İçeriğe geç

Lotus Krallığı

Bölüm 7 · 22 dk okuma

Lotus Krallığı

Bölüm 7

TEKLİF

Maalesef bazı harfler sebebini henüz bilmediğimiz bir sıkıntıdan dolayı asıl belgede olmasına rağmen burada gözükmüyor. Lütfen kusura bakmayın...

Bir de rica etsem bölümleri beğenip yorum yapar mısınızzzzz? Hem yazarken hem de düzenlerken çok emek harcanıyor...

5.BÖLÜM

TEKLİF

17 yıl önce...

Ra an çek ğim kitabın tozu burnuma geçerken acı acı öksürdüm. Saatlerce “Aekasa Krallığı’nın Mor Kaleleri”

kitabını ararken çeşit çeşit kitapların tozlarını çekmiş m içime. Kütüphanenin öbür ucundan gelen endişeli sesle öksürüklerimi kesmeye ve ona cevap vermeye çalış m.

“Lotus çiçeği iyi misin?”

“İ-iyiim sadece toz kaç .”

“Daha dikkatli olmalısın yoksa hastalanacaksın ve ben tekrar evinizde geceleri geçirmek zorunda kalacağım.”

Dudaklarımın arasından bir kıkırdama sıyrılırken alaylı bir sesle seslendim.

“Bundan rahatsız olduğunu bilmiyordum.”

“Doğrusunu istersen en güzel gecelerimi oralarda geçiriyorum.”

İkimizden de kısık gülüşler uçuşurken ra aki kalan kitaplara da bakmaya devam e m.

“Bu kitabın burada bulunduğuna emin miyiz?”

“Brina Ana burada olduğunu söyledi.”

“Bizden saklıyor olabilir mi?”

Uzaklardan buna karşı çıkan bir ses yükseldi tekrar.

“Sanmıyorum lotus çiçeği. Saklamak istese bile bizden en fazla ne kadar saklı tutabilir ki?”

Ra n sonundaki kitaba parmaklarım uzanırken omuzlarımı silkeledim.

“Bilmem.”

Kitabı elime aldığımda üzerinde kocaman harflerle yazılmış “Karanlık Kehanetler” başlığını görünce hayal kırıklığıyla onu yerine bırak m ve yavaşça merdivenden inerek diğer devasa kitaplığa çek m.

“Son zamanlarda sence de biraz ters davranmıyorlar mı bize karşı?”

Karşı tara an bir yanıt duyamayınca sözlerime devam e m.

“Başlarda birazcık can sıkın sından dolayı olabileceğini düşünmüştüm ancak yanılmışım.”

Karşıdan hala bir ses gelmiyordu.

“Bize karşı aşırı disiplinli ve sert davranmaya başladılar.”

İçime derin bir nefes çekerek son sözlerimi söyledim.

“Bunların hepsini sırf birbirimizi seviyoruz diye yap klarına inanamıyorum.”

Raflardaki bütün kitapları ayıklamış ve kitabı bulamamış m. Kitabı bulamamın verdiği sinir bozucu havayla yumruğumu rafa vurdum.

“Kahretsin.”

Ancak hiç beklemediğim bir anda ayağım merdivenin basamağından kaydı ve dengemi kaybe m. Havada sırtüstü süzülürken hızla bedenim yere yaklaşıyordu. Kendimi sıcak ve güvenli kolların içinde bulduğumda ise

yavaşça sıkıca kapa ğım göz kapaklarımı araladım. Siyah saç tutamları soğuk tenime değerken mavi gözleri bana ışıldayarak bakıyorlardı.

“Sana dikkat et dedim lotus çiçeği ancak kendini ateşe atmak konusunda ısrarcısın. Ben de her defasında içine dalmaya razıyım.”

Her şeyiyle bana odaklanmasının verdiği heyecan ve utançla onu sertçe i m ve gülerek ondan uzaklaş m. Ona döndüğümde hala beni izliyordu.

“Sen de abartma ar k. Al üstüayağım kaydı, ölmüyordum. Ayrıca en fazla evimizde birkaç aylığına konaklayacak n. Ar olarak bir kitap roman zmini gerçek hayata uyarlamak işini biraz azaltmalısın. Biz burada

tek başımıza değiliz.”

Bana a ğı bildik bakışlarını bana uza ğı bir şeye odakladı. Elindeki kitaba bak ğımda ağzımdan kısa bir çığlık duyuldu.

“Bulmuşsun!”

Kitabı ellerinden alırken yüzünde gururlu bir ifade oluştu. Az önce yaşadığım utancın etkisindeyken treyen sesim yerini neşeli çığlıklara bırak . Kitaba sevinçle bakarken ona dönüp konuştum.

“Bulduğumuza inanamıyorum! Hadi okuyalım! Hadi okuyalım!”

Beni sakinleş rmeye çalışan uzun kolları beni yavaşça sardı.

“Tamam,tamam okuyacağız. Arka bahçeye gidelim.”

Kütüphanenin çıkış kapısına ilerlerken tüm beynim kitaba odaklıydı ancak aradan şkıran bir soru mutluluğumu bir anlığına böldü. Arkamdan gelen uzun cüsseye döndüm ve gözlerimi gözlerine odakladım.

“Söylediklerim hakkında ne düşünüyorsun?”

Neşeli olan gözleri bir anda karardı ve bir süreliğine öylece bana ve elimdeki kitaba bak . Kısık bir sesle cevap verdiğinde içten içe çok irkilmiş m.

“Sadece bizim iyiliğimizi düşünüyorlar lotus çiçeği. Ama zamanla fikirleri değişecek r merak etme. Herkes ilk başta birazcık kararsız ve karışık r.”

Bunu o kadar acı bir şekilde söylemiş ki içimden bir şeylerin iyi gitmediğini düşünmeye başladım. Hayal kırıklığı ve ümitsizlikle dolu bir sesle ona karşılık verdim.

“Umarım değişir.”

Yavaşça çıkışa doğru ilerlerken huzurum iyice bozulmuştu. Her şey kafamda birer soruydu. Son zamanlarda gi kçe yaklaşan bir felaket vardı. Yüreğim bunu sezebiliyordu. Ama en çok kafamı karış ranı bir şeylerin benden saklanmaya çalışıldığıydı. Annem ve Brina Ana bir şeyleri biliyordu. O da bunu biliyor ama benden

saklıyordu. Bunu neden sakladıkları hakkında bir fikrim yoktu ama eninde sonunda her şey ortaya dökülecek .

Bana bildikleri her neyse yakında anlatmaları gerekecek . Yoksa kendi yolumla öğrenmeye kararlıydım.

Göz kapaklarımı araladığımda tavandaki Lotus mo fleri bana nerede olduğumu tekrar ha rla . Haya mda uzun zaman sonra ilk defa bu kadar rahat bir uyku çekiyordum. Yataktan doğrulacak gücüm yoktu,psikolojik olarak çok ağır hissediyordum.

Kafamı tavandan ayırarak arasından güneş ışıklarının sızdığı pencereye bak m.

Güneş bütün ih şamıyla dağların arasından kendisini gösteriyordu. Odamın pencereleri uçsuz bucaksız vadiye bakıyordu ve benim için muhteşem bir manzara yara yordu. Hala kalkmak istemesem de yavaşça bacaklarımı yataktan aşağıya sallandırdım. Ağır ağır ayaklarımın zemine değmesine bekledim. Halının yumuşak dokusunu

hisse ğimde ba aniyeyi üstümden a m ve sır mı esne m. Uzun uzadıya esnedikten ve etra mdaki şeyleri algıladıktan sonra pencereye doğru ilerledim ve perdeleri sonuna kadar açtm.

Pencereleri de açarak sabahın serin havasını doya doya içime çek m. Vadinin yara ğı tablo içime huzur yayıyordu. Üst bedenimi pencereden

uza m ve kollarımı sonuna kadar açarak hızla esen rüzgarla beraber gökyüzünde özgürce uçan bir kartala dönüştüm. Gözlerimi kapa m ve havayı doya doya içime çek m. Göz kapaklarımı yavaşça aralarken aşağıya bak m,şehir al a sabahın ilk ışıklarıyla beraber yavaş yavaş uyanıyordu.

Sokaklar bomboştu, yemek arayan

hayvancağızlar hariç. Bunları düşünürken aklıma dün gece koridorun sonundaki resim geldi. Gözlerimin önünde belirdi,o karanlık

köşede duran yarısı yır k tablo...Solan bir Lotus çiçeği ve karşısında acizce duran bir adam...Tablonun az çok

neyi anlatmak istediğini anlıyor gibiydim ancak emin değildim. O an içimde büyük bir merak uyandı,koridordaki

köşede duran bu tabloyu tekrar görmek istedim. Beni huzursuz kılan bu merak daha da ateşlenirken karşımdaki

güzelliğe arkamı döndüm ve odanın bir kenarında duran aynaya doğru ilerledim.

Aynanın tam karşısında durduğum zaman ne kadar korkunç ve acınası bir halde olduğumu ilk defa fark

ediyordum. Bedenim iyice zayıflamış geriye sadece kemikler kalmış . Yüzüm ise tam bir facia idi. Kırışıklıklar her

yerdeydi,dudaklarım kurumuşlardı. Gözlerimin al ndaki mor halkalar fazlasıyla belirgindi. Çaresizce yüzüme

bakarken uzun zamandır kendime bakım yapmadığım aklıma geldi. Çok uzun süredir kendime aynada bile

bakmamış m.

O sırada aynanın yanındaki masanın üzerinde ufak tefek şeyler olduğunu fark e m. Yaklaş ğım

zaman bunların bir nevi cilde sürülebilecek bakım kremleri olduğunu fark e m. Teker teker hepsini elime aldım

ve aralarında pembe renkli olanı seç m. Yüzüme sürmeden önce odanın bir yerindeki banyoya doğru ilerledim

daha yüzümü bile yıkamamış m.

Banyoya girdiğim zaman kalan her şeyden farksız olarak gayet lükstü. Yüzümü iyice yıkadıktan sonra havluyla

kuruladım ve tekrar aynanın karşısına geç m. Yüzümü yıkamak bile fark yaratmış üstüne kremi sürdüğümde

ise on yıl gençleşmiş gibi duruyordum. Yüzümle işimi bi rdikten sonra gözlerim giydiğim yır k kıyafetlere kaydı.

O kadar çok solmuşlar ki hangisinin ne renk olduğu anlaşılmıyordu neredeyse. O an aynanın yansımasından

kapının yakınındaki küçük bir masanın üstüne koyulmuş kıyafet parçalarını fark e m. Yanlarına gi ğimde ise

bunların bana özel olarak kahverengilerden yapılmış bir pantolonla gömleğin olduğunu gördüm.

Üzerime

geçirdiğimde ise bedenime uygun olarak seçildikleri ve vücudumun hatlarını belirginleş rdiği belli oluyordu.

Son olarak da masanın yanına konmuş çizmeleri de ayaklarıma geçirdiğimde aynanın karşısında bambaşka biri

duruyordu. Ama hala bir şeylerin eksik olduğunu hissediyordum. Ve tabiki de saçlarımı taramayı unutmuştum.

Örgüyü çözdüm ve omuzlarımdan aşağıya dökülmesine izin verdim. Saçım geriye kalan her şeyden ayrı olarak

gayet sağlıklı ve gür duruyordu. Hafif tarakla taradıktan sonra ar k inmek için hazır olduğumu düşünüyordum.

O an neredeyse unutmuş olduğum bir şey aklıma geldi. Koridorun sonundaki karanlık köşede duran o yır k

tabloyu görmek zorundaydım. Aynanın karşısından ayrılarak kapıya doğru ilerledim ancak çıkmadan öncetereddüt etmeye başladım. Aklıma dün gece Louis ile olan konuşmamız geldi.

Dün bize edilen teklifi

düşünmemiş m bile. Şüphesiz birazdan bizi kahval ya çağıracaklardı ve ben bir cevap bulmak zorundaydım.

Ancak kafamın içi bomboştu. İki ateş arasında kalmış gibiydim. Eğer reddedecek olursam Louis beni bırakıp

gidecek ve böylece onu ölüme terk etmiş olacak m ama kabul edersem de yolculuk boyunca Heinrich’e

katlanmak zorunda kalacak m.

Buna bir cevap bulmak zordu. Kafamda henüz hiçbir şey belirgin gibi değildi. Bu

çaresizliği bir yana bırak m ve koridora çıkıp tabloyu bulmaya karar verdim. Kapıyı yavaşça aç m ve yavaşça

koridora bak m. Bu upuzun koridorda kimse yoktu. Seri bir şekilde kimse görmeden ilerlemeye başladım.

Yürürken sürekli arkama bakıyor,kimsenin beni görmediğinden emin olmaya çalışıyordum.

Sonunda köşeye vardığım zaman önümdeki tablo tekrar beni ele geçirmiş . Eşsizliğiyle kendisini diğerlerinden

ayıran bu resmin özelliğini bulmaya çalışıyordum. Solmaya başlamış bir Lotus çiçeği sihri ifade ediyor

olabilirdi,yanındaki duran adamı ise tanıyamıyordum. İçimden bir ses bu tablonun aynısını bir yerde daha

gördüğümü söylüyordu ancak bir türlü nerede gördüğümü çıkaramıyordum. Zihnimde canlanan anı bulanık .

Bu tablonun gizemini çözemiyordum. Ben tüm gücümle odaklanmışken arkamdan adım seseleri geliyordu,hızlı

bir şekilde bana doğru yaklaşıyordu. Kalbimin hızla atmaya başladığını ve neredeyse göğsümden rlayıp

uçacağını hissediyordum. Adım seslerinin bana en yakın olduğu anda arkamı döndüm. Ancak döndüğüm zaman

boş bir koridor ve karanlık köşesinde duran benden başka kimse yoktu.

Sabah güneşinin vurduğu masanın sandalyelerinde otururken Louis kafasındaki soruların arasından zar zor

boğazına geçirebiliyordu lokmalarını. Dünkü yaşananlardan sonra ikimizin de kafası karışmış . Ben kafamda

vermem gereken cevabı düşünürken ellerim masanın üzerinde duran binbir çeşit yemeğe dokunamıyordu bile.

“Krallık bunca yıldır esir tutuluyor,halk ar k buna dayanamıyor çoğu defa savaşmayı önerdim ancak kimse

kendisinin ya da evlatlarından birinin kanının dökülmesini istemiyor bu yüzden ben de sizin yardımınızla ve

Kurtlar Krallığı’ndan yardım isteyerek diyarı Zincir’in şerrinden kurtarmak is yorum.”

Gözlerim kararmış,önümü göremez olmuştum. Karanlıkta Heinrich’in yüzü belirdi.vSöylediklerini tekrar tekrar

işi yor,sesi dayanılamayacak şekilde beni ksindiriyordu.

“Eleena sizinle önemli bir konuyu konuşmak is yorum,krallık ile ilgili.”

Ağzından çıkan o iğrenç ses tonuyla adımı söylemiş . Adım dudaklarının arasında durmadan tekrarlanıyordu.

“Eleena”

“Eleena”

“Eleena”

“Eleena”

“Eleena”

“Eleena”

Sesi daha da çok yükselmeye daha çirkin bir hal almaya başladı. Beynimi susturmak için gözlerimi kapadım

ancak hiçbir fark yaratmıyordu tam aksine sesi yükselmeye devam e ve tam zirvede olduğu anda Louis beni

hafifçe dür ü.

“Anne,iyi misin?”

Gözleri tenime yumuşakça dokunurken içime sinen sıcaklıkla omzumda duran bembeyaz ellerini okşadım.

“İyiim.”

Biz Louis ile bakışırken Atarah ile Heinrich birbirilerine şaşkın şaşkın bakıyorlardı. Tekrar önümde duran boş

tabağıma bak ğım zaman Heinrich konuşmak için boğazını temizledi.

“Hazırla ğım kahval masasını beğenmediniz mi yoksa,elinizi bile sürmediniz Eleena Hanım. Hemen yeni bir

tanesini hazırlatalım sizin için. Boş bir mideyle sizinle sohbet edemeyiz yoksa.”

İğrenç sesi boğazımı karken burnuma dolan yemeğin kokusu beni kusacak dereceye ge riyordu. Heinrich’in

boğuk duyulan sesiyle beraber başımın döndüğünü,bayılacağım gibi hissetmemi sağlıyordu. İçime derin bir

nefes çekerek bunal nın geçmesini bekledim. Karnımdaki ağrı hafifledikten sonra Heinrich’e doğru dönerek

kendimi cevap vermek için hazırladım.

“Yemek masası şahane olmuş efendim ancak ben kulübemde yemek yemeye alışık bir insanım.Upuzun masalar

üzerine kurulmuş binlerce çeşi eki lüks yemeği canım çekmez.Ama siz merak etmeyin,tok hissediyorum bu

sabah,zahmet etmenize gerek yok.”

Söylediklerimden pek etkilenmiş bir şekilde başını salladı ve ardından önündeki tabağa dönerek yemeğini

yemeye devam e .Çatal bıçak seslerinin arasında tekrar sessizliğe gömüldük. İç sesim tekrar yükseldi.

“Gözünde saflığınla yer edinmişsin savaşçı. Küçük hareketlerle seni yumuşatmayı başarıyor.”

Sesi geldiği yere göndererek duruşumun biraz olsun düşmesini engelledim. Herkes gözünü yemeğe

dikmiş,kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Ben çatalımla önüme birkaç tane zey n koyarken prensesin ince ve

keskin sesi kulaklarımda çınladı.

“Dün size sunduğumuz teklif hakkında ne düşünüyorsunuz Eleena Hanım.”

Bu herkesin bana “Eleena Hanım” diye hitap etmesi beni sinir ediyordu. Bana karşı kinle dolu olan kalpli

insanların bana fazlasıyla saygı göstermeleri içimdeki ateşin tutuşup kızışmasına neden olurken kafamı yavaşça

kaldırdım ve sır mı dikleş rerek cevabımı verdim.

“Henüz karar veremedim açıkçası prenses.”

Keskin güzellikle kutsanmış prenses bana küçük bir gülümseme sunarken büyük pembe dudakları aralandı.

“Bolca vak miz var efendim,acelede değiliz.”

Kafamı onaylayarak salladım ve tekrar önüme döndüm. O sırada Heinrich Louis ile sohbet etmeye başlamış .

“Size hiç aileniz hakkında soru sorduğumu ha rlamıyorum Louis,dün gece pek fazla konuşma şansımız

olmamış .”

“Ben Aeakasa Krallığı’ndan geliyorum efendim. 7 yaşındayken babam bizi savaşa giderek terk etmiş .

Ben,ablam ve annemle beraber mütevazı bir evde yaşıyorduk. Lormarsh ken ndeki bir çi lik evinde. Bir sabah

babamın ölüm haberi geldiği zaman annem bizi Lotus Krallığı’na götürme kararı almış .Yola çıkacağımız gün

ken en kırlara doğru ilerleyen bir ordu haberi aldık. Biz eşyalarımızı toplayamadan onlar köye

varmışlardı.Köydeki herkesin başta biz olmak üzere herkesin evini yak lar. Annem o yangında beni kurtarmaya

çalışırken yandı. Günün sonunda ben ve ablamdan başka kimse kalmamış . Ormana doğru ilerlemeye

başladığımızda yemeklerimiz ve suyumuz tükenmeye başladı. Bir sabah Lotus şehrinin sınırlarında ablamı da

kaybe m.İşte o günün gecesi Eleena beni ormanda buldu ve beni evlat edinmeye karar verdi.”

Heinrich şaşkınca Louis’i dinlerken Atarah gözünü bile kırpmadan önündeki tabağa bakıyordu.

Prenses kendine

hakim olma ye sini yi rmiş gibiydi. Çatal tutan eli öylece donakalmış . Duyduklarında fazlasıyla etkilenmiş gibi

duruyordu.

Gözlerinin yaşlanmaya başladığını görebiliyordum. Göğüs kafesi nefes alması sonucu yavaş yavaşinip kalkıyordu. Daha sonra kendine tekrar geldi ve yavaşça arkasına yaslanarak elindeki çatalı tabağın ortasına

bırak . Bu sefer ağzından hafif bir uğultu çıkararak nefes almaya başladı. Yeni fark e ğim omuzları açık olan

koyu mor elbisesinde elleri yavaşça gezinmeye başladı. Giydikleri onu bunaltmış gibiydi. Ağzından soluk almaya

devam ederken nefes alıp vermesi daha da zorlaşıyor gibiydi. Boğazından geçen hava canını yakıyordu.

Gözlerinin beyazlığı kararırken hızlı bir şekilde sandalyeyi iterek merdivenlerden yukarıya koştu.

Var gücüyle koşan prensese odaklanmış gözlerimin görüş alanına arkasından giden Heinrich de girdi. Ben

şaşkınca onlara bakarken Louis beni dürterek kaldırdı ve o da hızlıca onları takip etmeye başladı. Ne olduğunu

kavrayamadan kendimi Louis ile beraber koşarken buldum.

Ayak seslerini takip ederek ilerlemeye devam

ediyorduk. Bir koridordan çıkıp başka bir koridora çıkıyorduk. Bitmek bilmeyen bu koca karanlık koridorlarda

uzaktan gelen ağlama sesleriyle Heinrich’in konuşmaları ayak seslerine karışarak kayboluyordu. Uçsuz bucaksız

koridorlardan koşarak geçerken Louis’i yavaşlatmaya çalış m ancak oğlum öylesine hızla koşuyordu ki ellerimi

uza nca boşluktan başka bir şeyi yakalayamıyordum.Giderek benden uzaklaşıyordu. Bu sefer ona seslenmeye

karar verdim.

“Louis!”

Seslenişlerime bir karşılık gelmemiş . Arkasından birkaç defa daha seslendiğimde beni duymayan kulaklarının

Atarah’nın hıçkırık seslerine odaklandığını fark e m. Gözlerinde daha önce hiç görmediğim bir bakış vardı.

Sanki onları kaçırma korkusundan doğmuş bir endişe gibiydi. Louis köşeyi döndüğü zaman nefes nefese kalan

ben ar k yavaşlamaya,koşmayı bırakıp hızlı bir şekilde yürümeye başladım. Sesler yakınlaşıyor gibiydi,ayak

sesleri yok olmuştu bunu yerine ise Heinrich’in yalvaran sesi duyuluyordu. Merakım iyice artarken daha da

hızlanarak köşeyi döndüm.

Karşıma bir merdiven çık ğında seslerin yukarıdan bir yerlerden geldiğini fark e m. Kafamı kaldırıp yukarıya

bak ğımda bu merdivenlerin sarayın geri kalanından farklı olduğu dikka mi çek . Merdivenler parlayan

camlardan yapılmış . Üzerine boyayla çiçek mo fleri işlenmiş . Dönerek ilerleyen merdivenin korkulukları al n

sarısı bir maddeden yapılıydı. Biraz daha yukarıya bakınca da üzerimizde kalan tavanın da camdan yapılı olduğu

ve içeriyi güneş ışıklarıyla doldurduğu görülüyordu. Haya m boyunca bu kadar muhteşem bir yapı gördüğüm

ha rlamıyordum ancak giderek artan ağlama ve bağırış sesleriyle gerçekliğe geri döndüm.

Ağlayan prensesin

sesi camlarda yankılanıyordu. Hızla merdiveni çıkmaya başladım. Pek de uzun olmayan merdiveni bi rince

önümdeki devasa kapıyla beraber ağzım açık kalmış . Önünde Heinrich ve Louis’in durduğu ve prensesin

odasının kapısı olduğu anlaşılan bu kapı tüm duvarı kaplamış . Yavaşça yanlarına doğru ilerlerken prenses

bağırarak Heinrich’e bir şeyler söyledi. Ne dediğini anlayamamakla beraber Louis’in gelişimden haberi bile

olmadığını fark e m. Ben şaşkınca olanları kavramaya çalışırken Heinrich konuştu.

“Atarah,kızım bana kapıyı açar mısın? Seninle konuşmak is yorum,seni üzenin ne olduğunu anlamak is yorum

bebeğim.”

“Baba git buradan!”

Atarah’nın cevabı üzerine kaşlarını çatan baba ses tonunu biraz daha azaltarak tekrar konuştu.

“Peki çocuğum. Ne zaman konuşmak istersen ben burada olacağım.”

“Baba yalnız kalmak is yorum,git buradan!”

Atarah’nın yanı üzerine Heinrich başını eğerek arkasını döndü. Hala prensesin kapısına bakan Louis ise derin

nefesler alıp veriyordu. Heinrich beni fark edince yüzüne küçük bir gülümseme yerleş rerek bana eliyle arkamı

gösterdi.

“Bu olanlar yüzünden size çok özür diliyorum Eleena Hanım. Biz tekrar kahval masasına dönelim.”

Prensesin odasından tekrar yükselen hıçkırık sesleriyle beraber başımı onaylayarak salladım ve Louis’in yanına

yaklaşıp kolundan çekmeye başladım. Louis bana karşı direnecek herhangi bir hareke e bulunmadı ama kapıya

bakmaya devam e . Bizler yavaşça merdivenleri inerken prensesin ağlama sesleri devam ediyordu.

Yavaş yavaş

uzaklaşmaya,önceden geç ğimiz koridorlardan tekrar geçmeye başladık. Kahval masasının olduğu yere varana

dek ne Louis ne de Heinrich tek bir kelime e . Ben Louis’i tu uğum kolundan masaya oturturken Heinrich masaya öylece bakıyordu. Kaşları ça lan baba bir şeyleri derince düşünüyor gibiydi.

Bir süre sonra Louis rahatlamış gibi görünüyordu,Heinrich ise hala masaya öylece bakıyor,kaşları ça k bir şekilde sandalyenin sır na

dayandırıyordu kendisini. Ellerindeki damarların kasılıp gevşediğini görebiliyordum. Sonunda alnından bir ter damlası süzüldüğünde tekrar kendisine gelmiş ve elleriyle yüzünü ovuşturarak kendisine çekidüzen vermeye çalışmış . Aldığı nefesi gürültülü bir şekilde geri verirken gözleri benim gözlerime kenetlenmiş . Bana bakarken

sır nı dikleş rerek bir şeyler söylemeye hazırlandı.

“Evet Eleena Hanım,kararınızı verebildiniz mi?”

Louis ani bir şekilde kafasını kaldırıp bana bakınca gözlerindeki o ateşi gördüm,içinde kavrulup duran yangın daha da hararetlenmiş gibiydi. Oturduğu sandalyeden yavaşça kalkarken Heinrich’in odağı hala bendeydi. Louis benim karşımda durdu ve gözlerini gözlerime kenetledi. Aramızda oluşan bağla beraber dışdünyadan izole olmuştuk adeta. Gözlerinin içine bakarken çek ği acıyı hissedebiliyordum. Gözlerindeki bu yangının bir in kam ateşi olduğunu fark edebilmiş m. Benim biricik oğlum in kam ateşiyle yanıp tutuşuyordu. Kalbimdeki kabuk tutmuş yaraların tekrar açıldığını hisse m. Bana tekrar acı vermeye başladıklarını fark e m. Louis sonunda

dudaklarını araladı.

“Zincir benden her şeyimi almış .Annemi,babamı...Ailemi...Yıllardır içimdeki bu kinle yaşıyorum anne. Sen de

bu acının aynısından ta n,sen de en az benim kadar biliyorsun. Atarah’nın annesinin ölümünden sorumlu

olanlar da onlardı. Onlar bizi parçalara ayırırken bizim onlara hiçbir karşılıkta bulunmamamız sence ne kadar

doğru? ”

Boğazımın yanmaya başladığını hissediyordum. Yaralarımın deşilmesinin verdiği acıyla beraber gerçeklerden

haberi olmayan insanlara acıyordum. Oğluma acıyordum...

“Bir zamanlar sahip olduğumuz her şeyin elimizden alınmasına susacak mıyız haya mız boyunca?”

Bir daha acıdım gerçeklerden haberi olmayan insanlara...

“O kız da bizim iç ğimiz aynı kadehten içiyor!”

Ve bir daha acıdım yalanlarla kandırılmış insanlara...

“Söylesene anne!Sevdiklerinin hakkını almayacak mısın o pisliğin elinden?!”

Söyledikleriyle kalbimin en derin noktasını vurmuştu. Sevdiklerimin ben de bırakmış olduğu

boşluktan...Annemin yokluğunda yaşamının verdiği azabı bir daha ha rla bana. Brina Ana’nın benim

yüzümden ölüşünü tekrar ge rdi gözümün önüne. Sevdiğim insanların ben yaşamaya devam edeyim diye

ölüşünün ve bir kefene sarılıp toprağa gömülüşünün tekrar acısını çek rdi bana. Kaşlarım kalbimde oluşan

acıyla beraber ça lırken oğlumun içindeki yangının giderek büyüdüğünü görebiliyordum. Göğüs kafesi hızlı hızlı

kalkıp inerken ellerini yumruk halinde sıkmış bana ö eyle,kinle ve acıyla bakıyordu. İlk defa onun bu kadar çok

acı çek ğini anlıyordum. Bana hiçbir zaman bu kadar ö eyle bakmamış . Bu seferki konuştuklarında kararlı

olduğu anlaşılıyordu.dişlerini birbirine bas rırken konuştu.

“Onlara karşılık vermenin zamanı geldi anne.Bunun bir dönüşü yok,ya savaşacağız ya da sonsuza kadar tutsak

kalacağız. Ve sen gelmek istemiyorsan ben gideceğim. Seni korumak için gideceğim,herkesin çek ği acıların

hakkını almak için gideceğim.”

(Orinthia’nın anla mıyla)

Ağacın gölgesinde otururken esen rüzgarla beraber saçlarım havada uçuştu. Sabahın huzurlu serinliğiyle

beraber kendimi çimenlerin üzerine a m. Havayı doya doya içime çekerken bugün nelerle karşılaşacağımı

düşündüm.

Aklıma dün en son Atarah’nın beni arka bahçede yürürken ani bir şekilde bırakıp gitmesi geldi.

Nedenini fazlasıyla merak ediyordum ancak dün gecenin yaklaşık yarısına kadar beklememe rağmen Atarah bir

türlü geri gelmedi,ben de eve dönmek zorunda kalmış m. Ama bugün benden bir kaçışı yoktu,bana dün neden

aniden beni bırakıp gi ğini en küçük ayrın sına kadar anlatacak .

“Atarah!”

Duyduğum Kral Heinrich’in bağrışıyla yerimden sıçradım. Düşüncelerimden sıyrılmış,ne olduğunu kavramaya

çalışıyordum. Bu ses anlaşılan sarayın içinden geliyordu.

“Atarah!”

Kralın tekrar bağırması üzerine yerimden hızlıca kalkarak bahçenin içinden geçmeye başladım. Giderek saraya

yaklaşırken bağırış sesleri kaybolmuştu onun yerine ise Atarah’nın odasından gelen uğultulu sesini

duyabiliyordum. Yerimde durup ne dediğini anlamaya çalış m ancak sadece hafif bir gürültüden başka bir şey

olmayan prensesin sesi de yavaşça kayboldu.

Kaşlarım ça k bir şekilde yerimden ayrılmayarak düşünmeye

başladım. İki veya üç yıl önce ara sıra Atarah’ya böyle şeyler olabiliyordu. Genelde annesinin konusu açıldığında

ya da herhangi birinin ölümünden konuşulunca Atarah hıçkırıklara boğulur ve kendisini gün boyu odaya

kapa rdı ancak çok uzun zamandır Atarah’nın böyle bir şeyi yap ğını ha rlamıyordum. Annesinin ölümünü

kabullenmiş ve bu acıyla yaşamaya adapte olmuştu. Peki ama bugün bunu ona tekrar ha rlatan ne olmuştu?

Kafamdaki sorularla beraber yavaşça sarayın pek de uzakta olmayan yemek salonuna açılan kapısına doğru

ilerlemeye başladım. Beynimde binlerce ih mal dönüyordu ama bunların arasından bir tanesi bile Atarah’nın

neden böyle yapabileceğini açıklamıyordu. Kapının kolunu tutup çevirdim ve kapıyı sakince i m,tam o sırada

merdivenlerden inen birkaç kişiyi gördüm.

Bunlar:Kral Heinrich,uzun kıvırcık saçlı güzel bir kadın ve beyaz saçlı

bir genç.

Bu tanımadığım insanlar karşısında ne yapacağımı bilemedim,paniklemeye başladım,beni her an

görebilirlerdi. Ellerim ve bacaklarım trerken gözüme merdivenlerin al ndaki boşlukları kes rdim.

Hemen

oraya sığındım o sırada ise kral ile bu iki kişi merdivenlerin sonlarına doğru ilerliyorlardı. Saklandığım yerden

onları gözetlemeye başladım,tanımadığım kadın oğlu olduğunu düşündüğüm çocuğu sandalyelerden birine

oturturken durgun gözüküyordu. Ağır ağır hareket eden kadınla beraber gür kahverengi saçı da yavaşça

savruluyordu.

O sırada kadının gözleri Heinrich’i bulmuştu,sandalyeye öylece dayanmış yapılı vücutlu adamı gözleriyle tarıyordu. Ben gözlerimi kadının güzelliğinden alamazken Kral Heinrich’in sesi kulaklarıma ulaş .

“Evet Eleena Hanım,kararınızı verebildiniz mi?”

Eleena mı? Duyduklarım karşısında ağzım açık kalmış . Neye uğradığımı kavrayamıyordum,elimle açık olan

ağzımı kapa rken gözlerimin şaşkınlıkla açıldığını arkamda duran aynadan anladım. Arkamı

dönmüş,gördüklerimin gerçekliğini düşünüyordum.

Kitaplarda yazılanlardan öğrendiğimiz bu kadın,benim ve

Atarah’nın en büyük hayallerimizden biriydi.

Küçükken oynadığımız oyunlarda,çizdiğimiz resimlerde her zaman

yer tutan bu kadın gibi olmak isterdik. Onunla belki de bir gün tanışabileceğimizi düşünürdük. Ama daha sonra

Atarah büyüyünce bundan konuşmaz olmuştuk,ben ne zaman konusunu açsam bahanelerle ya yanımdan

ayrılıyor ya da başka konuları konuşmaya çalışıyordu. Bir gün ona nedenini sorduğumda ise bana sadece onun

bir hikayeden ibaret olduğunu söylemiş . Günler,aylar ve yıllar geç ve şuan salonun ortasında duran bu kadın

Eleena idi.

Ben tüm bu düşüncelere dalmışken arkamdan kalın bir erkek sesi geldi. Tekrar onlara döndüğümde

bu ö eli sesin beyaz saçlı erkeğe ait olduğunu anladım. Eleena’yı kapatacak şekilde önünde duruyordu.

Giderek kızdığını sıkılan yumruğundan ve ensesinden süzülen ter damlalarından anladım. Ö eli sesiyle

anlamadığım,bilmediğim şeyler söylüyordu.

“Atarah’nın annesinin ölümünden sorumlu olanlar da onlardı. Onlar bizi parçalara ayırırken bizim onlara hiçbir

karşılıkta bulunmamamız sence ne kadar doğru?”

Başını anlamamış olmama rağmen Atarah’nın annesinin öldürülmesinden bahsedildiğini ve Zincirlilere karşı

savaşmak istediğini anladım.

“Bir zamanlar sahip olduğumuz her şeyin elimizden alınmasına susacak mıyız haya mız boyunca?”

Sesi giderek yükselirken Heinrich oğlana kaşları ça k bir biçimde bakıyordu. Daha sonra bakışlarını Eleena’ya

yönlendirdi. O sırada elleriyle oğlanın omzuna dokunmak istei ama aniden vazgeç ve onlara arkasını döndü.

Beni görmemesi için biraz daha gölgelerin arasına kayboldum. Kral elleriyle yüzünü ovuşturuyor,bu

konuşmadan rahatsız oluyormuş gibi bir hali vardı. Beyaz saçlı oğlan sözlerine devam e .

“O kız da bizim iç ğimiz aynı kadehten içiyor!”

Heinrich yüzünü ellerinin arasına alırken oğlanın vücudunun arkasından sonunda Eleena’nın yüzünü

görebilmiş m.

Sura ndaki ifadeyle beraber yüreğinin paramparça olduğunu görebiliyordum. Bir sürahinin yere

düştüğü zaman parçalara ayrılması gibiydi. Gözleri açılmış,dolmuştu. Kaşları yukarıya doğru ça lmış .

Gözlerinin al nda kırmızı renk belirginleşmiş,ağzı çok hafif açılmış . Burnunun ucu ise pembeleşiyordu.

“Onlara karşılık vermenin zamanı geldi anne.Bunun bir dönüşü yok,ya savaşacağız ya da sonsuza kadar tutsak

kalacağız.”

Bunu söylerken ö esinin son enerjisini de boşaltmış gibiydi ancak annesine ne kadar acı verdiğinden

habersizdi. Ortama ölüm sessizliği hakim olurken Heinrich sonunda ellerini yüzünden çekmiş . Eleenaların

olduğu tarafa doğru ilerlemeye başladı. Eleena hala karşısındaki oğlanla bakışırken Heinrich elini oğlanın

omzuna a .

“Louis, söylediklerin doğru oğlum ancak bunu bu şekilde ifade etmen doğru değildi.”

Adının Louis olduğunu öğrendiğim bu genç yavaşça Heinrich’e dönerek ona bakışlarını yönlendirmiş . Kral

Heinrich ise Louis’in omzuna diğer elini de koyarken gözlerini Eleena’ya odaklamış . Hala olduğu yerde duran

kadın karşısına öylece bakıyordu.

Yüzüne söylenen şeyler ona ağır gelmiş . Zar zor ayakta duruyordu,yanında

duran sandalyeye yaslanmış . Hala yaşadıklarının etkisindeyken sandalyeyi çek ve oturdu. Önüne bir süre bak ktan sonra gözlerini hiç ayırmadan sadece üç kelimelik bir cümle söyledi.

“Teklifinizi kabul ediyorum.”

Sesi keskin,konuşması açık ve ne . Heinrich ve Louis şaşkınca ona bakarken kafasını kaldırmadı,herhangi bir

hareke e bulunmadı sadece ve sadece önünü izledi. Kral Heinrich boğazını temizleyerek toparlandı.

“Tamamdır o zaman yarın sabah erkenden yola koyulalım.Bugünlük rahat bir uyku çekin ve kendinizi yolculuğa

hazırlayın akşam planı tar şmak üzere toplanalım. Kıyafetler ve bunun dışındaki bütün ih yaçlarınız hizmetçiler

tara ndan çantalara konularak hazırlanacak r. Yarın Zincir Krallığı’na yola çıkıyoruz.”

Bunu söylemesinin ardından merdivenlere doğru ilerledi. Hemen arkamı döndüm ve yukarı çıkıncaya kadar

bekledim.

Ayak sesleri uzaklaşınca tekrar salona bak m. Eleena ve Louis hala aynı yerde duruyordu. Bir süre

boyunca Louis annesini öylece izledi.Sonunda dayanamayıp bir şeyler söyleyecek gibi oldu ama sonra vazgeç .

Hiçbir şey yapmadan sadece merdivenlere yöneldi ve yukarıya çık . Sonuç olarak Eleena koskoca salonda tek

başına kaldı. Yüzünü ellerinin arasına aldı ve sessizce ağlamaya koyuldu. Kalbimin kırıldığını hisse m. Bu kadına

acımış m kim bilir Louis ona onları söylerken ne kadar çok yaralamış . Ancak Eleena beklediğimden çok daha

hızlı bir şekilde toparlandı ve aniden neredeyse sandalyeyi iterek kalk ve hızlıca merdivenlere yöneldi.

Beni

görmemiş olması için dua e m ve ayak sesleri yok olunca etra mı kontrol e m. Birinin orada olmadığındanemin olduktan sonra merdivenin al ndan çık m.

Eleena’nın oturmuş olduğu sandalyeye doğru ilerleyerek onu

tekrar yerine götürdüm. O sırada kafamda sürekli bu Zincir’e gitme fikri dolaşıyordu. Bu yolculuk nedense ilgimi

çekmiş . Ben de gitmek is yor maceralarına eşlik etmek is yordum. Bu toprağın özgür kalmasına ben de katkı

sağlamak is yordum ancak Kral Heinrich buna izin vermezdi hem de asla vermezdi. Yemek masasının etra nda

dolaşırken onlara nasıl eşlik edebileceğimi düşündüm.

Aralarına sızabilirdim ama bunu nasıl başaracak m? Bir

kere bu ekipte bir kral ve efsane olan bir savaşçı vardı aldığımız ilk birkaç kilometrede yakalanırdım. Elimle

masaya dokunurken bir tane sandalyeye dayandım. Bunun tek bir yolu olabilirdi o da arkalarından gitmek. Ama

bunun için benim bir yol haritasına ih yacım olacak . Her şeye karşı önlem alabilmeliydim. İzlerinden gidersem

onları her an kaybedebilirdim.

O zaman benim sarayın kütüphanesinden bir harita almam gerekiyordu. Bu gece

çantamı hazırlayacak yanıma para alacak m ve sabah erkenden onların arkasından yola koyulacak m. Sonunda

beklediğim an gelmiş . Her zaman bu krallığa bir faydam olsun istemiş m,işte bunun zamanı gelmiş . Evet! Ben de

bu yolculuğa ka lacak m ve zamanı geldiğinde onların karşısına çıkacak m ve onlara onlarla beraber gelmek

istediğimi söyleyecek m. Böylece beni ne geri gönderebilirlerdi ne de ben sürekli tehlike al nda olacak m.

Bölüm sonu

2 yorum