Jennie'nin bakış açısından.
Sınıftaki o sert, nefes kesici öpücüğün ardından Lisa’nın dudakları dudaklarımdan ayrıldığında ikimiz de soluk soluğaydık. Yanaklarım kıskançlığın, öfkenin ve hemen ardından gelen o yakıcı arzunun ateşiyle alev alev yanıyordu. Beni kıskanırken gözlerinde parıldayan o tehlikeli, karanlık kıvılcım içimdeki tüm direnci darmadağın etmişti.
Sırtım hâlâ arkamdaki öğretmen masasına dayalıydı. Lisa ise iki yanıma dayadığı elleriyle beni tamamen kendi dünyasına hapsetmişti. Aramızdan teğet geçen tek bir milimlik hava bile fazlalıktı.
"Suga ile tek bir kelime bile konuşmayacaksın." dedi Lisa, sesi fısıltıdan hallice ama emredici bir tonla çıkarken. Başparmağını yavaşça alt dudağımın üzerine koyup az önce kendi dudaklarının bıraktığı ıslaklığı sildi. "Bunu bana bir daha yapma Kim."
Yüzümdeki o kışkırtıcı ifadeyi tamamen kaybetmiştim. Elimi kaldırıp parmaklarımı Lisa’nın ensesindeki o yumuşak saç tutamlarına doladım. Onu kendime biraz daha çektim; göğsüm göğsüne sertçe çarptı. Kalbinin benimkiyle aynı delice ritimle attığını hissetmek başımı döndürüyordu.
"Sen de bir daha kimsenin sana o kadar yaklaşmasına izin vermeyeceksin." diye fısıldadım dudaklarına doğru. "Anlaştık mı Manoban?"
Lisa hafifçe, boğuk bir sesle kıkırdadı. "Anlaştık." dedi ve beklemeden dudaklarını tekrar benimkilere bastırdı.
Bu kez öpücüğü daha derin, daha aç ve çok daha yakıcıydı. Sol elini belime kaydırıp beni masanın üzerine doğru biraz daha kaldırdı, bedenimi kendi bedenine tamamen kenetledi. Sağ eli ise çenemden aşağı süzülüp boynuma, oradan da hırkamın açıkta bıraktığı köprücük kemiğime doğru indi. Sıcak parmak uçları cildime her değdiğinde vücudumdan yukarı doğru bir elektrik dalgası yayılıyordu.
İçimden gelen küçük bir iç çekişle başımı geriye eğdim. Lisa fırsattan istifade edip dudaklarını çeneme, ardından boynumun o en hassas, nabzımın delicesine attığı çukura kaydırdı. Islak ve sıcak öpücükleri tenimi yakarken parmaklarımı onun okul ceketinin kumaşına sıkıca geçirdim.
"Lisa..." dedim, sesim nefesimin arasında kaybolup giderken.
"Buradayım." diye fısıldadı boynuma doğru. Dudakları cildimden ayrılmadan yukarı doğru tırmandı, kulağımın hemen arkasına küçük bir öpücük daha kondurdu. Nefessiz kalışım onu daha da cesaretlendiriyordu. "Sadece benimsin Jennie. Başka hiç kimsenin değil."
"Sadece seninim." diye itiraf ettim ilk kez bu kadar net ve filtresiz bir şekilde. Yıllardır koruduğum tüm o gurur, Kim Holdings varisi kimliğim, maskelerim... Hepsi Lisa’nın ellerinin altında eriyip gitmişti.
Lisa elini belimden yukarı kaydırarak sırtımı kavradı ve beni kendine daha sert bir şekilde çekti. Bacaklarım iki yanında yerini alırken, aramızdaki tüm mesafeler sıfırlanmıştı. Kalp atışlarımız birbirine karışıyor, göğsümüzün kalkıp inişi aynı ritimle gerçekleşiyordu.
"Seni kaybetme düşüncesi bile beni çıldırtmaya yetiyor." dedi boğuk bir sesle. Eğilip alnını alnıma dayadı, nefesi yüzümü yakıyordu. "Biri sana baktığında, sana dokunmaya çalıştığında kontrolümü tamamen kaybediyorum."
Parmakları hırkamın düğmelerinde yavaşça gezindi. Dokunuşu o kadar nazik ama bir o kadar da arzu doluydu ki, ürpermeden edemedim. Yüzünü tekrar boynuma gömdü; bu kez daha derin, tenimi sızlatan öpücükler bırakıyordu. Her bir dokunuşunda, okulun o karanlık ve kilitli sınıfında olduğumuzu, dışarıda yüzlerce insanın dolaştığını tamamen unutuyordum.
"O zaman izin verme." diye fısıldadım, gözlerimi kapatıp başımı omzuna düşürerek. "Kimsenin aramıza girmesine asla izin verme."
Lisa başını kaldırıp doğrudan gözlerimin içine baktı. Kahverengi irisleri arzudan kapkaranlık olmuştu. Bir elini yüzüme getirip başparmağıyla elmacık kemiğimi okşadı. "Asla." dedi kararlılıkla. "Seni bu dünyadaki hiçbir şeye değişmem Jennie."
Eğilip dudaklarını bu defa çok daha yumuşak, bir sığınak bulmuşçasına dudaklarıma bastırdı. Ellerim ceketinin altından beline dolandı, tırnaklarımı sırtına bastırdım. Şehrin karmaşası, ailelerimizin üzerimizdeki baskısı ve tüm o kirli oyunlar dışarıda kalmıştı. Bu kilitli kapının arkasında sadece birbirine muhtaç iki beden ve darmadağın olmuş kalplerimiz vardı.