“Bunca zamandır bilinen gerçekler vardı, peki ya şimdi ortaya çıkan gerçekler?”
Dersi dinlerken gerçekten çok sıkılıyordum. Dersin ortasında Yeter diye bağırasım geliyordu yine ve yine...
"Aden, neden önümüzdeki sarışın kıvırcığa bakıyor-
sun?"
Yanımdan gelen sesten sebep daldığım alanı fark ettim. Gerçekten de önümüzdeki çocuğa bakıyormuşum. Çocukta Güz'ü duydu ve bana bakıp kendince çok karizmatik bir şekilde sırıttı.
"Sen kendini bir şey zannetmesen mi? Daha dün sabah bir kıza çıkma teklifi ettin ve Ve tam olarak bu senin iki sene boyunca toplam otuz üçüncü reddedilmen oldu. Nereden biliyorsun deme çünkü sosyal medyadaki okulun magazin sayfasında seni engellediler ve senin dedikodunu yapıyorlar."
Çocuk bana utanmış şekilde baktı ve önüne geri döndü. Ancak kendini bir şey zannederse olacağı buydu. Güz bana gözlerini büyüterek bakı-yordu ve kolumu dürtü-
yordu ama kötü bir şey olmadığını sessizce fısıl-dadım. Bana gözlerini devirdi ve dersi dinlemeye devam etti.
O benim en iyi dostumdu. Onunla küçükken tanışmıştık. Babamı terk ettikten sonra bir siteye taşınmıştık ve orada tanışmıştık. Sonra çok yakın olduk. Birbirimizde kalmaya başladık ve on yaşımızda meslek kararına başlamıştık. Avukatlık dikkatimizi çekmişti ve iyice araştırmıştık. Ve seçtiğimiz meslek avukatlıktı. Sonra on dört yaşımızda çalışmaya başladık. Kazanınca kısa bir tatile çıkmıştık. Geri dönünce ufak bir hazırlık olsun diye avukatlık okuyacak öğrenciler için olan tüm videoları izledik. Üniversiteye başlayınca derslerimize çok çalıştık ve bölümümüzde hep derece yaptık. Genelde birinci olan Güz’dü. Ben biraz daha rahat, parti insanıydım.
Bunları düşünürken dersin bitişinden haberdar olmak için kurduğum alarm ötüyordu. Sınıftan çıkmak için kalkarken sıranın dışına kalemim düştü. Kalemimi yerden alırken kafam birinin kafasına çarptı. Ufak bir şekilde inlerken kime çarptığıma baktım. Evet oydu, Karel!”
“Lavinia, çarpmanda bir sorun yok ama bu dikkatsiz-
liğinin nedeni ne acaba?” Esnedim ve konuşmaya başladım.
“Gece saat dörtte yattım. Sabahta altıda kalktım, geri de uyuyamadım. Öğlen dersim var bir de sadece, gündüz zaten uyuyamıyorum. Mal gibi geziyorum okulda."
"Laf sokarken bayağı enerjiktin a-"
Sus işareti yapıyordum çünkü anneme söylerse en az bir hafta annem sürekli bunu hatırlatırdı. Ancak Karel hemen bakışlarını bana çevirmiş-ti.
"Ya ama çocuk bana kendince çok karizmatik baktığını zannetmişti ve ben de gerçekleri söyledim."
"Bu dediğin ikinci sınıflarda lakabı Kıvırcık Bekar olan çocuk değil mi, dedikodusunu benimle yaptığın çocuk?"
"Şak diye anladın," dedim ve Güz'e dönüp "Sana da teşekkürler Güz." deyip göz devirdim ona. Trip atmalıydım şu an ona.
"Rahat ol söylemeyeceğim zaten ama iyi demişsin dememi beklemedin herhalde."
Yürümeye devam ederken telefonum çalınca durdum ve çantamdan telefonumu çıkarıp ekrana bakınca o ismi gördüm. Gülüşüm yavaş yavaş silinmişti yüzümden.
Hasan Arslan... Evet, Aden... Yıllar sonra tekrar aradı seni. Bu sefer ne için? Ne bu sefer, alkol parası mı? Dur ya da 'Benimle yaşa lütfen kızım.' palavraları mı? Ne diyorsun? Sana bir konuda hak veriyorum, aynı bedende yaşasakta düşüncelerimiz farklı biliyorsun ama çok nadir olsa da fikirlerimiz aynı olabiliyor, bu da o nadir anlardan biri. Hak verdiğim durumda şu, neden telefonunda adı ve soyadı ile kayıtlı o? Çünkü ona baba diyemiyorsun, onu baban gibi hissedemiyorsun. Sana babalık yapmadı diye öyle kayıtlı değil mi? Sen belki hayır diyorsun ama bilinçaltın böyle demiyor. Yazık sana...
"Kes sesini, kapa çeneni. Konuşma artık." Yalvarırcasına konuşuyordum sanki. İçimdeki o acıyı çıkarmak için acı içinde bağırdım, beynim bede-nimi yere bırakmıştı. Telefon hala çalıyordu, ama Karel yanıma gelince telefonu açtı ve kulağına aldı.
"Dinle beni pislik! Eğer senin yüzünden Aden tekrar acı çekerse ilk uçakla yanına gelip yüzünü öyle güzel dağıtırım ki aynada kendini anca görürsün." derken tükürürcesine bağırıyordu.
"Aden, tamam sakinleş. Derin bir nefes al," Dediğini yaptım ve yavaşça sakin ve derin bir nefes aldım. "Tamam güzelliğim, şimdi nefes ver. Ve bunu sakinleşene kadar devam ettir. Karel annesini ara, kriz geçirdiğini söyle. Ya da söyleme, ciddi değildir belki krizi."
Kalp atışlarım çok hızlanmıştı, hissedebiliyordum. Kalp ağrım daha çok artmıştı. Ölmek isteyecek kadar çok canım yanıyordu.
"Karel, ölüyor muyum?" Kısık bir sesle çıkmıştı sesim, bu yüzden duyamamıştı bile sanırım. Düşünürken nefesim kesilmeye başlamıştı bile. Nefes alamayınca ve boğuk sesler çı-kınca gerçekten ciddi bir kriz geçirdiğim belli olmuştu.
"Güz ambulansı ara, hemen gelmeleri gerektiğini ve krizinin çok ciddi olduğunu söyle hemen." Nefes alamadığım için boğazımı tutuyordum. Gözlerim kararmaya başlamıştı bile. "Aciliyetini söyle! Nefes alamı-yor!” kafasını kalbimi dinleyebileceği şekilde yaklaştırdı.
"Alo, Hekarsel Üniversitesi'ne acil bir ambulans lazım. Astım krizi geçiren bir öğrenci var ve gerçekten çok ciddi seviyede." Konuşurken karşı taraftaki kişi konuşuyordu sanırım.
"Hasta bilgileri mi? Aden Mavi Arslan. On yedi yaşında ama on sekize girecek. Bir ay sonra hanımefendi! Kan grubu çantasında mı bilmiyo-rum. Ancak annesi hastanede verecektir. Bir saniye kızın kanaması yok! Ambulans gelsin yeter! Bana bağırmayın hanımefendi!" Güz kadınla kavga mı ediyordu?
Kafamı çevirince kalabalığın arasında Güney'i gördüm. Bana donup kalmıştı, ona baktıktan sonra geçmişi hatırladım. Asya'ya gittim, ölü-müne gittim. En çok etkilenen o saf ruhu sebebiyle Güney olmuştu.
Bunları düşündüğüm için gözlerim dolmuştu. Sadece onu düşündüğüm zaman
gözlerim kızarırdı. Neden bilmiyordum ama böyleydi. Güz gözlerimi fark etmişti, o da şimdi ağla-yacaktı, onun da gözleri kızarırdı.
"Asya'yı hatırladı, gözlerine bak. Sonu onun gibi olmaz dimi, ve şimdi?" Karel'e umutla bakıyordu. Bu umut kötü niyetli değildi.
Güney normale dönmüştü ve yanıma gelmişti. Gözleri dopdoluydu ve damlaları tutmak için gözlerini kırpmıyordu bile. Yapabildiği tek şey telefonu açıp birini aramaktı.
"Karan, acil servise astım krizi olan birinin ihbar gelmiştir. Evet Mavi adına, hemen çalıştığın hastaneye sevk ettir. Zaten orada sigortası geçiyor. Karan yap şunu, Aden için gereği yok." dedi ve telefonu kapattı.
Ambulansın sireni duyuluyordu ve park etme sesini duyuyorduk. Gelen sedye tekerleğinden gelen sesler gittikçe yaklaşıyordu. En son duyabil-diğimce yakınıma geldi ve durdu. Karel beni kaldırdı ve sedyeye yavaş-ça beni sarsmadan yatırdı. Sedye ile ambulansa girdim ve yanımda Karel vardı. Koltuklardan birine oturmuştu, ambulansa binen Karan ilk müda-laheyi yapmak için yetişmişti.
Güzel ağabeyim, öz değildi ama annemin öz oğlu gibiydi, benim için de öz ağabeyimdi.
"Karel araçtan in! En ufak bir durumda sen de korkacaksın, parame-dikler ve ben gerileceğiz ve en ufak bir hata yaparsak bile Aden çok büyük zarar görebilir. Şimdi laf yetiştirmeden iniyorsun ve aracına binip sadece takip ediyorsun, sürekli aramak yok. Hatta hiç arama sen. Has-tanede yaşarsa ve uyanırsa konuşursun." dedi çok normalmiş gibi. Ka-rel’i itti ve onu indirdi. Kapıyı kapattı ve eline bir iğne alıp ilacı içine çekti. Bana sakince batırdı, ancak o ilacın uykusu olmadan kriz bana bir uyku getirmişti bile. Gece güzel bir uyku çekememiştim, ancak belki de ölüm beni sonsuz uykusuna çekecekti ve geri uyanamayacaktım.
☾☆☽
"Karel, tamam sakinleş artık. Kız iyi, kriz geçirdi ama iyi. Babası nere-den bilebilirdi?"
"Güney bak, onu arayamaz, ona iyi gelmeyeceğini biliyor. Şimdi hızlıca bir bilet alıp Almanya'ya gidip onu öldüreceğim!" diyen Karel'in sesi bü-yük ihtimalle bütün katı inletiyordu. Sesi o kadar gür çıkıyordu ki dışarı-da olmasına rağmen sanki odanın içindeymiş gibiydi.
"Almanya'ya gitmene gerek yok," Karan'ın sesi çok daha sakindi.
Karan bana herkesten çok daha yakındı ve o çok daha soğukkanlıydı. O benim en değerlimdi ve bende aynı durumdaydım onun için. Ağabeyim-di o benim sonuçta, manevi olarak.
"Gerek çok çünkü o şu an da aşağıda. Aramasının üstünden yaklaşık dört saat geçmiş ve üç saat önce ülkemize varmış. Saatlerdir hastaneyi arıyormuş ve en sonunda bulmuş. Sen saatli bir bomba gibisin ve o yüzden yukarı almadım. Ancak söylemeliydim." dedi ve odanın kapısı açıldı. Giren Karan'dı ve uyandığımı görünce selam verircesine başını salladı.
"Uyanmışsın Kuğum, sevindim ama şu çocuğu durdur yoksa birine saldıracak." dedi duyururcasına. Karel koşarak yanıma geldi ve çö-meldi.
"Lavinia, uyandın. Bir daha onunla görüşmeyeceksin." dedi ama ona göz devirdim.
“Karel bana sandalyeye oturmama et lütfen. Aşağı ineceğim, babamla görüşmek istiyorum." Dediğim an Karel bana hemen ters bir bakış attı.
"Ne? Babamla görüşmek en doğal hakkım değil mi?" dediğim an sinirden duvara yumruk attı.
İrkildim ve kalbim hızla atıyordu. Hızlı hızlı nefes alışlarımdan Karan benim gerildiğimi fark etmişti. Ona baktığımda Karan Karel'i çekerek onu çıkardı ve kapıyı kapattı.
Karan geri geldi ve Karel'den rica ettiğim şeyi Karan yapmak için beni kaldırıp sandelyeye oturttu. Tekerlekleri çevirerek kapının önene kadar geldim ve kapıyı açtım. Karel açtığım an resmen bütün arkadaşlarım kapının önündeydi. Güney, Güz, Sara ve Karel. Karel dışında herkes bana üzülerek bakıyordu ama Karel bana sinirliydi. Sadece babamı görmek istediğim içindi. Öte yandan haklıydı, babam bana hiç iyi gelmiyordu. Onun varlığı bile bana zarardı. Benim travmamdı o,
çocukluğumun katiliydi. Geçmişimdeki çığlıklarım geliyor aklıma...
"Baba yapma! Ne olur, özür dilerim! Baba canım yanıyor, vurma artık ne olur!"
"Sen nasıl bir terbiyesizsin, anası ne ki kızı ne olsun?"
"Anneme laf edemezsin."
"Hala cevap veriyor! Ananın seni doğurduğu güne lanet olsun. Bekle burada, kemerimi getireyim de göstereyim babaya cevap vermenin ne olduğunu!"
O zaman sadece altı yaşındaydım ve o zaman sınıfımdaki çocuktan
hoşlanıyordum. Ya da saf bir sevgiydi, bir gün çocuğa söyleme kararı verdim ve hislerimi çocuğa söyledim. Çocuk benimle dalga geçti ve çocuk sanırım ailesine söylemişti. O akşam babam her zamankinden erken gelmişti ve gelir gelmez bana sert bir tokat tokat atmıştı ve yere düşmüştüm. Babam saçımdan tutup beni odama kadar sürüklemişti. Odama geldiğimizde ba-na tekrar tokat atıp karnıma defalarca tekme atmıştı. Gerisi zaten çok daha acı doluydu...
"Karel bana öyle bakma, yeter. Bir şey diyeceksen de en azından şimdi değil." dediğimde önümden çıktı ve geçmeme izin verdi. Asansöre doğ-ru ilerledim ve önüne gelip tuşa dokundum. Dokunmatik olduğu için hiç kasmama gerek kalmadı. Vücudumda gram işlev yoktu.
Asansör geldiğinde kapı açılır açılmaz içeride babamı gördüm. Sertçe yutkundum, babamı yıllar sonra, yaklaşık on dört yıl sonra tekrar gördüm. Geçmişte açılan kalbimdeki yaralar yeni yeni kapanıyordu. Ama onlar yine açıldı. Bunu belli edemezdim. Yaralarımı görürse karşısında çıplak bir şekilde kalırdım.
"Kızım, iyi misin, ne oldu, neden kriz geçirdin?" dediği zaman Karel alayla güldü ve benim vereceğim cevabı o verdi.
"Sen şaka mısın ya? Sen aradın ve Mavi kriz geçirdi. Onun sebebi sensin, ablasını nasıl öldürdüysen onu da mı öldüreceksin? Onu döverek öldürdün ve küçük kızını da astımla mı öldüreceksin?" dediği an kanım donmuştu. Son iki cümlesi... Nasıl hissettiğimi anlayamıyordum. Psikoloji dersine de giriyordum ama bu hissi tanımlayamıyordum.
Karel arkamdaydı ve ona döndüm, acıyla... Ablamın çığlıkları hala aklımdaydı, babamdan kurtarmaya çalışırken attığım çığlıklar...
"Baba yapma ablama... Abla! Anne kurtar ablamı!"
"Mavi gelme, ablanı seviyorsan gelme. Baba beni zaten öldürecek.”
"Abla yapma, bırakma ona kendini. Ablamı bırak baba beni al!"
"Karel sen ne..." derken dudaklarım devamını getiremedi ve ayağa kalktım yavaşça.
"Baba, git, git!"
"Kızım am-"
"Git dedim, defol git buradan!" diye bağırıp merdivenlere yöneldim ama merdivenin önüne geldiğim zaman gözlerim karardı ve duraksadım. Biri arkamdan koşarak beni tuttu ve o kişinin üzerindeki şekerli parfüm kokusundan Güz olduğunu anladım. Ona yalvaran gözlerle bakıyordum. Gözlerim çok doluydu. Kafasını onaylar şekilde salladı ve inmeme yardım etti.
Arkadan gelen bir koşma sesi vardı ama biri durdu. Büyük ihtimalle koşan Karel, durduran kişi de Karan oluyordu.
"Güz ben çok yoruldum artık."
"Haklısın Mavişim." dedi ve gülmeye başladık, buruk bir kahkahaydı. “
“Kuş muyum ben ya? Kedi miyim köpek miyim?"
"Kuşumsun sen. Hatırlıyor musun annem bana kuş almıştı. Adını Maviş koymuştum."
"Evet, sonra kuşun ölünce çok üzülmüştün ve annende sana mavi gözlü bir kedi almıştı."
"Adını da Maviş koymuştum yine. Ama onların adını Maviş koymamın sebebi sendin."
"Ne?"
"Evet, senin mavi gözlerini çok kıskanırdım. Sonra mavi renk bir kuş ve mavi gözlü bir kedim olunca Maviş koydum. Ama kıskanmayı bırakmış-tım tabii o zaman." Hala o buruk kahkaham vardı. Biz gülüşürken hala merdivenlerden iniyorduk. Artık zemin kata gelmiştik. Hastaneden çıkıp temiz havayı çekerken babamın bana çektirdiği acılar geldi aklıma. Bir arabadan şarkı sesi geliyordu. Ve bu şarkıyla beraber
ağlamaya başlamıştım...
"Kalbimde bir yerde, bir orman yanıyor," dedi şarkı,
"Bıraktığın şarkılar sahipsiz susuyor..." Diye devam etti...
"Şiirler hep dargın, dualar şifasız. Ömrüme mıhlanmış bir cümle..."
"Kül olur kalbindeki zamanla, yana yana, yana yana,"
"Yana yana, yana yana..."* diyerek geçip gitti şarkı.
Gözyaşlarımı tutamadım en sonunda. Konuşmadım bile, sessizce ağladım. Küçükken kendimi susturduğum gibi susarak sessizce ağladım...
"Aden ağlama, sakin ol güzelliğim. Cam gibi olan gözlerinin üzülmesine izin verme güzelliğim. O pislik yüzünden kendini üzemezsin." Dedi ve bir arabadan daha beni üzen şarkılardan biri çalıyordu.
"Alev alev yanıyor can kafesim,"
"Kesilir nefesim, seni bırakamadım" * Güz bir anda bağırmaya başladı.
"Kapatın ulan şarkılarınızı, belanızı s-" dedi ve tam devamını getirecek-ken kıkırdadım ve elimle ağzını kapattım. Sonra o da gülmeye başladı. Sarıldık ve benim gözyaşlarıma eşlik etti.
"İyiki varsın Güz, sen benim mutlu ve komik yanımsın." Dedim ve ikimizde buruk bir gülümseme ile daha sıkı sarıldık birbirimize.
"Sende Aden." Dedi ve sıvazladı sırtımı.
Gelen polis sireni sesine kafamızı çevirdik ve hastaneye geliyordu polis arabası. Hastanenin önünde durdu ve arabadan inen polisler hastaneye girdiler. Polislerden birini durdurdum ve hemen ne olduğunu sormaya karar verdim. Karel babama bir şey mi yapmıştı?
"Ne oldu? Söyler misiniz? Kavga mı çıktı?" Dedim ama aldığım cevap çok farklıydı ve kanımı dondurdu.
"Bir suçlu kızını hastaneye ziyarete gelmiş Almanya'dan. Hasan Arslan, on yıldır aranıyordu ve ihbar sonucu bulduk onu. Kumar, adam yarala-ma, tecavüz, adam öldürme, şiddet, haneye tecavüz ve daha fazlası." De-di ve sustum.
Kadın gitti, ben olduğum yere çömeldim. Üzerimdeki hastane elbisesi-nin uzunluğu yüzünden elbiseye takılıp yere düştüm. İnledim ve ayağa kalktım. Güz elimden tuttu ama elimi geri çektim.
"Gitmeliyiz, babama bakacağım. Ona son kez bakacağım," dedim ve alayla güldüm. Bu alaylı gülüşün sebebi şu an ki acizliğimdi. "o kadar suçla müebbet yemezse şaşırırım. Polisin sadece anlattığı en az beş tane suçu var. Beş!"
Umutsuzca nefesimi dışarı bıraktım. Yukarı çıkarken polislerin babamı götürdüğünü gördüm. Tam karşımdaydı, onu son kez göreceğim için bir vcda etmeliydim. Onları durdurmak için önlerine geçtim.
"Durun lütfen, kızıyım ve konuşmak istiyorum." Polisler bu dediğimi duydukları anda şok içinde bana ve ona baktılar. Benzemediğimizi fark etmişlerdi sanırım. Gözlerim annemden-di ve babama hiç bir şeyim benzemiyordu, bu Tanrı'nın bana hediye ettiği bir lütuf olmalıydı.
Ona iğrenerek baktım. İğrenir gözlerle süzdüm onu ve sonra yüzüne tü-kürdüm. Yüzüne tükürdüğümde birkaç saniye sonra birinin oh çekişini duydum. Bu gülümsememe neden olmuştu nedense.
"Neden baba? Bana neden acı çektirdin? Beni dövdün, annemi dövdün, ablamı..." Dediğim zaman gözümden yaş aktı ama ona zaafımı verme-meliydim. Kafamı yukarı kaldırdım ve gözlerimi tekrar kırptım ve hiç bir damla kalmayana kadar kırptım ve elimle tüm damlaları sildim. “Ab-lamı öldürdün, döverek, istismar ederek. Sen, benim ablamı katlettin. Canımdan bir parçamı katlettin. Hapislerde çürü, hapishanede bir ço-cuğu öldürdüğün için seni öldürürler umarım." Yanlarındaki polislerden birine döndüm. "Suç duyurusunda bulunuyorum, Hasan Arslan tarafın- dan gerçekleştirilen bir suçu ihbar ediyorum. On dört yıl önce sözde kaybolan Lara Arslan istismar edilerek öldürüldü. Cesedi Isparta Keçi-borlu’da babamın eski evine yakın, babama ait olan arsaya gömüldü. İsterseniz kağıt kalem verilirse dilekçe olarak veririm. Ama cesedini bulun ve mezarı olsun yeter."
