Red Son'un bir sırrı vardı.
Ve bu sırrı saklamak giderek zorlaşıyordu.
Çünkü son birkaç haftadır ne zaman MK yanına gelse yüzü kızarıyor, ne zaman başı derde girse ilk onu düşünüyordu.
Bu durumun en kötü tarafı ise...
Artık yalnız değildi.
Çünkü Mei kesinlikle bir şeylerin farkına varmıştı.
—
"Kesin bir şey var."
Mei ellerini masaya vurdu.
Tang başını kaldırdı.
"Ne var?"
"Red Son."
Pigsy iç çekti.
"Yine mi?"
"Yine."
Tang merakla yaklaştı.
"Bu sefer ne yaptı?"
Mei sırıttı.
"MK'ye bakış şeklini gördünüz mü?"
Pigsy yüzünü kapattı.
Tang'ın gözleri büyüdü.
"Bekle..."
"EVET!"
"Gerçekten mi?!"
Pigsy derin bir nefes aldı.
"Bu konuşmaya dahil olmak istemiyorum."
Ama artık çok geçti.
Mei dedikodu moduna geçmişti.
Ve bu durdurulamaz bir güçtü.
—
Aynı sırada MK hiçbir şeyden habersizdi.
O gün Red Son'un laboratuvarına geldiğinde her zamanki gibi kapıyı açtı.
"Selam!"
Red Son neredeyse sandalyesinden düştü.
MK göz kırptı.
"İyi misin?"
"Elbette iyiyim."
"Az önce sandalyeden düştün."
"Bu stratejik bir hareketti."
"Tabii."
MK güldü.
Red Son ise kendi kendine sakinleşmeye çalışıyordu.
Çünkü MK'nin gülüşü yine dikkatini dağıtmıştı.
—
O gün yeni bir görev aldılar.
Şehrin dışında ortaya çıkan eski bir iblis enerjisi araştırılacaktı.
Bu nedenle ekip birlikte yola çıktı.
Ancak yol boyunca Mei sürekli sırıtıyordu.
Bu da Red Son'u tedirgin ediyordu.
Çünkü Mei'nin sırıtması genellikle felaket habercisiydi.
Ve haklıydı.
—
Öğle arasında herkes dinlenirken Mei aniden bağırdı.
"HEY MK!"
MK döndü.
"Ne oldu?"
"Red Son sana söylemek istediği bir şey var."
Red Son donup kaldı.
"DUR!"
Ama artık çok geçti.
MK şaşkınlıkla ona baktı.
"Gerçekten mi?"
Mei masum bir ifadeyle başını salladı.
"Evet."
Red Son hayatında ilk kez gerçekten panikledi.
"Hiçbir şey söylemeyecektim!"
"Ama söylemek istiyordun."
"MEI!"
MK ise olanları anlamaya çalışıyordu.
"Ne oluyor?"
Tang kahkahasını zor tutuyordu.
Pigsy ise başka tarafa bakıyordu.
Red Son o an başka bir gezegene taşınmak istedi.
—
Görev sırasında işler daha da karmaşıklaştı.
Eski enerji çekirdeği beklenenden güçlü çıktı.
Bir patlama meydana geldi.
Ve ekip birbirinden ayrıldı.
MK ile Red Son ise mağaranın başka bir bölümüne düştü.
—
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra MK gülümsedi.
"Sanırım mahsur kaldık."
"Fark ettim."
"Sinirli misin?"
"Evet."
"Mei yüzünden mi?"
"Evet."
MK güldü.
Bu kez Red Son da istemeden gülümsedi.
—
Mağaranın derinliklerinde ilerlerken enerji fırtınaları ortaya çıkmaya başladı.
Duvarlar titriyordu.
Yer sallanıyordu.
Tehlikeliydi.
Ama ikisi birlikte hareket ettiğinde her şey daha kolay görünüyordu.
Tıpkı her zaman olduğu gibi.
—
Sonunda çıkışa ulaştılar.
Ama önlerinde büyük bir enerji çatlağı vardı.
Atlamaları gerekiyordu.
MK hazırlanırken zemin kırıldı.
Ayağı kaydı.
Bu kez düşmedi.
Çünkü Red Son onu kolundan yakaladı.
Bir kez daha.
Göz göze geldiler.
Ve birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemediler.
Sadece birbirlerine baktılar.
MK'nin kalbi hızlandı.
Red Son'un da.
—
"Teşekkür ederim."
Red Son başını çevirdi.
"Önemli değil."
"Ama ikinci kez hayatımı kurtarıyorsun."
"Saymıyorum."
MK hafifçe gülümsedi.
"Ben sayıyorum."
Bu sözler Red Son'u tamamen susturdu.
—
Akşam olduğunda ekip yeniden birleşti.
Görev başarıyla tamamlanmıştı.
Herkes rahatlamıştı.
Ama Mei hâlâ fırsat kolluyordu.
Tam dönüş yolunda aniden konuştu.
"Bu arada."
Red Son gözlerini kıstı.
"Hayır."
"Henüz bir şey demedim."
"Hayır."
MK güldü.
Tang güldü.
Pigsy iç çekti.
Ve Mei zafer kazanmış gibi sırıttı.
—
Gece olduğunda herkes dağıldı.
Sadece MK ve Red Son kaldı.
Yine o kulede.
İlk tanıştıkları yerde.
Rüzgâr hafif esiyordu.
Şehrin ışıkları aşağıda parlıyordu.
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra MK konuştu.
"Mei gerçekten garip davranıyor."
"Evet."
"Sence neden?"
Red Son'un kalbi aniden hızlandı.
Çünkü cevabı biliyordu.
Ama söyleyemiyordu.
Henüz değil.
—
MK korkuluğa yaslandı.
"Ne olursa olsun."
Red Son ona baktı.
"Ne?"
MK gülümsedi.
"Seninle arkadaş olduğum için mutluyum."
Red Son'un içi ısındı.
Eskiden böyle hissetmezdi.
Eskiden yalnız kalmayı tercih ederdi.
Ama şimdi...
Şimdi bu anın bitmesini istemiyordu.
Ve ilk kez kendine dürüst davrandı.
Evet.
MK'den hoşlanıyordu.
Gerçekten hoşlanıyordu.
Ama bunu söylemek için biraz daha zamana ihtiyacı vardı.
Çünkü bazı duygular ateş gibi değildi.
Bir anda patlamıyordu.
Yavaş yavaş büyüyordu.
Ve Red Son'un kalbindeki alev artık her geçen gün biraz daha güçleniyordu.