İçeriğe geç

Lavinia

Bölüm 2 · 18 dk okuma

Lavinia

Bölüm 2

Bölüm 2-Ölümle Burun Buruna

“Ölüm burnunun dibine gelince fark edersin anıların değerini, insanların değerini...”

Güz bana şaşkın bir şekilde bakıyordu. Polislerin arkasında duran Karan, Güney ve Karel gibi bakıyordu bana. Oysaki Karel'e anlatmıştım ama bu kadar detaylı değildi. Ama bu tepkiyi beklemiyordum.

"Aden, bize neden anlatmadın?" Konuşan kişi Güney'di. Evet, neden anlatmadım? Anlat-mamamın sebebi neydi? Bunun sebebi acımı kendime saklamaktı, evet; ama neden yapmıştım?

“Kime göre, neye göre? Bu acizlik değil, acını paylaşmak olur Aden!" O kadar yakındı ki nefes sesini duyabiliyordum onun. Kızgındı ve bu kız-gınlığın sebebi benim tam olarak anlatmamamdı.

Ama o benim yaralarımın yara bandı olamazdı. Denememeliydi bile, ben onun canını yakardım. Acılarım onun canını yakardı. Sürekli beni kurtaramazdı, altı yıldır benim canımı yakanların canını yakıyordu ama beni de kurtarmak istiyordu acılarımdan. Ama geçmişimi silemezdi. Bir dilek hakkı olsa kesinlikle benim geçmişimi düzeltmeyi seçerdi. Emin-dim bunu seçeceğine.

"Anlatmadım çünkü sürekli acılarıma derman olmaya çalışıyordun. Neyse babama soracağım hesabım daha bitmedi. Polislerin vaktini daha fazla harcamayalım." Dedim ve babama tekrardan döndüm. "Dilekçe yazacağım ve asla hapisten çıkamayacaksın," Yüzüne tekrar tükürdüm ve tekrar, "Biri annem için, diğeri ise Lara içindi." Dedim ve onun omzuna bilerek çarparak önünden geçtim ve ona bakmadan bağırdım. "Lorin Kartal sana çok selam söylüyor. Bir polis arkadaş gelebilir mi? Dilekçemi vereceğim."

Ben kime dönüştüm? İntikamcı biri olmuştum uyanır uyanmaz...

"Geliyorum Mavi hanım!" Polislerden biri bana ikinci adımla seslenmişti ve bu sinirlenmeme neden oldu.

"Mavi değil Aden!" Dedim öfkemi bastırarak. Danışmaya geldim ve danışmana döndüm.

"A4 kağıt ve tükenmez kalem alabilir miyim, dilekçe yazacağım da." Kadın kağıt ve kalem verdi. "Teşekkürler." Kalemi elime aldım ve başladım yazmaya...

Hasan Arslan isimli sanığın kızı Lara Arslan'ı on bir yıl önce tecavüz edip katlettiğini bildirmek isterim. Öldürdükten altı saat sonra cesedi ağabeyi Hakan Arslan ile beraberinde Isparta, Keçiborlu'daki arsa-sına gömmüş bulunmaktadırlar.

Gereğinin yapılmasını arz ederim.

Yazdım ve polise verdim. Pek olmadığını fark ettim ve polise döndüm.

"Pek olmadıysa siz düzeltin imzam altında yazdırın işte ya da yapma çok kolay. A.M.A. ve üzerine kalp. Ama ciddi belgelerde çizik atıyorum. Birini yap işte, imzada sahtecilikten sana-”

“Sizi ararım, polisim bulurum ben sizi. Hoşçakalın." Adam gülümse-yerek gitti, ama bu da kendince çok karizmatik bakmıştı. Hayır bazı hayvanlarda dişi erkeğe koku yayar, ben ne yayıyordum acaba?

Tepki vermeden göz devirdim ve odama çıkmak için asansöre doğru yü-rürken Karel önümü kesti. Uzun ve iri vücudu her gittiğim yönde önümü kesiyordu. Çok rahatsız hissetmiştim ama yine gözlerim kararmıştı. Ba-şımın tam arkasından da bir ağrı girmişti ve bayılmak üzere olduğumu anladım ve Karel'e tutunmak için ellerim onu aradı ama vücudum tekrar-dan kontrolünü kaybetmişti. Kendimi mecburen Karel'e doğru, öne bı-rakmıştım. Karel ne olacağını anlamıştı sanırım.

Karel dik durmama yardımcı olmuştu. Kulağıma eğildi ve fısıldadı.

"Düşmene izin vermem Lavinia..." Sesi kulaklarımın dibindeyken nefes sesini bile duyuyordum.

Etkilenmiş gibi gözükmemek için gülümsedim ve hemen önden yürüdüm. Çok karizmatikti!

"Aden, bekle beni! Kızım, daha yeni kendine geldin ama! Daha yeni haberim olmuş zaten, dur yahu!" Bu ses Sara'ya aitti. Doğru ya, o da buraya taşınmıştı. Babası ve annem burayı satın alınca buraya geçmişti. Daha iki hafta olduğu için unutmuş olmalıydım.

Durup arkama döndüm ve ona doğru düşük tempolu şekilde koştum. Ba-na dur dercesine gözle-rini büyüttü. Gözlerimi devirdim ve normalce yürüyerek devam ettim. Bana bakıp kıkırdadı.

"Düzenli nefes alıyorsun?" Onaylar şekilde başımı salladım. "Kendini strese sokmuyorsun?" Tam bunun imkansız olduğunu söyleyecektim ki Karel benim yerime cevapladı.

"Aden ve stres olmama durumu he? İmkansız bir şey, Tahir ile Zühre'nin kavuşma imkanı bile daha olabilecek bir şeydi." Buruk bir gülümseme yerleşti yüzüme. Ona döndüm ve kıkırdamaya başladım. O da ve sonra Sara'da.

Sara çok güzel bir kızdı. Sapsarı saçları vardı, Gözleri masmaviydi beni-m gibi, ancak buz mavisiydi. Boyu bir yetmiş beşti. Normal bir zayıflığı vardı. Üzerindeki doktor önlüğü çok ama çok yakışıyordu. Çok güzel bir kızdı ve bekardı. Bu bence imkansız olmalıydı.

"Nasıl oldu Mavi? Hasan A-" Amca diyecekti ama ona adam bile denile-mezdi. O yüzden sözünü bölmek zorunda kaldım.

"Adını anmasak olur mu? Pisliğin biriydi ve artık müebbet alacağına eminim. O yüzden o artık bir ölü benim için. Ama ona yaşamak bile haksızlık aslında bana göre. Keşke Almanya'dan veya bu ülkeden idam kalkmasaydı. En azından geberip giderdi. Cesedi de yakılıp mezarı bile olmazdı." Karel konuşurken cebinden bir sigara çıkardı. Karel çok az içerdi, çoğunlukla iki günde bir içerdi ama dün üç, bugün bir defa içmişti.

İçme nedenleri ya içinde büyük bir sıkıntı olurdu. Ya da bir şey saklardı. Ama sanırım bir şey saklıyordu. Yüzünden belliydi, ona çatık kaşlarla baktım ve sordum.

"Karel ne saklıyorsun? Bir durum var ve çok belli; sorun ne?" Sigarasını dudaklarına sıkıştırdı ve çakmakla yaktı. "Bana da versene. Canım çok istedi." Karel dik dik bana baktı yargılarcasına.

"Canın başka bir şey istemedi bu lanet şeyi mi istedi?" Başımı aşağı yukarı salladım. "Lanet olasıca bu bağımlılık yapan sigaradan?" Tekrar salladım ve oflayarak cebinden çıkardı bir sigara paketinden. Çıkarıp ba-na uzattı ve sigarayı dudaklarımın arasına sıkıştırdım. Çakmak için elimi ver der gibi uzattım. Çakmağı avucuma bıraktı ve ateşi yakıp sigaranın ucuna getirdim. Yanınca çakmağı elime aldım ve geri uzattım. Elimden alınca nefesi çektim ve gaz içimde dolaştı. Hissedebiliyordum sanki.

"Sen söyle bakayım sorun ne? Hadi dün özel bir şey olmuştur veya keyfi içmişsindir ama bugün içmenin nedeni ne? Sigara kotanı doldurdun dün sen." Konuşurken ikisi de bana bakıyordu.

"Babanı ben ihbar ettim." Cümlesiyle neye uğradığımı şaşırmıştım. Sara da şaşırmıştı.

Sigarayı yere atmıştım ve içeri doğru hızla yürüyordum. O an ne yapacağımı bilemediğim için ağlayabilirdim bile. Bu yüzden kaçmıştım, sebebi buydu.

"Aden, dur!" Karel hala koşuyordu ama dönmeyecektim. Sara beni yakalayıp durdurmuştu ve ona sarılmıştım. İlk başta şaşırmıştı ama sonra o da karşılık vermişti. Ağlamaya başlamıştım. Gözyaşlarımı ellerimle sildim ve sarılan vücudumu ondan ayırdım.

"Sana söz, bir daha asla ve asla o adam için ağlamayacağım. Ama ağlarsam uyar tamam mı? Ben kendimden beklerim öyle şeyler." Buruk bir şekilde güldü ve başını salladı. Sonrasında kol kola girdik ve yukarı çıkmak için merdivenlere yöneldim.

Ama Sara beni geriye çekip yanındaki asansöre doğru yönlendirdi. Alt tarafı nefes darlığı, panik atak ve anksiyete yüzünden kriz geçirmiştim ama sanki trafik kazası geçirip onlarca kırığım var gibi davranılıyordu. Annemde gelirse hepten oynatacaktım artık.

"Aden, kızım! Benim neden şimdi haberim oluyor olanlardan. Baban gelmiş ben gelmemişim!" İyi insan lafın üstüne gelirmiş! Annem de geldiğine göre hazır hastanedeyken beni birazdan kafayı oynatacağım için yatırabilirdik.

"Harika, annemde geldiyse ben ölümden dönmüş hasta moduna geçece-ğim. Annem birazdan eve özel hemşire çağırır." Annem bunu ciddiye al-mıştı. Hay şu dilime, söylemez olaydım!

"Aden bak doğru dedin. Sara, buradaki hemşirelerden birini ayarlar mısın? Yevmiyesi ne kadarsa veririm sıkıntı yok." Hayda! Ciddi çıl-dıracaktım!

"Anne siz iyi misiniz? Ya kriz geçirdim sadece. Abartmayın bu kadar ya." Onlar gülüyordu ama ben ciddi olarak kızıyordum. Kızdığımı fark ettikleri zaman asansör gelmişti ve kimse yoktu. O yüzden bindik ve hemen kapyı kapattık.

"Kızım bak sen üç sebepten kriz geçirdin, bak altını çiziyorum. Üç se-bepten! Anksiyete, panik atak ve nefes darlığı yüzünden. Sana bu ara iyi bakmamız gerek. Hiç ağzını açma bile. İkna ede-mezsin bizi." Sara’nın sözlerinden sebep gözlerimi devirdim.

Asansör bir sonraki katta durdu ve kapının önünde olan kişi Karel’di. Allah’ım, rahat kalamaz mıyım yahu!

“Lorin Abla, ağlayarak yanımdan gidince korktum. Ya arkadaşım sonuç-ta.” Arkadaşım derken sesi titriyordu. Ben de rahatsız olmuştum ama ne-den? Yoksa ona aşık mıydım?

“Oğlum bir şey demedim ki. Sen neden açıklamaya geçtin? Boğazımı temizledim ben sadece.” Kahkaha atmamak için ben ve Sara resmen kendimizi yırtıyorduk. Bana dayılanan adam annemin karşısında kedi yavrusu olmuştu. Annem tam bir kraliçeydi. Bu onun bu zamana kadar yaptıklarının küçük bir örneğiydi. Bu sırada da Karel sürekli asansörün kat göstergesine bakıyordu.

“Ablam, bakışların öyle demiyor ama.” Annemin bakışlarını inceledim. Resmen sen kimin kızına hesap soruyorsun? Bir daha dene, neler olu-yor der gibiydi. En sonunda kıkırdamaya başla-dım. Karel bana döndü ve gözlerini büyüttü. Annem tekrar boğazını temizledi ama bu sefer çok ama çok sertti. Karel anneme geri döndü ve dayanamayan bir ifade ile baktı.

“Lorin Abla, bu olacak hareketim için üzgünüm.” Kat göstergesine baktı ve yukarı çıktı. Ardın-dan kapı açıldı ve Karel bana yöneldi. Bacaklarımdan tutup karnım sağ omzuna gelecek şekilde kaldırdı. Dünyayı ters görmek hiç hoş değildi.

“Karel indir beni. İndir hemen! Kusmak üzereyim!” Bu dediklerimde ciddiydim!

Ayaklarımla çırpınmaya çalıştım. Üstten ellerim ile ona vuruyordum. Ayaklarımla da fazla canını acıtmadan vuruyordum. Her ne kadar kız-sam da ona kıyamazdım.

“Sen bekle, birazdan ineceksin.” Ne kadar çırpınsam da işe yaramıyordu.

“Karel, bak ben çok ama çok ciddiyim. Bak şimdi gerçek bir lavinia çi-çeği olacağım. Ölüm yaymak üzereyim ve ilk benden başlar.” Beni in-dirmiyordu! Merdivenle üst kata çıkıyordu. Ama neden merdiven! Ah, doğru ya, annemler oradaydı. Ters durmaktan beynim sulanmaya baş-lıyordu bence.

“Karel geldik mi?” Geldik mi ne ya? Sanki yolculukta her yarım saatte soru soran bir Mavi vardı.

Yıllar sonra ilk kez Mavi adımı ağzıma almıştım. Lanet olsun, kafama sıçayım! Karel hastanenin en üst katına kadar beni sırtında taşıyarak çık-tı. Karel beni indirdi ve tam çok şükür diyecektim ki bu sefer kolumdan tutup beni sürükledi. Tutuşu ne çok sertti, ne çok acıtıcı. Bana zarar ve-

remezdi. Kendi bile kıyamazdı, babam mı kıyabilirdi?

Hastanenin balkonuna çıkardı ve çocukken iğne olmaktan kaçtığım yere getirmişti. Unutmamış mıydı? Ona bu yaz anlatmıştım. Bu sırıtmama neden olmuştu. Ah, yanaklarım kaşınıyorsa kızardılar!

“Söyle Karel.” Söylerken sesim titriyordu çünkü hava soğuktu. Gerçekten çok üşüyordum.

“Sen üşüyor musun?” Bilmem Karelciğim, üşüyor muyum sence? Sesim titriyordu, vücudum zaten Oğlum salak mısın? Üşüyorum tabi gerizekalı diyordu!

“Al şu montu Aden.” Montunu üstünden çıkardı ve bana verdi. Şu an mütevazilik yapamazdım çünkü çok üşüyordum cidden. Kollarımı ge-çirdim, montun fermuarını çekip kapattım ve başımı kapattım. Ellerimi de cebime soktum. Tamam, artık üşümüyordum.

“Bana kızgın mısın?” Ya sen şaka mısın? Evet tamam, en az beş farklı suça sahip bir adamı ih-bar ettin. Polisler aldı ve büyük ihtimalle mü-ebbet yiyecek. Dünyayı bir pislikten daha kurtardın tamam ama keşke haber verseydin. Keşke gerçekten haber verseydin be oğlum!

“Sigara ver.”

“A-”

“Sigara ver dedim. Suratına sert bir yumruk istemiyorsan ver.” Oflaya puflaya cebindeki paket-ten çıkardı ve verdi. Çakmağı vermesi için Ka-rel’e elimi uzattım. Kendininkini yaktı sonra be-nimkine uzandı. Çok yakındık ve onun koyu toprak rengi gözlerini daha iyi görüyordum.

“Yandı mı?” Başını salladı. Kendisini geriye çekti ve kendi sigarasından bir nefes çekti. Üfleyip konuşmaya başladı.

“O herif yüzünden kendini üzemezsin Aden. Bunu anla artık. Beni anla artık!” Son cümlesinde ses tonu yükselmişti. Bu hoşuma gitmemişti.

“Ses tonunu azalt yoksa ben azaltırım.” Dalgayla güldü. Sonra bende aynı şekilde güldüm ve suratına sert bir yumruk geçirdim. “Sesini kısı-yorsun değil mi Karelciğim?” Yumruğum iri vücuduna rağmen onu sarsmıştı. Yumruk attığım yerini eliyle bastırıyordu. Ağzından minik bir inilti çıktı. Şaşkınca güldüm, inlemiş miydi? Özel Kuvvetler’de Kıdemli Üsteğmenlik yapan adam?

“Sen demin inledin mi? Üste-” Sözümü konuşup böldü, başka bir yumruk daha geliyor!

“Özel Kuvvetlerde Kıdemli Üsteğmenlik yapmam canımın acımayacağı anlamına gelmiyor!” Bu kıkırdamama neden olmuştu. O bunu görünce sinirleri bozuk gibi güldü. “Demin Kıdemli bir Üs-teğmeni sarsacak kadar sert bir yumruk atan kıza bak. Küçük bir çocuk gibi gülüyor. Ah ah!”

“Ne var? Benimle dalga geçmeseydin o zaman!” Tam söze girecekti ki bu sefer ben onun sözünü kestim. “Beni annemin yanında kaçırdın, bu hastanenin terasına hem de! Anneme ait olan bu ye-rin terasına?” Ka-şımı kaldırıp iğneleyici bakışlarımı aktif ettim. “Ne diyeceksen söyle, işlerim var. Ben başarılı bir avukat olmak için adımlar atan bir öğren-ciyim. Söyle de ve gidip dinleneyim. Sonra ders işleyeceğim.”

“Ne dersi ya? Senin burada kalman lazım.” Tek kaşımı Emin misin? Der gibi kaldırdım.

“Benim derslerim var. Hem senin Kars’ta işin yok muydu? Ne zaman gidiyorsun?”

“Gitmiyorum. İptal ettim.” Onu büyük bir onurla alkış-ladım. Aptal mıydı?

“Aferin sana. Ya oraya gitmen gerekiyorda çağırıyorlar değil mi?”

“Aral var, Deniz var, Derya var, Emirkaan var, Zafer var, Sarenur var ve daha çok kişi var bizim timden. Onlar giderler.”

“Tamam ama sen komutanlarısın.”

“Olsun, bu arada karar verdim. Okulun bitsin, komutanlarla konuşacağım. Sana da bana verilen eğitimi vermelerini isteyeceğim. Bu yumrukla daha neler yaparsın.”

Sırıtmama neden olmuştu. İstemiyor değildim, Karate ve Tekvando eğitimi almıştım çocukken. Sonra hiç bırakmadım. asker olmak için başlamıştı aslında. Ben de ona ayak bağı olup gitmiştim.

“Olur, bana uyar yani. Giderim, askerde olurum. Vatanımı seven bir insanım ben. Bazı insanları dahil değil tabi.” Heyecanıma karşılık sesli bir şekilde güldü. Orta sesli bir şekilde.

Aman Aden, orta ses ne ya?

Bayağıdır görüşmüyorduk İç Ses, yaklaşık dört saattir falan.

“Cidden çok mu istiyorsun?” Başımı salladım ve yine beni tabirimle “orta sesli” bir şekilde güldü. “Asker olunca görürüm seni.”

“Madem böyle yeni evlenip, mutluyum diye gezip, birkaç yıl sonra evlilikten bıkan karılar gibi konuşacaksan niye seçtin acaba?” Kahkaha atmıştı. Sigarasından bir nefes çekti ve bana döndü.

O bana döndüğünde sigaramdan nefes çekiyordum. Bana çok dikkatle bakıyordu.

“Neye bakıyorsun? Sigarama mı yeltendin? Cebinde bir paket var zaten.”

“Yok, düşünürken dalmışım öyle.” Cümlesini bitirdi ve bir nefes daha çekti.

Üzerimdeki bakışlarını karşıya çevirdi.

“

Karel, bak yeter artık. Ne diyeceksen de ama üşüdüm artık.” Bir şey demedi ve beni yine aynı şekilde omzuna aldı. Ay organlar iflas etti yemin ederim!

“Karel nefesim daralıyor!” Anında indirdi. Ayol ne salaklık yapmışım, desem anında indirirmiş beni.

“İyi misin Aden?” Ona iğneleyici bir şekilde göz devirdim.

“Ya Karel bir def ol ya. Cidden yeter, üstümde neden bu kadar sana ait bir baskı var ya? Bak Karan’la çocukluk arkadaşıyız ama o bu kadar bana sarmıyor. Seninle sadece üç buçuk senedir tanışığız ama bu baskını anlamıyorum, anlayamıyorum!”

“Anlayacaksın, bir gün. Elbet anlayacaksın Aden.” dedi ve asansöre binip gitti. Ne demekti bu? Beynime yine bir soru takıldı ya! Yoksa bana aşık mıydı? Ya da başka bir şey miydi?

Aden saçmalama, bu cümlede aşk itirafından başka ne var?

Ay emin misin İç Ses?

Aden, bazen harbiden salak olduğunu düşünüyorum.

İç sesimle bile kavga eden bir kızdım ben. Neyime aşık olurdu ki?

Uzunca düşündükten sonra odama dönmeye karar verdim. Asansörü çağırdım ve kapı açılınca bindim. Altıncı kat tuşuna bastım ve kapı ka-pandı. Yaklaşık on beş veya yirmi saniye sonra asansör durdu. Kat gös-tergesi çalışmıyordu. Lanet olsun, asansörde kalmıştım. Hay şansıma tü-küreyim ya!

“İmdat! Kurtarın beni! Asansörde kaldım!” Asansörün metal kapısına vuruyordum. Tuş kısmında zil işareti olan bir tuş vardı. Yanında da arama tuşu vardı. İlk zil tuşuna bastım ama olmuyordu. Ses çıkmıyordu, ardından arama tuşuna bastım ve şansıma çalıştı. Çaldı, çaldı ve çaldı.

“Açın artık şunu!” diye bağırıyordum. En sonunda açtılar ve boğuk bir adam sesi geldi.

“Hanımefendi, iyi misiniz?”

“Şu lanet olası kapıyı açında iyi olayım. Bakın ben astım hastasıyım. Panik atağım, anksiyetem ve nefes darlığım var. Çoğu durumlarda kalbim de sıkışabiliyor. Lütfen çıkarın beni.”

“Hanımefendi hangi katta olduğunuzu bulamıyor-”

“Bu hastanenin iki sahibi var. Lorin Kartal benim annem. Öbür sahip Alexandro Melnyk yakın arkadaşımın babası. Emin olun tehdit için söylemiyorum ama yeter ki beni çıkarın.” Sesim ağ-lamaklı çıkıyordu istemesem de.

“Sizi anlıyoru-”

“Aden!” Karel gelip beni yine bulmuştu. Ona haksızlık mı ediyordum?

Aden daha aşık mı onu bilmiyoruz, hemen heyecanlanma.

Seninle rol mü değiştirdik İç Ses?

“Karel, çıkarın beni!” Kapının dışından kalabalık sesleri vardı. Bu seslerin arasında Güney, Güz, Sara, Karan ve annemin sesi vardı. Annemin bağırışları tüm cümlelerin duyulmalarını engelliyordu.

“Anne sakin ol, anlayamıyorum ne dediğini.”

“Kızım sakin ol itfaiyeyi ve polisi aradım.”

“Anne itfaiye tamam da polis ne alaka?”

“Anne olunca anlarsın.” Cevabı hiç alakalı değildi. Bu gülmeme neden oldu.

“Aden, kapıyı ittirip açmaya çalışacağız. Sallanabilir, sakin ol lütfen.” Diyen Karel’in sesi çok sakindi.

“Tamam ama acele edin, burası boğmaya başladı.” Kapı zorlanıyordu, bu asansörün sallanmasına neden oluyordu. Gericiydi ve istemsizce çığlık atmama neden oluyordu.

“Bağırma lütfen, daha çok geriliyoruz.”

“Sen ellemesene, bak Lorin Abla itfaiye çağırmış. Ya sallandıkça ipleri zarar görüp düşerse?” Karan haklıydı, ya ölürsem böyle. Bir günde iki olay yaşayamam. Bedenim kaldıramazdı.

“Ay oğlum sus, ağzından yel alsın.”

“Karan bizi niye gerdin? Ne olacak şimdi?” Karan’ın üstüne geliyorlardı. Kusura bakmasınlar, abim gibi olan adamı korurdum yani.

“Üstüne gelmeyin ya, beni çıkarmaya çalışın.” Karel canı sıkkın gibi iç çekti. Bir şeyler söyledi. Açıkçası hiç anlamadım. Ne dediğini anlamaya çalışırken itfaiye ve polisin siren sesi duyuldu.

“Açılın, ellemeyin sakın. Biz hallederiz.” İtfaiyelerden biri konuşuyor-du sanırım.

Demin kapının sallanışı gibi yine sallandı ama daha sertti. Karel çok yumuşak davranmıştı. Bu sertlik daha fazla çığlık atmama neden ol-muştu.

“Korkmayın lütfen. Adınızı öğrenebilir miyim acaba?”

“Aden Mavi Arslan.”

“Peki,” dedi sonunu uzatarak. “Hangi adını kullanıyorsun? Aden mi, Mavi mi?”

“Aden’i.”

“Tamam, kaç yaşındasın?”

“Yirmi, Hukuk öğrencisiyim.”

“Öyle mi, harika! Zeki bir öğrenci olduğun belli.” Güldüm, adam çok kibardı. Bence o sert sallayan kişi o değildi.

“Ben güvenliğe de söyledim. Panik atağım, anksiyetem ve nefes darlığım var. Çok gerilirsem kalbim de sıkışabiliyor. Astım ilacı ve başka ilaçlarım da yanımda ama dayanabilir miyim bilmiyorum.” Korkmuş sesim çok fazla çıkmıyordu. Daralmaya başlamıştım bile. Üstümdeki gömleğin üstten bir iki düğmesini açtım. “Burası

boğmaya başladı bile. Acele edin ne olur.”

“Tamam Aden, elimizden geldiğince halletmeye çalışıyoruz.” Arkadan gelen konuşmalar çok fazlaydı. O yüzden çok anlayamıyordum. Asansör dışından bir şeylerin kopma sesi gelmeye başlamıştı. Ne oluyordu?

“Karel, sanırım bir şeyler kopuyor. Sanki sesler geliyor.” Karel bir küfür savurdu. “Bana söyle! Ne oluyor?”

“Seni germemek için söylemiyorduk ama yavaş yavaş anlıyorsun. Kapı açılmıyor, anlaşılan bu asansör bakımı için çağırılan o-” Karel devam edecekti ki itfaiye devam etti.

“Kişi,” dedi Karel’in sesini bastırarak. “bakımları yapılıyor gibi göstermiş ama halatlar sanırım çok eski. Yani asansör halatları kopars-”

“Tamam, susun lütfen. Anladım. Şimdi ne yapmam lazım, belli ki düşecek siz uğraşana kadar.”

“Yere cenin biçiminde yat. Olabildiğince küçülüp az yer kapla. Başını, boynunu olabildiğince koru. Bu hasar gelmeyeceği anlamına gelmiyor ama daha az zarar görürsün.” İçim sızladı. Çok kötü oldum. Gözümün önünden bir film şeridi geçti. Bazı inançlara göre ölümden önce olurmuş bu durum.

“Anne, gelir misin?” Hıçkırıkları cümlemden sonra daha çok arttı. Sonra kesildi ve düşme sesi geldi.

“Lorin Hanım! Sakin olun lütfen!”

“Anne! Anne, iyi misin anne? Ne olursun, çok korkuyorum anne. Senin içinde korkutma beni ne olur!” Annem kendine geliyordu sanırım. Nefes sesi geliyordu. “Anne?”

“Aden’im, korkma bir tanem. Sakin ol lütfen. Ben iyiyim, yanımda Sara var, Karan var, Güz var. Ben gayet iyiyim. Sen düzenli nefes al ve sakin ol. Soğukkanlılığını koru.” Sara ağlıyordu. Hıçkırıkları çok yüksek seste çıkıyordu.

“Sara, en soğukkanlımız olan sende mi? Yapma, sen ne olur annemle ilgilen. Karan orada mı?” Onaylayan bir ses geldi. “Gelsene yanıma.”

“Hayırdır, benimle ölmeden önce dedikodusu mu yapacaksın?” Bu kahkaha atmama neden olmuştu.

“Abi ya, iyi misin? Anıları yad edelim. Hatırlıyor musun, çocukken biri

morluklarımla dalga geçmişti. Sen de onun her yerini morartıp, ‘Bak se-nin de her yerin mor.’ demiştin. Ben ağla-yınca gidip daha çok dövmüş-tün.” Güldü, üzüntülü olsa da güldü.

“Aden, Karel konuşsun biraz.”

“Bir çekil artık yeter, bırak da aşık olduğum kızla biraz konuşayım.”

“Ne?” dedim kekeleyerek.

“Aden yok artık ya! Adam sana dört yıldır aşık!” dedi Güney.

“Nasıl? Yoksa?...”

“Evet, dört yıl önceki o konserde gördüm ilk seni. Yanında Güney, Sara, Karan ve Güz vardı. Yanında Karan duruyordu ve çok gergindim. Sevgi-lin sanmıştım. Konser bitene kadar çıldırdım. Bir sonraki günlerim daha zordu. ‘Acaba sevgilisi mi?’ diye düşünerek geçti. Sonra dayanamadım seni aradım hep. Ne aklımdan çıktın ne yüreğimden. Sonra senin okudu-ğun lisene nakledilmek için çok uğraştım. Sonra da sınıfına geçmek için. Başardım, bir ay uğraştım ve başardım. Sonraki o üç buçuk yıl benim en mutlu yıllarımdı...”

“Seninle gezdiğimiz zamanlar sadece tek bir şarkı dinliyordum... Onu da bilirsin...” Evet, biliyordum, ama onun için bu şarkının anlamı ben miy-dim?

“Durup baktım göz ucuyla

Başka biri vardı yanında Sakin kalamazdım

Benim olacağını bilmesem...”

Sonra şarkı sözlerinin devamı geldi aklıma.

“Bilmem kaç yüz kişi içinden

Gördüm deli gözlerini birden Belki tanımazdım seni

O konsere gelmesen...”

“Karel ben seni anlamadım. Nasıl anlamadım? Her şey gözümün önündeymiş.” Sonra aklıma başka bir şey geldi. Konser Çeşme’deydi. İstanbul’da değildi. “Sen de mi Çeşme’deydin? Seni nasıl göremedim? Şimdi mi söyleyecektin bana?”

“Anlatamadım...” İç çektim. Neden söylememişti. O dönemler ben de ona aşıktım ama hep bu şarkıyı dinlediği için başkasına aşık diye düşünmüştüm. Sonra unutmak için çok uğraşmıştım.

“Sonra Çeşme’den İstanbul’a taşındık ablamla. Onun tayini çıkınca ben de gitmiştim. Umutsuzca bir kafede otururken seni gördüm. Emin ola-madım başta ama sendin. Daha liseye kaydolmadığım için senin liseni aradım. Üniversiteli bir gence benzemiyordun. En sonunda buldum. Senin yan sınıfın on ikinci sınıfların sınıfıymış. Ben de kaydımı oraya yazdırdım ve seni her gün gördüm. Sonra seni okuldan evine kadar takip ettim. Orada yaşadığını öğrendim ve ablama oraya taşınmak için günler-ce yalvardım. Ara tatilde senin oturduğun binaya taşınmışız. Bilmiyor-dum, hem de alt katınmış. Nereden bilebilirdim ki? Şans eseriydi, kader de denilebilir.” O anlatırken şarkı sözlerini tekrarladım.

“Durup baktım göz ucuyla

Başka biri vardı yanında

Sakin kalamazdım

Benim olacağını bilmesem...”

Tek bir dörtlüğe odaklansam neler anlarmışım.

“Keşke söyleseydin, ben seni başkasına aşıksın zannediyordum. O dönem ben de sana aşıktım, unutmak için çok uğraşmıştım...” Neden şimdi öğreniyordum ki?

“Seni seviyorum Aden...”

“Seni seviyorum Karel...”

“Sizi bölüyorum ama daha çok yaşarsınız aşkınızı. Sıkışan kapıyı nasıl açacağımızı bulduk.” Dedi Güney. Gözlerim doldu. Ağlıyordum ya da.

“Güney, emin misin? Çıkacak değil mi? Bak çıkmazsa yersin kafana mermiyi.” Güldüm, kahkahayla. Özel Kuvvetlerde Kıdemli Üsteğmenlik yapan adamdan ne gibi bir tehdit beklerdim ki?

“Karel, emin değiliz ama çıkacak. Kapıyı yumruklamamız, tekme-lememiz lazım. Çoğu kısmını hallettik ama asansör düşmeden yap-mamız lazım. Yani Karelciğim, kapıdan sinir çıkarmıyoruz.

“Uzatma da yapayım. Aden geriye kay. Duvarın dibine git ve yere yatıp demin ne yapıyorsan onu yap.” Dediğini yaptım. En dibe kaydım ve ye-re cenin biçiminde yattım.Kapıyı yumruklamaya başlamışlardı bile. Tek-meliyorlardı. Ama o tekmeleme sesleri geçmiş travmalarımı hatırlatıyor-du. Babamın yaptıklarını. Derin nefes alıp verdim. Yetmedi, ilacımı ku-tusundan çıkardım ve ağzıma attım. Suyumun kapağını açtım ve yutkun-dum. Şimdi uyumam lazımdı. Sakin olup derin nefes aldım ve verdim. Onlar tekmeliyordu ama kulaklığımı taktım ve kendimi derin uykuya

bıraktım. Umarım uykumdayken bir şey olmazdı...

Bölüm sonu

3 yorum