Koridor buz gibiydi.
Nil ile Ayaz, okul müdürüne şaşkınlıkla baktılar.
Müdür yavaş adımlarla yanlarına geldi.
Yüzünde alışılmışın dışında sert bir ifade vardı.
"Size oraya girmeyin dedim."
Nil cesaretini toplayıp sordu.
"Neden?"
Müdür kısa bir süre sustu.
"Çünkü o kapının ardında unutulması gereken şeyler var."
Ayaz gözlerini müdürden ayırmadı.
"Unutulması mı... yoksa saklanması mı?"
Müdür'ün yüzü gerildi.
"Sen hâlâ vazgeçmedin, öyle mi Ayaz?"
Ayaz cevap vermedi.
Sadece paslı kapıya baktı.
---
Tam o sırada koridorun ışıkları bir anda söndü.
Her yer karanlığa gömüldü.
Çıt...
Sadece uzaktan gelen ayak sesleri duyuluyordu.
Nil istemsizce Ayaz'ın kolunu tuttu.
"Ayaz..."
"Sessiz ol."
Ayaz telefonunun fenerini açtı.
Işık, paslı kapının üzerine vurdu.
Kapının altında beyaz bir zarf vardı.
Ayaz eğilip zarfı aldı.
İçinde eski bir anahtar ve küçük bir not vardı.
Notta yalnızca şu yazıyordu:
> "Gerçeği arıyorsan, önce kütüphanenin unutulan rafını bul."
Nil şaşkınlıkla nota baktı.
"Bunu kim bırakmış olabilir?"
Tam o anda koridorun diğer ucunda siyah kapüşonlu bir kişi belirdi.
Hiç konuşmadan onlara baktı.
Sonra arkasını dönüp koşmaya başladı.
"Dur!" diye bağırdı Ayaz.
İkisi de peşinden koştu.
Kapüşonlu kişi merdivenlerden çıkarak okulun ana binasına girdi.
Kütüphaneye ulaştığında aniden gözden kayboldu.
Nil nefes nefese kaldı.
"Nasıl... bir anda kayboldu?"
Ayaz çevreyi dikkatlice inceledi.
Sonra kütüphanenin en arka köşesindeki tozlu kitaplığa baktı.
"Sanırım..."
"...unutulan raf tam burada."
Tam Ayaz elini eski kitaplardan birine uzatırken...
Kitaplık büyük bir gürültüyle yana doğru kaydı.
Arkasında karanlığa inen dar bir taş merdiven ortaya çıktı.
Nil'in kalbi hızla atmaya başladı.
Okulun altında...
Kimsenin bilmediği gizli bir geçit vardı.