Cemil. Aralarından en uzun boylusu ama kavgada yapabileceği hiçbir şey yok. Sadece yanındakilere güvenen, teke tek adam gibi kavga etsek dayaktan gebertebileceğim süt çocuğu. Zaten aralarından beni dövebilecek tek kişi en kalıplısı olan Murat'tı. Onun da zamanı gelecek. Neyse, buna öyle fazla kin tutmadım. Aslında hepsi beni savunmasız yakalayıp dövmüştü. Beni o durumda döverlerken hepsinin yüzüne dikkatlice baktım. Bana en az darbeyi atan Cemil'di. İntikam aldıığım her kişiye imzamı atacaktım. İmza dediğim olay da, hani kolumu kırdılar ya, o işte. O kol kırılmasını unutmadım unutmam da. Sadece birine imza atmayacağım, oda Cemil'e. Neyse sabah kalktım, kahvaltımı falan yapıp duşumu aldıktan sonra dışarı çıktım. Bizim odunlukta böyle sağlam sert odunlar var. Onlardan bir tane kaptım. Bizim mahalledekilere dikkat çekmeden odunu saklaya saklaya Cemil'in evinin yolunu tuttum. Evi içlerinden bize en yakın olanıydı. Girdim apartmanlarına elimde sopayla beklemeye başladım. Böyle ilerden Cemil'in anahtarla dış kapıyı açmaya çalıştığını gördüm. O an şöyle bir düşündüm şu ilerden gelen çocuk beni bütün okula rezil etti. Ama yaptığım kötü bir şey lan herhalde. Kapıyı açıp beni gördüğünde yanına gidip önüne geldim ve dedim ki "Neden lan neden? Niye böyle bir şey yaptın? Savunmasız durumdayken beni dövdünüz." dedim. Cemil beni itip "Kes lan iyi oldu." demesin mi...
O an var ya gözüm döndü. Benim şalterler attı. Beni ittikten sonra arka tarafımda sakladığım sopayı çıkarttım. Omzuna dokundum, şöyle kafasını bana doğru döndürürken elimdeki odunla suratına vurdum. Vurmanın etkisiyle Cemil yere düştü. Elimdeki odunu bir kenara fırlattım. Cemil'in yakasından tutup 2 tane gözüne yumruk attım. Bu sıra da Cemil bana karşılık veremiyordu çünkü bana karşı güçsüz ve savunmasızdı. Beni okulda döverkene çok güçsüz sanmış ve bunun da etkisiyle beni hafife almıştı. Sol elimle Cemil'in okul üstünün yakasından tutuyordum. Sağ elimle böyle sert şekilde 3 kere burnunun üstüne yumruk attım. Öfkemden salyalarım akıyordu. Her vurduğumda yaşadığım olaylar aklıma geliyordu. Beni nasıl herkese rezil ettiler aklıma geliyordu. Benim nasıl kolumu kırdılar aklıma geliyordu. Artık Cemil'in suratına vurmaktan üstüm başım kan içinde olmuştu. Aynı şekilde onun da üstü başı. Artık son hamleyi yapma vakti gelmişti, imzamı atma sırasıydı. Kolundan tuttum ve çevirdim. Tam dirsek kısmına vuracekken "Özür dilerim." diye bagırdı. Bu özür dilemesini öfkem nedeniyle duymadım bile. Özür diledikten sonra bu sefer ağlamaya başladı. Evet bildiğiniz bebek gibi ağlıyordu. Bu ağlama, yaptığı şeyden pişman olduğu için değil, yaşadığı acıdan dolayıydı. Ben ağlasada sızlasada Cemil'e imzamı atacaktım. Çevirdiğim kolunun dirsek kısmına koluna kıracak kadar sert şekilde vuracakken Cemil paçayı kurtarmayı başardı...
"Cemil!" diye bir bağırma sesi duydum. Bu kadın sesiydi. Sanırım bu Cemil'in annesiydi. Anne, diye bağırdı Cemil. Bir görseniz var ya o anne dediği anı küfür edersiniz. Bebekten farkı yoktu Cemil'in. İmzamı atamadan, Cemil'in de annesinin etkisiyle yeter bu kadar deyip, bir tarafa fırlatıp odunu da alıp binadan dışarı çıktım. Yürüdüm ve 100 metre sonra odunu çöpe attım. Üstüm başım kan içindeydi ve etraftaki insanlar bana korku dolu gözlerle bakıyorlardı. Artık hızlanmam gerektiğini düşündüm ve koşmaya başladım. Kısa süre sonra eve vardım. Her zaman su sayacının olduğu yerde yedek anahtar olurdu. O anahtarın açıkcası şu zamana kadar bir işe yarayacağını hiç düşünmemiştim. Neyse anahtarı alıp kapıyı açtım. Annem alışverişte ve babam işte olduğu için evde kimse yoktu. Hemen üstümü başımı çıkartıp yenilerini giydim. Çıkarttıgım giysilerin kandan rengi değişmişti. Bu giysileri imha etmem gerekiyordu. Giysileri siyah poşete koydum. Cakmağı ve poşeti alıp dışarı çıktım. Issız bir yere gittim. İyice etrafı kontrol ettikten sonra poşetten giysileri çıkartıp cebimdeki çakmakla giysileri ateşe verdim. Giysiler tamamen imha olduktan sonra eve gittim. Akşam olduğunda, annem ve babam ile yemek yedikten sonra hemen yatmaya gittim. Çünkü yarın Furkan'dan intikam almak için dinlenmeliydim...
Furkan. Cemil gibi, sadece biraz daha kilolu ve kısa. Hani şöyle kahvedeki şişman kısa boylu krolar var ya, he işte onun ergen hali. O da en kalıpları olan Murat hariç diğerleri gibi sadece arkasına güvenen, aşırı derecede küfürlü konuşan şerefsizin biri. Sabah kalktım annem ve babamla kahvaltı yaptım. Üstümü giyip dışarı çıktım. Ne yapacağımı bilmeden Halil'in verdiği adrese gittim. Verdiği adresteki apartmana aval aval baktım. Çünkü ne yapacağımı bilmiyordum. Artık şiddet uygulamayacaktım. Cemil bu konuda şanssızdı. Furkan ve geriye kalan şerefsizi döverek intikam almayacaktım. Neyse eve geri döndum. Su sayacının olduğu yerden anahtarı alıp kapıyı açtım. Annem komşuda ve babam işte olduğu için evde kimse yoktu. Hemen üstümü başımı çıkartıp yenilerini giydim. Yatağa yatıp düşünmeye başladım fakat şiddet uygulamadan aklıma yapabilecek hiçbir şey gelmedi. Yataktan kalkıp bilgisayarı açtım. Facebook'ta bizim okulun grubuna baktım. Grup üyelerine bakarken şerefsiz Furkan'ı gördüm. Profiline girdim ve profil fotosu bana intikam almak için kapı açtı...
Profil fotosuna Metin 2'deki hesabının itemlerini koymuştu. İtemleri detaylıca inceledikten sonra rahat 4500 TL edebilecek kanaatine vardım. Hesap seviyesi 88'di ve o hesapta baya bir emek vardı. Peki ben bu hesaba nasıl ulaşabilirdim bunu düşünmeye başladım. İlk başta başka bir Facebook hesabı açtım. Hesap ismimi bir kız ismi yaptım ve internetten bulduğum orası burası açık birkaç tane profil fotosu ekledim hesaba. Şerefsiz Furkan'a arkadaşlık isteği yolladım. 1 saat içinde kabul etti isteği. Herkese açık bilgilerinden mail adresini bulmaya çalıştım fakat mail adresi gizliydi.
Slm diye mesaj attım. Slm yazdı oda. Mail adresini verirsen webcamden show yaparım sana dedim. Sazan gibi atlayıp direk mail adresini verdi. Hotmaili açıp "Şifremi Unuttum" kısmına bastım. Şerefsiz Furkan'ın verdiği mail adresini yazdıktan sonra üstünde ileri yazan kısma tıkladım. Açılan ekranda "Annenizin doğum yeri." yazmaktaydı. İstanbul yazdım fakat kabul etmedi. Hemen Furkan'ın Facebook profilinde nereli olduğuna baktım. Maalesef yazmıyordu. Onunla olan konuşmamıza geri döndüm. "Canım nerelisin sen, yanına geleyim mi?" dedim. "Kayserili'yim bebeğim." dedi öküz. Hotmail sayfasını geri açıp denedim Kayseri'yi ama olmadı. Annen nereli diye sorsam da şüphelenebilirdi. Kayseri değil de tersten yazılışı olan iresyak yazayım dedim ve kabul etti. O an harbiden çok sevindim. Hemen şifreyi değiştirdim. Onu Facebook'tan engelledim. Sonra kısa sürede Metin 2 hesabının şifresini değiştirdim. Geri alması imkansız olsun diye msn adresi için de bunu yaptım. Metin 2 hesabına girip bütün eşyalarını birilerine dağıttım. Depoya koyduklarını yere attım. Facebook şifresini de değiştirdim. Profiline baktığımda sadece Metin 2 değil birçok online oyunda daha emeği olduğunu gördüm. Knight Online'dan başladım. İtemleri tradeden attıktan sonra League Of Legends hesabının şifresini değiştirdim. Böylelikle Furkan şerefsiziyle de işim bitmişti. Artık 3 kişi arasından en iyi intikamı alacağım Burak'a sıra gelmişti...
Burak. Gördüğüm kadarıyla sarışın ve havalı. Kolayca kızları tavlayabilecek tipi var. Furkan'dan intikam aldığım günün akşamı yemekten sonra annem elindeki birkaç kağıtla odama geldi."Nasılsın oğlum?" dedi. "İyiyim anne sen nasılsın?" dedim. "Ben de iyiyim sağol oğlum." dedi. "Hayırdır anne ne oldu?" dedim. Elindeki kağıtlara bana uzattı ve "Açık lise için parayı ödedim. Kaydıda yaptırmaya gittim fakat senin de gelmen gerekiyormuş. Sen şimdi al şu dekontu ve kağıtları, yarın git kaydını yaptır." dedi. "Tamam anne yarın hallederim." dedim. Ardından annem odamdan çıktı. O kadar çok şey yaşadım ki okul işine zamanım kalmamıştı. Babamdan 50 lira istedim. "Bak Fatih artık çalışmaya başla. Sana son kez para veriyorum. Bundan böyle kendi paranı kendin kazan." dedi. Utanarak, cüzdanından çıkarttığı 50 lirayı aldım. Ardından yatmak için odama gittim. Sabah kalkmamdan sonra annemle ve babamla kahvaltı yapıp dışarı çıktımm Halil'in Burak için verdiği adrese uzak olduğum için oraya taksiyle gittim. Apartmanları Burak şerefsizinin zengin olduğunu gösteriyordu. Aklıma yine bir şey gelmedi ve taksiye atlayıp eve gittim. Kapıyı çaldım, annem "Hiç eve gelmeden açık lise kaydını yaptırıyorsun." dedi. Otobüse binip halk eğitim merkezinden kaydımı yaptırdım. Taksiye binip eve geri geldim. Annem 'Hayırlı olsun oğlum." dedi. Bu arada yola verdiğim para yüzünden cebimde 20 lira kalmıştı. Akşam oldu. Babama açık liseye kayıt olduğumu ve en kısa zamanda iş bulup çalışacağımı söyledim. Biraz sohbet edip akşam yemeğini yedikten sonra odama geçtim. Bilgisayarı açtım , saate bakarken bugünün tarihi dikkatimi çekti. 1 hafta sonra doğum günüm vardı. Tabii doğum günümün kâbusa dönüşeceğini bilmiyordum...
Bugün artık şu çöp 3'lünün sonuncusunu temizlicektim. Sabah kalktım. Annem ve babamla kahvaltı yapıp, duş aldıktan sonra babam iş bak dedi diye dışarı çıktım. Etrafı gezdim, birkaç yere baktım. Genellikle iş verenler amele arıyorlardı, bunu öğrendim. İş şartlarını söylediklerinde, "Ben bu işi yapamam kusura bakmayın." ya da "Ben bir düşüneyim deyip." bahane uyduruyordum. bir de zaten 12 saat çalışmaya haftada 500 lira veren yeri görünce iş aramaktan iyice soğumuştum. Neyse, eve döndüm. Odama geçip bilgisayarı açtım. Annem yanıma gelip "İş baktın mı oğlum?" deyince, üzülmesin diye "Evet anne başvurumu yaptım, değerlendirme yapıp bana döneceklermiş." dedim. Annem, "Hayırlısı olsun." deyip odadan çıktıktan sonra Facebook'a girdim. Bizim okulun grubuna girip şerefsiz Burak'ın grupta olup olmadığına baktım. Grupta olmadığını görünce Halil'i aradım. Biraz sohbet ettik. Elif enteresan şekilde okuldan ayrılmış, bunu öğrendim. Cemil okula gözü mosmor şekilde gelmiş. Furkan ise bugün okula gelmemişti. Halil'e, Burak ile ilgili neler biliyorsun diye sordum. Fazla bilgi sahibi olmadığını, tek elde tutulur olanın sevgilisinin bulunmasının olduğunu söyledi. Sonra ise "Yarın sen çıkışta bir gel şunu bir dövelim." dedi. Aslında aklımda mükemmel intikam planı vardı ama bu planı şerefsiz Murat için ayırmaya karar verdim. "Tamam öyle yapalım." diyerek kapattım telefonu. Sonra uykuya daldım ve çok kötü bir rüya görmeye başladım. Rüyamda Halil ile Murat'ı kovalıyoruz. Bir ara Murat gözden kayboluyor. Halil'e diğer sokaktan gitmesini, benim bu sokaktan gideceğimi söylüyorum. Halil diğer sokağa gittikten birkaç saniye sonra Fatih diye bağırma sesi duyuyorum. Sesin olduğu yere doğru gidiyorum ve Murat'ın Halil'i yakaladığını görüyorum. Murat'ın elinde de silah var. Halil'in başına dayayıp benimle uğraşmayacaktın deyip tetiği çekiyor, ve ardından uyandım. Kalktığımda kendime gelmek için elimi yüzümü yıkadım. Üstümü giyip okul çıkış saatini beklemeye başladım. Bilgisayara takıldığım için çok hızlı şekilde zaman geçti. Evden çıkıp okulun önüne geldim. Zil çaldı. Hani bunlar 4 kişi beni dövmek için beklemişlerdi ya, işte tam o noktada bekliyordum. Halil geldi yanıma, koydu çantasını bir kenara, çocuğu görür görmez ben daha bir şey yapmadan ona gitti kafa attı. Ne olduğunu anlamadan burnu kanayarak yere düştü Burak. Benim vurmama gerek kalmadan tek başına güzelce dövdü onu. İşi bittikten sonra yanıma gelip "Bu da benden." dedi ve yanımdan ayrıldı. Eve gittikten sonra yemeği yeyip yatmak için odama gittim. Gözüme uyku girmedi ve gece bir ara annem yanına geldi. Kötü bir rüya gördüğünü söyledi. Hapishaneye girdiğimi ve hapishaneye gelip beni ziyaret ettiğini söyledi. Bilmiyordum tabii ki o rüyanın gerçek olacağını...
İntikam almamdan 5 gün geçmiş, geçen günlerde her şey normal seyrinde akıp gitmişti. O büyük gün daha doğrusu benim için önemli olan doğum günüm geldi. Doğum günümde sabah kalktım, annem ve babamla kahvaltı yaptıktan sonra odama geçtim. Açtım bilgisayarı, girdim Facebook'a ve zaman öldürmeye başladım. Bu arada bizimkiler doğum günümü hatırlamışlarmıydı bunu bilmiyordum. Facebook'ta duvarıma baktım. Birkaç kişi doğum günümü kutlamıştı, onlara cevap verdim. Akşam babam elinde poşetlerle geldi. Poşetlerin doğum günüm ile alakalı oldugu belliydi. Yemekten sonra oturma odasında televizyon seyrederken bir anda çıt diye ses geldi ve elektrikler gitti. Annem pastanın üstünde yanan mumlarla beraber içeriye geldi. Dileğim sadece mutlu olmaktı. Mumları üfledikten sonra annem ve babam aldıkları hediyeleri bana verdiler. Annem güzel bir gömlek, babam ise cep telefonu almıştı. Telefonum 2.5 ay önce kırılmıştı ve o sıralar faturasız hat kullanıyordum. Canım babam faturalı hat almayı da ihmal etmemişti. İkisine de teşekkür ettim. Hattımı telefona takıp Halil'i aradım. Fakat Halil telefona cevap vermiyordu. Tekrar aradım. O arada kapı çaldı. Telefonu kapatıp kapıyı açmaya gittim. Kapıyı açtım ve iki polis karşıladı beni. "Fatih Bey siz misiniz?" diye sordular. "Evet benim." dedim. Bizimle geliyorsunuz deyip kelepçeleri taktıktan sonra, ne olduğunu anlamadan, annem ve babamın bağırışlarıyla polis arabasına bindirdiler...