İçeriğe geç

Love On Route 47 (Taekook)

Bölüm 11 · 7 dk okuma

Love On Route 47 (Taekook)

Bölüm 11

✮⋆˙ 𝟮. 𝙎𝙚𝙯𝙤𝙣 𝟭.𝘽ö𝙡ü𝙢

Hei millet, nasılsınız?

Bilmeyenler için ben Luca.

Bu bölümle birlikte Love On Route kitabının 2. sezonuna geçmiş bulunuyoruz! Eğer 1. sezonu hâlâ okumadıysanız, profilimden ulaşabilirsiniz.

Şu an sizi neler bekliyor, tam olarak bilmiyorsunuz… ama şunu net söyleyebilirim: Bu kitap, en çok şaşıracağınız bölümleri barındıracak.

Belki olaylar mutlu şekilde ilerlemeyecek.

Belki istediğiniz gibi bitmeyecek…

Ya da tam tersi olacak.

Ama bugüne kadar merakla yeni bölümleri bekleyen, desteğini esirgemeyen tüm okuyucularıma kocaman bir teşekkür ediyorum. Şimdiye kadar ne beğeni için, ne yorum için asla zorlayıcı olmadım. Ve asla da olmayacağım.

Buna rağmen artan görüntülenme sayısı benim için tarifsiz bir mutluluk kaynağı.

Bir bölümü okuyup yorum yapmasanız da, beğenmeseniz de, sadece zaman ayırıp göz gezdirmeniz bile benim için çok kıymetli. Ama desteklerini samimiyetle gösterenlerin yeri de bambaşka, bunu unutmayın.

Her kitabın bir hikayesi, bir ruhu, bir yaşanmışlığı vardır. Bence en kıymetli olan şey, sonuna kadar gelen insanlardır. Ne olursa olsun, yazmaya devam edenlerdir.

Yolun sonunu bilen değil, yolda kalmayı göze alanlardır önemli olan.

Ve eğer bir gün… ansızın bu dünyadan kaybolursam. Kalbimde ve zihnimde asla silinmeyecek şeylerden biri:

Kimsenin lafını umursamadan, bir gün yazdığım bu satırları, hissettiklerimi, hayallerimi dünyayla paylaşabilmiş olmam olacak.

İşte bu bile, başlı başına bir gurur kaynağı benim için.

Belki bir gün yaşlanamam. Belki o küçük çocukla bir daha konuşamam.

Ama en azından, bir zamanlar hayallerini anlatan ve gelişen bir “ben” vardı diyebilmek bile yeterli.

Ben… küçük Elysia'nın hayallerini yazarlığını devam ettirdim. Ve bir gün benim hayallerim yarım kaldığında, başka bir evrende, belki mutlu olan başka bir Luca, onun yerine devam edecek.

𓍯𓂃𓏧♡

Bir Haftanın Ardından

O büyük olayın üzerinden bir hafta geçmişti.

Taehyung, koca bir haftada sadece birkaç kez gözlerini aralayabilmişti. Ama uyanmak denemezdi buna. Gözleri ince bir çizgi hâlinde açılıyor, birkaç saat sonra yeniden kapanıyordu. Bilinci bulanık, bedeni yorgun, ruhuysa tarifsiz bir çığlıkla susuyordu. Peki, bu bir haftada ne olmuştu? Cevabı aramak için en başa dönmeliyiz. Gerçek anlamda "en başa"...

Vahşi birer ebeveynin kendi çocuklarına yaptıkları işkencenin hemen sonrasına…

Taehyung’un vücudu aldığı darbelerle morarmış, kaynar suyun acısıyla kabuk bağlayan yaralar kapanmaya başlamıştı. Ancak ne yazık ki o kabuklar, acının izlerini silemeyecek kadar yüzeyseldi. Annesiyle babası onu o hâlde gördüklerinde yüzlerine yayılan tebessüm, zafer kazanmış birer savaş lordunun ifadesi gibiydi. Ama o zaferin bedelini kimse, Taehyung kadar ağır ödemeyecekti.

Kendi öz çocuklarını sevgiden değil, baskıdan doğan kurallarla büyütüyorlardı. Manipülasyonla düşüncelerini yönlendiriyor, vicdanın yerini korku alıyordu. Evin içinde cehennemi yaşayan Taehyung, dışarı adım attığı anda bir yalanın başrol oyuncusuna dönüşüyordu. Akrabaların, komşuların, tanıdıkların karşısında anne ve babası, "örnek ebeveyn" rolüne bürünüyordu. Herkes onları sevgi dolu, yardımsever insanlar sanıyordu. Gerçeği görebilen yalnızca biriydi: Taehyung’un teyzesi.

Ailesi, oğullarının bu hâlini bile mutlulukla izliyordu. Yardım etmek akıllarına bile gelmemişti. Hastaneye götürmek mi? Asla. Onun yerine, çöp gibi fırlatıp yatağa atmışlar, yorganı üzerine çekerek ardına bile bakmadan odadan çıkmışlardı. Adeta ölüme terk edilmişti.

Peki, bu süreçte kimse arayıp sormamış mıydı? Hiç kimse mi eve gelmemişti?

İşte işin en can yakan tarafı da buydu...

İki Gün Sonra, Akşam Saatlerinde

“Alo, Yoongi? Sesim geliyor mu?”

“Ah, evet Jimin. Bir şey mi oldu?”

“Yoongi... Taehyung iki gündür okula gelmiyor. Hâlâ ‘hasta’ deyip duruyoruz. Ama hatırlarsan, Tae hasta olduğunda bile okula gelirdi. Saat başı arıyorum, mesaj atıyorum. Jungkook görüntülü aramış hatta... Bahane olarak okuldan atıldığını söylemiş. Ama Taehyung ne mesajlara bakıyor, ne de cevap veriyor. Bence evine gitmeliyiz artık.”

Jimin’in sesi, kelimelere sığmayacak kadar endişeliydi. Her harfi, boğazında düğümlenerek çıkıyordu.

Yoongi bir süre sessiz kaldı. Sonra iç çekerek konuştu:

“Sözlerinde çok haklısın. Dışarıdan belli etmesem de içten içe ben de tedirginim. Hem havalar da sıcak, hasta olunacak bir durum yok ortada. Bildiğim kadarıyla alerjisi de yok. Kötü düşünmek istemem ama... başına bir şey gelmiş olabilir. Evine gitmek mantıklı.”

“İşte ben de aynısını söylüyorum. Ya kaza geçirdiyse? Ailesi bile telefonlara cevap vermiyor. Saat geç olmadan gidelim. Bence Jungkook’a da haber verelim. Yeni tanışmış olsak da, artık o da bizim arkadaşımız. Sen hazırlan, ben onu arıyorum.”

Konuşmanın sonunda Yoongi sadece, “Tamam,” dedi ve telefonu kapattı.

Jimin derin bir nefes aldı. Ellerini titreyen bir kararlılıkla yumruk yaptı ve hızla Jungkook’u aradı. Onu da ikna ettikten sonra, evinden çıkıp arkadaşlarıyla buluşacağı ortak noktaya yöneldi.

Saat 21.43’tü.

---

Jimin buluşma yerine vardığında, Yoongi ve Jungkook’u orada beklerken buldu. Gülümseyerek yanlarına yürüdü.

“En son yaz tatilinde Tae’nin evine gitmiştik. Mesajlara baktım. Konum burası, değil mi?” dedi, Yoongi’ye ekranı göstererek.

Yoongi başıyla onayladı. Üçlü hızlıca yürümeye başladı.

---

Sonunda Taehyung’un apartmanına vardılar. Jimin, hatırladığı şifreyi titreyen parmaklarıyla tuşladı. Asansörle değil, koşarcasına merdivenleri çıkıp beşinci kata ulaştılar. Zile basmadan önce bir an durdular. Rahatsız etmemek için kapıyı hafifçe tıklattılar. İçeriden kilit sesi geldi. Kapı yavaşça açıldı.

Karşılarında Taehyung’un annesi vardı. Kadının yüzündeki gülümseme, gerçeklikten alabildiğine uzaktı.

“Bayan Kim, umarım rahatsız etmiyoruzdur,” dedi Jimin, nazik bir şekilde.

Kadın yapmacık bir kahkahayla, “Hayır tabii ki, ama hangi rüzgar attı sizi buraya?” dedi.

“Taehyung için geldik. Normalde okulu asmaz. Bir şey mi oldu acaba?” diye devam etti Jimin.

Kadın, “Bu aralar kendini iyi hissetmiyor. O yüzden okula göndermiyoruz,” dedi. Gözleri bir anlığına yere kaydı.

Bu yalandı. Taehyung’un bırakın okula gitmeyi, gözünü açacak hâli bile yoktu.

Yoongi adım atarak ciddi ve şüpheci bir sesle konuştu:

“Hasta olduğunu söylüyorsunuz, ama siz onu hasta hâlindeyken bile okula gönderen insanlardınız. Durumu ciddi olmalı. Onu görmemiz mümkün mü?”

Kadın, yalancı gülümsemesini korumaya çalışarak, dişlerini sıktı. Siniri yüzünden okunuyordu ama rol yapmayı bırakmıyordu.

“Şu an uyuyor. Dediğim gibi, kimseyle konuşmak istemiyor.”

Jimin bir adım öne çıkarak bastırdı:

“Biz kimse değiliz ki. Onun en yakın arkadaşlarıyız. Taehyung en zor anında bile önce bizi arar.”

Kadının sabrı tükenmişti. Gözleri alev almış gibi parladı.

“Artık istemiyor. Size mi soracak! Defolun buradan!”

Ve kapıyı yüzlerine sertçe kapattı.

Üçlü sessizce birbirlerine bakarak merdivenlerden indi. Hiçbir şey söylemeden dağıldılar. Jimin’in aklında aynı cümle dönüp duruyordu: “Taehyung böyle bir durumda bizi yalnız bırakmazdı...”

Jungkook çok az tanıyordu onları ama Taehyung’un bu denli uzaklaşması ona bile tuhaf gelmişti.

Gece yarısı olmuştu. Jimin odasında, başını yastığa gömerken Taehyung'un annesinin gösterdiği o sahte davranışı düşündü. O kadın, ne zaman onlara gitse kurabiye yapıp tatlı tatlı sohbet eden, Jimin’in ailesiyle yakından ilgilenen biri olmuştu.

Şimdi ise kapıyı yüzüne kapatan, Taehyung’un adını bile zorla söyleyen birine dönüşmüştü. Aklı almıyordu. Boğazındaki düğümle, sessizce haykırmak istiyordu.

Öfkeyle yastığına sarılıp yüzünü bastırdı. Ardından, hızla telefonunu aldı. Parmakları bir isme kaydı:

“Taenity”

Ve mesajı yazmaya başladı. Parmağı titriyordu ama içindeki her şeyi kelimelere döküyordu.

Taenity

Jemore

- Saat geç biliyorum… Ama yazmak zorundayım. Çok sinirliyim ve aynı zamanda korkuyorum. Annen, moralinin bozuk olduğunu söyleyerek kapıyı yüzümüze kapattı. Eğer gerçekten öyle olsaydı bunu ilk bana yazardın, değil mi?

00.16 gönderildi.

- Aklımda binlerce soru var. Ve şu an... senin başına kötü bir şey gelmiş olmasından delicesine korkuyorum.

- En büyük kavgamızı ettiğimizde bile mesajlara bakmıştın, Tae. Şimdi hiçbir tepki vermiyorsun.

- Eğer bu bir şakaysa... yemin ediyorum konuşmam seninle. Eğer seni kırdıysam, ya da biz kırdıysak özür dilerim.

- Ama düşünsene, okula en son geldiğin gün her şey normaldi. Hatta geçen yine okulda ufak bir kavga oldu, sen olmadığın için hiçbir şey umurumda bile olmadı.

- Okula gelirsen... sana en sevdiğin o pahalı noodle’dan üç kutu alacağım, söz.

- Seni düşündükçe uykum kaçıyor. Mideme kramplar giriyor. Aklımı kaybedeceğim.

00.25 gönderildi.

- Annenin tavrı ilk defa böyleydi. İçim içimi yiyor. Sana zarar verdiklerini düşünmek bile istemiyorum. Tanrı’ya dua edeceğim bu gece. Lütfen, lütfen güvende ol.

- Bu kadarcık ömrümde yemin ederim ki, çocukluk arkadaşlarıma bile senden daha az şey hissettim. Seni kimseyle bir tutmadım. Ailem bile yıllardır senin kadar ilgilenmedi benimle. Seninle tanıştığım o günden beri kendimi şanslı saydım.

- Ne olursa olsun, arkandan konuşmadım. Kötü düşünmedim. Seni sevmeyenleri hayatımdan çıkardım. Dostunu dost, düşmanını düşman bildim.

- İnanmayacaksın ama Yoongi’yi bile senin kadar sevmedim.

00.35 gönderildi.

- Bu bir haftada seni o kadar özledim ki… Ne desen, ne yapsan umurumda olmaz. Yeter ki şu olsun: Sen iyi ol.

- Yarın okula gel lütfen. Bekleyeceğim.

- Gelirsen yemek ısmarlayacağım, çikolata alacağım, çantanı bile taşıyacağım.

- Tek istediğim şey... sabah kalktığımda telefonda tek bir bildirim görmek. O da senden gelen bir mesaj olsun.

- Tanrı seni korusun, Taehyung.

- Kendine iyi bak.

- Seni seviyorum… Sevdiğim.

00. 47 gonderildi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.