Lisa'nın bakış açısından
Dün kütüphanedeki o küçük yakalanma olayından sonra Jisoo’nun dilinden kurtulamayacağımızı zaten biliyordum. Ders biter bitmez bizi okulun arka bahçesindeki büyük ahşap çardağa topladı. Masanın üzeri her zamanki gibi dışarıdan söylenmiş soğuk kahveler ve çeşit çeşit tatlılarla dolmuştu.
Jennie hemen solumda oturuyordu. Okul üniformasının üzerine geçirdiği krem rengi hırkası ve sürekli arkaya attığı saçlarıyla yine kusursuz görünüyordu. Dışarıdan bakan birine "Aramızda hiçbir şey yok" imajı çizmek için çabaladığı çok açıktı. Ama masanın altından bacağını bacağıma her hafifçe yaslayışında yanaklarının kızarmasını keyifle izliyordum.
Jisoo, pipetiyle soğuk kahvesini karıştırırken muzipçe gülümsedi. "Eee, dün kütüphanedeki 'araştırma' işiniz bitti mi? Sanat tarihi kitapları tersten daha mı iyi okunuyormuş?"
Rosé hemen yanından kıkırdadı. "Lütfen teknik ayrıntılara girmeyin, Jisoo’nun hayal gücü bunu kaldıramaz."
Jennie gözlerini devirip bardağına uzandı. "Boş konuşmayı bırakın da tatlınızı yiyin." Ses tonu sert görünmeye çalışıyordu ama dudaklarının kenarındaki o küçük kıvrılma gardının çöktüğünü ele veriyordu.
Tam o sırada Jungkook elinde basketbol topuyla yanımıza geldi, hemen arkasından da Taehyung yürüyordu. Jungkook hiç tereddüt etmeden Taehyung’un oturduğu bankın hemen kenarına ilişti. Uzanıp Taehyung’un önündeki soğuk kahveyi aldı ve tek dikişte yarısını içti. Taehyung ona kızmak yerine sadece gülümsedi ve elini masanın üzerinden Jungkook’un dizine doğru kaydırdı. İkisinin arasındaki o sessiz kabulleniş, masadaki herkesin fark ettiği ama kimsenin bozmak istemediği tatlı bir havaya sahipti.
Irene ve Seulgi de elimizdeki kahve kokularını takip etmiş olacak ki yanımıza yaklaştı. Seulgi elimdeki tatlı kutusuna bakıp "Bize de var mı?" diye sordu. Irene ise her zamanki o ciddi duruşuyla yanımıza oturdu ama yüzünde günün yorgunluğunu atan hafif bir tebessüm vardı. Tzuyu bile elindeki telefonunu bir kenara bırakıp sohbetimize dahil oldu.
O an, masadaki herkesin ne kadar farklı dünyalardan geldiğini ama bir şekilde burada, bu ahşap çardakta birleştiğini düşündüm. Sadece gülüşen bir grup liseliydik.
Arkadaşlarımızın gürültülü sohbeti devam ederken masanın altından elimi uzatıp Jennie’nin pürüzsüz parmaklarını buldum. Jennie bir an irkilse de elini çekmedi. Aksine, parmaklarını benimkilere kenetleyip bakışlarını bana çevirdi. Yüzünde, o soğuk duvarların arkasında sakladığı en sıcak gülümseme belirdi.