.... Sensiz olamam...."

Arabada zaman durdu sanki. Sadece baran'ın titreyen elleri, kanlı saçları ve bir umut vardı.... Yaşaması için, bir mucizeye ihtiyacı vardı.

Hastanenin önüne geldiklerinde baran hızla arabadan indi. Doktorlar hemen etrafını sardı, bir sedye getirdiler. Baran, istemese de gece'yi sedyeye bırakmak zorunda kaldı.

Ameliyathanenin kapısına geldiklerinde durduruldu; içeriye girmesi yasaktı. Gece'yi ondan alıp götürdüler.

Baran, duvarın köşesinde çöktü. Elindeki kana baktı; içi yandı, kalbi paramparça oldu.

Ya gece uyanmazsa? Ya bir daha o Okyanus gözlerine bakamazsa? Onsuz nasıl yaşardı ki? Bu düşünce bile baran'ın darmadağın etmeye yetiyordu.

Aradan kaç saat geçtiğini bilmiyordu. Omzuna dokunan eli hissettiğinde, o tarafa döndü. İkiziydi, cihan. Baran'ın yanına çöktü. "İyi misin?" dedi. Cihan, baran'ı hep güçlü görmüştü. Hiç yıkıldığını, darmadağın olduğunu girmemişti. Şimdi, bu hâlini görünce ne yapacağını bilemedi. Baran nasıl toparlanırdı ki? O an fark etti: cihan, ikizini hiç tanımıyordu. Ne zaman düşse, yıkılsa, baran her zaman yanında olmuştu. Onun elinden tutup kaldırmıştı. Ama cihan, hiç baran'ın yanında olamamıştı.

"Değilim," diye fısıldadı baran. Yalan söylemeye gerek yoktu, hâlinden belliydi zaten. Nasıl olduğunu,, niye soruyordu ki?

O sırada koridorun başından iki kişi belirdi: baran'la cihan'ın anne ve babası. Cihan onları görünce hemen ayağa kalktı,, zerda da oturduğu yerden kalktı. Baran ise duvarın kenarına çökmüş bir şekilde oturmaya devam etti. Kıpkırmızı gözlerle elindeki kan bakıyordu.

Babası cihan'ı görünce gülümsedi, kollarını açarak oğluna sıkıca sarıldı. Aynı şekilde cihan'ın annesi de yaptı, zerda'da gidip sarıldı ikisine. Cihan'ın babası, yavuz, baran'ın bu halini görünce kaşlarını çattı. "Bu halin ne senin? Bir kadın için mi bu haldesin?" dedi.

Baran, fırat'a bakmadı bile. Babasının görmezden gelmeye 15 yaşından beri başlamıştı. Umursamıyordu ama son cümlesini duyunca dişlerini sıktı.

Cihan, babasının önüne geçti. "Baba,, yapma. Görüyorsun halini, gitme üstüne," dedi.

Annesi zehra da baran'ın başına dikildi. "Neyini yapmasın oğlum? Baksana şunun haline. Biz bu hale gelsin diye mi büyüttük onu? Baran Karahanlı sın sen, kalk ayağa?" diye sertçe konuştu.

Baran, kaşlarını çattı, yumruklarını sıktı. Zerda da Zehra'nın önüne geçti. "Zehra anne, yapmayın, lütfen," dedi.

Yavuz'la Zehra, cihan'ı çok severken baran'ı hiçbir zaman sevmemişlerdi. Cihan'ı Pamuklar içinde büyütmüşler, baran'ı ise silahların, soğuk duvarların arasında bırakmışlardı. Cihan yere düşse canlarını verecek kadar üstüne titrerlerdi; ama baran yere düştüğünde sadece, "kendin kalk," derlerdi.

Baran bunun farkındaydı. Ve ikisinden de nefret ediyordu.

O sırada ameliyathanenin kapısı açıldı. Baran hemen ayağa kalktı. Doktor, diğerlerine bakmadı bile; sadece baran'la göz teması kurdu ve konuşmaya başladı.

"Gece Hanım'ın vücudunda iki kurşun çıkardık. İkisi de çok tehlikeli bölgelere isabet etmiş. Çok fazla kan kaybetmiş ama merak etmeyin, elimizde o kandan yeterince vardı. Çok Zorlu bir ameliyat oldu, elimizden geleni yaptık.... Ama malesef, komaya girdi."

Doktorun her söylediği kelimeyle baran'ın kalbî biraz daha parçalandı. Gözleri doldu, kimse görmesin diye gözlerini sıkıca kapattı.

Zerda hemen araya girdi. "Ee, ne olacak şimdi? İyileşecek mi?" diye sordu.

Doktor, başını hafifçe salladı. "Henüz hiçbir şey belli değil. Dediğim gibi, komaya girdi. Şu anda net bir şey söyleyemem, " dedi ve uzaklaştı.

Baran, tekrar duvarın kenarına çöktü. Tek kelime bile etmedi. Ama içinden nasıl açılı feryatlar attığını, bir tek o biliyordu.

Zehra ve yavuz, baran'ın yanaklarından öperek, baran'a ise nefret dolu bakışlar atarak hastaneden ayrıldılar.

Baran başka bir âlemdeydi. Düşünüyordu. Ne yapacaktı? Ne yapabilirdi? Elinden ne geliyordu ki?

O sırada boran geldi. Baran'ı görür görmez yanına koştu, onu kendine çekip sıkıca sarıldı. Cihan ise köşede durmuş, bir yabancı gibi ikizine bakıyordu.

Baran, baran'a tek bir şey söyledi: "bana bunu yapanları bul, boran. Senden tek istediğim bu."

Boran, başını aşağı yukarı salladı. Baran ondan ilk defa bir şey istiyordu. Canı pahasına da olsa, bunu yapacaktı.

Bölüm sonu

42 yorum