Ertesi hafta Arda yine eski haline dönmüş gibiydi.
Teneffüste sınıftaki bir çocuğun defterini alıp arkadaşlarının önünde dalga geçmeye başladı.
Elif bunu görünce yanlarına gitti.
“Arda, bırak onu.”
Arda ona baktı.
“Sen karışma.”
“Hayır, karışacağım.”
“Niye?”
“Çünkü komik değil.”
Sınıf sessizleşti.
Arda'nın yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Sen benim öğretmenim değilsin.”
“Biliyorum. Ama yaptığının yanlış olduğunu söylemek için öğretmen olmam gerekmiyor.”
Arda defteri masaya bıraktı.
“Tamam.”
Sonra sınıftan çıktı.
Elif peşinden gitmedi.
O gün Arda onunla konuşmadı.
Akşam eve gittiğinde ise Elif'in söylediklerini düşündü.
İlk kez biri ona açıkça “yanlış yapıyorsun” demişti.
Üstelik bunu onu küçük düşürmek için değil, gerçekten durdurmak için söylemişti.
Ertesi sabah Arda sınıfa girdiğinde doğrudan o çocuğun yanına gitti.
“Dün yaptığım şey için özür dilerim.”
Çocuk şaşkınlıkla baktı.
Arda devam etti:
“Defterini de düzgünce vermeliydim.”
Elif uzaktan onları izliyordu.
Arda daha sonra onun yanına geldi.
“Bana kızgın mısın?”
“Hayır.”
“Şaşırdın mı?”
“Biraz.”
Arda gülümsedi.
“Senin yüzünden.”
Elif'in kalbi bir an hızlandı.
Ama Arda hemen ekledi:
“Biri bana dur demeliydi.”
Elif gülümsedi.
“Geç de olsa anladın.”