Kuyudan çıktıktan sonra
Miray’ın ayakları titriyordu
ama zihni berraktı. Yıllardır taşıdığı suçluluk, korku ve belirsizlik
artık bir şekil almıştı.
Baran’ın ayakkabısını tutarken hissettiği şey sadece acı değildi
aynı zamanda bir bağdı. Kardeşi hâlâ oradaydı, ama artık onunla konuşabiliyordu.
Pansiyona döndüğünde Zeynep hâlâ uykudaydı.
Miray onun başucuna oturdu, elini tuttu.
Küçük parmakları buz gibiydi. Birkaç saat sonra
Zeynep gözlerini açtı. Gözbebekleri normale dönmüştü ama bakışları hâlâ boştu.
“Baran seni affetti,” dedi.
Miray ağlamadı.
Gözyaşları artık yetmiyordu.
İçinde bir şey kırılmıştı ama aynı zamanda yeniden şekilleniyordu
O gece rüyasında Baran’ı gördü. Bu sefer yalnızdı. Gözlerinde huzur vardı.
“Artık gidebilirim,” dedi. “Ama sen kal. Onları koru.”
Miray uyandığında, sabahın ilk ışıkları köyü aydınlatıyordu.
Ama bu ışık, sıradan bir gün doğumu değildi.
Sanki karanlıkla yapılan bir anlaşmanın ardından gelen bir ödüldü
