Gizemli adam birkaç adım öne çıktı.
Siyah takım elbisesi ve soğuk bakışlarıyla odaya hâkimdi.
Ayaz, Nil'in önüne geçti.
"Nil, arkama geç."
Nil tek kelime etmeden Ayaz'ın arkasına geçti.
Adam hafifçe gülümsedi.
"Demek sonunda tanışıyoruz."
"Ben Murat."
"Ama herkes bana..."
"...Patron."
Ayaz dişlerini sıktı.
"Bunca yıldır peşindeydim."
Murat alaycı bir şekilde güldü.
"Bulduğuna sevindin mi?"
Ayaz öfkeyle üzerine yürüdü.
"Elif nerede?"
Murat'ın gülümsemesi kayboldu.
"Bunu öğrenmek istiyorsan önce bana hizmet edeceksin."
"Asla."
Murat cebinden eski bir kolye çıkardı.
Kolye, Ayaz'ın elindeki çocukluk fotoğrafındaki Elif'in boynundaki kolyeyle aynıydı.
Ayaz'ın gözleri büyüdü.
"Bu..."
"Elif'in kolyesi."
Murat kolyeyi tekrar cebine koydu.
"Demek hâlâ tanıdın."
Nil olanları sessizce izliyordu.
Ayaz'ın ilk kez bu kadar sarsıldığını görüyordu.
Tam o sırada odanın ışıkları söndü.
Karanlıkta tek duyulan ses Murat'ın kahkahasıydı.
"Bir sonraki karşılaşmamızda..."
"...ya kız kardeşini bulacaksın..."
"...ya da Nil'i kaybedeceksin."
Bir anda odada yoğun bir duman yayıldı.
Ayaz öksürerek Nil'in elini tuttu.
"Buradan çıkıyoruz!"
İkisi koşarak gizli odadan çıktı.
Arkalarına baktıklarında Murat çoktan kaybolmuştu.
Ancak yerde tek bir eşya kalmıştı.
Elif'e ait olduğu belli olan eski, yıpranmış bir günlük...