Bazı şeyler aniden olmazdı.
Bir düğmeye basılmış gibi.
Bir anda ortaya çıkmazdı.
Bazen yavaş yavaş büyürdü.
Fark edilmeden.
Sessizce.
Tıpkı MK'nin hisleri gibi.
—
Son zamanlarda bir şeyler değişmişti.
Bunu hissedebiliyordu.
Ama tam olarak ne olduğunu anlayamıyordu.
Red Son ile daha fazla zaman geçiriyordu.
Bu normaldi.
Birlikte görev yapıyorlardı.
Birlikte çalışıyorlardı.
Birlikte vakit geçiriyorlardı.
Bunların hepsi normaldi.
Değil mi?
—
"Peki neden sırıtıyorsun?"
MK irkildi.
Mei karşısında oturuyordu.
Kollarını bağlamıştı.
Yüzünde ise o korkutucu dedektif bakışı vardı.
"Ne?"
"Beş dakikadır boşluğa bakıyorsun."
"Bakmıyordum."
"Bakıyordun."
"Bakmıyordum."
"Red Son'u düşünüyordun."
MK boğazına kaçan içecekle öksürdü.
"NE?!"
Mei'nin sırıtışı büyüdü.
"Yakalandın."
"Yakalanmadım!"
"Yakalandın."
"Yakalanmadım!"
Pigsy uzaktan seslendi.
"İkiniz de dükkânın içinde bağırmayı bırakın!"
—
O gün MK bütün gün bunu düşündü.
Gerçekten son zamanlarda Red Son'u çok mu düşünüyordu?
Belki biraz.
Tamam.
Birazdan fazla.
Ama bu normaldi.
Arkadaşlar birbirini düşünürdü.
Değil mi?
—
Sorun şu ki...
Artık bazı şeyler farklı hissettiriyordu.
Örneğin Red Son güldüğünde.
Eskiden bu normaldi.
Şimdi ise nedense içini garip bir mutluluk kaplıyordu.
Red Son onu övdüğünde.
Eskiden omuz silkebilirdi.
Ama artık bütün gün bunu hatırlıyordu.
Ve en kötüsü...
Birkaç gün boyunca görüşmediklerinde onu özlüyordu.
—
"Bu kötü."
MK yatağına uzanmış tavana bakıyordu.
"Bayağı kötü."
Çünkü artık ne olduğunu anlamaya başlamıştı.
Ve bu onu biraz korkutuyordu.
—
Ertesi gün Red Son'un laboratuvarına gitti.
Kapıyı açtı.
Her zamanki gibi.
Ama bu kez içeri girer girmez durdu.
Çünkü Red Son uyuyakalmıştı.
Masanın üzerine kapanmıştı.
Her yerde planlar ve notlar vardı.
MK istemsizce gülümsedi.
"Yine sabaha kadar çalışmış..."
Sessizce yanına yaklaştı.
Normalde Red Son oldukça ciddi görünürdü.
Ama uyurken...
Daha sakindi.
Daha huzurlu.
MK bir an durup onu izledi.
Sonra ne yaptığını fark edip geri çekildi.
"Tamam."
Yüzü kızarmıştı.
"Bu kesinlikle normal davranış değil."
—
Birkaç dakika sonra Red Son uyandı.
Gözlerini açınca karşısında MK'yi gördü.
Ve neredeyse kalp krizi geçirecekti.
"Noodle Boy?!"
"Merhaba."
"Ne zamandır buradasın?"
"Biraz."
"Biraz mı?!"
MK güldü.
Red Son ise yüzünü çevirdi.
Çünkü saçlarının dağılmış olduğunu yeni fark etmişti.
—
"O kadar da kötü görünmüyorsun."
"..."
"Red?"
"..."
"Yüzün kızardı."
"ÇIK DIŞARI."
MK kahkahaya boğuldu.
—
Aynı gün yeni bir görev çağrısı geldi.
Bu kez şehir merkezinde ortaya çıkan gizemli bir enerji kaynağını araştırmaları gerekiyordu.
Görev basit görünüyordu.
Elbette basit değildi.
Çünkü hiçbir görev basit olmazdı.
—
Enerji kaynağını bulduklarında tuhaf bir durumla karşılaştılar.
Eski bir büyü mekanizması aktif olmuştu.
Ve mekanizma insanları çiftler hâlinde ışık zincirleriyle birbirine bağlıyordu.
İlk bağlanan kişiler kim oldu?
Tabii ki MK ve Red Son.
—
"ŞAKA YAPIYOR OLMALISIN."
Red Son'un sesi bütün bölgeyi inletti.
MK zincire baktı.
"Bu biraz komik."
"KOMİK DEĞİL."
"Biraz komik."
"KOMİK DEĞİL!"
—
Mei yere çökmüştü.
Gülmekten nefes alamıyordu.
Tang da durumdan fazlasıyla eğleniyordu.
Pigsy ise kaderine razı olmuş görünüyordu.
—
Zincirler yüzünden MK ve Red Son sürekli birlikte hareket etmek zorundaydı.
Bir yere giderken.
Koşarken.
Savaşırken.
Her şeyde.
Ve bu durum işleri çok daha utanç verici hâle getiriyordu.
—
Bir noktada MK takıldı.
Düşecekti.
Ama Red Son onu tuttu.
Yine.
Sonra birkaç saniye boyunca birbirlerine baktılar.
Bu son zamanlarda biraz fazla olmaya başlamıştı.
—
Red Son ilk bakan kişi oldu.
Ve hemen başka tarafa döndü.
MK ise neden kalbinin hızlandığını anlamaya çalışıyordu.
Ama cevabı zaten biliyordu.
Sadece kabul etmeye korkuyordu.
—
Saatler sonra büyü bozuldu.
Zincirler kayboldu.
Herkes rahatladı.
Özellikle Red Son.
Ya da en azından öyle görünüyordu.
—
Görev bittikten sonra eve dönmeleri gerekiyordu.
Ama MK durdu.
"Red."
"...Ne?"
Bir an sessizlik oldu.
MK derin nefes aldı.
"Biliyor musun..."
"Ne?"
"Sanırım son zamanlarda biraz garip davranıyorum."
Red Son'un kalbi hızlandı.
"Nasıl yani?"
MK başını kaşıdı.
"Tam açıklayamıyorum."
"Anladım."
Aslında hiç anlamamıştı.
Çünkü kendi kalbi de aynı derecede karışıktı.
—
O gece ikisi de uyuyamadı.
Farklı yerlerdeydiler.
Farklı odalarda.
Ama aynı şeyi düşünüyorlardı.
Birbirlerini.
Ve artık ikisi de bir şeylerin değiştiğini biliyordu.
Henüz isim koyamasalar bile...
Kalplerindeki duygular yavaş yavaş gün yüzüne çıkıyordu.
Ve çok yakında hiçbirisi bunlardan kaçamayacaktı.