Dolaptan çıktım müdürün bana bir bakışı vardı kelimeler anlatmaya yetmez. Yaptığı işi bıraktı fakat Elif'in halen kafası yerinde değil ki beni farketmedi. "Fahişe." diye bağırdım. Elif "Ayyy" diyerek çığlık attı. Hemen üstünü başını düzeltmek için bulunduğu yerden indi. Ben ise halen olayın şokundaydım. Fakat bir taşla iki kuş vurmuş oldum. Ayrı ayrı intikam almaktansa bu olay beni şaşırtsada işime yaramıştı. "Lan sizin işiniz bitti." diye bağırdım. "Çok yakın zamanda bana yaptıklarınızı ödeticem." dedim. Kapıya doğru yöneldim. Kapıyı açmayı denedim fakat kapı kilitliydi. Kilitli olmadığını zannediyordum ama öyleydi, demek ki dolabın içinden duyamamıştım. Bu arada halen müdür ve Elif olayın şokundaydılar ve bana aval aval bakıyorlardı. Elif pişman gibiydi fakat o pişmanlık fayda etmeyecekti. Onun yüzünden okul hayatım bitmiş aileme rezil olmuştum. "Nerede lan anahtar?" dedim müdüre. Böyle kekeleye kekeleye "Ve-re-mem." dedi. Kapıya omuz attım açılmadı. 2-3 kere daha kapıya omuz attım ve sonunda açıldı. Kapıdan çıkmadan ikisine de art arda bakarak "Bu şehirden defolup gidin." " dedim. Süratle merdivenlerden aşağıya indim ve aynı hızla burada işim bittigi için ön kapıdan dışarı çıktım. Eve geldim, üstümü çıkarttım. Annem nefes nefese kaldığımı görünce "Bir şey mi oldu oğlum?" dedi. "Yok anne." diyerek cevap verdim. Annem gittikten sonra soluklandım. Üstümü çıkarttım ve duş aldım. Üstümü giydim ve yatağıma uzandım. Halen inanamıyordum. Elif lan Elif. Ne hayaller kurduğum Elif. Tamam ilk gördügüm andan itibaren bu kızda bir şeylik var dedim ama bu kadarını da beklemiyordum. Annemden telefonu alıp hemen Halil'i aradım. Gördüklerimi anlatmaya başladım ve o, söylediklerim karşısında şok oldu. "Emin misin Fatih?" dedi. "Yemin ediyorum." dedim. "Fatih harbi inanamıyorum ama o kız zaten fahişenin tekiydi. Yapmıştır." dedi ve ardından telefonu kapattı. Ama bir sorun vardı. Halen intikam planım sona ermemişti. Müdürle Elif'i yakalamıştım ama kanıtım yoktu. Kamera kayıtlarını almam gerekiyordu. Bunun için müdürün odasına girecek ve bilgisayardaki kamera kayıtlarını yanımda getireceğim DVD'ye atacaktım. Yarın yeni ve büyük bir macera daha beni bekliyordu...
O gece müdürü ve Elif'i düşünmekten uyuyamamıştım. Halen olayın şokundaydım. Bir not için bakireliği gitmişti Elif'in. Belki de daha önceden gitmişti. Müdüre bir not için bakireliğini feda ettiyse başkasına niye feda etmesin ki? Bu sırada içim içimi yiyordu, ya müdür kamera kayıtlarını silmiş olursa? Benim verdiğim o kadar emek hem çöpe gidecek ve hem de intikam alamayacaktım. Sabah kalktım, annem ve babamla kahvaltı yaptım. Babamdan 20 lira istedim sağolsun verdi. Hızlıca üstümü giydim ve dışarı çıktım. Kırtasiyeye girdim ve DVD aldım. Bu DVD benim için önemliydi. Kamera kayıtlarını bu DVD'nin içine yükleyecektim. Hızlıca kırtasiyeden çıkıp okula doğru yürümeye başladım. Ön kapıdan girdiğimde dikkat çekiyordum. Okul bekçisi de içeriye girdiğimi görünce bana tip tip baktı fakat bir şey demedi. Yavaş bir şekilde merdivenlerden çıktım. Müdürün odasının olduğu kata geldim. Daha saat çok erkendi, etrafta kimse yoktu, öğrencileri bırakalım hocalar bile gelmemişti. Müdürün odasına, kapısının önüne geldim. Dün omuzumla açtığım kapıyı tekrar aynı şekilde açmak zorundaydım çünkü kapı kilitliydi. Bu kapı 180 derece açılabilen bir kapıydı. Tek seferde sertçe kapıya vurup kapıyı açtım. Müdürün odasına özel şalterleri kaldırıp elektriği aktif duruma getirdim. Monitörün ve kasanın fişinin bağlı oldugu 3'lü prizi fişe bağladıktan sonra bilgisayarı açtım. Bilgisayarın açılmasının ardından şöyle bir dosyaları karıştırdım. Yarım saat falan bir araştırma yaptıktan sonra kameranın kayıt dosyalarını buldum. Çok fazla kamera olduğu için müdürün odasındaki kamerayı bulmam gerekiyordu. Her kamera için farklı bir dosya vardı. Müdürün odasının kamerasının dosyasını buldum. ALLAH'a şükürler olsun ki dosya silinmemişti. Sanırım gerizekalı müdür, ben onları yakaladıktan sonra korkudan dosyayı silmeyi unutmuş ve eve gitmişti. Bilgisayara taktım DVD'yi. Ardından kamera kayıtlarının yüklenmesini beklemeye başladım. Tam 34 dakika sonra kamera kayıtlarının DVD'ye kopyalanacağı yazıyordu bilgisayarda. 34 dakika çok uzun bir süreydi. Zamanım kısıtlıydı ve 34 dakika bitmeden müdür odasına gelebilirdi. Terleye terleye tam 30 dakika geçti. Zil çaldı. Öğrencilerin bahçede toplanma ziliydi bu. Ben tabi heyecandan yerimde duramıyordum. Ardından 3.5 dakika daha geçti ve son 30 saniye kaldı. Bir zil daha çaldı. Bu zil "Sınıflara çık." anlamına zil sesiydi. Ardından kapıyı açıp etrafı kontrol etmeyi düşündüm. Kapıyı hafif aralayıp kafamı dışarı çıkarttım. Koridorun ilerisinden müdürün geldiğini gördüm. Elim ayağıma dolaştı. Bilgisayara baktım son 10 saniye kalmıştı. O 10 saniye de kapı deliğinden baktım, odaya doğru yaklaşıyordu. O sırada bir hocayla karşılaştı ve sohbete daldı. Ben bir oh çekicem diyebilseydim keşke. Aktarmanın bitmesins son 4 saniye kala "DVD'inizde boş yer kalmamıştır." hatası verdi. O an var ya dünya başıma yıkıldı. Kapı deliğinden baktım. Müdür sohbet ettiği hocanın yanından ayrılmış, telefonunu kulağına tutmuş vaziyette odaya doğru geliyordu. "Onu nereye gireceğimi bilmiyorum." mu o tarz konuşma geçti ama tam duyamadım. Müdür yaklaşırken, odaya gelmeden inanılmaz bir şey yaptım ve müdür kapıyı açtı...
İçeriye girerken telefonda konustuğu kişiye "Ben anlamıyorum diye aradım seni dün. Acil gelip sil kamera kayıtlar..." söylemi, göz göze gelmemizle yarım kalmıştı. "Ne arıyorsun lan odamda puşt?" dedi. Müdüre göre ben 2 kat daha hızlı koşuyordum. Müdürün odası küçük olsada yanından koşarak sıvışabilirdim. "Kes lan sesini şerefsiz." dedim. O anda üstüme doğru yürüdü. Ben de masasının üstüne çıktım. Bana elini uzatmaya çalışsada akrobatik hareketlerle kurtuldum bundan. Boş bir anını yakalamaya çalışıyordum. Bir anda sağ tarafa doğru atladım. Hızlıca kapıya doğru yöneleyim derken omzumdan tuttu şerefsiz. Bana bir tokat attı ve üstümden tutup yere fırlattı. Yaşlı olmasına rağmen gayet güçlüydü. Ben de yerdeyken ayağımla müdürün organına vurdum. O vurmayla ağzı acıdan açık kaldı ve iki elini de oraya götürdü. Ben fırsattan istifade yaparak sıvıştım ve merdivenleri hızlıca inip bahçeye geldim. Hızlı bir şekilde arka bahçeye gittim. Çünkü müdür odaya gelmeden önce bilgisayarının kasasını arka bahçeyi gören camdan aşağıya fırlatmıştım...
Arka bahçeye geldiğimde kasa param parça olmuştu. Fakat içinden etrafa savrulanlar sağlam gibiydi yani bana öyle gelmişti. Bilgisayar ile aram fazla iyi değildi. Kasanın içinden çıkanların isimlerini biliyordum fakat mesela ekran kartı bu kasada hangisiydi onu bilmiyordum. Sağ tarafı kırılmış olan kasanın içine, kabloları çıkmış ve etrafı zarar görmüş parçaları içine atıp, kasayı bir poşet gibi sol tarafa doğru eğerek götürüyordum. Bahçenin ortasına geldiğimde "Bilgisayarımı getir lan buraya." diye bir ses duydum. Bu müdürün sesiydi. Bekçiye bakmadan bekçiye bağırdı ve "Tut şu çocuğu." dedi. Ben ise gayet rahattım. Sadece biraz adımlarımı hızlandırdım. Çünkü bekçi yerinde yoktu. Müdürün bana karşı öfkesi ve hırsı yüzünden kafası uçmuştu. Elimde kasa ile birlikte taksi durağına geldim. Taksiye bindim ve bizim evin az uzağınsa bilgisayar tamiri yapan iş yerinin adresini söyledim. Geldiğimizde taksi ücreti olan 10 lirayı ödedim. Bagajda duran kasayı alıp ikinci kattaki bilgisayar tamiri yapan iş yerine çıktım. Selamun aleykum diyerek içeri girdim. 2 ay önce, evde olan bilgisayarım hatırlayamadığım bir nedenle arızalanmıştı ve buraya getirmiştim. "Hoş geldin abisi." dedi görevli. "Abi bu kasanın hard diski bana lazım." dedim. Bugün bakayım, yarın sen uğra buraya." dedi. Tamam deyip çıktım oradan ve taksiye binip eve gittim. Babamın verdigi 20 lira bitmişti. Eve geldiğimde üstümü çıkartıp duş aldım ve öğlen yemeğini yedim. Akşama kadar Facebook'a takıldım. Akşam yemeğini yeyip yattım. Sabah kalktım ve babamdan 50 lira istedim. Yine sağ olsun verdi. Bu kadar olaya rağmen iyi davranması beni mutlu ediyordu. Neyse bilgisayarımın kasasını çıkarttım. Çünkü müdürün odasındaki bilgisayarın kasasının içinden çıkan hard diski benim bilgisayarıma taktıracaktım. Bilgisayar kasamı alıp taksiye bindim ve bilgisayar tamiri yapan yere geldim. Taksi ücretini verdikten sonra yukarı kata çıktım. Görevli, müdürün odasındaki bilgisayarın içinden çıkan hard diskin sorunsuz çalıştığını söyledi. Derin bir oh çektikten sonra o hard diski yanımda getirdiğim kasaya takmasını söyledim. 20 dakika sonra kasayı ve benim bilgisayarımdan çıkan hardd diski teslim etti. 30 lira ödedim ve geri kalan parçaları onlara hediye ettim. Taksiye atlayıp eve geldim. Babamın verdiği 50 lira bitmişti. Para gerçekten zor kazanılıp kolay harcanıyordu. Neyse hızlıca bilgisayarımı kurdum. Bilgisayarı açtım ve büyük hayal kırıklığına uğradım...
Evet hard disk sorunsuz şekilde çalışıyordu. Fakat içindeki, kamera kayıtlarının olduğu dosya şifreliydi. Bütün gün boyunca dosyanın şifresini kırmak için uğraştım, denemeler yaptım ama olmadı. Denediğim bütün yöntemler işe yaramadı. En sonunda bilgisayar tamirhanesine götürdüm, onlar da yapamayacaklarını söyledi. Artık geriye yapılabilecek tek şu kalmıştı. O da, müdürün evine gizlice girip hard diskin şifresini aramak olacaktı. Bu çok riskliydi ve eğer yakalanırsam kötü sonuçları olabilirdi. Bunun için bu olayı biraz ertelemek istedim. Halil'i aradım nasıl olduğunu falan sordum. İyiyim, dedi. Öyle biraz sohbet ettik ardından o beni öldüresiye döven çocukların ev adreslerini istedim. İlk başta o en kalıplısının yanındaki köpeklerden intikam alacaktım.
1 HAFTA SONRA
O akşam Halil aradı. Sağolsun bulmuş adreslerini. Aralarına girmiş ve onlarla iyice dost olup kaynaşmış. İlk başta telefon numaralarını almış ardından ev adreslerini öğrenmiş. "Halil sağol vallahi. Bu yaptıklarını hiç unutmucam." dedim. "Lafı olmaz" dedi. "Bu arada Elif'ten ne haber?" deyince "Fatih hiç sorma, şerefsiz müdür Elif'e ne dediyse kız o kadar rahat ki. Hiç korkusu yok. Aynı fahişeiğini devam ettiriyor. Senin planınla rezil edelim şu Elif'i ve diğer malları." dedi. "Sen merak etme Halil." deyip telefonu kapattım. Yarın, üç şerefsiz için hazırladığım ayrı ayrı planı devreye sokacaktım...