Sıkılmıştım. Etrafımda olan her şeyden ciddi mana da sıkılmıştım. Olmasını istediğim şeylerin olmamasından, başıma garip şeylerin gelmesinden. Yanlış kişileri hayatıma almaktan, ya da birilerini hayatımdan çıkarmakta çektiğim zorluktan.
Genel olarak bir sıkılmaydı bu ve bu aralar sıkça yanıma uğruyor, önce bana bir selam çakıyor ve sonrasında etrafıma kuruluyordu.
Şu an da öyleydi.
Yarım saate aşkındır yoldaydık ve hala partinin olacağı yere varamamıştık. Daha ne kadar sürecekti bilmiyordum.
" Daha ne kadar var? Yarım saattir yoldayız" diye huysuzca söylendim.
Normalinde uzun yolları, arabada yolculuk etmeyi severdim ama şu an sıkıcı gelmeye başlamıştı. Üstümde ki, ağırlığı yerinde olan elbisenin de etkisi yok denemezdi elbette.
" Huysuzlanma ballı lokmam. Vardık sayılır" dedi Ayaz. Ayaz'a senin kıçını kesip aslanlara yem olarak atacağım demiş gibi bakıp dudaklarımı araladım.
" Ballı lokmam mı?" Diye sorduğum da kafasını çevirip bana baktı. Suratımda ki garip ifadeyi görünce gülümsedi ve konuşmaya başladı.
" Kızıl tavuk mu dememi tercih edersin? Gıdaklama dansı da yapar mısın bana? Eğleneyim kız azıcık!" diye söylendiğinde espiri yaptığını anlamak zor değildi. Gülümseyip oyununa ortak oldum.
" Sen bana mı yürüyorsun?" sorumun ardından düşünüyormuş gibi yaptı ve heyecanla gözlerini kocaman açıp
çocuksu bir çoşkuyla bağırdı.
" Ay bir an hiç anlamayacaksın sandım! Oh be sonunda."
Ufak çaplı bir kahkaha atıp ' ya Ayaz' dedim. Bu çocuk her seferinde beni eğlendirmeyi başarıyordu. Huysuzluğumu dağıtmak için yaptığını biliyordum.
" Söyle aşkım? Tırtılım, bukalemunum, soğan cücüğüm, biber sapım!" cümlelerini sesini yükselterek kuruyordu. Ve bu hali beni epey eğlendiriyordu.
Kahkahalara boğuldum. Soğan cücüğü mü? Üstelik biber sapı! Kıkırdamaya devam ederken o da bana eşlik etmeye başlamıştı. Birlikte kahkahalarla gülüyorduk. Uzun zamandır böyle güldüğümü hatırlamıyordum.
Eğlenmiş halim hoşuna gitmiş olacak ki, kahkahasının ardından yüzüne yerleşen tebessümle bana bakıp göz kırptı. Ben de ona bakıp aynı şekilde gülümsedim.
45 dakikalık bir yolculuğun ardından sonunda partinin olacağı mekana varmıştık. Gerçi mekan demek yersiz kalırdı. Çünkü yer saray yavrusuydu mübarek!
Tek katlı, bardan bozma gibi duran bir yerdi. Büyüklüğü ise bir otelle yarışacak derecedeydi. Siyah beyaz şeklinde boyanmıştı. Etrafında, çeşitli renklerde ışıklar dizilmişti ve kapının iki tarafına da orta büyüklükte yılbaşı ağaçları konmuştu ve onlarda süslenmişlerdi.
Mekanın kapısının hemen üstünde kocaman harflerle, Latince olduğunu ve anlamının ,kayıp, olduğunu bildiğim 'Perditus' yazıyordu. Kapı da iki tane, mekanın güvenliğinden sorumlu olduğunu düşündüğüm badigart duruyordu. Simsiyah takım elbise giymişlerdi ve oldukça iriydiler.
Ayaz'la birlikte arabadan indik. Girmem için uzattığı koluna bir bakış atıp gülümseyerek girdim. Sırtımı dikleştirerek topuklularımın çıkardığı 'tak,tak' sesleri eşliğinde içeriye doğru adımladık.
Kapıda ki bagidartların yanına varınca Ayaz isimlerimizi ve okuldan davetli olduğumuzu söyledi. Adamların onaylaması üzerine içeri girdik.
Gözlerim otomatikman etrafı incelemeye başlamıştı. Mekan oldukça genişti. Yine kendine hayran bıraktıracak derece de güzel olan bir barı vardı. İçki şişeleri isimlerine göre sırayla dizilmişlerdi ve oldukça ihtişamlı duruyordu.
Etraf tıpkı disko misali loş bir ışıklandırmayla aydınlatılmıştı ve içeride henüz slow bir şarkı çalıyordu. Puslu bir havası yoktu aksine oldukça ferahtı. Etrafta siyah masalar ve yine siyah kadife koltuklar bulunuyordu. İçerinin rengi dışarıyla aynıydı ve ferah bir görüntü oluşturmuştu. Masalarla uyumluydu. Kırmızı küçük saksılara ekilmiş ve belirli köşelerde, tavandan iple asılmış sarmaşıklar vardı. Ve neredeyse yere kadar uzanıyorlardı.
Otantik bir görüntü oluşmuştu.
Masalardan herhangi birine geçmeden önce Ayaz'la bardan birer bira almaya karar verdik. Barın orada duran ve bardakları düzenleyen barmen bizi görünce gülümsedi.
" İki bira alabilir miyiz?" diye soran Ayaz'la barmen kafasını sallayıp onayladı ve ' şişede mi olsun bardakta mı?' diye sordu. Ayaz bana baktı, hangisini tercih ettiğimi soruyor olmalıydı.
" Şişe olsun lütfen" dedim. Ayaz'da haylaz bir gülümsemeyle aynısından istedi. Ben de bu esnada etrafı incelemekle meşguldüm.
Etrafı inceleyip, mekanın ne kadar güzel ve uyumlu olduğunu düşündüğüm sırada kadrajıma giren bir çift ela göz ile düşüncelerim karınca sürüsü misali dağıldılar. Pürdikkat beni inceleyen ela göze baktım.
Siyah kot pantolonu ve yine simsiyah jilet gibi duran gömleği ile ilahi bir varlık gibi duruyordu. Saçları her zaman ki gibi özensizdi. Ama özensiz hali, bir hayli karizmatik duruyordu. Simsiyah ipeğimsi saçları tel tel alnına dökülmüştü.
Ben ne kadar ilahi bir varlık olduğunu düşünürken, yüzüne uzanan bir el bütün düşüncelerimi, dikkatimi dağıttı. Gözüm; uzanan, sivri tırnaklı ele baktı önce daha sonra sahibini görmek adına yukarı doğru tırmandı.
Gördüğüm çakma sarı saçlar, mavi lens gözler ve gözlerimin içine bakarak bilerek Poyraz'a sırnaşan kız Ahu'dan başkası değildi. Göz göze gelince bana yapmacık bir gülümseme bahşetti ve elini Poyraz'ın geniş omuzlarına koydu.
Bilerek sırnaştığı her halinden belli oluyordu. Yapmacık gülümsemesi beni görünce genişliyor gözleriyle adeta beni bıçaklıyordu. Gözlerimi Ahu'dan alıp Poyraz'a çevirdim.
Gözleri hiç bir duyguyu belli etmiyordu. Sadece yoğun bir şekilde bana bakıyordu. Kırılmıştım. Neden kırıldığımı bilmesem de zoruma gitmişti. Gözlerim kırgınlığın parçalarıyla dolarken Poyraz'a kırıldığımı belli etmemek için kafamı başka yöne çevirdim. Artık ne kadar başarılı olduysam!
Ayaz'ın önüme bıraktığı biradan oldukça büyük bir yudum alıp, kalbimin üstünde ki bu devasa ağırlığı geçiştirmeye çalıştım. Lakin sebebsiz bu ağrı, değil geçmek sanki kalbimin üzerinde filler tepiniyormuşçasına artıyordu.
" Fazla belli ediyorsun"
Ayazdan çıkan bu cümleyle kendisine baktım. Hiç bir şey anlamamıştım. Belli olan neydi ki? Kaşlarım yukarı doğru havalandı ve anlamadığımı belli ettim.
" Anlamadım?" diyerek bunu sesli bir şekilde de dile getirmiş oldum.
"Poyraz'a diyorum, sinirli ve kırgın olduğunu çok belli ediyorsun" dedi ve başka bir gerçeği daha yüzüme vurdu.
"Ayrıca kıskandığını öyle" dediğinde havalanan kaşlarım bu kez gözlerimin üstüne indi.
" Bunları da nereden çıkardın?" dedim. Ayaz ise sade ama doğal bir gülücük yolladı. Gözleri ise inanmadığını belli ediyordu.
"Bakışlarından. Bakışların aslında her şeyi anlatıyor" dedi. Bense dışarıdan gerçekten böyle görünüp görünmediğini ve Poyraz'ın anlayıp anlamadığını düşünüyordum.
" Gerçekten böyle mi görünüyor?" dediğim de Ayaz gülümsedi ve elini omzuma koydu.
" Kesinlikle öyle kızıl tavuğum. Ayrıca bu duruma bakılırsa Poyraz'ında senden aşağı kalır yanı yok!"
Ne demek istediğini yine anlamamıştım. Kendimi şu an aptal gibi hissetmiştim.
" Ne demek istiyorsun?"
"Poyraz diyorum Pamir'ciğim kolumu omzuna attığımdan beri beni öldürecekmiş gibi bakıyor"
O, sanki komik bir espiri yapmışım gibi kıkırdarken, ben, bana uzaylılar varlar ve seni kaçırmaya geliyorlar demiş gibi baktım ona. Kaşlarım çatılmıştı.
Gözlerim istemsizce Poyraz'ın olduğu masaya kaydığında, hala Ayaz'a dik dik baktığını gördüm. Bu esnada ona baktığımı hissetmiş gibi elalarını benimle buluşturdu.
Ahu'nun eli bu kez bacağına inmişti.
Gözlerim oraya değdiği an, yeniden istemsizce bir öfke hissettim. Mümkünü olabilse gözlerimden alevler çıkacağına emindim.
Öfkeyle tekrar önüme döndüm. Bu esnada Ayaz'la göz göze geldik ve 'ben sana demiştim' bakışlarına maruz kaldım.
Allah aşkına!
Poyraz'ın bu kızla ne işi vardı. Yaptıklarını bilmiyor muydu? Okulun kötü kızı diye boşuna adı çıkmamıştı değil mi?
Sinirle biramı elime aldım ve dibini görene kadar durmaksızın içtim. Ta ki Ayaz birayı elimden kapana kadar.
" Yavaş be kızım! Kıskanıyorsun anladıkta yavaş git biraz"
Omuzlarımı silktim ve umurumda olmadığını belli ettim. Yavaş ya da hızlı ne fark ederdi?
Tam bu esnada bir dans müziği çalmaya başladı. Ayaz'ın uzattığı eline baktım. Beni dansa kaldırmak istiyordu. Eh neticede onun partneriydim değil mi? Yan çizmek olmazdı.
Uzattığı elini nazikçe tuttum ve beni sahnenin ortasına kadar yürütmesine müsade ettim. İlk dansa kalkanlar biz olmuştuk. Yırtmacımın bir köşesinden tutup eteğimi havalı bir şekilde savurdum ve elimi Ayaz'ın omzuna koydum.
Bu esnada Ayaz yaptığım hareket nedeniyle ıslık çalıyordu.
Bakmamak için direndiğim, eşsiz bir renge sahip olan bir çift ela gözle baş edemedim ve yeniden onların masasına baktım. Göz göze geldik yeniden. Suratı ifadesiz olsa da gözlerinde ki öfke parıltılarını görebiliyordum. Kulağına yaklaşan kırmızı dudaklar görüş alanıma girdi bu esnada.
Ahu.
Poyraz'ın kulağına bir şeyler söyledi ve ayaklandılar. Gözlerim her bir hareketini pürdikkat izliyordu. Bu durumun benim açımdan iyi olmayacağını bildiğimden gözlerimi başka tarafa çevirdim. Etrafı kısaca izledikten sonra tekrar Ayaz'a döndüm ve pişmiş kelle gibi sırıtan bir suratla karşılaştım.
Gözlerimi devirdim.
Arka fonda Indila'nın Love Story çalıyordu. Sevdiğim bir şarkıydı. Ayaz'la birer yapboz parçası gibi uyumlu bir şekilde dans ediyorduk.
Kafamı omzuna yasladım ve kendimi şarkının ritmine bıraktım. Dudaklarımda, şarkının kelimelerine eşlik etmekten geri durmuyordu.
Bir sağa bir sola sallanırken, bizim hemen çaprazımızda dans eden bir çifte takıldı gözlerim.
Siyah saçlar, ela gözler...
İçinde; çimen yeşilini de barındıran bal rengi gözler, bir ok misali yeşil gözlerime saplandı. Saplanan ok canımı yaktı. Kırmızı ojeli tırnaklar, Poyraz'ın geniş omuzlarına konmuştu.
Buradan bakan onları sevgili zannederdi.
Gerçi hoş,öyle olmadıkları ne malumdu?
Yüreğime atılan harlı ateşle durduğum yerde adeta irkildim. Ayaz'ın ellerinin altında ki bedenim bir yay gibi gerildi.
Bu manzaraya karşı daha fazla direnemeyeceğimi fark edip, Ayaz'a yorulduğum bahanesini uydurdum ve oturmak istediğimi söyledim.
Elbette yemedi. Ama karşı da çıkmadı.
Barmenin yanına gidip, bir bira daha istedim. Bu esnada Ayaz'da diğer arkadaşlarına selam veriyordu. Bira şişemi alıp, oturacak bir masa ararken ileriden bana el sallayan Dilara'yla göz göze geldim.
Gülümseyip ben de ona el salladım ve yanına doğru adımladım.
" Selam" dedim.
" Selam bebek! Bu ne güzellik partinin güzellik anlayışını yükselttin" Dilara'nın söyledikleriyle kıkırdadım.
" Bence önce aynaya bakmalısın. Kırmızı elbise yıkılıyor!" Dedim ve Dilara'nın yanına oturdum. Bir kaç kız arkadaşı vardı ama değişen müziklerle masadan birer birer kalkıyorlardı.
" Kızım bu elbise ne?! Aşık oldum be" gülerek başımı salladım ve yüksek müzikten dolayı beni duyması adına sesimi yükselttim.
" Moda tasarımcısı bir anneye sahip olmak böyle bir şey. Beğendin mi elbiseyi?"
Gözlerini pörtletti ve konuşacağını kıpırdanan dudaklarından belli etti.
"Beğenmek mi?! Aşık oldum yahu. Mavi sana çok yakışmış" dedi ve göz kırptı.
" Teşekkür ederim" dedim ve bende kendimi müziğin ritmine bıraktım.
Hem önümdeki biradan yudumluyor hem de etraftaki insanları izliyordum. Ara ara Dilara'yla sohbet ediyor,ara ara milletin dedikodusunu yapıyor ve gülüşüyorduk.
Galiba çarpılacaktık!
Gülüşlerimin arasından, hala aynı masada oturan ikiliyle karşı karşıya kaldım. Poyraz'ın gözleri, bir gözlerim bir de gülümseyen dudaklarım arasında mekik dokuyordu.
Ahu ise minicik yeşil elbisesi ile ela göze bacak show yapıyordu resmen. Sinirlerime hakim olmalıydım.
Mat kırmızı ruj sürdüğüm dudaklarımda ki tebessüm yavaş yavaş silindi ve yerini somurtkan bir ifadeye bıraktı.
Gözlerimi yere eğip dolmamaları için tembihledim. Lakin başarılı olmuş muydum? Bilmiyordum. Gözlerim neden doluyordu ki? Beni ilgilendiren ne vardı? Sıra arkadaşı olmak dışında bir ilişkimiz var mıydı ki? Cevap apaçık ortadaydı.
Hayır!
Yanımda ki koltukta hissettiğim ağırlıkla başımı kaldırıp oturana baktım. Ayaz gelmişti ve Dilara'yla selamlaşıyorlardı.
Çalan disko müziğiyle birlikte Ayaz ayaklandı. Bana sırnaşacağını anladığım an, bana bulaşmamasını, istediğim zaman kendimin kalkıp ona eşlik edeceğini söyledim ve olayı Dilara'ya pasladım.
O da itiraz etmeden ayaklandı. Birinin ona eşlik etmesine dünden razıydı demekki. Görüntü karşısında kafamı sağa sola sallayıp önüme baktım.
Bira şişesini elime alıp dudaklarıma götürdüm ama değil yudumlamak bir damla bile içemedim.
Ne ara bitmişti bu şey!
Yavaş yavaş çakırkeyif olmaya başladığımı hissediyordum ama umurumda değildi. Masalar arasında gezinen garsonlardan birine el ettim ve bir bira daha istedim.
Bu sırada gözlerim yeniden yasaklı bölgeye kaydı ve nefesim boğazımda tıkandı.
Ahu bacak bacak üstüne atmış, elbisenin kısalığından dolayı gözüken kalçasından hiç rahatsız olmuyormuş gibi rahattı.
İyice Poyraz'ın dibine sokulmuş ve bir şeyler anlatıyordu.
Poyraz ise... pürdikkat bana bakıyordu.
Gözlerime hiç bir duygu parıltısı yüklemeden boş boş suratına baktım. Bayık bayık baktığıma emindim. Ama umursamadım.
Ahu onu dinlemediğini görünce elini çenesine attı ve yüzünü kendisine çevirdi. Bu sahneyi gözümü kırpmadan izledim. Bedenimi garip bir duygunun sardığını hissettim.
Kıskançlık mıydı bu?
Birbirine yaklaşan alt ve üst kirpiklerimin ardından kısıkça ikisine baktım. Poyraz çenesini Ahu'dan kurtarmış yeniden bana dönmüştü.
Biramı yudumladım. Sanırım bu gidişle sarhoş olacaktım. Gözlerim biramdan yana kayınca gözüme bir sigara paketi çarptı.
Paket Ayaz'a ait olmalıydı.
Dert etmedim. Açıp içinden bir dal sigara aldım ve boyalı dudaklarıma götürdüm.
Yine masanın üstünde ki zippo çakmağı elime aldım ve sigaranın ucunu alevlendirdim. Yanan sigaranın dumanını, Poyraz'ın gözünün içine baka baka dışarıya üfledim.
Bu sefer gözleri kısılan o olmuştu ama umursamadım.
Normalinde sigara içmezdim. Kokusunuda sevmezdim ama şu an buna ihtiyacım varmış gibi hissediyordum.
Yanıma oturan Ayaz'da tıpkı benim gibi bir sigara aldı ve paketi Dilara'ya uzattı. Dilara kullanmadığını söyleyip teşekkür etti.
" Yine biz bize kaldık mı kızıl afet?"
Ayaz'ın sorusuyla omuzlarımı indirip kaldırdım. Bu esnada o da sigarasını yaktı ve kolunu omzuma attı.
Poyraz'a baktığımda onunda sigara yaktığını gördüm. Ve aldırmadan ona dik dik bakarak sigarayı dudaklarıma götürdüm. Çektiğim dumanı ciğerlerime buyur ederek biraz daha zehirledim kendimi.
Sigarayı kül tablasına dayayıp yarıladığım biramdan bir yudum daha aldım. Bu sırada önümden geçen garson dikkatimi çekti. Poyraz'a doğru ilerledi ve önüne bir viski bardağı bıraktı.
Ahu ise şampanya almıştı. Hafif takılıyordu. Herhalde gece yaşayacaklarını hafızasında tutmak ve unutmamak istiyordu!
Arsız düşüncelerimi kovalayıp, dördüncü bardağını içen Poyraz'a odaklandım. Bu kadar kırgınlığa rağmen gözüme o kadar güzel geliyordu ki! Tapılası duruyordu. Sanki bütün kızları kapısında kuyruk edebilirmiş gibiydi.
Sert mizacı ona o kadar karizmatik bir hava katıyordu ki insanın eriyesi geliyordu. Galiba... galiba ondan hoşlanıyordum.
Lakin bu yanlıştı. Yanında belki de sevgilisi vardı. Hem ne fark ederdi o benden hoşlanmıyordu ki!
Düşündüklerimle bedenime garip bir ağırlık çöktü. Kalbimin ritmi değişirken bunun hissettiğim garip duygudan ötürü olduğunu biliyordum. Durdurulması güç bir şeydi.
Neydi? Hayal kırıklığı mı?
Biradan koca bir yudum daha aldım. Sanırım bugün tek sığınağım alkol olacaktı. Ve elbette sigara!
Yarısı bitmiş sigarayı elime aldım ve bitene kadar kendimi biraz daha zehirledim. Daha sonra pakete uzanıp yeni bir dal aldım.
Boğazım azıcık acımıştı ama umursamadım. Fiziksel acı duygusal acıdan daha kolay geliyordu. En azından bir çözümü bulunuyordu. Boğazın acısa ilaç alıyordun geçiyordu. Bir yerin kesilse sarıyordun iyileşiyordu.
Ama kalp acısı öyle miydi?
Değildi, geçmiyordu. Sızım sızım sızlıyordu. Sanki birisi baskı uyguluyormuş gibi üzerinde her zaman bir ağırlık oluyordu.
Şu an hissettiklerimde buna eşdeğerdi.
Kafamı sallayıp düşüncelerimi dağıttıktan sonra, sigarayı dudaklarıma götürdüm.
Yeniden.
Ucunu ateşleyip, bütün zehri içime doldurdum. Poyraz'ın üstümde ki delici bakışlarını hissediyordum lakin kafamı çevirip bakmadım ve efkarlı moduma kaldığım yerden devam ettim.
Sigara sevmeyen birine göre bugün fazlasıyla haşır neşir olmuştum.
Ama umurumda değildi.Olmayacaktı da!
O çakma sarışın kızla takıldığı andan itibaren bitmişti benim için. Belki saf, duygusal olabilirdim ama salak değildim.
Salak değildim çünkü Ahu'nun, Poyraz'ın yüzüne sırf beni delirtmek için dokunduğunu biliyordum. Gözümün içine baka baka yapıyor ve yapmacık bir şekilde gülümsemekten de geri durmuyordu.
Canımı acıttığını düşünüyorsa doğru düşünüyordu. Ama unuttuğu bir şey vardı ki ben acılarını gizlemekte ustalaşmış bir kızdım artık.
O kadar olay yaşadığım da tek başıma atlatmaya çalışmam beni bu duruma getirmişti. O zamanlar ne alkole ne sigaraya ne de başka bir şeye başvurmuştum. Yalnız başıma atlatmaya çalışmıştım. Ve fena iş çıkarmadığım da söylenemezdi.
Derince iç çekip başımı eğdiğim yerden kaldırdım.
Elalar yeşillerimle çakıştı ve kalbimde bir kıpırdanma oldu. Güzel gözleri üstüme dikilmiş, kirpikleri kıpırdanmaksızın beni izliyordu.
Elimde tuttuğum sigaraya kısa bir bakış atıp tekrar bana odaklandı ve elini masaya uzatıp paketini aldı. İçinden bir dal alıp dolgun dudaklarına götürdü ve siyah zippoyla ucunu ateşledi.
Bu görüntü karşısında derince yutkunmam gerekti. Gözlerimin titreştiğini hissedebiliyordum. Bu görüntü fazlasıyla... karizmatikti!
Benim ona yaptığımı o da bana yapmıştı ve fazlasıyla başarılı olup dikkatimi üstüne çekmişti.
Bu esnada gözlerini aşağı doğru indirdi. Nereye baktığını anlamak adına baktığı yöne doğru baktım. Ve bacak bacak üstüne attığım için, derin yırtmacımdan görünen pürüzsüz bacağımla göz göze geldim.
Kaşlarım istemsizce çatılınca, gözlerim de onlara eşdeğer olarak yukarı doğru tırmandı ve kaşlarını derince çatmış bir Poyraz'la göz göze geldiler.
Bomboş duran suratının yanı sıra gözleri öfke parıltılarıyla bezenmişti. Bir bacağıma bir de ona bakan gözlerime bakıyordu.
Umursamayıp yerime daha çok yayıldım ve sigarayı dudaklarıma yasladım. Çölde günlerce susuz kalmış bir insan gibi, sigara dumanını içime derince çektim ve aynı derinlikle dışarı üfledim.
Bu kez gözleri kısılan o olmuştu.
Görüş açıma yeniden sivri tırnaklar girince bıkkın bir oflama çıktı dudaklarımdan. Çakırkeyif olmamdan ötürü bayık baktığına emin olduğum gözlerimi aynı bayıklıkla devirdim.
Amma yılışık bir kızdı yahu!
Beni sinirlendirmek için yapıyordu başarılı da oluyordu. Lakin benimde onu feci şekilde sinir edeceğimi bilmiyordu.
Planın başlama vakti gelmişti bu nedenle az ileri de içki servisi yapan garsona el ettim. Yanıma geldiğinde iki kadeh kırmızı şarap istediğimi söyledim ve getirmesini aynı sakinlikle bekledim.
Bu esnada kalan biramı kafama dikip bitirdim ve yarım kalmış sigaramı da aynı hızla bitirdim.
Garsonun önüme bıraktığı kadehler için teşekkür ettim ve bardağın birini elime aldım. Kafama dikip, tek dikişte bitirdim ve bardağı sertçe masaya koydum.
Poyraz'ın kaşlarını hayretle kaldırdığını gördüm. Ama üstünde çok durmadım.
Alkolün kanıma karıştığını hissedebiliyordum. Etraf sıcaklaşmıştı sanki. Beyaz tenimin kızardığını yaşadığım sıcaktan ötürü tahmin edebiliyordum. Bunu da umursamadım.
Kısaca Ayaz ve Dilara'ya baktım. Deli gibi dans ettikleri için pek ilgi alanlarında değildim. İçtiğim bardağın yanında ki bardağı aldım ve ayaklandım.
Birden kalktığım için başım dönmüş ve sendelemiştim. Lakin kendimi aceleyle toparladım ve yapacağım şeye odakladım.
Küçük ve arada sendeleyen adımlarla Poyraz'ların oturduğu masaya doğru yürümeye başladım. Suratıma sinsi bir gülücük yerleştirdim.
Onlara doğru yürüdüğümü gören Ahu sinirli bir surat ifadesine büründü ve kaşlarını çattı. Poyraz ise pürdikkat beni izliyordu. Bense sinsi ve yapmacık gülümsememi bozmadan yanlarına yürüdüm.
" Selam!"
Ahu'nun tek kaşı havalanırken Poyraz sessizliğini korudu. Kısaca başıyla selamlamıştı beni.
" Ne istiyorsun kızıl fare?" Ahu'dan çıkan bu cümleyle bedenim istemsizce bir yay gibi gerildi ve öfkenin kollarını bedenime doladığını hissettim. Midemden yukarıya güçlü, yakıcı bir şey yükseliyordu. Poyraz'ın gözleri anında çakma sarışına dönmüştü.
Lakin surat ifademi bozmadım ve daha da yapmacık olarak konuşmaya başladım.
" Ah! Hadi ama tatlım. Masana gelen birine böyle mi davranıyorsun?"
'Cık cıkladım' ve Poyraz'a kısa bir bakış attım. Ne yaptığımı çözmeye çalışıyormuş gibi bir surat ifadesine bürünmüştü. Hiç bir şey çaktırmadım ve oyunuma devam ettim.
" Bana bak kızım! Nasıl davranacağımı sana mı soracağım! Okulda ki saygısızlığının bedelini ödeyecek ve bana itaatkâr davranmayı öğreneceksin!"
Söylediği cümleler karşısında, korkmadan maskemi düşürdüm ve ciddiyetimi takındım. Poyraz ona sinirli bir bakış atıp boğazını sertçe temizlemişti. Ama Ahu umursamamıştı.
Bu kıza haddini bildirme zamanım gelmişti de geçiyordu. Gözlerimi öfkeyle kısıp alayla küçük bir kahkaha attım. Onu umursamadığımı ve hayatımda çöplerin bile daha çok yeri olduğunu anlamalıydı.
Özellikle de ondan korkmadığımı!
İleri doğru bir adım attım ve elimi aheste aheste yukarı kaldırdım. Ne yaptığımı anlamamış gibi çatık kaşlarla izledi. Bense yüzümde anlamlı bir gülümsemeyle yapacağım şeyin heyecanını yaşıyordum.
Havalanan elimle birlikte şarap bardağı da aşağı doğru ivme kazandı ve içinde ki kan kırmızısı şarap Ahu'nun üstüne dökülmeye başladı.
Açık yeşil, mini elbisesi saniyeler içinde kırmızıya boyandı.
Kırmızıya boyadığı dudaklarından tiz bir çığlık kaçtı ve gözleri de sonuna kadar açıldı. Beklemeksizin ayaklandı ve hırsla gözlerime baktı. Bu hareketine karşın içten bir şekilde kahkaha attım.
"Sen... Sen! Ah! Geberteceğim seni! Pis kevaşe!
Durmaksızın attığım kahkaha daha da kuvvetlendi ve bardakta kalan son şarabı da suratına fırlattım. İkinci bir çığlıkla inledi ortalık.
Ahu gözlerimin içine hırsla bakıp, öfkeyle solumaya başladı. Poyraz ise arkadan gülme gibi bir ses çıkarmıştı. Lakin ona bakmadım. Bakarsam ona eşlik edip gülmeye başlayabilirdim.
" Lanet olsun. Seni sürtük! Sen şimdi görürsün!"
Üstüme atılacağı sıra kenara çekildim ve hamlesi sendelemeyle son buldu. Bir adım geriledim ve kendime alan yarattım.
Elini kaldırıp tokat atacağı sırada yüzüme yaklaşan elini havada yakaladım. Ve aşağı indirip ters döndürdüm. Dudaklarından kopan acı çığlığı umursamadım ve hıncımı almak adına devam ettim.
Ters çevirdiğim koluyla birlikte bana arkasını dönmüştü. Bundan güç alarak dizinin arkasına sağlam bir tekme attım ve önümde diz çöktürdüm.
Ters çevirdiğim kolu ve dizine yediği darbeyle yere sertçe düşmesinden ötürü olsa gerek boğukça inledi ve bana bağırmaya başladı.
" Bırak beni kızıl fare! Göstereceğim ben sana!" Diyerek söylenmeye başladığında ettiği hakaretten ötürü kolunu biraz daha sıktım ve yere doğru baskı uyguladım kendisine.
Bu esnada Ayaz'ın sesini işittim. Müzik ne ara susmuştu ve millet ne ara bizi izlemeye başlamıştı. Herkes durmuş pürdikkat bizi izliyordu.
"Pamir ne yapıyorsun? Bıraksana kızı kolunu kıracaksın"
Poyraz'ın ona gitmesi yetmiyormuş gibi birde arkadaşım olarak gördüğüm Ayaz'ın da onu savunması gururuma dokunmuştu. Kötülüğü yapan oydu ama uyarılan bendim.
" Karışma!!" Sesim bütün mekanı inletmişti adeta. Bu çıkışımla Ayaz bir adım gerilemişti. Tek tek herkese bakıp önümde ki kıza geri döndüm. İnlemeleri durmak bilmiyordu.
" Ne o? Canın mı yandı çakma sarı?"
Sanırım ayların patlamasını yaşıyordum. Aksi takdirde bu kadar öfkeyle hareket edebilecek yapı da biri değildim. Galiba alkolünde etkisi büyüktü.
" Bırak beni! Pislik orospu!" Dediğin de sinirim tepeme çıktı ve ayaklanan Poyraz' a sert bir bakış attım. Neyse ki işe yaramış ve Poyraz durmuştu. Herhalde sevgilisini elimden almaya gelecekti. Önce ben hıncımı almalıydım daha sonra ne halt ettikleriyle ilgilenmeyecektim.
Kolunu biraz daha sert kıvırdım ve konuştum.
" Beni odaya kilitlerken bunları düşünmüş müydün?! Ha? Şimdi de diklensene bana hadi!" kafamı kaldırdım ve bir Ayaz'a bir de Poyraz' a baktım. Ardından Ahu'nun yanında gezdirdiği diğer iki kıza baktım.
" Ee? Kurtarmayacak mısınız arkadaşınızı? Hadisenize! Kurtarın elimden, çok koruduğunuz arkadaşınızı!"
Herkes dehşet içinde bana bakıyordu. Disiplin cezası alır mıydım partiyi bozmaktan dolayı? Olasıydı. Umurumda mıydı? Hayır.
Bu zamana kadar korkak olmaktan bıkmıştım. Bana sataşan herkese boyun eğmekten, susmaktan sıkılmıştım.
" İnsanların ne yaşadığını bilmeden, sormadan üstlerine kapıları kilitleyemezsiniz! Onları ölüme terk edemezsiniz. Sen o gün beni kilitleyerek ölümüme sebep oluyordun!"
Sinirle soluyordum. Öfke damarlarımda fink atıyordu resmen. İstanbul sokaklarını keşife çıkmış gibi dolanıyordu damarlarımda.
İnsanlardan garip ve şaşkınlık nidaları dökülürken hiç birini umursamadım. Ahu'nun inlemelerinden, kurtulunca beni yaşatmayacağından bahsettiği sözlerini de söyle.
Bir balona fazla hava bastığınız zaman sonu patlama olurdu. Tıpkı şu an benim yaşanmışlıkları içime ata ata şişip patladığım gibi.
Ahu'nun kolunu nazik sayılmayacak bir şekilde ittirip yere düşüşünü izledim. Saçımı arkama atıp eteğimi savurdum ve topuklu ayakkabılarımın 'tak,tak' sesi eşliğin de oturduğum masaya yürüdüm.
Masadan telefonumu ve çantamı alıp çıkışa doğru yürümeye başladım. İlk başka donup kalan millet, şu an eski moduna geri dönmüştü. Müzik geri açılmış insanlar eğlencelerine devam etmişlerdi.
Yanıma gelen Dilara'ya sonra konuşmamız gerektiğini söyleyip hızlıca adımladım. Kenarda durmuş Ayaz'a kırgın ve kısa bir bakış atıp hiç durmadan yoluma devam ettim.
Yerden kalkmaya çalışan Ahu hala bir şeyler geveliyor ve ağlıyordu.
Bütün ihtişamıyla; siyaha hükmedecek kadar siyah, üstünde ki tek renkli şey bala çalan gözleri olan, ela göz, dağ gibi önümde duruyordu.
Şaşkın bir yüz ifadesine sahipti. Muhtemelen evine geldiğinde tamamen savunmasız olan,en ufak şeye korkuyla çığlık atan kızın içinden böyle canavarımsı bir şey çıkmasını beklemiyordu ve şaşırmıştı.
Bütün yakışıklılığıyla önümde dikiliyor olması ona kızgın olduğum gerçeğini değiştirmiyordu. Bu nedenle şu an buna kanıp kalbimi hızlandırmasına ve beni put misali yerime mıhlamasına izin veremezdim.
Hızlıca yürüyüp; yanından geçerken omzuna çarptım ve aynı sert adımlarla çıkışa doğru adımladım.
Sonunda kendimi dışarıya attığım da soğuk tenimi ısırmaya başlamıştı. Ve kürküm de Ayaz'ın arabasında kaldığından şu an almam mümkün değildi.
Derince oflayıp umursamamaya çalıştım ve sokak boyunca adımlamaya başladım.
Normalinde cıvıl cıvıl olduğunu tahmin ettiğim sokak şu an buz gibi havadan olsa gerek boştu. Tek tük insanlar ve caddeden geçen arabalar vardı.
Bu esnada arkamdan işittiğim adım sesleriyle, yüreğime bir korku oturdu. Lakin oralı olmadım ve adımlarımı hızlandırdım.
Benimle birlikte hızlanan adımların sonunda, kolumdan tutulup bir köşeye çekildim.
Korkudan boğazıma dizilen çığlığı koparamadan bir el ağzıma kapandı. Ve nefesimi bedenime hapsetti. Korkuyla debelenmeye başladığım sırada kadifemsi nazik sesini duydum.
"Benim kızıl sakin ol"
Tanıdığım sesiyle- ki en çok da bana kızıl demesinden tanımıştım- üzerime bir rahatlama çoktu ve debelenmeyi bıraktım. Elini ağzımdan çekti ve kendisine doğru dönmeme müsade etti.
Ona doğru döndüm ve güzel yüzüyle karşı karşıya kaldım.
İç çekmek istesem de buna mani oldum ve suratına beklentiyle bakmaya başladım.
" Ee bir şey söylemeyecek misin?" Dedim. Garip bir şekilde bana bakıyordu. Sanki... etkilenmiş gibi.
Kaşlarımı kaldırdım ve sorgulayıcı bir bakış fırlattım.
" İçeri de yaptığın neydi?" dedi tok erkeksi sesiyle. İçeride olanlar aklıma yeniden hücum edince bedenimden bir elektrik akımı gelip geçti. Tüylerim diken diken olmuştu anında.
" Hiç bir şey" dedim ve boş bir bakış attım kendisine. Sevgilisini korumak için peşimden gelmesine gerek yoktu. Bunu pekala yarında yapabilirdi.
" Kolunu kıracaktın neredeyse" dedi ve aynı ruhsuz bakışlarla karşılık verdi. Doğrusu sinirlenmeye başlamıştım.
"Sevgilini korumak için buraya kadar gelmene gerek yoktu. Bunu yarında yapabilirdin" dedim.
Kaşları havalandı.
"Birincisi o benim sevgilim değil. İkincisi de yaptığından etkilendiğimi söylemek için gelmiştim kızıl" dediğin de şaşırmıştım.
Bu şaşkınlığımın yanı sıra sevgili olmamaları da içime su serpmişti.
Beni ne ilgilendiriyorsa!
Duvarla Poyraz'ın arasında kalmıştım. Poyraz ise bunu bildiği halde üzerime biraz daha eğildi. Ferah nefesi yüzüme çarptı.
Sol yanağıma doğru yaklaştı. Ne yaptığını anlamamıştım ve bedenimi garip bir sıcaklık sarmıştı. Buz gibi hava da alev alev yanmak gibiydi bu his.
Yakınlığından, ve odunsu kokusundan ötürü gözlerim kısıldı. Gözlerimi kapatmamak için kendimle savaşıyordum resmen!
Yanağımda hissettiğim tüy kadar hafif, kadife kadar yumuşacak baskıyla olduğum yerde taş kesildim. Göz kapaklarım gözlerimi örttü ve aldığım nefes boğazımda durdu.
Kalbimin ritmi büyük ölçü de değişiklik gösterdi. Nefesimi tutmuştum, bedenimse uyuşmuştu.
Poyraz beni öpmüştü!
" Ayrıca, bu kadar açık şeyler giymemelisin. Bembeyaz bacakların fazlasıyla seksi, velet"
Kapanan gözlerim fal taşı gibi açıldı ve kalbim atmayı bıraktı. Solunum yapmayı unutmuş gibiydim. Poyraz kulağıma fısıldadıktan sonra usulca bende uzaklaştı.
Bir iki adım geriledikten sonra bana göz kırptı ve hiç bir şey olmamış gibi benim tam tersi istikametime doğru adımlamaya başladı.
Az önce ne olmuştu öyle?
Gözden kaybolana kadar arkasından baktım ve tuttuğum nefesimi gürültüyle bıraktım.
Biz ne yaşamıştık az önce? Bu hissettiğim de neyin nesiydi? Etrafı inanılmaz bir sıcak basmıştı. Gerçekten de buz gibi hava da ateşin ortasına atılmış gibi hissediyordum.
Kalbim hızlı atıyor, nefesim kesik kesik beceriksizce dışarı çıkıyordu.
Bu çocuk ne yaptığının farkında mıydı? Arkasında pancara dönmüş bir kız bıraktığını biliyor muydu?
Ne yaptığının elbette farkındaydı lakin arkasında ne kadar şaşkın bir enkaz bıraktığının kesinlikle farkında değildi...
Gümüş bir hançer kalbine saplandı,
Bütün cadde kan kırmızıya boyandı,
Kendi kanı parmaklarına bulaştı,
Genç kız belki de ilk defa aşkı tattı.