Asena üniversite kampüsünden çıkarken rüzgâr saçlarını savuruyordu. Artık lise koridorları yoktu, aynı sınıf yoktu, herkes kendi hayatına dağılmıştı. Ama Nihat vardı.
Kapının önünde onu bekliyordu.
Elinde telefon, duvara yaslanmış haldeydi. Asena’yı görünce hemen doğruldu.
“Geç kaldın,” dedi gülümseyerek.
“Hocam bırakmadı,” dedi Asena nefes nefese.
Nihat bir an onu süzdü. Lise yıllarındaki gibi değildi artık. Daha olgun, daha sessiz bir bakışı vardı.
“Yoruldun mu?”
“Biraz.”
Nihat hiçbir şey demeden çantasını aldı.
“Ver.”
“Ne?”
“Çantan.”
“Ben taşırım.”
“Ben de yanında yürüyorum zaten.”
Asena güldü.
“Sen hiç değişmiyorsun.”
Nihat yürümeye başladı.
“Değiştim aslında.”
“Neyin değişti?”
Bir süre sustu.
“Artık seni kaybetmekten daha çok korkuyorum.”
Asena o cümleyi duyunca bir an durdu.
Ama Nihat devam etti.
“Lisedeyken sadece hoşlanıyordum. Şimdi… hayatımın içindesin.”
Asena hiçbir şey demedi. Sadece onun yanında yürümeye devam etti.
Ama ilk kez kalbi sadece hızlı atmadı.
Aynı zamanda ağırlaştı.
Çünkü bu artık çocukluk değildi.