İçeriğe geç

LAVİNİA

Bölüm 2 · 19 dk okuma

LAVİNİA

Bölüm 2

2.Bölüm

Öncelikle herkese merhaba. Uzun zamandır aklımda olan kitap yazma fikrini başaramamak kaygısıyla sürekli erteliyordum ama hayallerimizin peşinden gitmek istiyorsak bazı şeyleri göze almalıyız. Bu nedenle uzun zamandır aklımda olan bu fikri hayata geçirmeye karar verdim ve umarım sizlere güzel şeyler okuma imkanı sunabilirim. Ayrıca ilk bölümde bu açıklamayı yazmayı unutmuşum o nedenle herkesten özür diliyorum. Bu arada LGS sınavına giren herkese geçmiş olsun, herkes için iyi geçen bir sınav olmuştur inşallah. Ve ÖSYM sınavına girecek olan bütün arkadaşlarıma bol şans diliyorum umarım herkes için iyi bir sınav olur başarılar diliyorumm :)

Günümüz

Gecenin bir yarısı bomboş sokaklarda tek başına gezersin gidecek bir evin yoktur. O çok gitmek istediğin pikniğe yağmur dolayısıyla gidememişsindir. Yeni aldığın oyuncağın kırılmıştır. Arkadaşlarınla yaptığın planın iptal olmuştur. Ya da çok istediğin bir şeye sahip olamamışsındır. Hayatta böyledir işte; kendine bir yol çizer hedefler koyarsın gelecek planları yaparsın. Ama hayat hevesini kursağında bırakmak için konumlanmıştır , önüne binbir türlü zorluk çıkarmak için elinden geleni yapar, seni zorlamaktan geri durmaz. Her ne kadar ki hayatını planlı yaşamaya çalışsan da seni nelerin beklediğini kestiremezsin, bilemezsin zannedersin ki her şey güllük gülistanlık ilerleyecek olumsuzluklar senin kapını çalmayacak. Kendi beyninde küçük bir film sahnesi yaratırsın ve işine gelmediği her dakika kaydı tekrar tekrar başa sarar sahneyi kendi istediğin şekilde yeniden uyarlayıp oynatırsın. Oysa mükemmel planlarında olsa hayat seni illa ki bir şeylerle sınar ve beyninde kurduğun tiyatronun kendi uydurman olduğunu o sahnenin sadece filmlerde olduğu gerçeğiyle seni sınar. Tıpkı beni de sınadığı gibi...

Hatırlıyordum; en güzel gençlik zamanlarım da benden koskoca iki yılımı çalan , beni beynimin içinde bir zindana kapatıp ayaklarıma prangalar vuran bende kalıcı eserler bırakan her şeyi en ince ayrıntısıyla hatırlıyordum. Maalesef... Maalesef ki hatırlıyordum. Unutmayı tercih ederdim. Unutmak tek dileğim olurdu. Unutup;eskiden olduğu gibi yastığa başımı koyduğum gibi uykuya dalmak , elimdeki kitaba gözlerimin önünde siyah noktalar uçuşana kadar dalıp gitmek , arkadaşlarımla planlar yapmak isterdim. Eski huzurlu hayatıma dönmek isterdim. Her ne kadar durumum pek iç açıcı olmasa da pes etmek doğama aykırıydı ve eskisi gibi olmak için her şeyimi verecektim. Güçlü duracaktım, güçlü durmalıydım. Kimse bana ikinci bir hayat bahşetmeyecekti, dolu dolu geçen gençlik yıllarımı mahvetmemeli, hayatımın geri kalanını zindana çevirmemeliydim. Güçlü duracaktım sonuna kadar...

Gözümün önünde sallanan elle kendime geldim. Aslı elini gözümün içine kadar sokmamış gibi yüzünü de dibime kadar sokmuştu. İstemsizce kaşlarım çatıldı, ne yapıyordu bu deli? Çatık kaşlarımın altındaki şaşkın bakan gözlerime karşılık küçük bir kahkaha attı. " Kızım amma da meraklısın dalmaya üç saattir sana sesleniyoruz burada gözlerini dikmişsin bir noktaya cevapta vermiyorsun" söyledikleri karşısında derin bir nefes aldım. Henüz şehir değiştireceğimden ve başıma gelenlerden hiç birinin haberi yoktu. Okuldan kaydım alınmış takımdan ve takım kaptanlığından da ismim silinmişti. Hâla haberleri olmadığından onlara her şeyi tüm gerçekliğiyle anlatmak ve veda etmek için, Eskişehir'in en güzel kafelerinden birine davet etmiştim. Bu Cumartesi annemle uçağımız kalkıyordu babam çoktan İstanbul'a gitmiş yeni evimizi ve kendi şirket işlerini halletmişti bile bizim de ona katılmamızı bekliyordu. "Kusura bakmayın kızlar, bu aralar çok dalgınım. Sizi de bu nedenle davet ettim size her şeyi anlatacağım ama en önce okuldan kaydımın alındığını ve takımdan da ismimin silindiğini bilmelisiniz." Söylediklerimle bütün gözler bana döndü, hepsinin yüzünde şaşkınlık ve merakın izleri vardı. Onlara en baştan her şeyi bütün çıplaklığıyla anlatmak en iyisi olacaktı aksi taktirde onları yarı yolda bıraktığımı düşünebilirlerdi. Naz' ın cümlesiyle birlikte bu sefer gözler ona dönmüştü.

" Bu da ne demek Pamir? Ne demek kaydım alındı ismim silindi? Neler oluyor bu kararda nereden çıktı birden bire?" Naz otomatiğe bağlamış ardı ardına sorularını sıralarken elimi kaldırıp onu susturdum. Susmazsa sorularını nasıl yanıtlayabilirdim değil mi? Ona sakin olmasını her şeyi anlatacağımı söyledikten sonra konuya nereden giriş yapmam gerektiğini düşünmeye başladım. Kararımı o günü anlatmaktan yana aldım. Her şeyin başı olan günden...

" Bundan iki sene öncesi; hatırlıyor musunuz? Doğum günüm için bir şeyler yapmıştınız Teras kafede" herkesin bakışları birbirine döndü sonra bana bakıp kafa salladılar. Her şeyi ayrıntısıyla anlatmaya başladım. İlk günden bugüne kadar olan her şeyi...

Taha denen psikopatın bana neler yaşattığını; ilk başlarda sadece evimi gözetlemekle yetinip daha sonraları bunu da ilerlettiğini, okula giderken, dışarı çıkarken sürekli önümü kestiğini ondan kaçmama her ne kadar fırsat verse de önümü kesmekten beni rahatsız etmekten asla yılmadığını vazgeçmediğini , onu her reddettiğimde canımı yakmaya kalkıp beni tehdit ettiğini her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlattım.

" Pamir neler diyorsun sen bunlar olurken biz neredeydik nasıl fark etmedik hiç birini hadi biz salağız anlamadık sen neden anlatmadın bize?" Kafamı dikleştirip derin bir nefes çektim ciğerlerime , o günleri hatırlamak beynimi bulandırıp yine kalbimin üzerine bir enkaz bırakmıştı. Anlatacaklarımın henüz bitmediğini dile getirmek için ağzımı araladım. " Sizi korkutmamak için bir şey söyleyemezdim sürekli diken üstünde olurdunuz o nedenle sakladım hep. Üstelik bunlar sadece işlediği küçük çaplı suçları ,bize bu kararı aldıran şey ise en son yaptığıydı." Hatırladığım anılarla bedenimden bir ürperti geçti. Anlatacaklarımı merakla bekleyen arkadaşlarımın yüzlerini süzdüm bir süre zaman kazanmaya çalışıyordum. Üstünden bir kaç ay geçse de yeniden hatırlamak ve bunu birilerine anlatmak çok zorlu bir süreçti benim için, o defteri kapatıp tozlanmaya bırakamıyordum.

Yakama yapışmış bir lanet gibiydi. Kaldırıp uzağa atsam bir yolunu bulup tekrar önüme çıkıyor ve kapının eşiğinden bana göz kırpıyordu. Daha fazla beklemenin bir anlamı yoktu. Her şeyi olduğu gibi anlatmak en iyisi olacaktı arkadaşlarımın bunu bilmeye hakkı vardı beklemek sadece sonuca ulaşmamı geciktiriyordu. Ve ben bekledikçe kendime güvenim kırılıyor kalkıp buradan uzaklaşma isteğiyle dolup taşıyordum. Dudaklarım; geçmişin üzerime evrilmesiyle, kabuk bağlamış yaranın tekrar tekrar kanamasıyla, üzerime tozunu üfleyen küflenmiş sayfaların acı gerçekleriyle, takvim yaprağından koparıp atmak istediğim o günü anlatmak için dudaklarım titreyerek aralandı. " Tarih 5 Mayıs 2018 , bundan 7 ay öncesi...

5 Mayıs 2018

Kulaklıklarımı takmış, kazandığımız maçın verdiği gurur ve mutlulukla arka fonda çalan şarkıya içimden eşlik ediyordum. Henüz Mayıs ayına yeni girmemize rağmen etraf yemyeşil Işıl Işıl olmuştu.Baharın gelişi; çiçeklerin soluk görüntülerinden çıkıp , etrafı rengarenge boyamalarından belliydi. İlkbahar...

Dört mevsimi de severdim, her birinin ayrı bir güzelliği olduğunu düşünüyordum. Yaz; deniz kum tatil... İlkbahar; cıvıl cıvıl kuş sesleri rengarenk çiçekler enkaza dönmüş bir şehrin yeniden inşa edilmesi gibi... Kış; yağmur kar... ve sonbahar; yeşilliğini kaybedip, bir kaç güne sonunun geldiğini bilen ağaç dallarından kendilerini yere bırak intiharını gerçekleştiren sararmaya yüz tutmuş yapraklar... hepsinin başka bir güzelliği vardı ve benim için ayrı bir anlamı. İlkbaharın tatlı esintisi karşısında önüme gelen uzun, düz saçlarımı arkaya ittim. Bir an önce eve gidip güzel bir duş alıp dinlenmem gerekiyordu. Her ne kadar günü galibiyet ile kapatmış olsakta herkes için yorucu olmuştu.

Aklıma gelen fikirle bu seferlik kestirme yoldan gitmeyi tercih ettim. Okulum evime 20 dakika uzaklıktaydı normal şartlarda yürümeyi tercih ederdim kestirme yolu da kullanmazdım; çünkü genelde serserilerin takıldığı barlar sokağına açılan ıssız bir yoldu. Bir kaç kez kullanmış ve evime sorunsuz şekilde yetişebilmiştim. Bugünde öyle olurdu altı üstü 10 dakikalık bir yoldu ve sorunsuz şekilde evime yetişebilirdim. Adımlarımı o sokağa yönelttim. Kendime sorun çıkmayacağını tembih edip duruyordum etrafta sessiz sakindi sorun olmazdı. Tabii bu konuda ki fikrimin değişmesi çok uzun sürmedi. Attığım iki üç adımın sonunda boynuma dolanan elle birlikte çırpınmaya başladım. Ağzıma kapanan bezin henüz bilincim yavaşça bedenimi terk ederken farkına varabildim. Bu da neyin nesiydi? Göz kapaklarım iyice ağırlaşıyordu. Yine de son bir gayret çırpındım.

Lakin hiç bir işe yaramadı, bedenimde ki güç çekilmişti sanki ayaklarım tonla yükün altında kalmış gibi hissizleşmişti. Artık gözlerimi açık tutmak bir hayli güçleşmişti. Karanlık beni tatlı bir boşluğa çekerken, olduğum yere yığılmadan önce gördüğüm son şey onun yüzüydü. Taha...

Ensemden aşağı doğru inen ağrıyla gözlerimi aralamaya çalıştım. Bedenimde kol gezen ağrı ise gözlerimi açmama hiç bir şekilde yardımcı olmuyordu. Burnuma dolan garip kokuyla gözlerimi hafifçe aralayıp bir kaç kez kırpıştırdım. Bulanık bakışım netleşiyordu. İlk fark ettiğim şey bedenimi etkisi altına alan soğuk zemindi. Neredeydim ben? Gözlerim etrafı taradı. Hiç bir şey yoktu. Depo gibi bir yerdeydim sanırım ,içeri çelik kapının altından sızan ışık huzmesi dışında etrafı aydınlatan bir şey yoktu. Aslına bakarsak burada hiç bir şey yoktu.

Bir tek kapı dışında...

Zihnime tek tek doluşan gerçeklerle gözlerim sonuna kadar açıldı. Poşet gibi bırakıldığım yerden, ellerimle destek alarak kalktım. Başım çatlıyor, midem bulanıyor ve başım dönüyordu. Duvardan destek aldım, lanet olsun! Burasıda neresiydi. Gözlerim bir çıkış yolu vardır diye hızlıca etrafı taradı. Daracık bir odadaydım, değil oda da her hangi bir çıkış yolu olması doğru düzgün ışık bile girmiyordu. Bir psikopat ,manyak tarafından kaçırılmıştım! Hatırlıyordum en son gördüğüm şey onun iğrenç yüzüydü.

Resmen beni kaçırmıştı inanamıyordum! Bu kadar ileri gideceğini düşünmemiştim. Bu denli çıldıracağı aklımın ucundan geçmezdi. Buradan çıkmalıydım, kalamazdım bu iğrenç yerde bir an önce bir çıkış yolu bulmalıydım. Ben etrafı inceleyip kaçacak bir delik ararken kapının arkasından gelen tıkırtılarla dikkat kesildim. Sanırım uyanacağım süreyi tahmin edip gelmişti. Kapı gıcırdayarak açılırken düşündüklerimin doğru olduğu tasdiklenmişti. Tek elinde tuttuğu tepsiyle açtığı kapıyı geri kapatıyordu; bana döndüğü sırada genzimden yukarı tırmanan sıcak bir sıvı hissettim, yüzünü görmek midemi bulandırmıştı.

Küçük ama sık attığı adımları tam önümde durdu, yüzüne bakmak istemiyordum bakarsam daha kötü olacaktım. Elindeki tepsiye bir göz attım, köfte patates getirmişti. Tanrı aşkına böyle berbat bir yerde köfte ve patatesin ne işi olurdu? Tepsiye olan bakışlarımı görünce yüzüne keyifli bir tebessüm yerleştirdi, midem bir kez daha kasıldı yüzüne kusmak istiyordum. Duymaktan nefret ettiğim sesi kulaklarıma ulaştı; " açıktın mı güzelim?" Diye sordu. Kaşlarımı çatarak yüzüne baktım. Güzelim mi? Sinirlenmeye başlamıştım suratına tüküresim vardı ama kendimi tutmalıydım. " Açlıktan ölsem bile bu pislik yuvası yerde ve özellikle senin bana getirdiğin yemeği asla yemem! Ölürüm bir köşede , kokmuş cesedim böceklere yem olur daha iyi" diye çıkıştım. Sözlerim hoşuna gitmemiş olmalı ki kaşlarını kaldırarak bir süre yüzümü süzdü. Ardından beyaz dişleri göründü ve kahkaha atmaya başladı, şokla yüzüne baktım neye gülüyordu bu aptal allasen. Tepsiyi kenara bırakırken hala gülüyordu komik bir şey mi söylemiştim? Arkası bana dönükken aklımda yanan ampülle birlikte harekete geçtim.

Bulduğum her fırsatı değerlendirmek zorundaydım. Arkasını dönmesini fırsat bilerek olabildiğince hızlı bir şekilde kapıya koşmaya başladım. Burdan çıkmam gerekiyordu. Kapıyı açtığımda koşabildiğim kadar hızlı koştum. Arkamdaki adım sesleri onun da bana eşlik ettiğini gösteriyordu. Acele etmeliydim enseme binmesi an meselesiydi nerede olduğumu da bilmiyordum önümdeki dümdüz koridoru aşmaya çalışıyordum. " Pamir dur! Kaçma benden güzelim" diye bağırıyordu arkamdan. Utanmadan hala güzelim diyordu birde arsız pislik! Ayağım takılınca istemsiz olarak tökezledim, tutunmak umuduyla uzattığım elim duvara beklediğimden daha sert çarpınca ağzımdan acı dolu bir inilti kaçtı. Lanet olsun! Bir bu eksikti kırılmadığına emindim ama ciddi anlamda incitmiştim.

Elimi tutarak koşmaya devam ettim; lakin o an yapmam gereken en son şeyi yaptım ve arkama bakmak gibi bir hataya düştüm. Taha denen pislik neredeyse bana yetişmişti, korkuyla önüme döneceğim sırada son attığım adım boşluğa bıraktı kendini. Kalbime yayılan panik dalgasıyla ben daha ne olduğunu anlamadan yere kapaklandım. Pekala bu acıtmıştı. Önüme düşen saçları elimle arkama ittim. Derin bir nefes alıp kalkmaya yeltenmiştim ki koluma dolanan elle birlikte tekrar bir çıkmaza girdiğimi anladım. Uyguladığı kuvvetle beraber mecburen yerden kalkmak zorunda kaldım. Bir umut kolumu çekiştirdim ama nafileydi elleri resmen koluma kelepçelenmişti. " Bırak beni! Bırak diyorum sana pislik herif" diye bağırdım kendisine. Ama oralı bile olmadı, kolumu o kadar sıkı tutuyordu ki canımın acısına dayanamadım, ağzımdan çıkan iniltiye engel olamadım.

Peşi sıra beni sürüklerken sesime karşılık göz ucuyla bana baktı, daha sonra önüne döndü. Ağzının ortasına yumruğu geçirmek istiyordum bu pislik herif yüzünden başıma gelmeyen kalmamıştı. Az önce kaçtığım odadan, kapıyı aralayıp içeri girdi. Yere doğru ittirince beni dengemi sağlayamadım ve dizlerimin üstüne düştüm. Acıyan elim bu darbeyle bir kez daha sızladı, göz kapaklarım yeşil gözlerimin üstünü örttü. Yüzümde hissettiğim ılık sıvı ile gözlerim aralandı, o ana kadar ağladığımın farkında değildim. Elimin tersiyle yüzümü sildim. Öyle ya da böyle bir şekilde çıkacaktım burdan. "Kaçamayacağını şu ana kadar anlamış olman gerekiyordu sevgilim; benim olduğunu anlaman için daha ne yapmalıyım hiç bilmiyorum seni benim kadar kimse sevemez nazlanmayı bırak artık sende alışsan iyi edersin güzelim" dedi: yüzüne iğrenerek baktım. " Bana sevgilim de güzelim de demeyi kes ben senin hiç bir şeyin değilim anla artık bunu! Takıntı haline getirmişsin sen, aşk adı altında yapıyorsun bunu bu mu senin aşkın? Beni kaçırıp küçücük bir odaya kapatmak mı? Tehdit etmek mi yoksa? Ha ama pardon sen bir köşeye sinip gizlice ön kesersin ancak değil mi?! Birde erkeğim diye geçiniyorsun adamlık mı bu senin yaptığın?" diye avazım çıktığı kadar bağırıyordum.

Tepemde dikilmiş, açık kahve gözlerini bir saniye bile yüzümden ayırmadan beni dinliyordu. Çenesinin seğirmesinden ve gözbebeklerinin büyümesinden sinirlendiği anlayabiliyordum. Boynundaki damar belirmeye başlamış ,beyaz teni hafiften kızarmıştı. Sözlerim onu kızdırmış olmalıydı. Aldığım hazla beraber gülümsedim, ve ona son darbeyi indirmek için ağzımı araladım. " Biliyor musun? Sana acıyorum Taha ne yazık seni asla sevmeyecek biri için çırpınıp duruyorsun ama ne var biliyor musun anca zaten peşimden böyle köpek gibi dolaşmakla kalırsın" sözlerimin onu kızdırmasının hazzını yaşıyordum.

Aldığı sık nefeslerin arasından ne kadar kızdığını anlayabilirdim. Ama alt kalmadı, kaldırdığı eli kuvvetle yüzümde patladı. Yan dönen suratımla birlikte bedenim bir kez daha çarptı yere ağzıma gelen metalik tat dudağımın patladığının göstergesiydi. Kanın iğrenç kokusuyla suratım buruştu, şu an olmazdı olmamalıydı. Ne zaman kan görsem ya da kokusunu alsam bayılırdım. Yine aynı şey oluyordu, sanki günlerdir uyumamışım gibi karanlığa çekiliyordum. Zemine düşen bedenim hakimiyetini kaybetti ;gözlerimi son bir kaç kez daha kırpıştırdım. Ama karşı koymak mümkün değildi bilincim uçurumdan yuvarlanan araba misali karanlığa karışmaya başladı karanlık ne zaman bu kadar tatlı olmuştu...

Tam 3 gün.

Tam tamına 3 gündür buradaydım. Aç, susuz bir şekilde herhangi bir yardım eli bekliyordum. Tanrı aşkına kimse aramıyor muydu beni? Annemle babam neredeydi hiç mi merak etmiyorlardı nerede ne halde olduğumu. Yokluğumu da mı fark etmemişlerdi. Gerçi hoş ebeveynlerimin pek umurunda değildim hiç bir zaman onlar için önemli olan genelde işleriydi. Beni severlerdi inkar edemezdim , ama işleri her zaman öncelikli sıradaydı. 3 gündür olduğu gibi kapı gıcırdayarak açıldı. Elinde 3 gündür olduğu gibi yine bir tepsi vardı. Bu seferde makarna getirmişti. O an bir şeyi merak ettim bu adam bu yemekleri nerede yapıyordu yahu? Acaba görmediğim bir mutfağı mı vardı buranın? Tepsiyi hep yaptığı gibi önüme bıraktı, bıraktığı tepsiye ters bir bakış attım. Yemeyeceğimi bile bile ne diye hala getirip önüme bırakıyordu anlamıyordum. 3 gündür getirdiği her yemeği dokunmadan geri göndermiştim buna rağmen ısrarla getirmekten vazgeçmiyordu.

O an 3 gündür duymadığım sesi kulaklarıma ulaştı " Rica ediyorum artık bir şeyler ye, ağzına tek lokma koymadın açlıktan öleceksin." Dedi. Sözleriyle birlikte histerik bir kahkaha attım ne saçmalıyordu bu Allah aşkına? Beni buraya kapatıp zorla tutmasından memnun olup bir de oteldeymiş gibi rahat rahat yemek yememi mi bekliyordu? Böyleyse aklını kaçırmış olmalıydı. Tepsiyi kenarlarından tuttuğum gibi karşı duvara fırlattım içinde ki tabak parçalara ayrılırken tepsi tiz bir ses çıkararak yere düşmüştü. Başımı dikleştirip yüzüne aynı kararlı ifadeyle baktım, açık kahve gözleri bir ton koyulaşmıştı boynunda ki damar yine kendini belli etmeye başlamıştı. O an kendimi tutamadım ve bağırmaya başladım.

"Ne çeşit bir psikopatsın lan sen! Ha söyle bana ne çeşit bir manyaksın sen? Beni bu lanet olası pislik yere kapattın üstüne bir de yemek ye mi diyorsun? Otelde miyiz biz ha? Otelde miyiz! Bak yeter artık bırak beni , anla artık benden sana yar olmaz bırak beni gideyim! Ellerini yumruk yaptı rengi beyazdan kırmızıya doğru yol almıştı. Pekala onu sinirlendirmiştim sertçe yutkundum sanırım bu sefer biraz korkmuştum. Üzerime attığı iki adımın sonunda dolgun dudakları aralandı. " Sen..." duvara geçirdiği yumrukla birlikte istemsizce yerimde zıpladım ağzımdan çıkan çığlığa engel olamamıştım. Duvara bir yumruk daha geçirdi. Eş zamanlı olarak da konuşmaya başlamıştı. "Sen... sen benimsin Pamir ve hep de öyle kalacaksın ister güzellikle olsun ister zorla. Yıllardır peşindeyim lan ben senin yıllardır! Biraz yüzünü görebilmek için saatlerce evini gözetledim lan ben köpek gibi peşinde dolanıyorum görmüyor musun!? Sırf beni sev diye her şeyi yaptım bana şans ver diye ama sen ne yaptın? Beni gördüğün an kaçarak uzaklaştın hep." Kendi kendine sayıklamaya devam ederken yumruklarını ard arda duvara geçiriyordu elinden akan kanı görünce hemen gözlerimi yumdum görürsem bayılırdım. Elim ağzıma gitti sanırım kusacaktım. Derken öğürmeme engel olamadım.

Gözlerim kapalı beklerken kapının çarpılma sesi geldi. Çıkmış mıydı? Kendime biraz zaman tanıdım midem hala bulanıyordu elim ağzımda gözlerim kapalı beklerken kapının önünden tıkırtılar yükseldi. Derin bir nefesi ciğerlerime buyur ettikten sonra gözlerimi yavaşça araladım. Taha içeri geri giriyordu, sanırım elini yıkamış üzerine de bez parçası sarmıştı. Ayakları ayak ucuma değene kadar yanıma adımladı; ayaklarımız birbirine değdiğinde bedenimi bir ürperti kapladı. Kafamı kaldırıp yüzüne baktım. Az önceye nazaran biraz daha sakindi ama gözleri hala ateş püskürüyordu. Dudakları aralandı gözlerim istemsiz olarak oraya kaydı. " Sen benimsin Pamir ister beğen ister beğenme benimsin zorla güzellik olmaz deme, çünkü olacak bunu o aklına sok". Sözleri beni geriyordu amacı neydi bu çocuğun. Titreyen ellerimi yumruk yaptım beni ürkütmeye başlamıştı. Ürktüğümü belli etmemek için çenemi dikleştirdim.

Meydan okuyan gözlerle yüzüne bakarken, üzerime doğru eğildi. Geri çekilmeye çalışsam da imkansızdı sırtım duvarla bir olmuştu resmen; yutkundum, düşündüğüm şeyi yapmayacaktı değil mi? "Ne... Ne yapıyorsun? Kekelemiştim. Ciddi mana da korkmaya başlamıştım. Bu halim hoşuna gitmişti, yüzüne yapıştırdığı iğrenç gülümsemeden belliydi. " Ne o küçük hanım korktun mu? Az önce avazın çıktığı kadar bağırıyordun suratıma karşı." Dedi. Evet pekala sanırım gerçek mana da faka basmıştım bu kez. Kaçacak bir yerim yoktu beni bulmaya da kimse gelmiyordu ailem ailem umarım yokluğumu fark etmiştir de aramaya çıkmışlardır. Aksi taktirde başıma hiç iyi şeyler gelmeyecekti. Kahkaha attı; korktuğumu çok iyi biliyordu. Yutkundum. Aç kurt gibi gözlerini üstüme dikmişti , midem acıyla kasıldı kalbimin üstü korkuyla kaplanmıştı ellerim titriyor nefesim kesiliyordu zaten kapalı alanları sevmezdim klostrofobim vardı; üç gündür altı, yedi kez atak geçirmiştim ama pislik herifin umurunda bile olmamıştı tek yaptığı kapıyı bir süre açık bırakmak ve başımdan aşağı soğuk su dökmekti.

Sakinleyene kadar bekleyip sonra çıkıyordu. "Az önce bana acıdığını söylemiştin değil mi? Yaşanacaklardan sonra asıl ben sana acıyacağım" dedi. Gözyaşlarımı artık tutamıyordum. Benden izin alma gereği duymadan tane tane dökülüyorlardı. Allah'ım neyin içine düşmüştüm böyle ben, bir çıkış yolu bulmalıydım bu manyak herif her şeyi yapabilirdi. Belki de beni öldürürdü kim bilir... elinde plastik kelepçelerden gördüm bir adım daha yaklaştı. " Ne yapıyorsun Taha? O elindekini ve beni bırak. Yalvarırım ben sana hiç bir şey yapmadım bırak beni nolur." Yalvarıyordum; bu adama yalvaracağım aklımın ucundan geçmezdi ama mecburdum gözü dönmüştü bir kere suyuna gitmezsem yapacaklarının önüne geçemezdim. " Hatırlıyor musun sevgilim? Seni daha önce de kaçırmaya kalkmıştım. O zaman da aynı cümleyi kurmuştun; ben sana hiç bir şey yapmadım" dedi. Histerik bir kahkaha attı ve devam etti. "O denememde beni sözlerinle kandırmayı başarmıştın, inandırmıştın kendine ve bende aptal gibi sana inanmıştım sanmıştım ki bana bir şeyler hissetmeye başladın meğerse beni kandırıyormuşsun! O zaman seni bırakmıştım ama bu sefer hayır asla bırakmam seni asla! Benim olacaksın sevgilim ebediyen benim kalacaksın kaçma benden artık güzelim." Sözleri beni derinden ürkütmüştü bu sefer şansım yoktu bunu söylüyordu açık açık gözyaşlarım teker teker göz pınarlarımdan atlayıp intihar ederken, kalbim adeta göğüsümü dövüyordu.

Elini yanağıma uzatınca refleks olarak kafamı çevirdim göğüsüm hızla inip kalkıyordu. Bu hareketime sinirlenmişti eli çenemi olabilecek en kuvvetli şekilde yakalamıştı canımı acıtıyordu hem de çok. Gözleri dudaklarıma kaydı. Hayır bunu yapamazdı! O iğrenç dudaklarını bana değdiremezdi kafamı olabildiğince sallamaya çalıştım dikkatini dağıtmam gerekiyordu. Ama nafileydi benden kuvvetli olduğu kesindi; üzerime doğru eğildi çığlık atmaya çalıştım ama sesim değişik bir şekilde çıkıyordu. Sonunda dolgun dudakları benimkilere değdi. Bu psikopat herif resmen beni öpüyordu! Elimi kaldırdım ve tokadı yüzüne yapıştırdım. Başı yana düşerken gözyaşlarımın tuzlu tadını alabiliyordum; ama bunun yanında hissettiğim başka bir şey daha vardı, acı... incittiğim elim attığım tokatın etkisiyle yeniden acımaya başlamıştı. Lanet olsun! Bir bu eksikti. Ben acıyan elime içimden isyan ederken unuttuğum bir şey vardı. Taha öfkeli gözlerle beni izliyordu bu sefer kesinlikle çok kızmıştı; iki elimi birden tuttu bırak beni diye bağırmaya başladım sonra elinde siyah lastiğe benzer bir şey fark ettim tek eliyle o lastiğe benzer şeyi bileklerime dolamaya başladı.

Aynı zamanda da uslu durmam gerektiği, uslu durmazsam sonunun böyle olacağı hakkında bir şeyler geveliyordu. O kadar bağırmama rağmen beni zerre umursamıyordu bileğime doladığı şeyi sıkı bir şekilde bağladı. Bileğimin ağrısından dolayı boğazımdan acı bir çığlık koptu; bu bile onu durdurmamıştı. Artık hıçkıra hıçkıra ağlıyordum, gitmek istiyordum burdan gitmek ve hayatıma kaldığım yerden devam etmek, çiçeklerime bakmak, kitap okumak ,yürüyüş yapmak istiyordum. Ailemi ve Casper'i özlemiştim dayanamıyordum artık gücüm tükenmişti. Soğuk betona tamamen uzanmış bedenim, acıyla harmanlanıyordu gözyaşlarım bu anı bekliyorlarmış gibi özgürlüklerine kavuşuyorlardı. Taha pisliğinin yeniden üzerime doğru eğildiğini gördüm; eli saçlarıma uzandı içinden çektiği bir tutam saçı burnuna götürüp kokladı. Delirmişsin sen! Diye bağırdım. Bir eli belime giderken diğer elini bacağıma koymuştu. Bedenini bedenime bastırdı. Elinin kemerine gittiğini gördüğüm an bir anlık, sadece bir anlık durdum. Bu pislik herif istediğini yapamayacaktı çırpınmaya başladım, ellerim bağlı olduğundan pek etki etmese de var gücümle ayaklarımı savuruyordum. Eş zamanlı olarak bağırmayı da ihmal etmiyordum. Ve o an bir şey oldu; çıkış biletim ayağıma kadar gelmişti polis siren sesleri odaya dolmaya başlamıştı. İçim umutla dolmuştu tam işim bitti dediğim yerde yetişmişlerdi. Kurtulmuştum! Sevinçten çığlıklar atmak istiyordum.

O an kahkaha atmama engel olamadım dudaklarımın arasından kaçan kıkırtıyla yüzü bana döndü. Yüzü hiç olmadığı kadar solgundu korkmuştu; bu anı fırsat bilip üstüne daha çok gittim. " Ne oldu pislik herif korktun mu yoksa? Oysaki bana sahip olmaya çalışırken hiç de korkuyor gibi değildin. Bu sefer işin bitti piç kurusu! Buldular beni kurtuluşun yok bu saatten sonra" keyifli bir kahkaha daha attım. Taha iyice korkmuştu hızla doğruldu üzerimden bana son bir bakış atıp hızla uzaklaşmaya başladı giderken tehdit etmeyi de ihmal etmemişti; "bu iş burada bitmedi" demişti. Derin bir oh çekip yerimde doğruldum sırtımla duvardan destekledim kendimi ve ayaklandım. Sonunda! Sonunda çıkıyordum burdan; hızla koridora çıktım, boylu boyunca koridoru geçtikten sonra sağa döndüm ve içeri giren polislerle yüz yüze geldim. Beni gören polis memuru kız burada diye bağırdı daha sonra Taha' yı kontrol etmeleri için diğer memurlara emir verdi. Yavaş adımlarla yanlarına yürüdüm nerden getirdiklerini bilmediğim battaniyeyi üzerime örtüp dışarı yönlendirdiler beni. Annem ve babam polis aracının orada dikilmiş endişe dolu gözlerle etrafa bakıyorlardı. Peltek adımlarım onları görünce canlanmıştı; koşar adım yanlarına gittim. Beni gören ebeveynlerim kollarını açmış bekliyorlardı, ikisine de kocaman sarıldım. Annem hala ağlıyordu babamsa küplere binmiş o şerefsizi en kısa zamanda bulup layık olduğu deliğe tıktıracağından bahsediyordu. Geri çekilip ikisine baktım ne zaman aktığını bilmediğim gözyaşlarımı uzanıp babam başparmaklarıyla sildi ve anlıma bir öpücük kondurdu. Daha fazla tutamadım kendimi; hıçkırıklarım eşliğinde ikisine de tekrar sarıldım. Dudağım titriyordu. Anne, baba sizi çok özledim...

Günümüz

Yüzüme şokla bakan arkadaşlarıma baktım. Anlattıklarım onları dehşete düşürmüş olmalıydı. O anları hatırlamak beni de pek iyi etkilememişti; derin bir nefes çektim ciğerlerime kalbime yeniden kasvetli bir hava çökmüştü. " Sonrası zaten herkes için bilinen şeyler; karakola götürdüler beni ifade verdim ve Taha' dan şikayetçi oldum ailem dava açtı. Ama kendisinden hala bir iz yok o günden sonra benim de karşıma hiç çıkmadı. Annemler bu sessizlikten fazla rahatsız o nedenle İstanbul'a taşınmak zorundayım bunca zaman sizden sakladığım için özür dilerim." Masadan ilk kalkan Naz olmuştu kollarını arkamdan boynuma doladı daha sonra diğerleri de ona katıldı. Hepsine birden sarılırken bir yandan da özür diliyordum onlarsa sorun etmemem gerektiğini beni anladıklarını söylüyorlardı. Açıkçası bu kadar iyi yaklaşmaları hoşuma gitmişti çok güzel arkadaşlıklar edinmiştim her koşulda yanımdalardı minnettardım onlara.

Kafeden çıkarken kızların ısrarı üzerine onları kıramamıştım; gitmeme bir şartla izin vereceklerini söylemişlerdi, havaalanına beni uğurlamaya geleceklerdi. Uçağım yarın sabah 11.30' da kalkacaktı. Hepsiyle vedalaştıktan sonra evin yolunu tuttum. Üzülüyordum bir yandan da doğup büyüdüğüm şehir olan Eskişehir'i terk etmek zorunda kaldığım için. Lakin mecburdum başımdaki beladan kurtulmamın başka çaresi yoktu. Umarım bu saatten sonra artık hayatım yoluna girerdi her şey eskisi gibi olurdu. En çok merak ettiğim şey ise mega şehir İstanbul'un beni nasıl karşılayacağıydı. Bekle beni İstanbul ben geliyorum...

Bölüm sonu

1 yorum