İçeriğe geç

LAVİNİA

Bölüm 1 · 16 dk okuma

LAVİNİA

Bölüm 1

1.Bölüm

"Bırak beni... yalvarırım bırak beni ben sana hiç bir şey yapmadım vazgeç artık bu takıntından sevmiyorum seni yıllardır bunu anlatmaya çalışıyorum sana anla artık vazgeç!" Defalarca kez bağırarak söyledim bu kelimeyi ona ama nafile değil dinlemek duyuyor gibi bile değildi. Bu sefer buradan çıkamayacaktım biliyordum , hissediyordum bunu sonum gelmişti.

Dakikalardır başka yöne bakan, siyah gür kaşlarının altındaki toprak kahvesi gözler bu sözlerimle bana döndü. Her zaman ki gibi donuk bakıyor , ne düşündüğünü belli etmiyordu anlamak mümkün değildi. Usulca bana doğru iki adım attı korkuyordum ama belli edemezdim edersem zayıflığımı kullanıp üstüme daha çok gelirdi biliyordum. Yutkunarak başımı dikleştirdim attığı iki adımın sonunda dolgun dudakları usulca aralandı.

Nefesimi tuttum kendimi söyleyeceklerine hazırlıyordum fark etmeden , bir kaç kez gözlerini kırpıştırdı ardından araladığı dudaklarından düşündüklerimi onaylar nitelikteki cümleleri döküldü. " Hadi ama yapma! Gerçekten senden vazgeçeceğimi düşünmüyorsun değil mi? Bana bu kadar saf olmadığını söyle sevgilim."

Yüzüne tiksinerek baktım midem bulanıyor başım dönüyordu katlanamıyordum yüzünü görmeye içimden lanet okuyordum. " ben senin sevgilin falan değilim ben senin hiç bir şeyin değilim anla artık bunu hayatımı zindana çevirdin yeter Allah belanı versin senin pislik herif !" Suratına tükürdükten hemen sonra yüzümü buruşturdum canım acıyordu bağırmaktan kısılmış sesim , yediğim tokatın armağanı patlamış bir dudak ve zeminin soğuğundan ağrıyan kemiklerim.

Tek kelimeyle dağılmıştım günlerdir bir kaç yudum su ile idare ediyordum doğru düzgün uyuyamıyor yemekte yemiyordum göz altlarımın morardığına yemin edebilirdim saçlarım ise karman çormandı yağlanmış ve kirlenmişti korkuyordum resmen daha ne kadar dayanabileceğimi bilmiyordum emindim, bu sefer kurtuluşum yoktu ölüp gidecektim bu lanet yerde tek bir umut ışığı görsem ona tutunacaktım ama yoktu hiç umut yoktu tükeniyordum tükenecektimde... Kalan son gücümü de kullanmayı denedim ne kadar bağırmaya çalışsamda sesim kısılmıştı elimden fazlası gelmiyordu son bir umut bağırdım ona pes etmeyecektim.

" Bulacaklar beni çıkacağım bu lanet olası pislik yerden! Göreceksin kurtulacağım" dediklerim onu pek etkilemişe benzemiyordu tam tersine eğlendirmiş gibiydi sırıtması genişledi ardından bu kahkahaya evrildi iğrenç gülüşünü duyduğumda suratımı buruşturdum bu hareketim onu daha da çok güldürmüştü o kadar ki beyaz dişlerini sergiliyordu resmen, gülüşü durulduğunda artık sırıtıyordu. Arkasını döndü , burada kalmak istemiyordum defolup gitmek istiyordum bu boktan yerden neden anlamak istemiyordu sevmiyordum onu hatta tiksiniyordum bakışlarımda mı bir şey ifade etmiyordu öldürmek ister gibi bakıyordum her önüme çıktığında bıkmıştım bu durumdan evime gidip yastığıma sarılıp uyumak istiyordum ben hayaller kurarken o aksini ispat etmekten geri durmadı gidemeyeceğimi bir kez daha anlamıştım cümlelerinden, olduğum yere daha çok sindim yorulmuştum gözlerim sonsuz karanlığa yuvarlanmadan önce duyduğum son şey onun cümleleriydi " pekala bebeğim sen bilirsin zoru seçmek senin tercihindi istediğini yap istediğin kadar bağır burdan sana çıkış yok bunu o güzel kafana sok ve ben gelene kadar uslu bir kız ol" .

Nefes nefese açmıştım gözümü korkuyla harmanlanan göğüsüm hızla inip kalkıyordu hızlıca doğrulduğum yerden etrafı süzdüm. Gözüme ilk çarpan açık mavi tonlarında ki duvarlar oldu daha sonra yatağın sol köşesine konumlanmış eflatun rengi koltuk onun hemen yan tarafında bulunan çalışma masası ve ormana bakan boydan boya cam bir pencere, sağımda kalan beyaz gardrop onun yanında ise bir boy aynası vardı. Korkulacak bir şey yoktu odamdaydım duvarlarda asılmış bir kaç müzik grubu ve film artistlerinin bulunduğu posterlerim ve küçük led ışıklarla çevrelenmiş üstünde fotoğraflarımın asılı olduğu mantar panomdan da anlayabilirdim bunu ,devasa büyüklükte ki kitaplığımı saymıyordum bile anlaşılan alışkın olduğum peşimi asla bırakmayan kabuslarımdan birini görmüştüm yine daha ne kadar devam edecekti hiç bir fikrim yoktu aldığım ilaçların pek bir etkisi olduğunu söyleyemezdim keza aynı şekilde psikiyatri randevularımında öyle anlaşılan uzun bir süre bununla yaşamayı öğrenecektim.

Ayaklarımı usulca yataktan aşağı sarkıtıp kalktım bir daha uyku tutmayacağını bildiğimden aşağı inmek en iyisi olacaktı. Kenarda yatağında uyuyan rottweiller cinsi köpeğime baktım ona baktığımı anlamış gibi kafasını kaldırıp bana baktı gülümsedim bayılıyordum ona sorgusuz yanımda duran tek varlıktı. Banyoya geçmeden önce yanına çöktüm başına bıraktığım öpücüğün ardından Casper' I usul usul sevdim mayışıp çoktan yeniden uykuya dalmıştı bile keşke benim içinde bu kadar kolay olabilseydi. Duşa girsem iyi olurdu soğuk bir duşa ihtiyacım vardı.

Adımlarımı banyoya yönlendirdim küvetin tıpasını taktıktan sonra buz gibi suyu açtım, küvet dolarken üstümdekilerden kurtuldum çıplak ayaklarıma baskı yapan soğuk zemin yaşadığımı hissettiriyordu düşmemeye gayret ederek kendimi küvete bıraktım tenimi saran karıncalanma hissini seviyordum. Her ne kadar daha sonra bunun acısı kötü çıkıyor olsa da soğuk suyla duş almaktan vazgeçemiyordum vücudu dinçleştiriyordu ya da belki de ben kendimi öyle kandırıyordum , bana yaşamı sorgulatıyordu ölümün ne kadar yakın ve soğuk olduğunu... saniyelerin dakikaları , dakikaların saatleri devirdiği bol düşünceli bir saatlik bir duşun ardından banyodan sonunda çıkabildim.

Giydiğim bornozu çekmecemden aldığım bordo renkli iç çamaşırlarımı giyerken sıyırıp kenara bıraktım o sırada gözüm aynada kendime takıldı. Koyu kızıl belime kadar inen düz saçlarım , çimen yeşili iri gözlerim burnumun üstünde belli belirsiz küçük çillerim ve vampirleri aratmayacak kadar beyaz olan tenim. Kesik kesik uyumaktan gözatlarım yine morarmıştı. Kendimi incelemeyi bırakıp beyaz askılı crop altına siyah dar paça pantolon ve siyah bir hırka geçirdim üzerime makyaj yapacak gücü bulamıyordum bugün kendimde es geçecektim. Düşüncelerim kapı sesiyle bölündü " Pamir uyandın mı? Kahvaltı hazır seni bekliyoruz hadi hazırlan da aşağı in" küçük adımlarla kapıya ilerledim uzaklaşan topuklu ayakkabı sesleri eşliğinde adımlarımı merdivenlere yönlendirdim her zaman ki gibi bahçede bir sessizlik mevcuttu sandalyemi çekerken aynı zamanda sevgili ebeveynlerime günaydın demekle meşguldüm. " herkese günaydın neşeniz bol olsun her zaman olduğu gibi fazla enerjiksiniz" annem küçük bir tebessüm kondurdu dudaklarına toz pembe bir kalem etek üstüne beyaz bazı dantel işlemeleri olan bir gömlek giyiyordu babama bakmama gerek yoktu her zaman lacivert takım elbise giyerdi.

"Bakıyorum sende her zaman ki somurtkanlığındasın Pamir' cim" annemin imasına göz devirmekle yetindim. Kahvaltı tabağıma yiyecek bir şeyler koyarken babamın sesini duydum belli ki güzel bir gün olmayacaktı bugün " kızım şirketle alakalı dosyalar tamamlanmak üzere bir kaç işlem kaldı sadece Cumartesi günü bir aksilik çıkmazsa yola çıkmış olursunuz" bu dediğine şaşırmıştım aklımdan geçeni sordum babama. " sen ne yapacaksın baba sadece biz gitmeyeceğiz değil mi?" Sorduğum soruyla birlikte babam bana bir gülümseme bahşetti gülerken gözlerinin kenarları kırışmıştı. "Ben önden gidip şirketi evi falan halledeceğim annenle sende Cumartesi geleceksiniz."

Kafamı sallamakla yetindim daha sonra yürüyüşe çıkacağım diye masadan ayrıldım. Biraz yürüyüp kafamı toplamam gerekiyordu beynimdeki kırk tilkiyle uğraşmak yorucuydu yaşlanmış gibi hissediyordum. Odama geçtim Casper ortalıkta görünmüyordu bahçede olmalıydı göğüs tasmasını ve makaralı zincirini aldım zaten adının yazılı olduğu tasması hep takılıydı. Güneş gözlüğümü cüzdanımı ve telefonumu attığım spor çantamı belime taktım bahçeye geçtim topuyla oyalanan Casper' ı da yanıma alarak uzun bir yürüyüşe çıktım.

Hayatın bazı engebeleri bazı yokuşları vardır. Belki bilirsin bu yokuşun inişi de olacak. Çıkarsın, çıkarsın yorulursun bıkarsın belki isyan edersin dizlerin taşıyamaz seni yığılıp kalmak istersin bir köşeye, yokuş gözüne devasa uzunlukta gözükür bitmeyecek zannedersin tam olarak o noktadayım. Zihnen ve bedenen yorgun , başıma bu kadar olayın gelmesini hakedecek ne yapmış olabileceğimi düşünüyordum hayat benim için pek adil oynamıyordu. Bunu fark etmiştim.

Ben Pamir Yetkiner ; ünlü iş adamı ve dünyaca tanınan, defileleri ile ses getirmiş moda tasarımcısı bir çiftin tek çocuklarıyım. 18 yaşında gençlik yıllarının henüz en başında kendi halinde bir lise öğrencisiydim , annemin ve babamın sık sık çıkmak zorunda olduğu yurt dışı seyahatleri sırasında evde tek başıma kalır hafta içileri okulda hafta sonları ise genelde dışarda takılırdım. Hayatım gayet normal seyrinde gidiyor monotonluğunu koruyordu. Başıma geleceklerden habersiz öylece yaşayıp gidiyordum ta ki o güne kadar hayatımın dönüm noktası olan en güzel yaşlarımı zindana çeviren ,yaşamı sorgulatan ve bende kalıcı travmalar bırakan o güne kadar...

16 ŞUBAT 2018

" Hadi ama kızlar gerek yoktu bu kutlamaya söylemiştim size" hepsi sanki uzaylı görmüş gibi dönüp bana baktılar. Üst üste gelen sınavlar , okullar arası voleybol turnuvamız ardından benim piyano derslerim derken kutlayamadığımız geçmiş doğum günü partim bütün ısrarlarıma rağmen takım arkadaşlarım küçük bir kutlama düzenlemişti kız kıza. Doğum günü kutlamayı pek sevmezdim gereksiz kalabalık diye düşünüyordum ömürden giden bir yılı çalgı çengiyle partiyle uğurluyorduk ölüme bir adım daha yaklaşmanın kutlaması mı olurmuş. Ama yine de kıramamıştım arkadaşlarımı o nedenle buradaydım.

Ben düşüncelere dalmışken Azra' nın sesiyle dikkatim dağıldı. " kızım insan dünyaya bir kere geliyor , doğduğu günü kutlamak en doğal hakkı haksız mıyım?" Siyah küt saçlı siyah gözlü çıkık elmacık kemikli dik burunlu bir kızdı Azra gözlerinde sıkıntı olduğu için ara sıra lens kullanır ara sıra da gözlük takardı şirin bir kızdı güzeldi. Diğerleri onu onaylar nitelikte mırıltılar çıkarırken gözlerimi devirip önümdeki sandalyeyi çekip oturdum , oturmamdan memnun oldukları belli olan kızlar da sırayla sandalyelerine oturdular. " yemek mi yiyelim yoksa bir şeyler mi içelim?" Naz' ın sorusuyla herkes birbirine baktı onun da kahverengi omzundan biraz aşağı inen saçları ve açık kahve gözleri vardı. Kahve dediğim sırada gözler bana döndü, " Ben kahve alacağım sabah içmeden çıktım ama aç olan varsa yemek yesin sonra pasta keseriz." Gelen garsona siparişlerimizi verdik herkes kahve istemişti hem sohbet ediyor hemde kahvelerimizi yudumluyorduk. " haftaya yeni bir maç var bu sefer Kırım Kolejiyle oynayacağız." Aslı'ya döndü gözler , beline inen sarı saçları, ela gözleri vardı. " bir de o vardı değil mi ve tabi birde önümüzde sınavlarda var" oflayarak yerime daha çok yayıldım bu tepkime kızlar kahkaha attı. " nasıl takım kaptanısın Pamir sen maçtan haberin nasıl olmaz yani anlayamadım." Bende gülümsedim. " haberim vardı sadece aklımdan çıkmış tamamen" omuz silktim insanlık haliydi sonuçta.

O sırada dikkatimi çeken bir şey oldu , geldiğimizden beri yan masamızda oturan bir genç gözlerini bizim masamıza dikmiş bir saniye bile ayırmıyordu. Ona bakmak nedense kendimi değişik hissettirmişti bedenimden bir ürperti geçti daha fazla bakamayacaktım kafamı önüme çevirdim. Birdenbire üstüme bir ağırlık, durgunluk çökmüştü durulduğumu fark eden kızlar endişeyle yüzüme bakıyorlardı burdan gitmek istiyordum daralmıştım. " kızlar kalkalım mı?" Kafalarını sallarken ayaklanıyorduk. Naz dayanamamış olacak ki sordu," Pamir iyi misin? Rengin soldu bir şey mi oldu?" Kafamı olumsuz anlamda salladım , " iyiyim daraldım sadece" kafasını anlayışla salladı. Hava serindi yağmur hafiften atıştırıyordu. Gülümsedim ;en sevdiğim mevsimin ilkbahar olmasının yanı sıra kışı da severdim özellikle yağmuru.

Sanki dünyanın pisliğini temizlemek için bulutlar ağlıyordu , ziyaret edilmeyen mezarlara can oluyor, insanların değil su dökmek geçerken ezmekten bile çekinmediği çiçeklere hayat veriyordu su olan yerde yaşam olurdu o nedenle yağmuru hep çok sevmişimdir. Kızlar birlikte gitmeyi teklif etseler de evim kafeye yakındı ve yağmurlu bir havada yürümekte tam benim tarzımdı. Cebimden kulaklıklarımı çıkarıp telefona taktım rastgele bir şarkı açtım ve yürümeye başladım.

Kulağıma dolan naif kadın sesi , hafif atıştıran yağmur ve burnuma dolan buram buram toprak ve çim kokusu işte huzur buydu bir kaç saniye gözlerimi kapattım huzurun tadını alabiliyordum usulca açtım gözlerimi yağmurdan dolayı boşalan sokakta gezindi gözlerim ardından cadde boyu yürümek için harekete geçti ayaklarım lakin omzuma konan elle birlikte ayaklarım adeta yere çivilendi. Daha sonra kulaklığımın tekini çıkardım ve hafifçe yana dönerek omzuma konan elin sahibine baktım bedenimin kafedeki gibi ürperdiğini ve karıncalanma hissinin geri geldiğini fark ettim.

İstemsiz gerilmiştim kimdi bu genç ve benden ne istiyordu? 1 ay önceye kadar kapıma isimsiz olarak bırakılan zarfları hatırladım yoksa bu genç... Bu düşünceyi kafamdan attım emin olmadan kimseyi yargılamak doğru değildi. Hala omzumu tutan eline baktım , rahatsız olduğumu anlamış olmalı ki elini indirdi. "merhaba tanışıyor muyuz? Sizi daha önce gördüğümü zannetmiyorum" böyle sormak daha iyi olmuştu değil mi? Derdi neyse pekala söyleyebilirdi. Açık kahverengi gözleri yüzümü taradı son durak olarakta gözlerimde durdu , daha önce hiç böylesi donuk bakan biriyle karşılaşmamıştım elini kumral saçlarından geçirdi daha sonra ensesine indirdi hala ağzından çıkacak kelimeyi bekliyordum.

Ağzı bir kaç kez aralandı gözlerimi kırpmadan kendisini izliyordum söyleyeceklerini çabuk dillendirse iyi olurdu yağmur hızını arttırmıştı ve ıslandığımdan dolayı üşümeye başlamıştım. Gülümsedi beyaz dişleri ortaya serildi ve sonunda ağzındaki baklayı çıkardı; " merhaba Pamir" adımı nerden biliyordu bu çocuk kalbime dolan korku ağırlık yapıyordu , ağzımı açmama fırsat vermeden konuşmasına devam etti " sen beni tanımıyorsun ama ben seni yakından tanıyorum karşına çıkmamın erken olduğunu biliyorum ama bir merhaba diyeyim dedim" sözleri bende şok etkisi yaratmıştı gözlerimin yuvalarından çıkacak kadar çok açıldığına yemin edebilirdim dudaklarım o şeklini almıştı.

Anlamıyordum neler oluyordu böyle bu çocukta kimdi ve beni nerden tanıyordu, korktuğumu belli etmemeye çalışarak başımı dikleştirdim gözlerimde ki şaşkınlığı silmeye çalıştım ve titreyen ellerimi beyaz şişme montumun cebine sakladım. "Sizde kimsiniz? Beni nerden tanıyorsunuz?" Sorum hoşuna gitmiş gibi gülümsetmişti onu ağzını aralarken yüzüme doğru eğilmeyi de ihmal etmedi. " Kim olduğumu şimdilik boş ver küçük hanım, ama bu yüzü görmeye kendini alıştırsan iyi edersin daha sık karşılacağız" gözlerimi kırpıştırdım ne saçmalıyordu bu manyak daha önce görmediğime ve kendisini tanımadığıma emindim.

Gülümseyerek eğildiği yerden doğruldu önüme düşen ıslanmış bir tutam saçı kulağımın arkasına itti , bana ne olmuştu böyle sesim nereye kaçmıştı itiraz edecek kuvvetim neredeydi şaşkınlıktan mı bu durumdaydım yoksa korkudan mı karar veremedim ben suratına alık alık bakarken o çoktan sırtını dönmüş yaya geçidinden karşı kaldırıma ilerliyordu , bir daha dönüp arkasına bakmadı ve usulca gözden kayboldu. Bu da neydi ben ne yaşamıştım az önce bu manyakta kimdi ve benden ne istiyordu! Buradan gitsem iyi olacaktı sonunda bedenime komut verebildiğimde bacaklarımı hareket ettirebildim adımlarımı hızlı atmaya gayret ediyordum tabii bu sırada arkama dönüp bakmayı da ihmal etmiyordum. Biraz sonra kırık bej rengi villa görüş açıma girdiğinde rahatlayarak nefesimi verdim sonunda evime varmıştım beyaz demirleri olan kapıyı ittirerek içeri girdim kapının sağında kalan havuz mevsim kış olmasına rağmen temizlenmişti çimenler kesilmiş çiçeklerin toprağı canlanmıştı anlaşılan bahçıvan Osman amca bu havaya rağmen işini yapmaktan geri durmamıştı.

Taşlı küçük yolda ilerlerken kamelyada oturmuş Osman amcayı fark ettim göz göze geldiğimizde bana gülümsedi bende karşılık verip el salladım severdim Osman amcayı bana bahçeyle alakalı hikayeler anlatırdı hep bazen havuzu birlikte temizlerdik eğlenirdim onunla iyi bir insandı. Anahtarımı çıkarıp içeri girdim annem ve babam henüz eve gelmemişti demek ki henüz Londra'dan dönmemişlerdi oflayarak odama çıktım yalnız kalmayı sevmiyordum, her ne kadar soğuk suyla duş almayı sevsem de ıslandığımdan ötürü sıcak bir duş alsam iyi olacaktı sonra acısı kötü çıkıyordu üç gün yataktan kalkamıyordum.

Banyonun kapısını açarken üstümdekilerden kurtuldum suyu sıcağa çevirip küveti doldurmaya başladım içine lavanta ve papatya karışımlı sabunlar döktüm bedenimi usulca küvete bıraktım ayaklarımı uzatıp gözlerimi kapattım sıcak su bedenimi gevşetti gerginliğim suyla birlikte aktı. Aradan kaç dakika kaç saat geçti bilmiyorum ,ellerim buruşana kadar küvette sessizliği dinledim daha sonra saçımı yıkayıp bornozuma sarıldım yavaş adımlarla dolabıma ilerledim önce çekmeceden beyaz iç çamaşırı takımımı aldım daha sonra üzerime kapüşonlu sweatshirt altına da pamuklu siyah taytımı giydim saçlarımda ki havluyu çıkarım yıkamaya attım saçlarım kurutmadığım için sabaha eminimki kabaracaklardı yapacak bir şey yoktu kurutmaya üşenmiştim.

Az sonra aşağı inmiş karnımı doyuracak bir şeyler arıyordum , yemek yapmakla uğraşamayacaktım bugün üşengeçliğim tutmuştu. Basit bir tost yapıp mideme indirdim , üstüne de şekersiz filtre kahveyi bir güzel afiyetle içtim şu kahve ne güzel şeydi yahu bulanı anlından öpmek istiyordum, tabii öpeceğim şey fosil bir ceset değilse! Daha sonra mutfağın ışığını kapatıp küçük adımlarla merdivene yöneldim odama çıkıp biraz ders çalışacaktım sınavlara daha vardı ama tekrar etmek sınav zamanı çalışırken işimi kolaylaştırıyordu üstüne bir de haftaya voleybol maçımız vardı Kırım Koleji güçlü bir okuldu rakiplerimiz dişli olduğundan daha fazla çalışmamız gerekecekti maç kaybetmeyi sevmezdim bana göre değildi her zaman hırslı biri olmuşumdur hatta bazen bu hırsın benim sonum olacağını düşünürdüm.

Düşünceler eşliğinde odama geçtim. Bir buçuk iki saat kadar çalışıp bütün derslerimi tekrar ettikten sonra kitaplarımı toplayıp yerlerine dizdim, henüz saat yatmak için çok erkendi , annemle babam da hala dönmemişlerdi anlaşılan seyahatleri uzamıştı hiç anlamıyordum her ay çıktıkları bu iş gezilerini koca evde tek başıma kalıyordum , zaten ebeveynlerimle bağımız çok kuvvetli değildi.

Aslında onları çok seviyordum ve onlarda beni seviyorlardı biliyordum lakin kendilerini işlerine o kadar çok kaptırmışlardı ki bazen varlığımı unutuyorlardı yeri geldiğin de o kadar az görüyordum ki onları beni sevmediklerini düşünüp tribe giriyordum bunun sonucunda ise annem ve babam şımarık bir kız olduğumu artık olgunlaşmamı ve hareketlerime çekidüzen vermem gerektiği konusunda nutuk çekip duruyorlardı.

Oysaki istediğim tek şey normal bir aile olmaktı. Derin bir "of" çektim kendime işkence etmeyi bırakmalıydım nasılsa hiç bir şey düzelmiyordu aynı ev aynı yalnızlık ve aynı sessizlikle boğuşuyordum ,hayatı kendim için zorlaştırmak yerine kolaylaştırmalıydım ayrıca düşünmem gereken daha önemli bir konum vardı. Bugün yaşadıklarım; beni tanıdığını iddia eden donuk bakışlı bir genç , hala düşünüyordum adımı nerden bildiğini onu daha önce hiç görmemiştim o beni nerde görmüştü ki çok da garip konuşmuştu doğrusu beni ürkütmeyi başardı. Bunları düşünmeyi sonraya erteledim ve laptobumu açtım sezonluk dizilerimden birini izlemeye devam edebilirdim. Fantastik macera konulu Stranger Things filmini açtım , yanına komidinin çekmecelerine stok yaptığım abur cuburlarımdan bir kaçını aldım ve açtım bu konuda şanslıydım yiyip yiyip kilo almayanlardandım o nedenle pek dikkat etmezdim ne yiyip içtiğime , tabii annem için aynı şey geçerli değildi bu konuda beni azarlamaktan geri durmazdı.

"Oh be sonunda nasıl da pençelerine düştün ama hakettiğini yaşa şimdi seni pislik şey! Hapislerde çürü inşallahhh" beddualı bir kaç dakikanın ardından kendi kendime kahkaha attım. " Aferin sana Pamir ruh ve sinir hastalıkları hastanesine kapatsınlar seni kendi kendine konuşmaya da başladıysan tamamdır gideceğin yer belli oldu" hala gülüyordum iyice çıldırmıştım. Saat gece yarısını geçmişti kocaman açarak esnediğim ağzım yatma vaktimin geldiğini gösteriyordu. Küçük adımlarla banyoya ilerledim , uyuşuk uyuşuk dişlerimi fırçaladıktan sonra en azından sabaha bir nebze daha az dağınık bir saçla kalkmak adına saçımı örüp omzumun üzerinden aşağıya saldım adımlarımı yatağıma yönlendirmeden hemen önce elim ışığa gitti, etraf artık eskisinden daha karanlıktı sadece gece lambasının loş ışığı etrafa yayılıyordu.

O sırada kalbime korku tohumlarını eken bir şey fark ettim. Nabzım istemsizce yükseltmişti göğüs kafesim, kalbimin korkuyla devinimini hızlandırması sonucu hızla inip kalkıyordu. Ormana bakan boydan boya camdan duvara iki adım attım hemen yan tarafında balkonuma açılan kapı vardı. Ormanla aramda sadece bir yol vardı , ağaçlar hemen kaldırımın kenarından başlıyordu. Gündüzleri her ne kadar işlek bir yanı olsa da buranın, geceleri de bir o kadar ıssız olurdu , ışıklandırma konusunda teçhizatlı bir yapıya sahipti lakin ona rağmen geceleri yine de ıssızlığını korurdu. Kalbim gümbürtülüyle atarken nefesimi düzene sokmaya çalıştım.

Camdan duvara bir adım daha attım, evet yanlış görmüyordum sokak lambasına yaslanmış siyahlar içinde , kapüşonunu kafasına geçirdiğinden dolayı kim olduğu pek anlaşılmayan bir silüet pür dikkat bizim evi izliyordu ürpermeme engel olamadım tüylerim diken diken olmuştu bu da kimdi böyle? Gecenin bir vakti bizim evi dikizleyen kim olabilirdi ki? Ev ne kadar korunaklı olsa da yine de korkmuştum yalnızdım sonuçta bahçede gezinen 2-3 güvenlik görevlisi olsa da. Kendimi sakinleştirmeye çalıştım korkacak bir şey yoktu dışarda adamlar vardı ayrıca belki de sokaktan geçen öylesine biriydi ve dinlenmek için durmuştu veyahutta sarhoşun tekiydi ben paranoyaklık yapıyordum kim neden bizim evi gözetlerdi ki ? Elimde olmadan elim balkon kapısına gitti, kilidini iki defa çevirdikten sonra bir adım geri gittim silüet hala oradaydı neden bu kadar takılmıştım ki bu duruma? Sonuçta burda tek biz yaşamıyorduk herhangi birisi olabilirdi korkum yersizdi alt tarafı birisi orada duruyordu yüzde doksan ihmalle de sarhoştu.

Derin bir nefes alıp yatağıma bir adım atmıştım ki kanımı donduracak bir şey oldu ayaklarım olduğu yere çivilendi gözlerim korkuyla büyürken kendimi dipsiz bir kuyunun dibine çekiliyormuş gibi hissediyor, adeta karanlığa savruluyordum. Silüet yaslandığı sokak lambasından doğruldu öne bir adım attı sanki dakikalardır benim onu izlediğimi biliyormuş gibi kafasını dikleştirip direk pencereme baktı, korkuyla yutkunduğum sırada elini usulca kaldırdı ve beklemediğim bir şey yaptı , bana el salladı daha sonra elini yanına indirip arkasını döndü sakin adımlarla ormana giden patika yola saptı ve bir süre sonra da gözden kayboldu. Üzerime tonlarca ağırlık binmişti sanki bu da neyin nesiydi? Anlamıyordum neler oluyordu. Yaşadığım farkındalıkla kelimenin tam anlamıyla küçük dilimi yutmuştum.

Kafeden çıktıktan sonra olanlar bir bir zihnime düşmeye başladı , kim olduğunu söylememiş sadece beni yere çivileyen tek bir cümle kurmuştu. "Beni daha çok göreceksin". Cümlenin ağırlığı bina olup üstüme yıkıldı ve ben altında ezilmeye başladım. Yoksa bu silüet, olamazdı. Olamazdı değil mi? Olamazdı...

Bölüm sonu

15 yorum