İçeriğe geç

MAFYANIN ESİRİ

Bölüm 15 · 6 dk okuma

MAFYANIN ESİRİ

Bölüm 15

15.BÖLÜM

1 HAFTA SONRA

Baran, ameliyathanenin önünde hiç ayrılmamıştı. Üstünde hâlâ kanlı kıyafetler vardı, sadece ellerini yıkamışt. Elindeki gece'nin kanı görmeye dayanamamıştı. Şimdi de camın ardından gece'yi izliyordu. Vücudu bembeyaz kesilmiş, dudakları morarmıştı. Bu görüntü ona hiç yakışmamıştı. Halbuki daha 1 hafta önce gece'ye gülümsüyordu; şimdi ise gözlerini daha açmıyordu.

Boran her gün olduğu gibi baran'ın yanına gelmişti. Baran kimseyle konuşmuyordu, sadece Boran'la gece'ye bunu yapanların bulup bulmadığını soruyordu. Onun dışında tek kelime bile etmiyordu.

Boran, baran'ın yanında durduğunda, "Buldum. Ortağın ahmet yaptırmış. Tuttuğu kişi de ahmet'ti. Sana ait depoda. Gidersen git," dedi.

Baran'ın dudakları tehlikeli bir şekilde kıvrıldı. Boran'a döndü. "iyi ki varsın, boran," dedi.

Boran da ona gülümsedi. "Sen burada kal. Gece'ye bir şey olursa bana haber verin. Ben gidip şu ahmet'tin icabına bakayım." dedi baran ve hastaneden ayrıldı.

Arabaya binecekken bir el kolundan tuttu. Arkasını döndüğünde, karşısında ikizini gördü.

"Ne oldu?" dedi baran, soğuk bir sesle.

Cihan ise gözlerinin içine baktı. O gözlerde tanıdığı hiçbir şey yoktu. "Baran, ben senin kardeşinim," dedi cihan.

Baran ona anlam veremeyerek baktı. "Ee?"dedi sadece.

Cihan, derin bir nefes aldı. "Kendini bana açmak yerine arkadaşına açıyorsun. Kaç gündür tek kelime etmiyorsun benimle. Boran gelince sadece onunla konuşuyorsun. Sen benim ikizim misin yoksa bir yabancı mısın? 1 haftadır bunu soruyorum kendime ve cevap bulamıyorum. Yıkıldığında dahi seni nasıl toparlayacağımı bilmiyorum.... Ama Boran biliyor. Niye kendini bana açmıyorsun?" dedi cihan.

Bu, küçük bir yakarıştı. Sessiz, ama yürek burkan bir çığlık.

Baran buruk bir şekilde tebessüm etti. "Sen babanın ve annenin oğlusun. Çünkü Cihan, benim karşımda ikizim cihan yok, anneyle babanın kuklası var sadece. Sen benim kardeşim falan değilsin. Gerçekten kendini bulduktan sonra gel bana sor, ikizim miyim yoksa bir yabancı mı diye. Emin ol, cevabım seni çok tatmin edecek. İkiziz, evet.... Ama benziyor muyuz sence? Sadece dış görünüşümüz benziyor. Karakterimiz aynı mı sence? Bir düşün.

Sen neden her gün sevdiğin kadınla gezmelerdesin de ben neden her gün çatışmanın içindeyim? Bak, benim sevdiğim kadın 1 haftadır orada yatıyor, savaşıyor..... Ben ise hiç bir şey yapamıyorum. Bunu yapansa babanın düşmanlarından biri. Bak, ben "annem" yada "babam" bile diyemiyorum, ama sen diyebiliyorsun. Sevin babasının oğlu, sen çok şanslısın. Çünkü sen bunlarla savaşmak zorunda değilsin. Seni canı pahasına koruyacak bir baban ve annen var. Seni çok seven bir nişanlın var.

Bu zamana kadar her şeyini sana veren bir ikizin var. Benimse.... O içeride ölmemek için çabalayan kızdan ve onun başından duran, benim için canını verecek bir dostumdan başka kimsem yok, bak şimdi bile babanın düşmanlarıyla uğraşmaya gidiyorum. Sen ise birazdan sevdiğin kadının yanına gideceksin ona sarılacaksın." dedi baran.

Bu ise büyük bir yakarıştı. Sessiz, ama her kelimesinden içi yanan bir haykırıştı.

Cihan donup kaldı baran'ın söyledikleriyle. İlk defa böyle açmıştı içini, İlk defa bu kadar çıplak dökmüştü kalbini önüne. Cihan sadece sustu, ne bir kelime edebildi nede bir adım atabildi. Baran ise bir tepki beklemiyordu zaten. Sessizce arabasına binip ve hızla uzaklaştı. Cihan ise öylece arkasından bakakaldı; bomboş, çaresiz ve geç kalmış bir pişmanlıkla.

Baran ise içini biraz dökmenin rahatlığını yaşıyordu. Aslında söyledikleri, acısının sadece yüzde biriydi. Biraz pişmandı bunları cihan'a söylediği için, ama her kelimesinden harfi harfine doğruydu. Kendine ait deponun önüne geldiğinde, tüm düşüncelerini bir kenara itti ve arabayı durdurdu.. sakince arabadan indi. Fakat o sakin görüntüsünün altında ne gibi bir canavarın yattığını kimse bilemezdi. Yavaş adımlarla depoya doğru ilerledi. İçeriye girdiğinde karşısında ahmet'tin onun sağ kolunu ve gece'ye o kurşunları sıkan adamı gördü. Üçünün de gözlerinde korku ve endişe okunuyordu. Onları normalde hiçbir şey korkutamazdı.... Ama baran'ın öfkesi, bütün korkulara bedeldi.

Baran, üçünün de perişan haline umursamaz bir bakış attı. Ellerini hâlâ arkaya bağlı tutarak kurumalara bir işaret daha verdi. Ağzındaki bantları çekildiği anda yalvarmaya başladılar; kimisi affetmesi için, kimisi canı için. Baran hiçbirini dinlemedi. Yalvarışlar onun içindeki öfkeyi dindirmiyor, tam aksine daha da alevlendiriyordu.

Onlar bir süre sonra anladılar ki, konuşmanın da, ağlamanın da bir anlamı yoktu. Sustular.

Baran ise soğukkanlı bir şekilde işkencesine başladı. Öyle bir soğukkanlılıkla, öyle bir sessizlikle yapıyordu ki bunu, en çok da bu sessizlik korkutuyordu onları. Bu işkence 3 gün boyunca sürdü. Her gün geldi, her defasında biraz daha canlarını aldı. Her darbede, her acıdan sanki gece'nin acısına biraz olsun ortak oluyormuş gibi hissediyordu.

Baran sadece bir cümle kurdu her geldiğinde: "O kadın gözünü açıp bana gülümseyene kadar, bana ölmek için yalvaracaksınız."

1 HAFTA SONRA

Baran, doktorlar zar zor izin alarak gece'nin kaldığı odaya girdi. Kapıdan adımını attığı anda burnuna gece'nin Gül çiçeği kokusu doldu. Hâlâ aynı güzellikte kokuyordu.

Sessizce ilerleyip yatağın yanındaki sandalyeye oturdu. Gece'nin elini avuçlarının arasına aldı. Eli buz gibiydi.... Öylesine soğuktu ki, baran'ın içi titredi. Sevdiği kadının bu halde görmek, baran'ın parça parça öldürüyordu.

Yine de hiç bir şey söylemedi. Acısını dile getirmedi, her zamanki gibi içine gömdü. Ne gece'ye, ne de başkalarına bir kelime bile etmedi.

Sadece susarak sevdi. Hep istediği gibi.... Gece'nin içindeki fırtınaları kelimelere ihtiyaç duymadan okumayı diledi.

Gece gözlerini açsa, bir gülümsese, baran'a bütün acılarını silme fırsatı verecekti. Ama gülümsemesi yoktu, acılarını silmiyordu. Doktorların söylediklerine göre, gece'nin durumu git gide kötüye gidiyordu.

"Uyan be, artık dayanamıyorum sensizliğe," dedi sadece baran, ama der demez makinelerden kesik kesik sesler gelmeye başladı. Gece'nin vücudu titremeye başladı. Korkuyla içeriye doktorlar girmeye başladılar. Baran, gece'nin elini daha sıkkı tutmaya başladı, ama doktorlar onu gece'nin yanında çekip hızla müdahale etmeye başladılar. Baran, gözleri dolmuş bir şekilde, tüm bedenini saran bir çaresizlik içinde gece'yi izliyordu. Onun olmadığı bir hayatı düşünmek, başta imkansızdı. Yapamazdı.... Dayanamazdı....

Bir doktor, elleri titreyerek kalp masajı yapmaya başladı. O sırada makineden gelen kesik kesik bir tık sesi, baran'ın kalbini yerinden çıkartacak gibi oldu. Gece'nin kalbi durmuştu.... O an herşey silindi, dünyası kararmıştı. Gözleri bulanıklaştı, boğazı düğümlendi. Doktorlar hemen bir makine daha talep ettiler, gece'ye şok cihazı vermeye başladılar, ama baran sadece köşeye yaşlanmış, elleriyle kalbini tutar gibi izliyordu. Hiçbir şey yapamıyordu. Bir adım bile atamıyordu, sadece çaresizce bakıyordu. İçinde bir şeyler paramparça oluyordu.

Birden doktor, gözlerini kapattı. Sanki o an, tüm dünyası onunla birlikte sonlanmıştı. "Ölüm saati 22," dedi ve o sözler, baran'ın yüreğini paramparça etti. O an, makineden bir kalp atışı sesi yükseldi. Küçük bir umut ışığı gibi.... Ama o an bile, baran'ın içindeki korku, umutsuzluk ve acı o kadar büyüktü ki, nefes almak bile zor geliyordu.

Doktorlar şaşkınlıkla birbirine bakarak gece'nin yanına koştu. Ama baran, gözleri dolmuş şekilde sadece izliyordu. Her saniye, her an, gözlerinin önünde bir ömür geçiyordu. Gece'yi kaybetmek, ondan önce

Yaşamaktan vazgeçmek gibi bir şeydi. O an, herşeyin son bulacağını inanmak, kalbinin içinde bir mezar kazmak gibiydi. Gözlerinden süzülen yaşları silmeye çalıştı, ama elleri titriyordu, ne kadar çabalasada bu acıyı silemiyordu. Gece'nin hayatta tutunması için, her şeyini verirken, bir tek dileği vardı; "Onu asla kaybetmemek."

O gülümsemesiz, cansız bedeniyle karşısında durduğunda, hayatının en büyük korkusunu yaşadı. Ama o bile yetmedi. Çünkü bir hayat, bir insan, onu düşündüğü kadar güçlü olamazdı. Gece'yi bırakmak, ondan vazgeçmek.... Baran için bu hayatta en imkansız şeydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.