Kapıyı açar açmaz direkt üstüme atladı. Suratıma öyle bir vurdu ki bayıldım. Gözlerimi yavaş yavaş açtım. Sandalyede çırılçıplak oturuyordum ve ağzım bantlıydı. Ellerim arkadan, bacaklarım ise önden kalın iplerle bağlanmıştı. Etrafta birçok kesici alet görmüştüm, ortalama 35 mt2 odadaydım. Duyabildiğim tek ses, bıçakların birbirine sürtünme sesiydi. Aradan 5 dakika kadar geçti ve ilerideki kapıdan belalı geldi. Üstünde kasap elbisesi vardı ve iki tane bıçağı tutuyordu. Yanıma geldi ve konuşmaya başladı. "Hayırdır eleman beni unuttun mu? Ben söyleyeyim, seni asla unutmadım ve unutmucam. Tam zamanında gelmişim yoksa seni öldürme zevkini yaşayamıyacaktım. Ben gelmesem evdeki avizeye ipi asıp intihar etmeye çalışcakmışsın, gördüm. Sen beni başka bir hapishaneye gönderdiğinde neler çektim lan ben senin yüzünden. Öyle bir kin besledim ki sana, ölmek için yalvarıcaksın, garantisini veriyorum. Senin için firar ettim hapishaneden. Hapishanedeki gardiyanlar bana yapmadığı işkenceyi bırakmadılar. Hayvanca dövdüler, aç bıraktılar ve en kötüsü özel hücreye attılar. Seni öldüreceğime namus sözü verdim kendime. Firardan evvel evinin adresini gardiyana 3-5 kuruş vererek öğrendim ve şimdi buradayım." dedi. Vay be benim sonum böyle olacakmış demek. Cehenneme gitmeden cehennemi yaşayacakmışım dünyada. Belalı ağzımdaki bantı çıkarttı. "Acıdan bağırıcaksın ve ben zevk alıcam." dedi. Elindeki bıçağı baş parmağıma yaklaştırdı ve baş parmağımı doğramaya başladı. Yerinden koparmış, 9 parmak bırakmıştı beni. Duyduğum acı, yaptığı diğer şeyler yanında hiçbir şeydi. Getirdiği kaynar sıcak suyu başımdan aşağıya boşalttı. Ardından elindeki bıçağı karnıma 4-5 defa sapladı. Ağzımdan kan gelmeye başlamıştı. Artık bitiyordu her şey. Her şeyin bitecegini bildiğimden dolayı aldığım zevk acıyı hissetmemeye getirmişti durumu. Gözlerim kapanıyordu yavaş yavaş. Belalı bıçağı dizlerimin biraz gerisine koydu ve gözlerimi siyah bant ile bantladı. "Al sana kurtulman için bir şans." dedi ve yanımdan uzaklaştı. Hiçbir şey göremiyordum ve boşluğa "Dur." dedim. "Ne var lan?" dedi, sesinij uzaktan geldiğini duymuştum bunu söylediğinimde. "Son bir şey istiyorum senden. Pantolonumun cebinde telefon var ve içinde sadece tek müzik kayıtlı. Onu açmanı istiyorum senden." dedim. Cevap vermedi ve 20 saniye sonra ayak sesleri uzaklaştığını göstererek gitgide kısılıp yok oldu. Sonrasında sevdiğim o şarkı, arka planda, zihnimde çalmaya başladı.
Bitiyordu her şey. Artık bazı şeyleri kabul etmeliydim. Sevmiştim Elif'i ve halen seviyordum. Fahişelik yapsada sevmiştim. Beni dövdürsede sevmiştim. Beni hapishaneye attırsada sevmiştim. Hak etmiş miydim ben bunları? Bunları yaşayacak kadar büyük günah işlemiş miydim? Kendimi gerçekten suçlu hissetmeye başlamıştım. Geçen her saniye beni diğer tarafa yakınlaştırıyordu. Zaten yaşadığım acıyı anlatmanın yolu yoktu. Sandalyeyi son gücümle oraya buraya ittirmeye çalıştım. Birkaç kere denedikten sonra sandalye yere düştü ve dizimde duran bıçağın da yere düştügünü duydum. Gözlerimin siyah bant ile kapalı olması ve aldığım ağır darbeler beni çok yavaşlatıyor, şansım varsa bile kurtulmamı engelliyordu. Yerdeyken bağlı olduğum sandalyeyi, bir o yana bir bu yana hareket ettirmeye çalıştım. Biraz uğraşınca bıçağın bacağıma değdiğini hissettim. Biraz daha kendimi sağa sola ittirmeye çalışarak elime almaya çalıştım. Ve sonunda Allah'a şükürler olsun ki tuttum bıçağı. Bıçağı bir ileri bir geri yaparak ipi kesmek için uğraşmaya koyuldum. Devam ederken ileriden ayak sesi duyuldu. Kesmeye çalışıyordum fakat ip çok kalındı, kesemiyordum. Birinin kafamı ellediğini hissettim. Gözümdeki bantı tuttu ve çıkarttı. Bu belalıydı. Elindeki silahı başıma dayadı. Bana bakıp "Oyun bitti." dedi ve tetiği çekti...