İçeriğe geç

Lavinia

Bölüm 4 · 28 dk okuma

Lavinia

Bölüm 4

Bölüm 4

İlahi Bakış Açısı

Aden, asansörde uyurken Karel kapıyı kırıyordu. Ancak halatlar yavaş

yavaş kopuyordu. Ve bu dışarıdan gayet duyuluyordu ve Karel

çıldıracaktı.

Ne yapabilirdi? Hiç bir şey yapılmazsa da halatlar yavaşta olsa kopup düşecekti. Asansörü tekmelerse biraz daha hızlı bir şekilde halatlar kopacaktı ve yine aynı olay gerçekleşecekti. Karel çıldırırsa yeriydi.

Sevdiği kız ölecekti. Ölmese bile çok ağır yaralanacaktı ve belki de bir daha uyanamayabilirdi. Her türlü olacaktı. Ama astımı ve klostrofobisi olan bir kızı daha fazla korkusu olduğu bir alanda tutamazdı. Asansörü

tekmelemeyi bırakmadı. Ağlaya ağlaya tekmeledi ve o son gerçekleşti.

Asansör düştü...

Herkes bağırıyordu. Sara tam o an gelmişti. Yüksek sesli acı dolu bir çığlık attı. Yere yığıldı ve Güney ile Güz yanına koştu.

“Sara, uyan aşkım. Güzellik kalk hadi, Karan seni böyle görmemeli. Çok üzülür. O da senden hoşlanıyor biliyor musun?” Uyandırmak için elinden geleni yapıyordu Güz.

“Sedye! Acile alın!” Bir hemşire bağırdı ve sedye geldi. Güney onu yatırdı ve Sara ile beraber gidecekti ki

Güz’de ayaklandı.

“Sen burada kal.” Güz ısrar edecekti ki vazgeçti.

Karel kapıyı son kez tekmelediğinde kapı kırıldı. Ancak artık ne anlamı vardı ki? Beşinci kattan eksi üçüncü kata düşmüştü. En alt kata...

Tam sekiz veya dokuz kat aşağıya düşmüştü. Ölüm Aden’in burnunun dibindeydi o yüzden hemen inilmesi lazımdı.

“Elektrikli testere buldum.” Adam getirmişti ama çok geç bir vakitte.

“Çok erken geldin ya.” Güz adama çıkıştı ama Karel’in aklına bir fikir gelmişti.

“Beni bağlayın, aşağıya ineyim. Yapabilirim, testere ile asansörün tavanını delip onu alabilirim.”

“Bu zor ama. E-”

“Ben askerim, hemen ne gerekiyorsa yapın gideyim.”

“Tamam, Hüseyin git aşağıdan halatları getir!” Adam başını salladı ve koşarak gitti.

“Karel!” Lorin seslendi. Karel ona döndü dolu gözlerle “Dikkat et, bir evladımı daha kaybedemem.”

Karel bu üzücü cümleyle dolu gözlerindeki yaşları akıttı. Hüseyin geldi ve Karel’i elindeki halatlarla sıkıca bağlamaya başladı. İyice bağlarken testereyi bir çantada verdi. Karel’i iyice bağladıktan sonra Bir uzun

halatla beraber onu sabit tutacak asansör parçasına bağladı.

“Buna Aden’i bağla. Biz onu çekeceğiz. Bol şans.” Aden’le kibarca konuşan itfaiye son kez düğümleri kontrol etti ve inmesi için el hareketi yaptı.

Karel kendini yavaş yavaş asansör direklerine bıraka bıraka indi. Sonra asansör tabanına indi ve testereyi çantadan çıkardı.Çalıştırıp yavaş yavaş ikisinin de çıkabileceği kadar bir alan kesti. Demir Aden’in üstüne

düşmesin diye eliyle sıkıca tuttu. İçeri atladı ve Aden’in narin bedeninin hemen kızarıp morardığını gördü. Asansör aynası kırılmıştı ve Aden’in vücuduna girmişti. Kafası da çarptığı için kanıyordu. Henüz çok fazla

kanamamıştı. Üstündeki kazağın birazını yırttı ve başına sardı. Kanama hızı azalınca halatla sıkıca bağladı ve yukarı işaret verdi. Yavaş yavaş

çektiler ikisini. Yan yana çıkıyorlardı ve kendisini bıraktı. Aden’in bırakması gibi.

“Güzel sevgilim, ya sen bana kavuş ya da ben sana.” Karel’in fısıltısından sonra Aden gözlerini araladı.

“Kan tadı çok iğrenç, özellikle bu kadar fazlaysa.”

“Aden?” Aden gülümsedi.

“Karel, seni seviyorum, sana kavuşamadığım için özür dilerim. Ama bana kavuşma.” Gözleri tekrardan kapandı.

“Aden! Aç gözlerini. Lütfen...”

“Sedye getirin sedye!”

Yukarı çıktılar ve Aden’i hemen sedyeye alıp ameliyathaneye götürdüler. Herkes Karel çıkınca alkışlamaya başladı. Ama o ağlıyordu.

Karel küçükken bir film izlemişti. Süper kahraman yaralı eşini çıkarmıştı. Herkes onu alkışlarken ağlamıştı. Şimdi daha iyi anlamıştı neden ağladığını...

♥︎

Karel oradan ayrıldıktan sonra Aden’i gördüğü kafeye gitti. O gün kapalıydı ama sahibi ile tanışıp dost olmuştu. Açmasını istediğinde kırmadan yapıyordu.

Bugün de aynı şeyi arayıp istemişti. Tabii o da her zamanki gibi açmıştı. O gün onu gördüğü masaya oturdu. Aden’i o an nasıl gördüğünü hatırladı. Güz ile konuşurken, kahkaha attığını hatırladı. Çok güzeldi.

Ona bir şey olursa ne yapacaktı? Yaşayamazdı ki! Ama Aden bir şey demişti ve yoldayken söz vermişti.

“Karel, seni seviyorum, sana kavuşamadığım için özür dilerim. Ama bana kavuşma.”

Yaşamak için bir sözdü onun için ama nasıl yapacaktı ki? Bir söz verdi ama onu nasıl gerçekleştirirdi? Onsuz bir hayat ne demekti? Aden’in gülüşü, Aden’in deliliği, Aden’in siniri olmadan nasıl geçerdi? Fotoğraflarına mı sığınacaktı?

Nereye kadar peki? Kafayı sıyıracak mıydı? Bu umurunda değildi. O yaşayacaksa canını bile verirdi.

Karel’in telefonuna bir mesaj geldi. Aden’in, Güz’ün, Güney’in, Sara’nın, Karan’ın ve onun olduğu bir gruptu. Mesaj Karan’dandı.

Hemen açıp okumaya başladı.

“Sevgili arkadaşlarım;

Sizinle çok güzel yıllar geçirdim. Ancak sanırım artık yolun sonuna geliyorum. Yirmi sekiz yıllık hayatımın sadece altı yılı siz olmadan geçti. Geriye kalan yirmi iki yılı çok güzel geçti çünkü siz vardınız. Küçükken

çok yalnız kalırdım ancak sizde nasılsa aynı zamanlarda benimle arkadaş olmuştunuz. O günü asla unutamam. Karel yoktu tabii. Sakın kıskanma Karel, sen geldiğin zaman güzellik durumu arttı onu da bil (:

Siz belki hatırlamazsınız lakin ben anlatayım size, on iki yıl önce bugündü hatta. Bugünün bu kadar kötü bir olayla kirlenmesini istemezdim ama seçemedim. Çok üzgünüm arkadaşlarım. Neyse ben anlatayım.

Site kapısına yakın bir park var ya. on iki yıl önce küçükken sürekli oynadığımız salıncakta sallanmadan tek başımdaydım. Üzgündüm çünkü kimse beni istemiyordu. Babam annemi öldürmüştü ve benim de öyle saldırgan olduğumu düşünüyorlardı. Bi- liyorsunuz ne kadar acı katledildiğini. Ama sonra yanıma kim geldi ben dalgınken...

Aden...

Beni sallamaya başladı. O gün de yeni taşınmışlar. Öyle söylemişti.Vücuduna bak-tım. Mosmordu her yeri, yaraları vardı, çizikler... Ve daha sayamadığım yara izleri. Babam bana da şiddet uygulardı. O adam

benim travmamdı ya, ona da babası yapmıştır diye düşünmüştüm. Doğru da bilmişim. Sonra o anlattı nasıl geldiğini. Son olay annesi için bardağı taşıran son damlaymış. Bir gece otogara gitmişler ve en uzak

İstanbul’muş en hızlı gidenlerden. Binmişler ve gelmişler. Bir ay dışarıda kal-mışlar. Nasıl Aden, doğru hatırlıyor muyum? Bunları anlattı, ellerine maaş geçmiş ve buraya taşınmışlar falan. O anlattı ve sonra ben sadece ne dedim biliyor musunuz?

“Babalardan nefret ediyorum, onlar hep acı mı vermek zorundalar?” Aden’de neden bunu dediğimi sordu ve ben anlattım bu sefer. Ve o da bana tam olarak şöyle söyledi;

“Anneminde sonu öyle olacaktı kaçmasaydı, değil mi? Gel beraber oynayalım, biz aynı kişilerden mağduruz neredeyse...” Oyun oynamaya başladık, beraber sallandık. Kaydıraktan kaydık, kumlarda oynadık, tahterevalliden beraber düştük, gülerek geri kalktık. Sonra akşam oldu ve ben üvey aileme geri döndüm. O gece hemen geçsin diye uyudum.

Sabah tekrar parka gittiğimde sizde vardınız. Beni gördü ve çağırdı Aden. Kendinizi anlattınız. Güney ve Güz’ün babalarının krizlerini, Sara’nın savaş yüzünden psikolojik acılarını...

Sonra oynadık parkta. Sara çok güzeldi, sapsarı saçları güneş gibi parlıyordu. Buz mavisi gözlerinde bir ışık vardı ama her ışık arkasına vurmaz. O vurmayan kısımda karanlık vardır. Onu gördüm ben, ve ona

aşık oldum.

Lakin aşkıma kavuşamıyorum. Sana kavuşmasam da güzel sevgilimsin, aşkımsın, en değerli hazinemsin sen...

Baban söyledi, duygularım karşılıklıymış. Teşekkür ederim değerli hazinem, bunu ba- na hak ettirdiğin için. İsyan etmedim hiç, halimden memnundum. Hiç olmasaydı peki ne olurdu...

Sadece iki kişiden bahsetmiş olabilirim, bana lütfen kırılmayınız. Aşkım ve dostum için oldu ama çok vaktim yok çünkü karantinaya gireceğim, sizinle buradan son me-sajım olabilir. Yüreğimde söyleyemediğim çok

şey var. Hakkınızı helal edin siz yine de, hastalık sebebi ile her an her şey olabilir bulaşırsa.

Hoşçakal Kuğum...

Hoşçakal Ay yüzlü sevgilim...

Hoşçakal kahve güzelim...

Hoşçakal İki Can Dostum...

-Karan

Bu nasıl olurdu? Nereden kapmıştı? O da Aden gibi aşkına kavuşama-dan mı ayrılacaktı? Hayat ne kadar acımasızdı!

Sonra Güney, Güz ve Sara yazmıştı.

Güz: Bu ne demek Karan, Aden ve sen! Gidemezsin! Başka kimse gitmesin! Asya ve siz varsınız. O ölse de...

Güney: Hay başlayım böyle işe! Bizi terk etmeyin. 7 kişiden 4 kişi kaldı.

Sara: Aden ölmeyecek ama komada. Buradan yazmak üzdü. Sevdiğim adamın ölüm haberini almak...

Güz: Karan kan testi yaptırmıştır. Sonuç ne Sara?

Sara: En yakın olan Karan’mış ve odadakilerde sadece onun pozitif...

Güney: Çok mu ağır?

Sara: Beş yıl önceki virüsten daha ağır ama laboratuvardakiler araştırıyor.

Sara: Aden komada, ilk yazdığımda kesin değildi ama kesinleşti. Yaşaması bile mucize. Birçok kemiği kırık. Bazıları organlarına batmış. İç kanama olmuş ama son anda kurtarılmış. Beyin kanaması da geçirecekmiş ama biri kazağını yırtıp sarmış. Kanama hızını yavaşlatmış. Yoksa sen miydin Karel?

Karel mesaj yazmaya başladı.

Karel: Ben yaptım, onu kurtaracağımı bilemezdim. Bir umutla yapılan şey ne işe yaradı...

Karel: Uyanamaz mı? Aşık olduğum kişi bana bakamaz mı? Gülemez mi? Adımı söyleyemez mi?

Sara: Üzgünüm Karel, ziyarete gel. Başka zaman kolayca giremezsin. Ya da girersin.

Karel hemen kafeden çıktı ve BMW I8 model aracına bindi. En yakın çiçekçiye gitti ve bir lale buketi aldı. Bembeyaz laleler, Karel’in elinden sadece Aden’in oturduğu şoför koltuğunun yanındaki koltuğa yerleşti.

Yaklaşık on dakika sonra hastaneye vardı ve danışmaya ilerledi.

“Aden Mavi Arslan’ı görebilir miyim?”

“Hemen bakıyorum, siz nesi oluyorsunuz Mavi Hanım’ın?”

“Onun adı Aden!” Diye bağırdı. Sara onu gördü ve danışmadaki kadına el salladı. Karel Sa-ra'ya doğru ilerledi.

“Karel, sakin ol.” Karel dayanamadı ve bağırdı.

“Nasıl sakin olurum sence? Yıllardır sevdiğim kız benimle kavga ediyor, o sinirle aşağıya iniyorum. Ben aynı asansöre biniyorum ve lanet olsun ki hiç bir durum olmuyor. O biniyor ve kemikleri kırılıyor kanama geçiriyor. Tabii klostrofobisi var ve küçücük alanda kriz geçir-meden kalmaya çalışıyor. Çok sakinim, kusura bakma ben senin şu an olman gibi duygusuz rolü yapamıyorum.” Karel çok ileri gitmişti. Bunu nasıl söylerdi? Aden kurtulabilirdi ama Karan çok acı çekecekti.

“Sen nasıl bunu söyleyebilirsin? Ne bekliyorsun? Senin gibi dağılmamı mı? Ben bir doktorum ve benim hastalarım var Karel. Onlarla ilgilenmem gerekli. İçimde ne fırtınalar kopuyor gram bilgin yok. Bana laf söyleyemezsin. Aden iyileşip hayatına normalce devam edebilir, bu yük-sek bir ihtimal. Ama bu hastalık veba gibi öldürüyor. Hastam bir aydır bu durumdaydı. Ve o bugün öldü. Ağzından kanlar çıktı, kendi kanında boğuldu. Karan’da ondan kaptı. Aynısını ya-şayacak! Ben sonunu biliyorum ve bunu bile bile uğraşıyorum. Yaşaması için uğraşıyorum. Senin bir umutla Aden’in başını sarman gibi. O umutla, senin yaptığın önemsiz ama umut dolu bir hareketle hayatını kurtarman gibi. Aynı şeyi başarma umuduyla duygusuz kalıp mantığımı ortaya koyuyorum.” Sara bağırıyordu ve herkes ona bakıyordu. Karel ağlıyordu ve kendine çok kızmıştı. Ona sarıldı ve Sara dolu gözlerindeki yaşları akıttı. O da Karel’e sarıldı.

“Özür dilerim, çok özür dilerim. Bilmiyordum, affet beni ne olur. Salak kafam aşkımdan mantıklı olamıyor.” Çok pişmandı.

“Farkındayım, ben de çıkıştım sana. Öz-” Sara tam özür dileyecekti ki Sara’nın ağzını kapattı.

“Hayır dileme, çok haklıydın.”

“Hadi gel Aden’e bakalım. Seni özlemiş olmalı.” Asansörlere doğru ilerlerken Aden’i bu hale getiren asansörü gördü ve merdivene yöneldi. Sara onu anlayışla karşıladı ve merdivenden iki kat yukarı çıktılar. Asansörün düştüğü kata...

Aden’in kaldığı oda o kattaydı. O kırılmış kapıya baktı. Sonra cebinden telefonunu çıkardı ve Aral’ı aradı. Telefon iki kez çaldı ve açtı.

“Ne oldu? Göreve mi geliyorsun?” Aral ciddi bir şekilde sormuştu çünkü görevi Aden kriz geçirince kalması gerektiğini düşünmüştü. Eğer bunu hiç düşünmeseydi Aden yaşamıyor olabilirdi. Çünkü normalde bu saatlerde yolda olması gerekecekti ama şimdi elinde komadaki sevdiği kızın en sevdiği çiçeklerle onu ziyarete gelmişti. Ne acı bir durumdu...

“İçinde olduğun araçta şu an Kars sınırlarına yakın olduğunu biliyorum. Ama hayır gelmiyo-rum. Aden komaya girdi. İçinde olduğu asansör düştü.”

“Geçmiş olsun Adem.” Adem, Karel’in ikinci adıydı. Çok az kişi böyle seslenirdi çünkü pek hoşuna gitmezdi.

“Sağ ol Aral, komutana anlatırsın durumu. Timdekilere de söyle, son anda vazgeçtim. Bu arada onlardan sorumlu benim yerime sensin bu görevde.”

“Sorun yok.” Dedi ve Aral kapattı. Karel bu durumdan hiç hoşlanmamıştı. Karel Sara’yı takip etti ve odaya girdiler. Karel içeri girmemeyi tercih ederdi. Aden’in her yeri mosmor olmuştu. Giydiği hastane kıyafetinin karın bölgesinde kan vardı. Aden’in karnına batan büyük cam parçaları olmalıydı. Aden’e iyi bakılmadığını düşündü.

“O camları çıkarmadınız mı? Nasıl bakılıyor ona?”

“Karel, çıkardık ve kanama olması normal. Camlar büyük olunca kanama miktarı da fazla oluyor. Bezin üstünden geçmiştir. Şimdi bakayım hemen.” Sara yatağına oturdu ve karnını kontrol etmeye başladı. Tam olarak dediği gibi olmuştu.

“Durumu ne?”

“İyi, dediğim gibi fazla kanamış ve üstüne geçmiş.” Karel başını salladı.

“Bizi biraz yalnız bırakır mısın?” Bu sefer Sara başını salladı. Kapıya ilerledi ama çıkmaya-caktı. Karel iyi değildi, her şey olabilirdi.

Kapıyı açtı ve çıkarmışçasına kapıyı kapattı. Sonra duvarın arkasına saklandı ve onu izlemeye başladı.

“Aden’im, nasılsın? Sana iyi bakamıyorlar değil mi bunlar? Alacağım seni. Uyanman lazım... Her gün geleceğim. Elimde hep bir çiçek buketi olacak.” Elindeki buketi Aden’in karnına koy-du. “En sevdiğin çiçekten aldım. Beyaz lalenin iki anlamı var; biri senin ana özelliğini yani saflığı temsil ediyor, diğeri de benim senden çok istediğim bir şeyi. Bağışlanmayı temsil edi-yor. Beni affet, senle kavga ettik ve bu olay oldu.”

Karel ağlıyordu. Yanına usulca yattı ve ona sarıldı. “Keşke böyle uyuyup sen uyanana kadar kalkmasam. Rüyalarımda senle dere tepe dolaşsak. Öyle böyle yine mutlu olurdum ki.” Bunları düşünürken uyuyakaldı ve derin bir uykuya daldı.

♥︎

3 Ay Sonra

17 Mayıs 2025

Bugüne kadar Karel her gün Aden’in yanına gitmişti. Elinde her gün farklı bir çiçekle geliyor-du ancak hepsinin ortak özellikleri saflık veya bağışlanmaktı. Üç ay boyunca böyle gitti ama bugün çok daha özel bir gündü. Normalde mutlu olunması gerekirdi ama Aden hala uyanmadığı için eski önemi şu an yoktu.

Bugün Aden’in doğum günüydü...

Karel bugün özellikle iyi hazırlanmalıydı. Aden’in yanına en iyi şekilde gitmeliydi. Aden’in ona aldığı siyah klasik pantolonu ve Aden’in seçtiği bol, keten, uzun kollu bir beyaz gömlek giyecekti. Beraber yaşadığı ablasına seslendi.

“Abla, şunları kendi kıyafetlerini ütülerken benimkilerle de ilgilenir misin?” Ablası Karaca da ziyarete gelecekti. Aden'le iyi anlaşırlardı. Hatta Karel Aden’e olan hislerini ablası ile pay-laşırdı. Karaca zaten onu çok seviyordu ve kardeşi ile onları gerçekten çok yakıştırırdı.

“Tamam canım koy sen hallederim, hava da sıcak bir duşa gir. Gelinimizin yanına böyle gitme.” Karel burukça güldü. Başını salladı ve gitti. Karaca güldürmek için yapmıştı çünkü üç aydır hiç gülmemişti. Biraz da olsa gülmüştü ama bu bile onun içine azıcık su serpmişti.

Karel banyoya ilerledi ve suyu açtı. Hızlıca sudan geçti ve yıkandı. Aden’in favori parfümünü aradı. Karel de onu çok seviyordu ve çok güzel kokuyordu. İçinde yasemin olan çok güzel bir kokuydu. Boynuna iki kez sıktı ve yerine koydu. Bornozunu giydi ve odasına ilerledi. Ablası kıyafetleri odasına bırakmıştı. Giyindi ve banyoya tekrardan gidip ablasının saç kurutma maki-nesini aldı ve kuruttu. Boynuna siyah kulaklığını taktı. Cüzdanını ve telefonunu cebine koydu.

“Abla ben Lorin Abla’nın yanına çıkacağım. Bizimle gelir belki.” Karaca başını salladı ve Karel evden çıktı. Asansörü gördü, ama asansörler artık ona travma olmuştu. Merdivene doğru ilerledi ve bir üst kata çıktı. Onların dairesine doğru ilerledi. Zile bastı, kapıyı Lorin açmıştı ama çok kötü bir durumdaydı. Yüzü şişmiş, elinde Aden’in lise mezuniyet fotoğrafı. Üzerinde gözleri gibi masmavi bir elbise, saçları düzleştirilmiş, mavi tonlarına sahip bir göz makyajı ile çok güzeldi. Karel’de vardı orada, hatta Gizli Bölge grubundaki herkes vardı. Çok mutlu bir fotoğraftı. Şimdi o hallerinden eser yoktu.

“Lorin Abla, girebilir miyim?” Lorin başını salladı. Karel ayakkabısı

ile girdi. Salonda Aden’e özel bir kısım vardı ve sadece onun fotoğraf-ları vardı. Sanki ölmüş gibi. Karel buna çok sinirlendi ama sustu. Aden için sustu. O istemezdi.

“Çay yaptım içer misin?” Karel onaylamayarak başını salladı.

“Abla otur konuşalım.” Lorin ilk başta sorguladı ama sonra oturdu. Bir şey konuşacaklarını anlamıştı.

“Seni dinliyorum oğlum.” Omuzları dikleşti. Karel’in söyleyeceklerini biliyordu. Ona olan aşkının asla bitmeyeceğini söyleyecekti.

“Size karşı büyük bir saygım var, sevdiğim kızın annesisiniz. Ayrıca ilk taşındığımızda bize büyük bir destek verdiniz. Bize annelik yaptınız ve size minnettarız. Kızınıza da aşkımdan taşındık buraya. Belki oğlunuz gibi olduğum için istemezsiniz belki ama ben vazgeçmeyeceğim. Aden-“

“Ben bir şey demedim ki. Demem de çünkü o aşkı yaşayacak olan sizsiniz ama kızımı üzersen dünyayı sana dar ederim. Gerçi biz bunları çok erken konuşuyoruz, o daha uyanmadı. Belki asla uyanmaz, sonsuz uykuya dalar kim bilir.” Karel cümlesini böldü.

“O ölmeyecek, ölürse bile ona olan aşkımdan asla vazgeçmem. Ömrüm boyunca başkasını sevemem ben. Onun masmavi gözleri olmadan mı?” Güldü, o olmadan yaşayamazdı. O eğer ölürse intihar edecekti. Hayatta kalması çok zor olurdu.

“Oğlum sen de gençsin, ayrıca bir askersin. Başarılı bir asker hem de. Modellik de yapıyorsun. Onu bunu geç yakışıklısın da, boylu poslu bir adamsın.” Karel yine sözünü kesti.

“Geç kalacağız gitmemiz lazım. Herkes aşağıda bekliyor.” Lorin başını salladı ve Aden’in odasına doğru ilerledi. Komodinden Aden’in günlü-ğünü çıkardı ve Karel’e uzattı.

“Bunu buldum, okumalısın bence.” Karel aldı ve odayı inceledi, odayı bu kadar detaylı hiç görememişti. Görüntülü konuştukları zaman görü-yordu ama hep parça parça görüyordu. Şimdi içindeydi.

Oda mavi tonlarındaydı. Duvarlar bebek mavisi rengindeydi. Pencerenin önünde beyaz bir çalışma masası ve beyaz tekerlekli bir sandalye vardı. Köşede yerleşmişti. Bir köşede yatağı ve komodini vardı. Karşısında gardırobu vardı. Gardırop da bebek mavisi rengindeydi. Gardırobun yanında da makyaj masası vardı.

Karel odadan çıktı ve yan odaya girdi. Burası Aden’in kütüphane odasıydı. Bir sürü kitaplık ve içinde onlarca kitap. Aden kitap okumayı gerçekten çok severdi. Aden bu odayı çok sevdiğini, okuduğu tüm kitapları buraya koyduğunu söylemişti. Buraya taşındığı günden sonra çok okumaya başlamış, bugüne kadar okuduğu tüm kitapları da burada toplamıştı. Bu odayı annesi ile ortak kullanıyorlardı. Bu yüzden annesi için bir kumaş dolabı vardı. Yanında da birkaç cansız mankenler vardı.

Pencerenin önünde bir çalışma masası vardı. Burayı Aden tasarlamıştı. Öyle söylemişti. Çalışma masasının üzerinde Aden ve annesinin birçok fotoğrafı vardı. Biri mezuniyette Aden ve Karel’in olduğu çok mutlu bir fotoğraftı. Karel o gün ona yüz adet kırmızı gül olan bir buket yaptırmış-tı. Fotoğrafta Aden’in kucağında buket ve diploması vardı. O akşam giydiği elbisenin üzerinde kep ve cübbe ile çok daha güzeldi. Çünkü cübbe ve kepte mavi renkler vardı, elbisesi ile çok uyumluydu. Kırmızı güller elinde de çok yakışmıştı. Hatta o akşam aralarında bir konuşma geçmişti.

“Anlamı ne?”

“Neyin?”

“Ne olacak, yüz tane kırmızı gülün!”

“Anlamı yok, sadece ben öyle istedim. Yüz tane gülü hak ediyorsun.”

“Yani anlamı yok?”

“Anlamının ne olmasını isterdin?”

“Bilmem, a-aşk?”

“Nereden esti?”

“Kırmızı aşkın rengi sayılır.”

“Mantık için sormuyorum, sana ne hissettirdi?”

Bunu dedikten sonra Aden arkasını döndü ve gitti. Anlamını bilmişti. Ama dediğinden daha büyüktü. Anlamı; karşınızdaki kişiye olan sevginizin ne kadar derin ve anlamlı olduğunu vurgular. Aşk açısından; O kişiyle yaşlanıncaya, hatta ölünceye kadar aşklarının, sevgilerinin sü-receğini açıklar.

Karel biraz daha bu odada kalırsa ağlayacaktı o yüzden hemen çıktı. Ka-pıya ilerledi ve hemen bina çıkışına doğru indi. Kapıyı açtı ve ilerledi. Karaca arabanın başında bekliyordu. Yanaklarını havayla şişirip bırakı-yordu. Beklerken telefonda bir müzik dinleme uygulamasında eşleştiği kişi ile yazışıyordu, aynı sanatçıları dinliyorlardı ve uyumları yüzde yüz-dü ve bu uygulamada bu çok nadirdi. Yaklaşık iki aydır görüşüyorlardı. Sohbet olarak da çok uyumlulardı.

Karel bu tür uygulamaları asker olduğu için istemiyordu. Kendisi Özel Kuvvetlerde Kıdemli Üsteğmenlik yaptığı için ve teröristlerden biri onu çok iyi tanıdığı için istemiyordu. Karel aslında timiyle beraber kalıyordu ama ablası inat etmişti. Bu üç aydır da görevlere gitmiyordu. Daha doğ-rusu ona izin verilmişti. Aden uyanana kadar veya Karel kendini topar-layana kadar izinliydi.

Timin başında Aral duruyordu. Karel timle o günden beri hiç görüşme-mişti. Ama bugün Aden’e ziyarete geleceklerdi.

Bugün çok kalabalık olacaktı. Aden’e bugün için en büyük oda ayarlan-mıştı çünkü Aden’in annesinin büyük bir çevresi vardı ve herkes özellik-le bugün toplanacaktı.

Karaca Karel’i görünce telefonu kapatmıştı. Karel’e gülümsedi. Karel sorguladı çünkü normalde geç kaldığı için söylenirdi. Karel bugünden dolayı olduğunu düşündü ve umursamadı. Güz, Güney ve Sara’yı da gördü. Öbür köşede Yılmaz ailesi yani Karan’ın ailesi, Özağaç ailesi yani Güz ve Güney’in ailesi, Melnyk ailesi yani Sara’nın ailesi vardı. Onların yanına Lorin de ilerledi. Karan’ın üvey kız kardeşi ağlıyordu. Aslında üvey değildi. Babasının beraatinden sonra evlendiği kişi ile babasının çocuğuydu. Ama babası o kadını da öldürdü ve çocuk Karan’ın ailesine verilmişti. Sara ona ilerledi ve kucağına alıp sarıldı. Karan hastayken konuşuyor-lardı ve aralarında bir diyalog geçmişti…

“Ağlama Güzeller Güzeli Sevgilim.”

“Sana bir şey olursa nasıl dayanırım ben Karan’ım? Senin kahverengi gözlerini görmeden nasıl dayanırım? Ölürsen nasıl yaşarım ben?”

“Senden bir şey isteyebilir miyim güzelim?”

“Sorma bile ne istersen yaparım.”

“Kader’le ilgilenir misin, biraz bencilce olacak ama bir şey daha isteyeceğim. Bana bir şey olursa ona sen bakar mısın? Bana bir kağıt ver dilekçe yazayım hatta şu an. Lütfen…”

“Ciğerimi iste kalbimi iste, bu nedir ki? Ne bencilliği Karan? Onu en iyi şekilde büyütürüm.”

“Teşekkür ederim güzelim.”

Sara onu çocuğu olarak görüyordu üç aydır. Kader’in kestane rengi saç-larını öptü, kokladı. Çilli kızarmış yanakları gözyaşları ile ıslanmıştı. Ya-naklarını sildi ve öptü. “Lütfen ağlama güzelim,” Güzelim kelimesini söylerken sesi titredi, ağabeyi sevgilisine söylerdi ve şimdi ağabeyinin sevgilisi ona söylüyordu. “Karan iyi olacak. O çok güçlü biri.”

“Örümcek adam gibi mi?” Sara güldü ve başını salladı.

“Evet hatta daha güçlü, üç aydır örümcek adam gibi güçlü bir hastalıkla savaşıyor. Aralıksız hem de!” Sara gözünü kırptıkça dolu gözlerinden yaş akıyordu. Kırpmak zorundaydı, en azından gülerek nötrlemeye çalı-şıyordu. “Abini görmeye gideceğiz bugün. Ama gitmemiz lazım. Hadi gel kucağıma.” Kader sıkı sıkı sarıldı ve Sara onu sıkıca tuttu. Karel’in aracına doğru ilerlediler.

“Alex Amca sen ebeveynleri götür biz çocuklar beraber gidelim.” Alex başını salladı. Ebeveynleri topladı ve araca götürdü. “Hadi ergenler kim benimle gelecek?” Kader elini kaldırdı.

“Tayel, ben seninle gelmet istiyoyum!” Karel ona döndü.

“Tamam minik Tadey.” Kader k ve r harfini söyleyemiyordu. Karel’de ona böyle sesleniyordu. Kader sinirlendi ve bağırdı.

“Bana öyle deme!” Karel güldü.

“Tamam kavga olmasın herkes arabama!” Karel şoför koltuğunun yanındaki kapıyı açtı. Yeni BMW XM aracına bindi. Öbür araba otoparkta duruyordu. Hastane otoparkında, Aden’in aracı da orada bekliyordu onu. Karel ikisini yan yana park ettirmişti. Aden uyanana kadar asla oradan ayrılmayacaktı o araçlar.

“Tayel, Aden uyanırsa nasıl sığacağız? Sıtıştım ya!” Karel burukça gül-dü. Diyemedi ki; Bu sadece bir hayal…

♥︎

“Aden Mavi Arslan, odası nerede?” Danışman anlattı ama dinlemedi. Sara konuştu kadınla. Karel o asansöre odaklanacaktı. üçüncü kattaydı Aden’in odası. Onu komaya sokan o lanet kattaydı. Karel hemen çıkmak için merdivene yöneldi ama Sara ona seslendi.

“Tayel, bizi döyt kat çıtaymazsın değil mi? Gel asansöre.” Karel itiraz edecekti ki Kader’in ne kadar küçük olduğunu ve çıkamayacağını ha-tırladı. Kader ona yalvarırcasına bakıyordu. Karel konuşmadan asansöre yöneldi. Bu seferde yandaki asansör kapalıydı ve Aden’i komaya sokan o asansöre yutkunarak girdi ve üçüncü katın tuşuna bastı.

Asansör ağır ağır çıkıyordu, dört katı yaklaşık elli saniyede çıkarmıştı ama o elli saniye Karel’e zindan gibiydi. Asansörün tavanına baktı. Na-sıl kırdığını hatırladı. Sonra zemine ve aynaya baktı. Aden’e batmıştı bu aynanın camları. Yerde kanlar içinde yatıyordu. Bir yere tekme atmamak için çok zorlandı. Burada keder vardı, onlar göremezdi ama Karel çok iyi görüyordu ve hatırlıyordu.

Asansör kapısı açıldı ve Karel fırladı. Çıkmazsa sinir krizi geçirebilirdi. Kader’i korkutmak istemiyordu. Henüz beş yaşında bir kız çocuğuydu.

“İlk başta Karan’ın odasına girelim bakalım nasıl. Şimdi uzay tulumu giyeceğiz!” Sara acısını belli etmemek için uğraşıyordu. Kader sevindi ve el ele odasına doğru ilerlediler. Karel, Güz ve Güney arkalarından ilerlediler ve üçü de tek bir şey görüyordu. Sara çok iyi bir anne olabilir-di. Bu üç aydır sürekli Kader’le ilgileniyordu. Hatta çoğunlukla Sara ve ailesine kalmaya geliyordu. Sara’nın ailesi asla karşı çıkmıyordu. Karan içindi. Ayrıca Kader’i de çok seviyorlardı. Onun dedesi ve anneannesi gibilerdi.

“Kader, ölmek üzere olduğunu bilmiyor.” Karel bu cümleyi Güz’den duyduğu an çok şaşırdı.

“Karan ölürse ne diyeceğiz, yurt dışına mı gitti diyeceğiz? Söylesene?”

Güz omuz silkti ve lamineli tulumu giymeye başladı. Güz ve Karel’de aynı şekilde. Sara ile Kader çoktan girmişti. Hepsi giydi ve maske taktı. Buna üç aydır gelmekten alışmışlardı. Ama Karel bir şey fark etti. Her gün aldığı çiçeği bugün unutmuştu, alamamıştı.

Kendine sinirlendi ve internetten yüksek puanlı bir çiçekçiyi aradı. Yüz adet kırmızı gül içeren bir buket sipariş etti. Kendisi getirememişti. Ama yapacak bir şey yoktu.

İçeri girdi ve Karan çok kötü durumdaydı. Vücudu şişmişti ve kıpkır-mızı olmuştu. Acıdan ağlıyordu. Bunu Kader’e fark ettirmemeye çalı-şıyordu.

“Ağabey, vücudun niye böyle?” Karan konuşamadı, onun yerine Sara cevap verdi.

“Ağabeyin hasta demiştim ya Kader. Ağabeyini konuşturmaman lazım.”

“Ama ben onunla tonuşmayı özledim. Evcilit oynamayı özledim, atşamları lunapayta gitmelerimizi özledim. İstemesemde bana dövüş öğyetmesini özledim.”

“Haklısın ama yapılabilecek bir şey yok. Ama iyileşecek.”

“Söz mü?” Bu sefer Sara konuşamadı ve arkasını döndü. Hüngür hüngür ağlamaya başladı. Ses çıkmaması için eliyle ağzını kapatıyordu. Bu sefer Karan konuştu.

“Söz bebeğim, iyileşeceğim.”

“Artık çıkman lazım Kader, senin odada çok kalmaman lazım. Hemşire abla gelsin parka gidin tamam mı?” Güz de ağlamamak için elinden ge-leni yapmaya çalışıyordu. Kader başını salladı ve odadan çıktı. Sara’nın ona öğrettiği danışmana gitti. Güz gittiğine emin oldu ve kapıyı kapattı.

“Sara, ağlayabilirsin güzelim.” Sara arkasını döndü ve hüngür hüngür ağlamaya başladı. Bağıra çağıra hem de. Karan’a sarıldı. Odadaki herkes sussa da gerçeği herkes biliyordu.

Karan çok yakın bir zamanda ölecekti…

“Neden ona söz verdin, sonu biliyorsun.”

“Sen verecektin, ve eğer verseydin ben öldükten sonra sana çok kızacak-tı. Sen de kendine. En azından ölen birine kızmalıydı.” Sara daha çok ağladı ve sıkıca sarıldı. Karan’ın canı çok acıyordu ama sustu çünkü bu son kez olabilirdi. O da zorlansa da ona sımsıkı sarıldı. Canı yanıyordu ama Sara’ya son kez sarılabilmek için dayanırdı, buna razıydı.

Herkes ağlıyordu, Güz ve Güney birbirine sarılmış ağlıyordu. Karel ayaklarına çöküp elleri ile yüzünü kapatıyordu.

“Aden için bir video çekmek istiyorum, Güz kameran yanında değil mi?” Güz başını salladı ve Sara’ya verdi. Karan’ı Sara çekecekti.

“Nasıl yakışıklı mıyım?” Odadaki herkes güldü ve amacı da buydu.

“Hadi başlayalım.”

“Üç, iki, bir,” Sara ağlarken bir nefes aldı. “Kayıt.”

“Aden’im, benim güzel kuğum. Doğum günün kutlu olsun. Hediyeni çok önceden almıştım ama halimi görüyorsun. Eğer uyanırsan odamda masamın üstünde seni bekliyordur. Onu almalısın, umarım beğenirsin. Sen uyandığında ben seni başka yerlerden izliyor olacağım. Kim bilir belki bir kelebek olup sana uğrarım veya bir rüzgar. Belki de bir yaprak bilemiyorum. Ama şundan eminim ki senin hep yanında olacağım.” Sara hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı ve kamerayı Karel’e uzattı. “Kamerayı yükselmiş olarak görüyor olabilirsin çünkü uzun boylu sana aşık ve be-nim kadar olmasa da yakışıklı bir kişi aldı.” Arkadaki herkes gülmeye başladı. “Tam olarak ne diyeceğimi kurgulamadım, aniden aklıma geldi. Bu hayırsızlar beni ara sıra ziyarete geldikleri için hiç çekemiyordum. Bir daha nasıl yakalarım bu şansı?”

“Bize laf atacağına özlü sözler anlatsana sen!” Güney bunu gülerek söyledi ve diğerleri de güldü.

“Biz böyleyiz işte, güleriz ağlanacak halimize, ağlarız gülünecek halimi-ze. Seni çok seviyorum Aden.” Parmaklarıyla kalp yaptı ama bozuk oldu. “Güz göstersene siz nasıl yapıyordunuz.” Güz kadraja girdi ve ağlıyordu. Doğrusunu gösterdi ve kameraya birlikte yaptılar.

♥︎

“Aden iyi olacak mı?”

“Sara, kırıkları daha yeni toparladı. Ara sıra kriz geçiriyor. Sanırım içe-ride olanları hatırlıyor rüyada. İç kanama zaten geçti. Ama uyanırsa bile hafıza kaybı ihtimali var. Geçici veya kalıcı emin değiliz.”

“Tamam hocam teşekkürler.”

Odaya girmeden önce doktorla konuşmuşlardı ve şimdi hep beraber gireceklerdi. Karel derin bir nefes alıp verdi ve kapıyı açtı. İçeri girde ve Aden’i gördü. Vücudundaki morlukların bir kısmı hala duruyordu. Ağzından bir hava maskesi vardı. Saçları hala çok güzel görünüyordu. Alnında bir yarık vardı. Ve yara bandı ile kapatılmıştı. Yüzünde çizikler vardı. Güzel gözleri kapalıydı.

“Aden…” Karel Aden’e doğru yürüdü. Yatağının yanına oturdu. Ellerini, avucunu, alnını, yanaklarını ve dudağını öptü. Özlem gideriyordu sanki.

“Aşkım, seni çok özledim. Uyan artık, bir mevsim geçti ve sen hala yok-sun. Birtanem, ruhun beni duyuyor olmalı. Uyan artık. Aylar geçse aşkım sönmeyecek ama uyan lütfen. Seni çok özledim. Kaç defa intihara kalkıştım bir bilsen. Ama eminim sen uyanacaksın… Ölüm çiçeği olabilirsin ama sen bana can verdin… Tekrardan ölmemi istemiyorsan uyan Lavinia…”

Karel ağlıyordu ve cebinden Aden’in günlüğünü çıkardı. “Günlüğünü okumamda umarım bir sorun yoktur.” Sayfaları gezerken adının yazdığını gördü. Ve okumaya başladı. “Sevgili günlük; Bugün Karel mezuniyetime geldi. Elinde yüz tane kırmızı gül olan bir buket vardı. Buket benim içinmiş. Bu beni çok mutlu etti. Güz’e de beyaz güller almıştı. Güney ona alınmadığı için bütün akşam boyunca ona trip attı.”

Karel okurken hem gülüyordu hem de ağlıyordu. “Bak bugün de aldım sana çiçek.”

♥︎

Aden’in elini sımsıkı tutuyordu ve bir şey oldu. Eli hareket etti. Evet hareket etti. Karel ilk başta beyninin oynadığı bir oyun zannetti. Ama hayır, tekrar etti ve gözlerini kısıkça açtı. Karel çıldırdığını düşündü ama gözleri açıldı.

“Sara! Uyandı, o uyandı!” Karel büyük bir coşkuyla bağırdı. Sara duy-duğu an içeri koştu ve Aden’i kontrol etmeye başladı. Evet uyanıyordu. Mutluluktan ağladı ve çığlık attı. Karel yere çömelmiş ağlıyordu. Bu gü-ne kadar her gün ziyaretine gelmişti ve uyanmamıştı. Tanrı doğum günü hediyesi olarak da bunu vermişti Aden’e. Mahkum olduğu zihninden kurtarılmasıydı.

“Sana çok teşekkür ederim, Tanrım sana çok teşekkür ederim.” Herkes içeri girmişti ve Aden gözlerini açmıştı.

Söylediği ilk cümle oydu…

“Seni duyuyordum, hep duydum. Ve Karel; ben de seni seviyorum…”

♥︎

Aden Mavi Arslan

Gözlerimi açamıyordum, en azından elimi hareket ettirebilirdim.

Gözlerimi kırptım ve yine fark etmedi. Açmak için çok uğraştım ve sık bir şekilde açtım. Karel ağlıyordu. Elinde mezuniyetimde aldığı gibi yüz tane kırmızı gül olan bir buket vardı.

“Sara! Uyandı, o uyandı!” Karel büyük bir coşkuyla bağırdı. Sara duy-duğu an içeri koştu ve beni kontrol etmeye başladı. Mutluluktan ağladı ve çığlık attı. Karel yere çömelmiş ağlıyordu.

Ne düşündüğünü bir nevi anlamıştım, uyandığım için sevinçliydi ve bu yüzden ağlıyordu.

“Sana çok teşekkür ederim, Tanrım sana çok teşekkür ederim.” Herkes içeri girmişti ve ben artık gözlerimi yeterince açabiliyordum.

Ben bugüne kadar Karel’i hep duymuştum. Sadece tepki verememiş-tim…

“Seni duyuyordum, hep duydum. Ve Karel; ben de seni seviyorum…”

♥︎

“Ne? Üç ay mı?” Ben üç aydır uyuyor muydum?

“Evet ve senin kazayı geçirdiğin gün…” Güz sustu ve Sara tekrardan ağlamaya başladı.

“Karan bir virüs kaptı, iki bin yirmi yılındaki virüsten daha tehlikeliy-miş. Yan odanda, çaresizce ölümü bekliyor.” İki cümle beni şoka uğ-ratmıştı. Sara dayanamadı ve odadan çıktı. Güz ve Güney’de peşinden gitti.

“Onu görmek istiyorum. Tekerlekli sandalye getirin.”

“Delirdin mi sen? Komadan çıktıktan bir saat sonra ayaklanman normal mi?”

“Ya ben dinlenirken o acı çekiyorsa?” Yatağın yanındaki sabit telefonu aldım ve kulağıma koydum. Bir kez çaldı ve sonra açıldı. “Merhaba, Oda 1212 de kalıyorum, bir tekerlekli sandalye getirebilir misiniz? Te-şekkürler.”

“Bir ihtimal değişirsin diyordum ama tam tersi inatçılığın daha da art-mış. Daha fazla burnun dik gidersen başına tekrar bir şey gelecek ve se-ni ben bile kurtaramam.” Ayağa kalktım ve burnum dik bir şekilde ko-nuştum.

“Benim bir erkeğin korumasına ihtiyacım yok Karel.” Parmağımı kaldırdım ve ona salladım.

“Ben olmasam beyin kanaması geçirecektin. Ben aşağıya inip seni kur-tarmasaydım şu anda mezardaydın. Bir erkeğin korumasına ihtiyacın varmış anlaşılan!”

“Bana bağırma, yoksa ben on katı bağırırım!”

“Bağırıyorum bağırsana ban-“ Daha fazla dayanamadım ve yüzüne yumruk geçirdim. Komadayken verilen ilaçlarla kasım güçlenmiş ol-malıydı ki azıcık canımın acımasına rağmen sert bir yumruk geçirmiş-tim. Canını gerçekten yakmıştım ki sarsılmıştı.

“Bir tane daha ister misin?”

“Üç aydır hareket etmemene rağmen ısınmadan böyle yumruk atman? Etkileyici gerçekten Aden.”

“Seni bir etkilerim.”

“Etkilesen-“ Bu sefer karnına geçirmiştim ve daha da sarsılmıştı.

Tam bu sırada hemşire tekerlekli sandalyeyi getirmişti ancak ben çoktan ayaklanmıştım.

“Aden Hanım ayaklanmamanı gerek. Yataktan bile çıkmanız yasak.”

“Ben iyiy-“ Tam kapıya doğru ilerleyecekken gözüm karardı ve dengemi kaybettim. Yere doğru düşerken son anda Karel beni tuttu.

“Hiç akıllanmaz mısın sen? Yat şuraya.” Karel beni yatırdı ve pikeyi üzerime örttü.

“Bu ilaç biraz uyutur onu.” Hemşire serumuma bir ilaç enjekte etti. San-dalyeyi odada bıraktı ve gitti. O gidersen Sara ve Güney odaya girdi. Sa-ra hemşirenin elindeki boş ilaç şişesini fark etti.

“Ne cadılık yaptı yine?”

“Dinlenmeyi reddediyor, Karan’ı ziyaret etmek için benimle inatlaştı. Tekerlekli sandalye getirtti.” Tekerlekli sandalyeyi çenesi ile gösterdi. “O gelmeden önce benimle kavga etti, iki yumruk attı. Ayağa kalktı. Enerjisi düştü ve dengesini kaybetti. Tam o anlarda hemşire geldi ilaç verdi falan.”

“Aden uykuya daldı mı?” Güz’ü ben yanıtladım.

“Ben uyuduktan sonra konuşsanız. Uyumamı istiyorsanız susun lütfen.”

“Biz aşağıda kafede konuşalım.”

Onlar gittikten yaklaşık on dakika sonra ilaç etkisini gösterdi ve uykum geldi.

♥︎

“Beni artık zorlayamazsınız! İki gündür uyutuluyorum, artık Karan’ı ziyarete gitmek hakkım! O benim ağabeyim, öldü mü yoksa?”

“Ölmedi ama ölmek üzere.” Karel bunu rahatça söylemişti!

“Siz iyi misiniz? Bu yüzden gitmem gerek asıl! Çıkın önümden!” Annem, Karel, Sara, Güney ve Güz önümde gitmemem için bir duvar oluşturmuştu resmen.

“Kızım lütfen!”

“Anne Karan oğlun gibi, kardeşleri vedalaştırmamak gibi bu! Bırakın lütfen!”

“Sana bulaşmasına göz yumamam! Sen onun kadar güçlü değilsin!”

Sara bana bağırdı ve diğerleride konuşuyordu. Onları artık dinleye-medim ve banyoya gittim. Hastane odalara bakım seti koyuyordu ve içinde jilette vardı. Çıkardım ve boynuma dayadım.

“Kızım manyak mısın sen bırak şunu!” Karel bana bağırdı ve gözlerimi büyüttüm.

“Gitmeme izin vermezseniz keserim kendimi. Hatta dikişlerimi?” Jileti boynumdan karnıma doğru tuttum. “Ya da boydan boya?”

“Ya Aden çıldırdın mı bırak şunu birtanem!” Güz sakin konuşması ile beni ikna etmeye çalıştı ama başaramadı.

“Tamam lanet olsun tamam! Bırak şunu, tulumla maskeyi getiriyorum.” Sara odadan çıktı ve iki dakika sonra geldi. Tulumu ve maskeyi bana uzattı. Jileti bırakmadım ve verdiği tulumu giymeye başladım. Giydikten sonra maskeyi taktım. Jilet hala elimdeydi. Cebime sıkıştırdım ve oda-dan çıktım. Derin bir nefes alıp odaya girdim.

Karan’ı keşke görmeseydim. Acı içinde ağlıyordu. Vücudu kıpkırmızıy-dı ve şişmişti. Beni gördü ve göz yaşlarını sildi.

“Aden sen… Nasıl uyandın?”

“Sen neden bu haldesin?”

“Bir hastadan bulaştı.”

Karan kan kusmaya başladı, çığlık attım ve Karel’lerin beni camdan iz-lediklerini gördük.

“Gelmesinler.”

“Ama sen-“

“Gelmelerini istemiyorum çünkü girerlerse daha kötü olur. Sara mahvolur.”

Cama elimle dur işareti yaptım. “O istemiyor.” Dedim.

Karan iyice kan kustu. Doğrulmaya çalıştı ve kalkarken yere düştü. Kafasını tuttum ve yukarı kaldırdım. Kendi kanında boğuluyordu. Ağzından köpükler çıkmaya başladı.

“Hayır beni bırakma! Karan lütfen beni bırakma! Seni çok seviyorum. Bizi bırakma!” Kanlı elleri ile şakaklarına dokundum. Vücudundaki yaralar oluk oluk kanıyordu. Ağzındaki kanı boşaltmaya çalıştı ve bir çoğu çıktı.

“Aden sizi çok seviyorum. Herkese iyi bak, Sara birine tekrar aşık olursa ona bu mektubu ver.” Cebinden bir mektup çıkardı ve Aden’e uzattı.

“Ben nasıl birine aşık olurum tekrar? Nasıl olurum? Kalbim sana ait bir tek…” Sara ağlaya ağlaya söyledi bu cümleyi.

“Hayır bizi lütfen bırakma bizi! Ne yaparız biz sensiz?”

“Karan beni bırakma lütfen! Aşkım lütfen bırakma. Yaşayamam sensiz. Böyle ayrılamayız seninle.” Sara girmemek için kendini çok zor tutuyor-du. Cama sertçe vuruyordu. Karan ona baktı ve gözleri kapandı. “Hayır hayır beni bırakma lütfen! Yaşama sebebimsin benim. Lütfen hayatım!” Sara her yeri tekmeliyordu ve onu zar zor tutuyorlardı. Mahvolmuştu.

Karan son nefesini verdi ve kalbi durdu. Kalbinin üzerindeki elimden anlamıştım. Acı bir çığlık attım ve yüzünü ellerimin arasına aldım Kan-lanmış yüzü ellerimin arasında kayıyor gibiydi. Kanlı ellerimle kafasını sımsıkı tuttum ve öptüm alnını. Ve bedenine sarıldım sadece. Ağladım hıçkıra hıçkıra.

Bağıra çağıra ağlamaya başladım. Kanlanmış saçlarını okşadım onun. Hıçkırıklarım arttı.

Başım döndü ve gözüm karardı, acım beni kısa bir uykuya sokacaktı ama ben bunu istemiyordum. Kendimi ayık tutmaya çalıştım ancak bu sadece elli saniye sürdü. Vücudum kendini saldı ve bir uykuya daldı.

Vücudum kendini saldı ve Karel odaya koştu. Sara dizlerini kendine çekmiş yüzünü kapatıp ağlıyordu. Güz ve Güney ona sarıldı. Annem ise yere oturmuş ağlıyordu.

Dalmadan önce İç Ses tek bir cümle söyledi ve çok haklıydı…

Lanetli hayatın kimi veya neyi çok seversen senden almayı çok seviyor Aden…

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.