İçeriğe geç

LAVİNİA

Bölüm 3 · 7 dk okuma

LAVİNİA

Bölüm 3

3. Bölüm

Herkese selam. Yeni bölüm gelmiş bulunmakta. Şimdiden herkese keyifli okumalar.

Aylardan Aralık. Günlerden cumartesi ve ayın 12' si henüz sabahın altısı; kapıya yığılan eşyalar ve daha uyanamamış bir ben. Dün Eskişehir'de geçirdiğim son günümdü. Aralığı hemen hemen yarılamış yeni yıla az bir vakit kalmıştı. Her zaman olduğu gibi bu yılda Eskişehir'i bembeyaz kar mesken tutmuştu. Bu şehri seviyordum, yeşillikleri, doğası, havası her şeyini severdim. Her ne kadar bu şehirden gitmek istemesem de mecburdum özleyecektim burayı okulumu ve arkadaşlarımı da aynı şekilde.

Dün kızlarla sabahtan bizim evde buluşmuş ve eşyalarımı toplamıştık. Naz bütün gün Casper' la oynamaya çalışmış; bizde hem korkup hem de oynama çabasına kahkaha atarak ve göz devirerek eşlik etmiştik. Bütün eşyalarım toplandığında ve pilimiz bittiğin de kızlarla kahvelerimizi alıp bahçeye çıktık. Eskişehir'i beyaza boyayan kar taneleri hala bulutlardan atlayıp yeryüzüyle buluşuyorlardı; yağmur kadar olmasa da kar yağdığı zamanları da severdim. Her sene yağdığında odamda ki ormanı gören dev kırılmaz camdan yapılan duvarımdan dışarıyı izler, yanına kupa bardak filtre kahve ,kitap üstüme de kalın bir pike alır kendi dünyama kapanırdım. Bu aylarda hep çok üşürdüm sıkı sıkı giyinir şöminenin başında kendime tüneyecek bir yer bulurdum. Şimdiyse o günler çok uzakmış gibi geliyordu. Başımı gökyüzüne doğru kaldırmış tane tane düşen karları kucaklayan yeryüzünü ve başımdan geçenleri düşünürken sırtıma denk gelen cisimle yerimde sıçramıştım. Kar topu savaşını başlatan bu hamle olmuştu; kızlarla yaklaşık 1 saat kadar kar topu savaşı yaptıktan sonra üşüdüğümüzü ve yorulduğumuzu anlamıştık. Resmen donmuştum! Uzun zaman sonra geçirdiğim en güzel gün denebilirdi. Daha sonra herkes evlere dağılmıştı ve bugün için sözleşmiştik. Ne kadar ısrar etsem de kızlar gelmek için direnmişlerdi ve onları kıramamıştım havaalanın da bulaşacaktık. Vedaları sevmesem de arkadaşlarımı eskisi kadar sık göremeyeceğimi bildiğimden ötürü gelmeleri bir yandan da iyi olacaktı. Yeni bir şehir yeni bir okul ve yeni bir hayat...

Kızlar yolda arayıp, işleri olduğunu ve gelemeyeceklerini söylemişlerdi. Toplu şekilde ne işleri olduğunu merak etsemde sorgulamamıştım. Açıkçası biraz üzülmüştümde ama üzerinde durmak istemiyordum çünkü daha çok üzülürdüm biliyorum.

İstanbul da beni nelerin beklediğini hiç kestiremiyordum. Yeni bir hayat iyi mi gelecekti yoksa kötü mü bilemiyordum. Şimdiyse her şeyi hazırlamış, bir elimde valizim diğer elimde ise Casper'ın tasması annemin arabaya geçmesini bekliyordum. Havaalanına kadar annemin arabasıyla gidecektik daha sonra ise uçakla devam edecektik. Annemin arabasını daha sonra babam aldıracaktı buradan. Uykulu gözlerle ve paytak adımlarla arabanın arka kapısını açıp Casper'ı bindirdim kapıyı kapatıp bende ön koltuğa bindim. Gerçekten sabahın altısında gitmek zorunda mıydık? Gözümü bile zor açıyordum uykusu ağır biri olaraktan erken uyanmak benim için ölüm oluyordu resmen. Annemde şoför koltuğuna geçtiğinde hazırdık. Bana bakıp gülümsedi; "yine uyanamamışsın" diye söylendiğini duydum. Arkadan Casper'ın havlaması duyuldu, sanırım annemi onaylıyordu. Gülümsedim. Daha sonra kafamı cama yaslayıp yola odaklandım altımızda kayıp giden siyah asfalt etrafta yeşilliğini koruyan sık ağaçlar bu güzelliği özleyecektim. Gözlerimi kapattım düşünmemek en iyisi olacaktı.

Aradan bilmem kaç dakika geçmişti. Annemin kolumu dürdüklemesiyle uyuya kaldığımı anladım. Elimi ağzıma kapatıp kocaman esnedim. Daha sonra kapıyı açıp indim ve Casper'ı da arka koltuktan indirdim. Yarım saat daha uyku beni biraz da olsa kendime getirmişti artık hareket ederken daha seri oluyordum. Giriş kapılarından geçip birinci ana hattan dümdüz ilerledik. Daha sonra bilet kısmını da geçtik ve yük kontrole geldik valizlerimiz kontrol edilip üstümüz arandıktan sonra uçağa yönlendirildik. Casper için ekstra kart ve ekstra para ödemek zorunda kalmıştık. Casper'ı yanımda ki koltuğa oturtup bende yanına geçtim. Annem ise hemen yan tarafıma oturmuştu.

Uçağın kalkışına az bir vakit kala kabin görevlileri gerekli talimatları okuyup herhangi bir olumsuz durum karşısında ne yapmamız gerektiğini anlattılar. Daha sonra kemerlerimizi takmamız gerektiğini söylediler. Kemerimi bağlarken derin bir nefes aldım 45 dakikalık bir uçuş bizi bekliyordu. Kulaklıklarımı takıp gözlerimi kapattım tekrar uyuyabilirdim herhalde. Rastgele bir şarkı açtım. Arka fonda Maroon 5 ' ın bir şarkısı çalarken içimden şarkıya eşlik etmeye başladım. Daha sonra gözlerimi aralayıp küçük pencereden dışarıyı izlemeye başladım. Hava aydınlanmaya başlamıştı bilmem kaç kilometre yükseklikte bulutların arasında uçuyorduk. Şehrin aydınlık görüntüsü gözlerime yansıyordu şehir resmen ayaklarımızın altındaydı. Bu manzara karşısında kalbim kuş misali çırpındı beni heyecanlandırmıştı. Bu çok güzeldi. Uçak İstanbul havalimanına inene kadar gözlerimi pencereden ayırmadım. Yolda uyumak bir nebze de olsa iyi gelmişti o nedenle uykum yoktu. Uçaktan indiğimizde bizi buz gibi bir hava karşıladı sanırım burası Eskişehir'den bile soğuktu; demek ki beni zorlu bir kış ayı bekliyordu. Derin bir nefes alıp yürümeye başladım. Dışarda bizi babamın şoförü bekliyordu. Casper'ı benimle birlikte arka koltuğa oturttum; şoför bavulları hallederken cam kenarına iyice kayıp anneme de yer açtım. Başlıyordu İstanbul serüvenim bakalım burada beni neler bekliyordu.

" Pamir onu oraya koyma! Diğer tarafa koy" büyük bir of çektim ne bitmez bir yerleşmeymiş yahu bu! Yorulmuştum ve çok acıkmıştım. Şimdi şuraya düşüp bayılacaktım artık. Annemi kızdırmamak adına dediğini yaptım; ev İstanbul'un göbeğinde sahile çok yakın bir mesafedeydi beni en çok mutlu eden şey de buydu, canım sıkıldığında 5 dakikalık yürüyüş mesafesiyle sahile inebilirdim. Sanırım Eskişehir kadar olmasa da burayı sevecektim.

Eşyaların tümünü yerleştirmiş, yeni odamı düzenlemiş aç karnımı doyurmuş ve olmazsa olmazım filtre kahvemi de içmiştim. Sabah varmamıza rağmen işleri bitirmemiz neredeyse akşamı bulmuştu ve ben can sıkıntısından ölüyordum resmen! Belki çıkıp biraz dolaşabilirdim hem yeni yerler görmüş olur hem de evin konumunu tamamıyla öğrenmiş olurdum. Ayaklandım düşünmekle olmuyordu icraata geçmek lazımdı. Küçük adımlarla bahçeyi arşınlarken kulübesinin yanında iki seksen yayılmış dilini ağzının dışında serbest bırakmış Casper'a baktım. Her ne kadar benim odamda kalıyor olsa da bahçede mutlaka bir kulübesi olurdu, koruma amaçlı değil sevdiğimden ötürü sahiplenmiştim Casper'ı o nedenle benimle birlikte kalıyordu. Bu görüntü yüzümde kocaman bir tebessüme neden olmuştu onu da yanıma alsam iyi olurdu o da benim gibi sıkılmışa benziyordu. İçerden tasmasını ve zincirini alıp ürkütmeden uyandırdım gerçi gerekte kalmamıştı zincirin sesine uyanmıştı zaten onu da yanıma aldım ve bilmediğim sokaklarda hevesle yürümeye başladım. Burası şimdiden içimi huzurla kaplamıştı bile kim bilir daha ne çok şeyine şahitlik edecektim.

Sahil tarafına çıktıktan sonra gözlerim huzurla sakin dalgalarını kıyısına vurup tatlı bir melodi oluşturan , gökyüzünü andıran masmavi denize kaydı; deniz görmeyeli bir hayli olmuştu sanırım özlemiştim. Tuzlu olduğunu belli eden mistik kokuyu ilmek ilmek ciğerlerime işledim. Aynı zamanda da bir elimde Casper'ın tasması küçük küçük adımlıyordum arada bir önüme baksam da denizin güzelliği beni cezbetmişti ve özlediğim mavilikten gözlerimi alamıyordum. Tam o sırada bedenimin acısından ve geri savrulmasından demir gibi sağlam bir şeye çarptığımı anladım. Ağzımdan kopan iniltiyle savrulan bedenimi toparlamaya çalıştım ama benden önce davranan bir kol ince belime sarıldı ve dengemi sağlamama yardımcı oldu. Dengemi sağladığım da ve gözümün karartısı geçtiğin de çemkirmek adına henüz suratına bakmayı akıl edemediğim bedenin sahibine döndü bakışlarım. Alnına dökülen simsiyah gür ve bir o kadar düz saçları, kalın; kadınları bile kendine hayran bırakacak simetrik kaşları,uzun gür kirpikleri ve elanın daha önce hiç görmediğim bir tonu olan gözleri vardı. Küçük dilimi yutmadığımı ümit ederek ağzımı araladım. " Yavaş olsanıza önünüze bakmıyor musunuz sizin yüzünüzden düşüp bir yerimi sakatlayabilirdim!" Ses desibelimi düşürme zahmetine girmeden karşımda ki çocuğa çemkirirken aynı zamanda da kollarının arasından çıkıyordum. Üstümü başımı düzeltirken karşımda - kaslı- kollarını bağlamış tek kaşı hava da bana dik dik bakan çocuğa baktım. Seğiren kemikli ve sivri çenesine bakılırsa galiba kendisini kızdırmıştım. Hafifçe kısılan bala çalan ela gözlerinin ardından beni izliyordu ultra kaslı kollarını çözdükten sonra dolgun ve kiraz rengini andıran dudakları aralandı. " Yalnız farkındaysan önüne bakmadan yürüyen sendin, aklın bir karış havada denizi izleyeceğine önüne baksan bana çarpıp kendini sakatlama riskine girmezdin". Duyduğum tok karizmatik sesi karşısında dudaklarımı birbirine bastırdım , sesi sanırım duyduğum en güzel ses olabilirdi.

Boğazımı temizleyip yutkundum. Daha sonra konuşmak için dudaklarım aralandı. " Öyle mi o halde benim geldiğimi görüp siz kenara çekilebilirdiniz ayrıca hiç tanımadığınız birine bu üslupla yaklaşmanız çok saygısızca!" Söylediklerim karşısında değil istifini bozmak tam tersine keyiflenmiş gibiydi,kıvrılan dudakları beni doğruluyordu. Kiraz rengi dudaklar yukarı doğru kıvrılınca yanaklarının içeri göçtüğünü fark ettim. Mübarek gamze değil belediye çukuruydu sanki! Bu manzara karşısında gözlerimi pörtletmemek için kendimi zor tuttum. Heybetli bedeni üzerime eğilince istemsiz bir adım geri gittim ; " Üslubu senden öğrenecek değilim, ayrıca bir daha yürürken önüne baksan senin için daha iyi olur kızıl". Kaşlarım catılırken siyahın efendisi gibi duran bir dağa benzeyen bedene baktım. Gülümsemesini yüzünden silmeden yanımdan geçip yürümeye başladı, geçerken omzuma temas etmeyi de ihmal etmemişti. Ardında bıraktığı mistik odun ve acı kahve kokusunun güzelliği karşısında kaşlarım iyice çatılmıştı. Arkamı dönüp baktığımda çoktan gözden kaybolmuştu bile. Bu da neydi şimdi ne yaşamıştım ben, ayrıca ela göz az önce saçlarıma gönderme yapıp bana kızıl mı demişti. Galiba yanlış duymamıştım. "Önüne baksan senin için daha iyi olur".

Kızıl...

Bölüm sonu

1 yorum