Bembeyazdı, sisliydi her yer. Bitmişti sanırım. Kurtulmuştum her şeyden. Ne acı çekecektim ne de acı çektirecektim. Sislerin arasından biri geldi. Yüzünün parlamasından dolayı göremedim yüzünü. Melek bu oluyordu sanırım. Elimi kalbime doğru götürdüm fakat elim bedenimin içinden geçti. Korkmuştum "Korkma" sesini işittim. "Hesap vaktin kıyamet." dedi ve o yüzü parlayan Melek yanımdan ayrıldı. Bir anda kendimi öldüğüm yerde buldum. Yerde yatan kendime, dağılan beynime bakıyordum. Açık giden gözlerime bakıyordum, aileme bıraktığım son acıya bakıyordum. Ama bir şey hissedemiyordum. Üzülemiyordum ya da sevinemiyordum. Sadece duyup görebiliyordum. Ne bir şeye müdahale edebiliyordum ne de yürüyebiliyordum. Belalı cesedime bakıp "Uğraşmıyacaktın benimle çocuk." dedi ve oradan ayrıldı. Zaman kavramı da yoktu burada. Sabah ya da akşam olmuyordu. Çünkü ne güneş vardı, ne de ay. Gerçek'te ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama kendimi bir an da annemin ve babamın yanında buldum. O an anladım işte nasıl hareket ettiğimi, edebildiğimi. Beni kim düşünüyorsa, onun yanına ışınlanıyordum. Evde, oturma odasındaydım. Annem ve babam sanırım alışverişten yeni gelmişlerdi. Çünkü ellerinde poşetler vardı. Demek ki ölmemin üstünden fazla zaman geçmemişti. Oturma odasına gelen annem avizeye bakarak "Bu ip ne böyle bey?" dedi ve hemen sonrasında o düzeneğin intihar için kullanıldığını hatırladıklarında panik havası yaşandı. Annen ağlamaya başladı, babam ise onu sakinleştirmeye çalışarak 'Sakin ol, sakin hanım. Ne olduğunu bilmiyoruz." dedi ve telefonundan beni aradı. Birkaç kez çaldı, açmadığımı görünce tekrar tekrar denedi ve en sonunda "Polis'i arıyorum, açmıyor." dedi. Arayıp durumu anlattı ve aradan biraz zaman geçti. Annem "Fatih nerede, nerede benim oğlum, saat 10 oldu." diye serzenişte bulundu. Odada saat yoktu ve saati de öğrenmiştim. Tahmin ettigim gibi ölmemin üstünden fazla zaman geçmemişti. Öldüğümü bilmiyorlardı, onları görebildiğimi bilmiyorlardı. Aradan biraz daha zaman geçti babam anneme seslenerek "Bu böyle olmayacak hanım, ben kendim aramaya çıkıyorum." dedi.
1 GÜN SONRA
Hislerim kaybolduğundan sıkılma duygusu da yoktu burada. 1 gün geçirmiştim oturma odasında ve sıkılmamıştım. Annem ve babam evdelerdi. Babam işe gitmemişti. bir denbiei kendimi cesedimin yanında buldum. Polis kaynıyordu burası. Etrafa Polis yazan sarı şeritler çekilmişti. Cesedimi nasıl buldular diye düşünürken yerde telefonumu gördüm. Cesedimi inceleyen kişi, telefonu Polis'e verip, "Ailesine haber verin."dedi. Kendimi evde bulmuştum şimdivde. Telefon çalıyordu. Babam telefonu açtı. Haberi alınca yıkıldı adam. Gözleri doldu. Anneme anlattı gözleri dolmuş şekilde. Annem bayıldı zaten. Babam hemen kolonya getirdi. Annemin ellerine ve suratına sürdü. Öyle bir ağlıyorduki annem, burada bile içim sızladı sanki. Ama his denilen şey burada olmadığı için farklı olan durum çıkıyordu ortaya. Nasıl ağlamasınki, oğlunu kaybetmişti.
1 GÜN SONRA
Bir odada buldum kendimi, gasilhanede. Babam ve cesedim vardı. Temizlemeye başladı beni. Bu özel görevi, Gassal'lığı kendisi sahiplenmişti. Temizliyordu ama yalnızca sıradan et parçasını temizliyordu. Benliğimi, karakterimi, daha doğrusu günahlarımı temizlemiyordu. Beni temizlerken ağlamaya devam ediyordu. Annem gelmemiş zaten. Nasıl gelsinki? Kaldırabilirmiydi yüreği. Cesedimi görseydi, babam 2 kişiyi temizlemek zorunda kalırdı.
6 SAAT SONRA
Toprağa verilmem için 4 kişilik bir grup toplanmıştı. Annem, babam, Halil ve İmam. Cenazeme bakıyordum. Üstüme atılan toprağa bakıyordum. Babamın ağlayarak kürek ile attığı her toprak parçasını izliyordum. Anneme bakıyordum. Aglıyordu. "Ağlama annem, ağlama. Senin orada kalman lazım." diyordum. Halil’e bakıyordum. Onun da gözleri dolmuştu. O da beklemiyordu. O hem ablasını kaybetmiş, şimdi de en yakın arkadaşına veda etmişti. İmam sordu "Hakkınızı helal ediyor musunuz?" diye. ",Helal ediyoruz." dediler hep bir ağızdan. Biri bağırdı ordan "Ben hakkımı helal etmiyorum." diye. Elif’in babasıydı bu. Geldi babamın yanına, "Ben hakkımı helal etmiyorum." dedi. Babamın gözü döndü kafa attı adama. Oğlunun acısını Cevdet abiden çıkarıyordu. Onlar kavga ederken Halil neler düşünüyordu inanamadım. Toprağıma dokundu ve "Söz veriyorum kardeşim intikamını alıcam.", dedi...
Bu sıra babam ile Cevdet abi tartışmaya devam ediyordu. Halil onları ayırmaya gitti. Cevdet abi cebinden silahını çıkarttı. Babam "Ne yapıyorsun lan!?" diye bağırdı. Halil, "Sakin ol Cevdet abi, ne yapıyorsun?" dedi. Cevdet abi de "Gerekeni yapıyorum." dedi. Çıkardığı silah ile ilk önce babamı vurdu, ardından namluyu anneme çevirip ona ateş etti. Ondan sonra ne yapacağını bilemeyen, şokta kalmış Halil'e dönüp, ona da sıktı ve silahı başına dayayıp intihar etti. Ben onları izlerken "Hayırrr"... diye bağırırken bir den gözlerimi açtım. Ben öksürürken "Ne bağırıyorsun lan çocuk." dedi belalı. "Oha hepsi rüyaymış." dedim olayın etkisiyle. "Ne rüyası lan, başlatma rüyana." dedi. Üstüm başım giyinikti. Fabrikayı andıran ortamdaydım. Ellerim rüyamda gördüğum gibi arkadan ayaklarımsa önden bağlanmıştı. Halen rüyanın etkisindeydim. Kalbim çok hızlı şekilde atıyordu. Ben ölmemeliyim diye düşünüyordum. Belalı bana bakıp "Beni unuttun mu ha eleman? Ben sana söyleyeyim, seni asla unutmadım ve unutmucam." dedi. Rüyamda gördügüm her şey tekrarlanıyordu. Söylediği her kelime rüyamda söyledikleriyle birbirine neredeyse uyuyordu. "Dur tahmin edeyim. Gardiyana 3-5 kuruş verip evimin yerini öğrendin. Ardından tam zamanında evime gelip beni bayılttın. Oturma odasındaki ipi görüp oh be tam zamanında gelmişim, biraz daha geç gelseydim seni öldürme zevkini yaşayamıyacaktım dedin, doğru mu?" dedim. Söyledigim her şeyin doğru çıkması onu şaşırttı. "Sen benimle dalgamı geçiyorsun lan?" dedi. Silahını çıkarttı ve başıma dayadı. O an şunları geçirdim aklımdan. Rüyamdaki her şeyin doğru olması demek, benim gerçekten öleceğimi gösteriyordum. Ailemi düşündüm o anda Üzüldükleri saniyeler geldi aklıma. Babamın üstüme toprak atışı, annemin üzüntüsü, Halil'in rüyamdaki intikam sözü geldi aklıma. "Son diyeceğin bir şey var mı?," dedi. Ne diyebilirdim ki o an da, ne düşünebilirdim ki. Başıma silah dayanmış, ellerim ve ayaklarım bağlanmış, ölüme mahkum, diğer tarafa biletim kesilmek üzereydi. "Son bir sözüm yok." dedim. "O zaman Çakıl'a selam söy..." derken dang ! diye bir ses geldi. Belalı yere yığıldı. O an kalbim nasıl atıyor. Çünkü gelen Elif'ti...