Nil, fotoğraftaki pencereye bakmayı bırakamıyordu.
İkinci kattaki camın önünde duran kızın yüzü net değildi.
Ama Ayaz onu tanımıştı.
"Bu Elif."
Sesi titremişti.
Nil ona baktı.
"Emin misin?"
Ayaz fotoğrafı sıkıca tuttu.
"Üç yıl boyunca her gece yüzünü hatırladım."
Bir an sustu.
"Onu tanımamak mümkün değil."
---
İkisi hemen eski binaya doğru koştu.
Koridorlar bomboştu.
İkinci kata çıktıklarında fotoğraftaki pencerenin bulunduğu sınıfı buldular.
Kapı kilitliydi.
Ayaz kapı kolunu çevirdi.
Çıt.
Kapı açıldı.
Sınıf tamamen boştu.
Sıraların üzerinde kalın bir toz tabakası vardı.
Nil pencereye yaklaştı.
"Burada kimse yok."
Ayaz sınıfı dikkatlice inceledi.
Bir sıranın üzerinde küçük bir kâğıt fark etti.
Kâğıdı aldı.
Üzerinde yalnızca şunlar yazıyordu:
"Ağabeyim, beni aramaya devam et."
Ayaz'ın gözleri doldu.
"Elif..."
Nil sessizce yanında durdu.
Tam o sırada koridordan bir kapı sesi geldi.
GÜM!
Ayaz hızla dışarı çıktı.
Koridorun sonunda siyah kapüşonlu biri koşuyordu.
Ayaz peşinden gitti.
Nil de arkasından koştu.
Kapüşonlu kişi merdivenlerden aşağı indi ve eski binanın arka kapısından çıktı.
Ayaz kapının önünde durdu.
Yerde küçük bir kolye vardı.
Fotoğraftaki kolyenin aynısı.
Ayaz kolyeyi eline aldı.
"Bu onun..."
Nil çevreye baktı.
"Belki bizi buraya getirmek istiyor."
Ayaz başını kaldırdı.
"Hayır."
"Elif bize bir şey anlatmaya çalışıyor."
---
O gece Nil telefonuna bilinmeyen bir numaradan mesaj aldı.
"23.30. Eski tren istasyonu."
Altında tek bir cümle vardı:
"Bu kez yalnız gel."
Nil mesajı okurken telefonu titredi.
Çünkü mesajın sonunda bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafta Elif görünüyordu.
Ve Elif'in yanında...
Murat duruyordu.
Nil'in yüzü bembeyaz oldu.