İçeriğe geç

LAVİNİA

Bölüm 9 · 24 dk okuma

LAVİNİA

Bölüm 9

9.Bölüm

Poyraz'dan...

Okul zili çalıp herkes yavaş yavaş dağılmaya başladığın da bekledim. Oturduğum okulun bankından okul bittiği için sevinen ve rahatladıkları yüzlerinden belli olan öğrencileri izlemeye başladım.

Birer koyun sürüsüne benziyorlardı. Gerçi hepimiz öyle değil miydik? Sabah kalkıyor, okula geliyor, okuldan sonra eve geri dönmüyor muyduk? Tıpkı koyunların otlatmaya çıkarılıp daha sonra yeniden kümeslerine koyulduğu gibi. Köleleşmiş sistemin birer kurbanıydık.

Her ne kadar okuldan sonra- ki keyfim gelmediği zaman okula gelmiyordum- o bar benim şu bar senin gibi gezsem de bu yaşanılan sistemin farkında olmadığım anlamına gelmiyordu.

Tam yarım saattir Ayaz pezevengini bekliyordum. Tuvalete gidip geleceğini söylemişti ama yarım saatte sıçamamıştı galiba ya da tuvalet çukuruna düşüp hakkı rahmetine kavuşmuştu. İkinci seçenek olması için içimden dua ettim.

İçimden Ayaz'a söverken; okulun kapısından yeni çıkan Ahu'yla göz göze geldim. Gözleri sanki bir elmas bulmuş gibi parıldarken, her halinden çakma olduğu belli olan sarı saçlarını cilveli bir şekilde geri attı ve kırmızı ruju boca ettiği dudaklarıyla bana gülümsedi.

Aynı soğuk yüz ifadesiyle gülümsemesini karşıladım ama aynı sıcaklığı kendisine vermedim. Genel olarak böyle soğuk ve dışardan tehlikeli gözükürdüm. İnsanlar da bunu bilir ve uzak durmaları gerektiğini bilirlerdi.

Alamadığı karşılıktan dolayı bozulmuş olsa gerek ki, Ahu yanındaki iki kızı da adeta çekiştirerek yürütmeye başladı. Asılan suratını buradan bile görebiliyordum. Peki umurumda mıydı?

Tabiki hayır!

Senelerdir peşimde koşuyordu. Ayaz' la gittiğimiz spor salonuna bile adını yazdırmıştı. Haberi yokmuş gibi yapıp, orada karşılaşmışız gibi davranmıştı. Tabii bilerek geldiğinin farkındaydım çünkü, yanında gezdirdiği kızları konuşurken duymuştum ve beni fark etmemişlerdi. Bende umursamıştım.

Yıllardır yaptığım gibi.

Hayatımda kimse olmazdı. Kimseyi sevgili sıfatına kadar taşımazdım. Ya takıldıklarım olurdu ya da tek gecelikler. Ahu'da bunlardan biriydi ilk tanıştığımız zamanlarda onunla birlikte olmuştum ve o günden beridir peşimi bırakmıyordu.

Sarışınlardan hoşlandığımı bildiğinden beri saçını sarıya boyayıp duruyordu. Tabiki doğal olan sarışınlardan hoşlanıyordum. Bu nedenle saçını bu şekil boyaması benim için hiç bir şey ifade etmiyordu ve ciddi anlamda eğreti duruyordu.

Ha bire botoks yaptırdığı dudaklarını saymıyordum bile. Dolgun durmaları için bir dünya para ödediğine kalıbımı basabilirdim. Uzun ve takma olduğu belli olan sivrimsi tırnakları, aslının kahverengi olduğu ama kendisinin mavi lens taktığı-ki bugün lens takmamıştı şaşırmıştım-gözleri , boyalı saçları, takma kirpikleri, dolgu yaptırdığı göğüsleri ve kalçası...

Resmen her halinden sahtelik akıyordu ve burnum sahte kokuyu rahatlıkla alabiliyordu.

Doğal kızları severdim. Oldukça doğal. Gerçi hoş yatağıma aldığım bütün kızlar Ahu gibiydi. Hepsi yapaydı ve benimle bir gece geçirmek için resmen deliriyorlardı.

Egolarını tatmin edip, bende kendimce tatmin olduktan sonra onlarla bir daha görüşmezdim. Onlar da bunu sorgulamazlardı çünkü zaten tek gecelik ilişkilere alışıklardı ve her gün başka biriyle birlikte oluyorlardı.

Bu nedenle yattığım kızları umursamazdım. Karşılıklı alışveriş gibiydi onlarla ilişkim. Dediğim gibi tamamen doğal kızlardan hoşlanıyordum ki hayatıma şu ana kadar öyle birinin girdiğini söyleyemezdim.

İç sesim; tıpkı kızıl saç gibi doğal mı? dediğin de istemsizce huzursuzlandım. Ve iç sesime biraz da olsa hak verdim. Pamir oldukça doğaldı. Göz rengi saçları fiziği...

Ahu her nasıl ki baştan aşağı sahtelik kokuyorsa, Pamir'de bir o kadar doğallık kokuyordu. Hayatımda ilk kez gördüğüm bir saç rengine sahipti. Sarışınlar dışında pek kimse ilgimi çekmezdi ama 'kızıl' bu konuda oldukça başarılı olmuştu.

Ateş kızılı ve arasında bakır renklerin dolandığı, dışardan bakıldığın da ipeği andıran saçlara sahipti. Buram buram çilek ve mentol karışımı kokuyordu ve saçlarına insanın elini daldırası geliyordu.

Aynı sıraya her oturduğumuz da bu isteğimi bastırmak için fazlasıyla çaba harcıyordum.

Peki gözleri? dedi iç sesim.

Gözleri...

Gözlerinde kocaman ağaçlar, yeşilin en güzel tonu olan çimleri taşıyordu. İnsanın baktıkça bakası, bir kez bakanın ise tekrar dönüp bakası geliyordu. Öylesine güzel, ölesiye yeşil...

Bala çalan gözlerimin her zaman güzel ve farklı olduğunu düşünürdüm. Ta ki Pamir'in gözlerini görene kadar.

Bir su kadar berrak, cam kadar keskin ve gökyüzü gibi ışıl ışıldı. Gökyüzüne bir koloni kurup orada çimleri yeşertmiş gibiydi. Yeşerttiği çimlerin yanına birer yıldız yerleştirmiş gibiydi.

Teni... Teni tamamen kusursuzdu. Bembeyazdı. O kadar beyazdı ki üzerinde bir vampir edası taşıyordu resmen. Ama bu beyazlık kesinlikle absürt durmuyordu tam tersine ateş kızılı saçlarıyla inanılmaz bir uyum içerisindeydiler. Kadife gibiydi. Yumuşacık duruyordu. Kendinden dolgun bir kalça, kendinden dolgun bir göğüs.

Boyu benim boyuma göre bir tık kısa olsa da minyon bir tatlılığı vardı.

Onu bu kadar detaylı incelediğimi ve böylesine ezberlediğimi fark edince istemsizce kaşlarım çatıldı. Seslice yutkunup, kafamı sallayarak düşüncelerimden arınmaya çalıştım.

Bu esnada çalan telefonuma; düşüncelerimi dağıtma konusunda yardımcı olduğu için minnettarca teşekkür edip kimin aradığına bakmak için telefonu cebimden çıkardım.

Arayan Ayaz'dı.

Eminim yine bir boklar yemişti ve temizlemem için beni arıyordu. Kaç dakikadır ortada olmayışını da açıklar bu. Sıkkınca soluklanıp aramayı cevapladım.

" Ne var lan pezevenk? Yine ne halt yedin?"

Telefonun ucundan gelen derin soluklanmalarla kaşlarım eski düzenini bulup tekrar gözümün üstüne indiler. Ciddi bir şey mi olmuştu?

Bu esnada nihayet Ayaz'ın sesini duydum. " Poyraz! Çabuk spor salonuna gel! Çok acil" dedi. Sorunun ne olduğunu anlamaya çalışarak soluklandım ve sormadan anlayamayacağımı fark ederek direk sormaya karar verdim.

" Ne oldu? Spor salonu ne alaka şu an sen tuvalette değil miydin?" dedim.

Arkadan bir şeylere vurulma sesi geldiğin de istemsizce ayaklandım. Ayaz'ın sertçe alıp verdiği nefesler bu kez ciddi bir şey olduğunun kanıtı gibiydi. Sesini tekrar duydum.

" Poyraz hadi abicim acele et! Ahu Pamir'i soyunma odasına kilitledi anahtar yok açamıyorum! Kız içerde deli dehşet ağlıyordu şu an sesi kesildi bayıldı galiba"

Duyduklarımı ilk bir kaç saniye anlayamamış olsam da biri, gerçeği kafama balyozla vurmuş gibi irkildim ve koşar adım spor salonuna doğru harekete geçtim. En son duyduğumsa Ayaz,ın Pamir'e seslendiğiydi.

Korku bedenimi, bir balinanın kendinden küçük balıkları yuttuğu gibi yutarken içimden bildiğim bütün duaları okumaya başlamıştım.

Allah'ım lütfen bir şey olmasın!

Ayaz Ahu'nun yaptığını nereden biliyordu? Görmüş müydü? Gördüyse neden engel olmamıştı?

Kafamda binbir türlü soru işareti ile spor salonunun bilindik merdivenlerini indim ve tabiri caizse öküz gibi daldım salona.

Ayaz kapıya dayanmış bir yandan kırmak için uğraşıyor bir yandan da Pamir'le konuşuyordu. Ama kapının arkasından çıt çıkmıyordu. Bu manzara daha da ürkmeme neden olurken kendime şaşırdım.

Hiç bir şeyden korkmayan, okulda herkese diz çöktürebilecek kadar ürkülen, dışarıda ismim duyulunca herkesin korkuyla kenara çekildiği adam şu an küçücük bir kız odada kilitli kaldığı ve yüksek ihtimalle bayıldığı için mi korkuyla kalbi çarpıyordu.

Saçmalık!

Yok daha neler?!

İlk görüşte aşk falan yoktu!Uydurmaydı!

Uzaylıların dünyaya inmesiyle, benim kızıl saçtan hoşlanma ihtimalim eş değerdi. Olmazdı. Olamazdı.

Kafamı sallayıp düşüncelerimi kenara savurup kendime geldim ve Ayaz'ın yanına koşar adım ilerledim. Geldiğimi görünce bana döndü. Kapıya şöyle bir bakış atıp tekrar bakışlarımı endişe dolu bakışlara sahip arkadaşıma çevirdim. Kapıyı tekte kırıp kıramayacağımı tartmıştım.

Kırardım. Hatta içinden bile geçerdim.

" Ayaz neler oluyor? Nasıl oldu bu? Dedim. Ayaz panik halinde ne yapacağını şaşırmış biraz da endişe içinde anlatmaya başladı.

" Tuvaletten çıkmıştım. Burada çantamı unuttuğumu fark edip almak için geri döndüm." Sözlerine devam etmeden önce elini ensesine attı ve derin bir nefes aldı. " Ahu'yu buradan çıkarken, elinde de bir anahtarla gördüm. Ben arka merdivenden indiğim için fark etmediler beni yanlarında melekleri de vardı."Duraksadıktan sonra konuşmaya devam etti.

" Aslında ilk başta pek takılmadım her zaman ki saçmalıklarıdır dedim. Daha sonra çantamı aldım tam çıkarken kapıya vurulma sesleri gelmeye başladı. Sonra birisi bağırdı. Koşturdum sonra sesin Pamir'e ait olduğunu fark ettim. Sanırım fobisi var ' ben burada kalamam' diye bağırıp duruyordu.

Gözlerimi sıkıca kapatıp bir kaç saniye bekledikten sonra açtım. Ahu'ya bunun hesabını soracaktım! Daha sonra aklıma Pamir'in hala içeride olduğu geldi. Tekrar kapıya göz attıktan sonra Ayaz'a kenara çekilmesini söyledim.

Kendimi hazırladıktan sonra içimden üçe kadar saydım ve kapıya sert bir omuz attım.

Ve bingo!

Kapı gürültüyle açıldı ve görüş alanıma ilk başta kadifemsi kızıl saçlar girdi. Daha sonra rastgele savrulmuş gibi duran elini gördüm ve en son yüzünü gördüm.

Göz pınarlarından hala küçük damlacıklar zemine yuvarlanıyordu. Gür ve kıvrık, uzun kirpikleri hala ıslaktı. Deli gibi ağlamış olmalıydı. Herhangi bir yerine zarar gelmiş mi diye incelerken kıpkırmızı olmuş boynu dikkatimi çekti.

Kendini tırnaklamış olmalıydı. Ay gibi parlayan teni şu an kıpkırmızıydı. Hafif çizikler ve yeni oluşmaya yüz tutmuş küçük küçük morluklar vardı.

Ah Ahu! Hele bir elime geçireyim seni! Çok fena yapacağım!

Hiç düşünmeden eğilip Pamir'i kucağıma aldım. Ve soyunma odasından dışarı çıkardım. Bitkin görünüyordu. Gerçekten korkmuş olmalıydı. Hızla ilerleyip, trübünün oradaki koltuklara usulca bıraktım bedenini. Kesik kesik aldığı nefesleri bir nebze de olsa düzene girmeye başlamıştı.

Ayaz'ın çantasından aldığım suyu parmaklarıma bulaştırıp yüzüne serpiştirdim. İlk başta alamadığım tepkiyi ikinci denememde alınca, gayr-ı ihtiyari olarak benim de içime su serpilmişti. Rahatlamanın verdiği hisle nefesimi usulca dışarı verdim.

Yemyeşil büyük gözlerini açtığında; mimik oynamadığını bildiğim yüzümü ona çevirip gözlerinin içine baktım. Yemyeşil, cam kadar keskin ve yıldız gibi parlayan gözleri şimdi ışığı sönmüş bir ev gibi karanlık ve bomboştu. Parlayan yıldız sönmüş, bir meteora dönüşüp gözlerinden kaymıştı sanki.

Ağlamaktan mı korkudan mı olduğunu anlayamadığım kıpkırmızı olan gözlerini gözlerime çivileyip, bomboş bakmaya devam etti. Şokun etkisinde gibi duruyordu. Yutkundum. Gözleri yeniden dolarken, bir şeylerin farkına yeni varıyormuşçasına kızarmış gözlerini etrafta gezdirip tekrar bana dokundurdu.

Ayaz yanına oturup saçını okşadı ve 'sorun olmadığını kurtulduğuna' dair bir şeyler geveledi. Gözyaşları yanaklarından akmaya başladığında yüzümü başka tarafa çevirdim.

Ağlaması canımı acıtmıştı sanki.

Ayaz'ın kollarını kızıla doladığını gördüm. İstemsizce kaşlarım çatıldı. Gözlerimde öfke parıltıları olduğuna emindim.

Her ne kadar arkadaş olduklarını bilsem de, kısa sürede adeta kanka olsalarda yine de sinirlenmiştim. Sebebini bilmiyordum. Kafama da takmak istemiyordum çünkü altından hoşlanmayacağım şeyler çıkacağını biliyordum. Boğazımı temizleyip ikisinin de dikkatini çektim.

Pamir gözlerimin içine bakarken güvende olduğunu hissettirmek istiyordum. " Merak etme iyisin Ayaz ile seni oradan çıkardık." dedim. Bu esnada

Ayaz direk ortaya atlayıp kapıyı benim kırdığımı ve kendisini taşıyıp buraya getirdiğimi söyledi.

Bunun üzerine Pamir'in üstümde olan bakışları derinleşti. Ve beklemediğim bir anda kollarını boynuma doladı. Bu hareketine şaşırsam da tek elimle incecik olan belini sardım çok sıkmadan.

Burnuma dolan çilek ve mentol karışımı şampuanının kokusuyla gözlerimi kapatma isteğiyle bir süre savaşmam gerekti. Bir süre iç çatışma yaşasam da kazanan aklım oldu ve dümdüz bir şekilde ileriye doğru bakmaya devam ettim.

Aklımda oluşan planla birlikte, kollarını çözüp beni serbest bırakan Pamir'in ardından yavaşça doğruldum. Islak kirpiklerinin arkasından yeşillerini üzerime dikti. Ben de bu esnada telefonumu çıkarıyordum. Parmaklarımı ekranda kaydırıp gerekli numaranın üstünde durup numarayı tuşladım. Ve telefonu kulağıma götürdüm.

" Alo? Ahu? Bir saate Ramada otelde ol."

Cilveli ses tonuna karşı yüzümü buruşturmamak için kendimi zor tuttum. Daha sonra son bir kez daha kızıla baktım. İfadesi donuklaşmıştı. Gözlerimi kaçırdım. Daha fazla bakarsam yaptığımdan pişman olacaktım.

Ayaz'ın şaşkın bakışlarını umursamadım ve arkamı dönüp çıkışa doğru adımlamaya başladım. Arkamda iki şaşkın insan bıraktığımı biliyordum ama bekleyecek zamanım yoktu.

Pamir'den...

Karanlık bir odadaydım. Her yer zifiri karanlık. Yoksa gözlerim mi bağlı? Çözemiyorum. Kirpiklerim kıpırdanıyor. Hayır gözlerim bağlı değil. Üşüyorum. Buz gibi. Neredeyim ben ? Bir depoda mıydım? Hiç ışık yok. Etrafa bakıyorum. Karanlıktan gözümün seçtiği kadarıyla hiç pencere, bir açıklık yok. Korkuyorum. Çok korkuyorum. Annem neredeydi? Peki ya babam? Beni kim getirmişti buraya? Etrafı dinliyorum. Ama çıt çıkmıyor. Korkum daha da alevleniyor. Ağlıyorum. İçim dışıma çıkana dek ağlıyorum. Bağırmak istiyorum. Ağzımı aralıyorum ama sesim fısıltı halinde bile çıkmıyor. Üstüme bakıyorum iç çamaşırlarım var sadece. Kan var. Ellerime kendi kanım bulaşmış. Kanın metalik kokusu burnuma geliyor. Öğürüyorum. Ne arıyordum ben burada? Annem yoktu. Babam yoktu. Poyraz'da yoktu. Korku beni eziyordu. Daha sonra kapı açıldı. İçeri dolan ışıkla gözlerim kısıldı. Kim gelmişti. Ailem mi? Hayır değil. Taha. Gölgesi üstüme düştü. Bu oydu. Sevgili sapığım. Eğilip saçımı okşuyor. Tiksiniyorum. Kusmak istiyorum. Dudaklarıma eğiliyor. Geri çekiliyorum. Bana vuruyor. Yanağım sızlıyor. Yüzüne tükürüyorum. Saçımdan tutup kafamı yere vuruyor. Sızlanıyorum. Kimse kurtarmıyor. Üzülüyorum. Yoklar. Gelmiyorlar. Dua ediyorum. Kurtulmak için. Ağzımdan akan kanın iğrenç tadını alıyorum. Ölmüş müydüm? Ölecek miydim? Neden beni kurtarmıyorlardı. Onun sesini duyuyorum. Bana sürtükten farkım olmadığını söylüyor. Ağlıyorum. Bana zorla da olsa sahip olacağını söylüyor. Küfür ediyorum. Duymuyor. Daha sonra biri geliyor. Poyraz. Poyraz'dı bu. Taha yok oluyor. Poyraz beni kucağına alıyor. Karanlık, birden aydınlık oluyor. Kurtulmuş muydum? Beni nasıl bulmuştu? Ona sığınıyorum. Sarıyor beni. Üstüme ceketini giydiriyor. Çıplaklığıma hiç bakmıyor. Kokusunu içime çekiyorum. Odunumsu kokuyor. Yumuşuyorum. Kaslarım gevşiyor. Huzurluyum. Güvendeyim. Yemyeşil olmuş bahçeyi görebiliyorum. Ama ulaşamıyoruz. Poyraz yere düşüyor benimle birlikte. Kan. Çok kan var. Taha onu vuruyor. Hissizim. Bomboş. Poyraz elimi tutuyor. Göğsüne yatıyorum. Belimi sarıyor. Ölüyor. Ölüyorum. Ellerimiz kenetli. Son bakışlar. Son kez öpüyor beni. Gözyaşlarım hiçliğe karışıyor.

Ölüyoruz.

Birlikte...

Korkuyla yatağımdan fırladım. Bulunduğum ortamın loş aydınlatmasından odamda olduğum anlaşılıyordu. Kabus görmüş olmalıydım. Sık nefeslerimin arasından doğru düzgün derin bir nefes alıp geri bıraktım. O nasıl bir kabustu?

Komedinin üzerinde ki sürahiden bardağa su doldurup tek dikişte bitirdim. Kalbim yıllarca kafese konmuşta, yeni özgürlüğüne kavuşmuş gibi çırpınıyordu.

Sakinleşmek adına kalkıp pencereyi açtım. İçeri dolan hava bir süre üşümeme neden olsa da iyi geldiğini inkar edemezdim. Bugün yaşadıklarım beni etkilemiş olmalıydı. Uzun zamandır görmediğim kabuslarımın bugün tekrar nüksetmesi bundandı.

Ahu denen aptal beni odaya kitlemişti. Ayaz fark etmese belki daha hala o odadaydım veya çoktan ölmüştüm. Dediğine göre Poyraz beni çıkarmıştı. Çok net hatırladığım söylenemezdi. Geçirdiğim panik atağın ardından birazda olsa rahatladığımı hatırlıyordum.

Ayaz' a olanları sorduğumda her şeyi anlatmıştı. O kıza bunun hesabını soracaktım. Ama şu an değil. Yılbaşı partisinde. Korkak Pamir gitmişti artık. Onun yerine umursamaz ve daha cesur bir Pamir gelmişti. Canına okuyacaktım.

Ayaz'la, Poyraz'ın arkasından bir süre bakakalmıştık. O sürtük beni odaya kitlemişti ve Poyraz beni o lanet olası yerden çıkarmıştı. Ona rağmen kalkıp o kızı aramış ve otelde buluşmak istediğini söylemişti. O dakika ela göze sarıldığıma pişman olmuştum.

Ben ona teşekkür etmek amacıyla sarılıyordum, o ise bana bunu yapan kızla buluşmak istiyordu. Hem de bir otel odasında! Neden bir park, kafe değilde otelde? Zihnimde canlanan uygunsuz görüntülerle yüzümü buruşturup, aptal görüntüleri savuşturmak amacıyla kafamı sağa sola salladım.

Midem kalkmıştı. Ve sebebini bilmediğim bir şekilde canım yanmıştı. Bir el boğazımı sıkıyordu sanki. Bunlar yaşanırken de böyle hissetmiştim ve sebepsizce kırılmıştım. İşte o an kendime; o kıza hakettiğini vereceğim diye söz vermiştim.

Ve Ayaz'ı da beklemeden çıkışa koşturmuştum. Bir süre sahilde takılmış daha sonra evime geçmiştim. Yaklaşık bir saatlik ılık bir duşun ardından, yemeğimi yemiş, biraz salonda oyalanmış daha sonra odama geçmiştim.

Anne ve babam hala gelmemişlerdi. İşin açıkcası pek de umursamıyordum artık merak etselerdi kalkıp gelirlerdi ya da ararlardı. Onlar için varsa yoksa işleriydi. Tedavi gördüğüm zamanlarda bile şehir dışına çıkmış ve beni Fatma teyzeyle baş başa bırakmışlardı. Bir tarafım her ne kadar onlara kırgın olsa da diğer yanım anne babamı özleyen küçük bir kız çocuğuydu.

Oflayıp geri yatağıma geçtim. Uykum iyice kaçmıştı uyuyabileceğimden şüpheliydim. Elime telefonumu aldım. Oyalanırsam belki uykum gelir diye. Bu esnada Ayaz'dan bir bildirim geldiğini gördüm.

Ayaz : Selam fıstıklı baklava. Napıyorsun?

Fıstıklı baklava mı? İstemsizce kıkırdadım. Ne garip tabirleri vardı yahu bu çocuğun. Ama seviyordum kendisini kısa sürede iyi bir arkadaş olmuştu bana. Beni ne zaman görse laf atıyor ve bir şekil beni eğlendiriyordu. Başka bir bildirim daha vardı.

Ayaz: Bu saatte uyudun mu be? Kızıl tavuk musun sen? Bak şimdi tavuk dedim canım tavuk çekti. Neyse, neyse. Parti gecesi benim partnerimsin! Sakin kimseye söz verme yoksa seni keser kızıl tavuklara yem yaparım! Yakışıklılığıma dayanamayıp herkes partnerim olmak için resmen çıldırdı üstümü başımı parçaladılar. Ama ne oldu? Ben seni tercih ettim! Ona göre ;)

Kocaman bir kahkaha attım. Eminim ki kimse onunla partner olmak istememişti. O yüzden bu teklifi yapıyordu. Daha doğrusu kararını çoktan vermiş bana sadece haber veriyordu. Aslında Ayaz yakışıklıydı. Hatta bir çok kızın hayallerini bile süsleyebilirdi.

Kumral saçlara ve mavi gözlere sahipti. Poyraz kadar olmasa bile oldukça iri yapılıydı. Ve eğlenceliydi. Güler yüzlü ve çocuksuydu. Neden kimse onunla gitmek istememişti bilmiyorum. Ya doğru söylüyordu ya da kimse gitmek istememişti gerçekten.

Gülümseyip cevap yazmaya koyuldum.

Pamir: Ups! Demek beni tercih ettin. Gururum okşandı şahsen. Seni parçalamalarına da üzüldüm. Ve evet partnerin olurum. İyi geceler:)

Kendi yazdığım cevaba da bir süre kıkırdayıp sosyal medya hesabıma girdim. Ayaz istek atmıştı 2 gün önce. Kabul edip geri takip ettim. Daha sonra fotoğraflarına bakmaya başladım.

Bodrumda çekilmiş bir fotoğrafı vardı. Son model bir arabanın kaputuna yaslanmış siyah bir şapka ile gözlük takmıştı. Klasik kot pantolon ile beyaz tişört giymişti ve sırıtıyordu. Şirin çıkmıştı. Gülümsedim.

Onun altında da bir fotoğraf vardı. Bundada cillop gibi parlayan simsiyah bir arabanın yanında duruyordu. Şöför kapısı açıktı ve Ayaz koltuğa oturacakmış gibi duruyordu. Spor tarzda giyinmişti. Altında bir basketbol şortu, üstünde ise bol bir sewatshirt vardı. Bu fotoğrafında karizmatik çıkmıştı.

Onun altında ki fotoğrafa baktığımda nefesimin kesildiğini hissettim. Bu fotoğrafta Muğla'da çekilmişti. Bir plajdaydı ve yanında Poyraz vardı. Üstleri çıplaktı. İkiside kadraja bakıyordu. Ayaz sırıtırken, Poyraz gayet ciddi duruyordu.

Fotoğrafı bir süre daha inceledikten sonra altındakine geçtim ve bir öncekiyle aynı etkiyi yaratacak bir kareyle karşılaştım.

Mekan; bir otelin balo salonu gibi duruyordu. Ayaz lacivert bir takım elbise giymişti. Poyraz ise tamamen simsiyah. Üstünde ki tek renkli şey bala çalan ela gözleriydi. Giyindiği siyah takım elbise gözlerini daha da ortaya çıkarmıştı.

Ayaz'la yan yana durmuşlardı. Ve ikisi de kadraja bakıyordu. Elleri ceketlerini kavramış ciddi bir tavır sergilemişlerdi. Tabii Ayaz hafifte olsa tebessüm etmişti. Poyraz tamamen ciddi, hatta ve hatta alabildiğince sert durmuştu. Ela gözleri dipsiz bir kuyu gibi bakıyordu. Kuyunun içinde camlar varmış ve düşeni paramparça yapacakmış kadar keskin bakıyordu.

Keskinay soyadının hakkını veriyordu. Ay kadar parlak bir o kadar da keskin duruyordu. Kaslı vücudunu saran takım elbise ona inanılmaz derecede yakışmıştı. Çok yakışıklı duruyordu. Saçları genelde dağınık iken burada özenle arkaya doğru taranmıştı. Yunan Tanrı'larına rakip çıkabilecek gibi duruyordu.

Ondan neden ürktüklerini anlamıştım. Bakışları bile bana bulaşanı deşerim der gibi bakıyordu. Ki adını duymayan ondan korkmayan yoktu. Belanın ta kendisi olarak tanınıyordu. Dilara'dan duyduklarım kadarıyla.

Başka fotoğraflara bakmak yerine, ne yaptığımı bile bilmeden Poyraz'ın adını arama motorunda arattım ve hesabına tıkladım. Hesabı açıktı ve 30 bin takipçisi vardı. Kaşlarım çatıldı. Yüzde doksanının kız olduğuna adım gibi emindim. Sinirlerim kabarıp bedenim gerilirken, takipçilerine bakmakla sinir olacağımı bildiğim için direk fotoğraflarına geçtim.

İlk fotoğraf geçen ay paylaşılmıştı. Ondan sonra bir şey paylaşmamıştı. Bir spor salonundaydı. Kum torbasının yanındaki oturağa oturmuş, bezle sarılı olan ellerini çenesinin altına koymuştu. Üstü çıplaktı ve teni terden dolayı parlıyordu. Saçları da aynı şekilde terden ıslanmış ve tel tel alnına dökülmüşlerdi. Gözleri hafif kısılı ve güneşin yansımasından dolayı inanılmaz güzel görünüyordu.

Açık renk olan hareleri daha da açık durmuştu. Tapılası duruyordu. Bir sonraki fotoğrafa geçtim. Ayaz'la çekildikleri takım elbiseli olan fotoğrafıydı. Parmaklarımı ekranda kaydırıp bir sonrakine geçtim.

Bu seferki bir caddedeydi. Hava hafif kararmaya yakın, sokak lambalarının yavaş yavaş yandığı bir zaman dilimiydi. Bir sokak lambasının altına siyah motorunu park etmiş, kendisi de motora yaslanmıştı. Tepesine lambanın sarımtrak ışığı yansıyordu.

Saçları her zamanki gibi dağınıktı ve kadraja değil sağ tarafına bakıyordu. Fotoğrafın açısından dolayı yüzü yine de belli oluyordu ve gözleri parıl parıldı.

Siyah kot pantolon ve kapüşonlu metalik gri bir sewatshirt giymişti. Kapüşonunu deri ceketinin dışına çıkarmış ve kollarını göğüsünde birleştirmişti.

Bu kadar ulaşılmaz ve ilahi görünmek zorunda mıydı? Beğenileri oldukça yüksekti ve yorumlarında beğenilerden aşağı kalır yanı yoktu. İkisine de bakıp sinirlenmek istemiyordum. Neden sinirlenecektim ki? Beni ilgilendiren kısmı neresiydi?

Şunun şurasında bir aydır tanışıyorduk ve bu bir ay içerisinde benimle pek iletişim kurduğu söylenemezdi. Tabii yardımları dışında, beni bir çok kez kurtardığını saymazsak.

Derince ofladım. Yeni bir bilinmezliğe doğru yuvarlanıyordum ve yanımda kimse yoktu. Ailemi zaten hemen hemen ayda bir kaç kere görüyordum. Arkadaşlarım... artık eskilerdi.

Eski arkadaşlarım.

Onlar yaşadığım onca şeyden sonra bile yanımda olmamışlardı. Şimdi de olmalarını istemiyordum. Dilara desen kırılan güvenimin kurbanıydı. Tam anlamıyla güvenemiyor ve yaşadığım hiç bir şeyi anlatmıyordum. Ayaz zaten Poyraz'ın arkadaşıydı. Ona ne anlatabilirdim ki? İstesem de anlatamazdım çünkü Dilara'yla aynı kaderi paylaşıyordu.

Ondan hoşlanıyor olabilir miydim?

Saçmalıktı!

Beni odaya kitleyen bir manyağı, yanına giderek ödüllendiren birinden nasıl hoşlanacaktım ki? Onu yakışıklı bulmam, ilahi bir varlıkmış gibi görmem, ipeği andıran saçlarıyla oynamak ve onu boğana kadar öpmek istemem... Ne? Öpmek mi? Saçmalık! Öyle bir şey istemiyordum elbette.

Galiba istiyordum. Hayır! Olmazdı!

Gözlerimi devirip gelen uykumla beraber fotoğrafına son kez baktım ve telefonu kapatıp şarja koydum. Kapanan gözlerime direnmeden uykuya daldım.

Çalan alarmın sesiyle yorganı tekmeledim. Kalkmak istemiyordum. Okula gitmekte istemiyordum. Muşmula suratlı Ahu'yu görmeyi de istemiyordum. Hele hoşlanıp hoşlanmadığımı anlayamadığım Poyraz'ı görmeyi hiç mi hiç istemiyordum.

Ama okulu da ekemezdim. Bıkkınca doğruldum. Banyoya girip duşumu aldım ve dişlerimi fırçaladım. Son olarak da saçımı düzleştirip gözlerime eyeliner çekip parlatıcı sürdüm. Okul formasını da giydikten sonra tamamen hazırdım.

Çantamı alıp aşağı indim. Fatma teyze görünürlerde yoktu. Dış kapıya geçip postallarımı giyindim ve çıktım. Okulda atıştırırdım artık. Tabii önce kahve içmem gerekiyordu.

Okula vardığımda zil çalmak üzereydi. Koşturarak kantine gittim ve neyseki sıranın azlığından dolayı kahvemi 2 dakika içinde alabildim. Aynı hızla sınıfıma doğru adımladım. Hoca henüz gelmemişti. Ve Poyraz başını sıraya koymuş uyukluyordu. Dün gece ne kadar yorulduysa artık!

İçimde tarifsiz bir öfke kazanı kaynamaya başlarken, güçlü adımlarla sırama ilerledim ve oturdum. Oturmamla başını kaldırmıştı Poyraz. Ah! Rahatını bozmuştuk galiba. Umurumda mıydı? Hayır!

Deri ceketimi çıkarıp oturduğum sandalyeye astıktan sonra gerekli defteri çıkardım. Poyraz hala bana bakıyordu. Görmesem de biliyordum. Çünkü üzerimde tarifi imkansız bir ağırlık vardı. Umursamadım ve kahvemi yudumladım.

Çalan zille birlikte Allah'a şükür ettim ve ayaklandım. Poyraz bir süre daha beni inceledikten sonra bakmayacağıma ikna olmuş olmalıydı ki önüne dönmüş uykusuna kaldığı yerden devam etmişti. Şimdi ise benim gibi ayaklanmıştı. Ve çıkışa hızlı adımlarla ilerliyordu, yüksek ihtimalle sigara içecekti.

Küçük adımlarla ilerleyip Dilara'nın sırasına geçtim ve oturdum.

" Kantine mi gitsek? Bir kahve içeriz" dedim. Dilara kafasını kaldırıp bana baktı. Durgun görünüyordu ama beni görünce gülümsedi. Bende aynı şekilde gülümsedim ama içimde bir taraf iyi olup olmadığını sormamı söyledi ve bende dinledim.

"İyi misin? Bir sorun mu var? Durgun görünüyorsun" dedim. Derin bir nefes alıp yeniden gülümsedi. " İyiyim. Bir takım sorunlar işte. Neyse hadi kantine gidelim" diye ayaklandı.

Tam sıradan uzaklaşacağı zaman kolundan tuttum ve onu durdurdum. Soran gözlerle bana döndü. Üstüme düşeni yapmalı ve iyi bir arkadaş olmalıydım.

" Eğer anlatmak istersen... seni her zaman dinleyeceğimi bilmeni isterim" dedim. Ruhsuz bakan gözleri ufakta olsa bir aydınlanma yaşadı ve bana kocaman gülümsedi. Ben de ona gülümsedim ve kalkıp sarıldım.

Kolumdan tutup dışarı sürüklemeye başladı. Enerjisi yerine gelmiş gibiydi.

Sırada bekliyorduk. Ve fazlasıyla sıkılmıştım. Allah aşkına! Altı üstü bir kahve alacaktık! 20 dakikalık teneffüsün yarısı bitmişti bile! Tost yaptıran hanzolar bir müsade etse işimiz çoktan bitmişti bile.

Sonunda kahvelerimizi aldığımızda tekrar sınıfın yolunu tuttuk çünkü zil çalmıştı bile. Sırama oturduğumda Poyraz aynı ilk derski gibi başını sıraya koymuş uyukluyordu. Geldiğimi fark edince kafasını kaldırmıştı. Gözlerinin üzerimde olduğunu biliyordum. Ama bakmayacaktım. Bakmayacaktım da sesini duymayı beklemiyordum ve istemsizce harelerim çoktan ona dönmüştü bile.

" Sabahtan beri ikinci kahven. Çok içiyorsun" dedi. Bu çocuk uyumuyor muydu? Beni izlemiş olmalıydı. Veyahut elimdeki kahveyi görmüştü. Bakışlarımız çakışmış öyle birbirimize bakıyorduk. Cevap verme zahmetine girmedim ve boş olması için çabaladığım bir bakış atıp önüme döndüm.

O hala bana bakıyordu, hissediyordum. Ama bakmamak için elimden geleni yapacaktım. Beni odaya kitleyen bir kızı ödüllendirmemeliydi. Hem de beni kapalı alanda bırakıp ölüme terk eden birini asla!

Hocanın gelmesine içimden teşekkür ettim. Ve hoca derse başladı.

" Bittim kızım ya o nasıl bir ders işlemektir" dedi Dilara. Kendisine hak verdiğimi belirtircesine kafamı salladım. Öğle arasına geçmiştik sonunda. Kalan 3 derste Poyraz benimle muhatap olmaya çalışmamış, hatta beşinci derse gireceğimiz sırada Ahu gelmişti ve birlikte dışarı çıkmışlardı. O ara kendi içimde küçük bir sinir krizi geçirmiş, arkalarından bol bol küfür etmiştim.

Şimdide kantinde oturmuş; dördüncü kahvemi içerken söylettiğim tostumu hazırlamalarını bekliyordum. Tabii kahvemi alırken Dilara'dan bir annenin çocuğunu azarlaması gibi azar yemiştim. 'Kafeinden selülit dolacaksın. Beynin buruş buruş olacak zeka yetmezliğine yakalanacaksın' demişti. İlk başta sinirlensemde sonrasında hoşuma gitmişti. Beni düşünüyor olması güzeldi.

" Pamir. Bir şey soracağım" dedi.

Sor dercesine omuzlarımı silktim.

" Sen Poyraz' dan mı hoşlanıyorsun?"

Duyduğum şey karşısında yudumladığım kahve boğazıma kaçtı ve öksürmeye başladım. Böyle bir şeyi ben kendime bile itiraf edemiyordum. Dışarıdan böyle mi görünüyordu yani?

Boğazımı temizleyip konuşmaya hazırlandım. " Bunu nereden çıkardın Dilara" dedim. Gözleri şüpheyle kısıldı. Tepkimi ölçüyor gibiydi. Bir anne edasıyla kolumu dürttü ve kaşlarını oynatmaya başladı. Bu tepkisine gülmeye başladım. Ne kadar komik durduğunun farkında mıydı acaba?

" Hadi ama! Dışardan öyle görünüyor. Ahu'yla dışarı çıktığında resmen sinir krizi geçirdin. Ve onu gördüğün zaman sana bir kal geliyor. Bana anlatabilirsin. Biliyorsun değil mi?"

Kafamı salladım. Onunla en azından bu konu hakkında konuşabilirdim. Açıkçası dürüst olmak istiyordum. Belki bana yol gösterebilirdi.

" İşin açıkcası, dürüst olmak gerekirse bilmiyorum Dilara. Garip bir enerji, farklı bir çekim hissediyorum ona karşı. Ama bir yandan da sürekli sinir oluyorum. Anlayacağın bilmiyorum!"

Oflayıp başımı aşağı eğdim. Dilara oturduğu yerden kalkmadan koluma dokundu. Başımı kaldırıp kahverengi gözlerine baktım. Destek olmak istercesine kolumu hafifçe sıktı ve gülümsedi.

" En iyisi zamana bırak. Ama sana şunu söylemeliyim ki Poyraz'ın hayatında ilişki adına bir şey yok. Tek gecelik ilişkileri olur sadece. Çok ümitlenme ama zamana da bırak".

Kolumun üstüne koyduğu eline dokunup samimi bir şekilde teşekkür ettim. Doğrusu konuşmak iyi gelmişti. En azından yol gösteriyordu ve düşüncelerden kendimi patlatacak dereceye gelmiyordum.

Dumanı tüten tostum geldiğinde bir kahve daha söylemiştim ki Dilara'nın azarlama ve ısrarları üzerine ikimize de kola söyledik. Yılbaşı partisine sadece 1 gün kalmıştı. Yarın cumaydı ve ertesi günü parti olacaktı.

Elbise için dün annemle konuşmuştum ve bugün yarın elime ulaşabileceğini söylemişti. Tam da bu esnada Dilara'da konuyu partiden açtı.

" Baksana partiye ne giyeceksin. Ben hala karar veremedim ve sadece bir gün kaldı"

Omuz silktim.

" Bilmiyorum. Annem yolluyor bir tane ama yine de bakmalıyım çünkü genelde abartı şeyler yollar" dedim. Dilara'nın gözleri yuvalarından çıkacak kadar büyürken şaşkınlığını gizleyemedi.

" Vay be! Nerede bizde şu şans. Her neyse. Abartı olsun sorun değil inan bana diğer kızları görünce az bile yapmışım diyeceksin" dedi.

Şaşkınlıkla soludum. O halde ikinci bir seçeneye gerek yoktu. Madem herkes abartıydı benimde abartı olmamda bir sakınca yoktu. Annemin gönderdiği elbisenin abartısını düşünmem gerekmeyecekti.

Sonunda okul bittiğinde rahatlamıştım. Direk eve geçmiş ve kendimce vakit geçirmiştim. Yarın Cumartesiydi ve parti vardı. Sabah bol bol uyuyup daha sonra yapacak bir şeyler bulurdum. Sonra da hazırlanır partiye giderdim.

Yarınki planımı yaparken telefonuma bir bildirim geldi. Telefonu elime alıp ekranı aydınlattığımda 1 dakika önce Poyraz'ın yarım saat önce de Ayaz'ın mesaj attığını gördüm. Ayaz'ın mesajını şu anlık es geçtim ve Poyraz'ın mesajına baktım.

Sırık Poyraz: Ne yapıyorsun?

Altında bir bildirim daha vardı.

Sırık Poyraz: Uyudun mu?

İstemsizce yine sinirlerim gerilmişti. Ahu'nun yanından mı atıyordu bu mesajları!? Söylene söylene cevap yazmaya koyuldum.

Pamir: Sana ne? Değerli vaktini benimle harcamamanı öneririm. Daha önemli işlerin vardır. Ve evet uyuyorum. İyi geceler!

Kendi yazdığıma bir süre boş boş bakıp telefonu kenara bıraktım.

Klasik bir akşamın ardından epey uykum gelmişti. Tabii izlediğim sezonluk dizilerin de etkisi büyüktü. Evde yine tek başıma- ki Casper vardı-olmama aldırmadan yatağıma uzandım ve yorganı kafama kadar çektim. Ve kendimi uykunun huzurlu kollarına bıraktım.

Ertesi günü öğlen 11 de kalkmış,bir süre bahçede oyalanmış, üşüdüğüme karar verip içeri geçmiştim. Daha sonra yemek yapmış, afiyetle yedikten sonrada bir güzel film keyfi yapmıştım. Poyraz ise mesajıma görüldü atmıştı. Umursamamıştım. Böylelikle saat altı olmuştu. Ve benim hazırlanma vaktim gelmişti.

Nihayet annemin gönderdiği elbise elime ulaşmıştı. Her ne kadar abartılı olduğunu düşünsem de Dilara'nın söyledikleri ve giyeceği elbisenin fotoğrafını attığını gördüğümde bu fikrimden vazgeçmiştim.

Kırmızı straplez yere kadar uzanan bir elbise giyecekti. Altına ten rengi bir ayakkabı ile kombinini tamamlayacaktı. Elbiseye bayılmıştım. Tam anlamıyla mükemmeldi ve Dilara'ya çok yakışmıştı.

Ateş kızılı saçlarımı maşayla deniz dalgası haline getirip salınık bırakarak omuzlarımdan aşağı dökülmelerine izin verdim. Çim yeşili gözlerimi daha da ortaya çıkaracak şekilde dumanlı bir göz makyajı ve kuyruklu bir eyeliner çektim.

Kirpiklerimi dolgunlaştırdım ve son olarak kırmızı mat bir ruj sürdüm. Daha sonra elbiseyi giymek için paketinden çıkardım. Aynı Dilara'nın ki gibi straplezdi. Lakin tek fark derin bir göğüs dekoltesi olmasıydı ve dolgun göğüslerimi bir hayli belli edecekti.

Kabarık yere kadar uzanan etekleri ve oldukça derin, neredeyse kasığıma kadar açılan bir yırtmacı vardı. Ve rengi de en sevdiğim renk olan maviydi. Elbiseyi düşünmeden üstüme geçirdim çünkü resmen aşık olmuştum!

Yatağıma oturup parlak gri topuklu ayakkabımı da giydim. Artık hazırdım. Son olarak parfüm sıkıp çantamın içine rujumu da attıktan sonra yavaştan çıkma vaktim gelmişti.

Zincirli çantamı koluma asıp çıkışa yürümeye başladım. Ayaz geldiğine dair bir mesaj atmıştı. Dışarı çıktığımda Ayaz kapının önünde bekliyordu. Beni görünce gözleri faltaşı gibi büyüdü ve ıslık çaldı. Ona gülümserken elimi tutup üstüne bir öpücük kondurdu.

" Bu ne güzellik madam? Partide ki bütün kızları sollayacaksın. Kısmetimi kapatacaksın"

Giydiği siyah pantolon ve beyaz gömlek ile oldukça şık görünüyordu. Saçlarını kendi halinde bırakmıştı ve doğal görünümü ona serseri bir hava katmıştı.

" Benim sana sormam gerekiyor aslında. Bu ne yakışıklılık bayım? Kısmetimi kapatacaksınız" dedim. Küçük bir kahkaha atıp ondan hoşlandığımı bildiğine dair bir şeyler geveleyip kendince espiriler yaptı.

Kapımı açıp oturmamı bekledi. Daha sonra kendi de şöför koltuğuna geçti ve arabayı çalıştırıp gaza bastı.

Acaba Poyraz partiye gelecek miydi?

Kafamı sallayıp bu düşünceden vazgeçtim. Tek istediğim eğlenmek ve o Ahu denen aptalı gördüğün yerde haddini bildirmekti.

Eğlenceli bir parti olacağa benziyordu.

Şimdiden çok eğleneceğimi hissediyordum.

Herkes güçlü Pamir'i görsün. Yıkılmayacak aksine her çelmede daha da güçlenecektim. Her ne kadar hoşlanabilme ihtimalim yüksek olan bir çocuğun beni odaya kitleyen kıza gitmesine bozulsam da...

Savaşacaktım. Kendim için.

Gidelim bakalım şu partiye...

Savaşın ortasında kalan bir beden,

Savaşıyordu sebebini bilmeden,

Sormuyordu hiç bu savaş neden,

Biliyordu kaybederse kalkamayacaktı bir daha yerden..

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.