Ve birisi okuduğu anda artık sır olarak kalmayacaktı...
Ertesi gün Nihat mektubu çantasına koyup okula geldi.
Planı basitti.
Belki gün sonunda verecekti.
Belki de hiç veremeyecekti.
Kendisi de emin değildi.
Dersler boyunca çantasındaki mektubu düşündü.
Her teneffüste kontrol etti.
Hâlâ orada mı diye baktı.
Sanki kaybolacakmış gibiydi.
Öğle arasında sınıf boşalmıştı.
Nihat kantine giderken çantasını sıranın yanında bıraktı.
Asena ise sınıfa geri dönmüştü.
Telefonunu sırada unuttuğunu hatırlamıştı.
Tam telefonunu alacakken yere düşmüş katlanmış bir kâğıt gördü.
Merakla eğildi.
Katlanmış sayfayı eline aldı.
Üzerinde küçük harflerle tek bir isim yazıyordu.
"Asena"
Kalbi hızlandı.
Yavaşça açtı.
İlk satırı okudu.
Sonra ikinciyi.
Sonra üçüncüyü.
Mektupta yazan her cümlede kalbi daha hızlı atıyordu.
Çünkü satırların arasında saklanan şey çok açıktı.
Nihat ondan hoşlanıyordu.
Hem de uzun zamandır.
Asena sayfayı kapattığında yüzü kıpkırmızı olmuştu.
Tam o sırada sınıfın kapısı açıldı.
İçeri Nihat girdi.
Elindeki mektubu görünce donup kaldı.
İkisi de birkaç saniye konuşamadı.
"Asena..."
Nihat'ın sesi zar zor çıkmıştı.
Asena mektuba baktı.
Sonra ona.
"Bu benim için miydi?"
Nihat başını eğdi.
"Evet."
Asena'nın kalbi deli gibi atıyordu.
Ama o an cevap vermedi.
Sadece hafifçe gülümsedi.
Ve mektubu dikkatlice çantasına koydu.
Nihat hiçbir şey anlamamıştı.
Ama o gülümseme bütün gün aklından çıkmayacaktı.
Çünkü bazen tek bir gülümseme bile yüzlerce kelimeden daha fazla şey anlatırdı...