Aradan ne kadar zaman geçtiğini anlayamayan Buse, etrafın sessiz oluşunu iyiye yoramadığını düşündü. Bu kadar sessiz olmasını kurdun etrafta olmasına yordu ve bu yüzden de çadırından çıkmamaya karar verdi. Ölmek için çok gençti ve arkadaşları içinde yas tutuyordu.
Her şeyin bir anda olması ve arkadaşlarının etrafa saçılmış beden parçaları onu dehşete düşürdü. Ölümü bu zamana kadar düşünmemiş olması onun hatası değildi. Tıpkı bu gece kurt benzeri yaratığın kamp alanına saldırıp da, bütün arkadaşlarını katletmesi gibi…
Etrafa derin bir sessizlik hâkimdi… Bu sessizliğin ölüm ile alakalı olabileceğini düşünen Buse, o yaratığın yakınlarda olabilme ihtimaline karşılık dışarı çıkmayı göze alamadı.
“Ne yapacağım ben şimdi?”
Düşündü… Çadırdan çıkmayı başaramazsa asla yardım çağıramayacağını biliyordu. “Bir şeyler yapmalıyım ama ne?” aniden aklına cep telefonu geldi. Yola çıktığı andan beri kapalı olan telefonunu açmadığını hatırladı. “Kesin şarjı doludur!” diye sevinçle söylenerek yavaşça sırt çantasına doğru emekledi.
O kadar sessiz hareket etmeye çalışıyordu ki, neredeyse çantaya ulaşması 5 dakika kaybetmesine neden oldu. Dua ederek çantayı sessizce açtı ve telefonun olduğu tarafı karıştırmaya başladı. Bir yandan da o yaratığın etrafta olmaması için dua ediyordu. Sonunda telefonunu bulmayı başardı ve açılmasını bekledi. Diğer yandan da dışarıdaki sesleri dinlemeye çalıştı. Eğer etraftan ses gelmemeye devam ederse bu yaratığın oralarda olmadığı anlamına gelirdi. Bu da onun kaçması için bir şansı olduğu anlamına delirdi.
Telefon açıldığında tam arama tuşuna basmıştı ki, aniden gördüğü manzara korku ve hayal kırıklığı yaşamasına neden oldu. Oturdu ve ağlamaya başladı. “Bu olamaz! Bunun mümkün olması çok saçma! Bu kadar uğursuz ve şanssız birisi miyim ben?” diyerek ağlamaya devam etti. “Ben aileme ve polislere nasıl ulaşacağım şimdi!” hıçkırarak ağlarken telefonu yere attı ve ses yapmayı umursamadan ağlamaya devam etti. Telefonun ormanlık alanda çekmemesi kimsenin suçu değildi. Buse bunu bilemediği için kendine lanetler okuyordu.
Sonunda ağlayarak hiçbir şeyi halledemeyeceğini anladı ve gözyaşlarını silerek hemen bir plan yapmaya karar verdi. Bir şekilde buradan kurtulması gerektiğini biliyor ama nasıl yapacağını bilemiyordu. Hemen çadırın ucuna geri geldi ve yüzüstü yere uzanıp kafasını örtünün altından uzatarak dışarıyı izledi. Korku bütün bedenini etkisi altına almış, zangır zangır titremesine neden olmaktaydı.
Etrafa saçılmış İlayda’nın bedeni kurumuş kanlarla kaplıydı. Onun gibi vahşice öldürülmek istemiyordu ama oradan gitmezse sonunun onun gibi olacağını da çok iyi biliyordu. Eğer yaptığı plan işe yararsa yaratığa görünmeden oradan birkaç saat içerisinde kaçabilirdi. Bunun içinde sessiz olması ve sakin kalması gerekiyordu.
“Umarım bunu başarabilirim! Gerçekten de ölmeyi hiç istemiyorum.” Düşüncelerle boğuşurken derin bir nefes aldı ve kalbinin ritmini sakin tutarak kaçmak için harekete geçti.
Esen rüzgârın getirdiği kanın kokusu Buse’nin bir anda midesini bulandırdı. Kusmamak için kendini zorlayarak nefesin tuttu ve görünür de yaratığın olmadığını anlayarak kendini çadırdan dışarı attı.
Sessizce dağılmış eşyaların arasında tıpkı bir akrobat gibi hoplayıp zıplayarak ilerliyor, âdeta havada uçuyor gibiydi! Tek istediği o yaratığın dikkatini kendi üzerine çekmemekti.
Etrafa bakınarak ilerlerken parçalanmış çadırların arasından sarkan el ve bacak parçaları gözüne ilişti. Görüntü karşısında midesi alt üst olmuş, neredeyse midesindeki her şeyi çıkarmak üzereydi! ‘Kendine gel Buse, sen bunu başarabilecek kadar güçlü bir kızsın!’ diyerek kendini motive etmeye çalışıyordu.
Öğleden sonra mutlulukla uzandığı ve huzur bulduğu yeşillik alan şimdi kan ve et parçalarıyla doluydu ve bu görüntü dehşete düşürüp korkutuyordu. ‘Her şeyin kâbus olduğunu ve birazdan uyanıp çadırımdan çıkacağım. Bütün arkadaşlarım hayatta ve hiç kimseye bir şey olmadı!’ diye düşündü kendi kendine.
“Bu korkunç!” etrafa bakınarak ilerlemeye devam etti. “Bunlar… Bunlar gerçekten de yaşanıyor mu?" ses çıkarmadan ve yerdeki dağılmış bedenlere dokunmamaya özen göstererek ilerlemeye devam etti.
Aniden o korkunç ve tüyleri diken diken eden kurdun uluma sesini işitti. Ölümün oldukça yakın olduğunu anladı. “Fazla oyalandım galiba!” diye düşündü ve etrafa bakınarak nerede olabileceğini hesaplamaya çalıştı. “Sanki matematik dehasıyım ya!” diye kızdı kendine.
“Burayı bir an önce terk etmeliyim yoksa o yaratık beni de yutacak!” deyip hızlıca kaçmaya çalıştı. Kaçacak ve saklanacak yer araması gerektiğini düşündü. Ona göre neresi olduğu pek önemli değildi sadece yaratıktan uzak olması yeterli gibiydi!
“Koskoca ormanda nereye gideceğim! Allah’ım, ne olur bana yardım et!” yeniden yalvarmaya başladı. Tek çıkar yolun kaçmak olduğunu biliyor ama nereye gideceğini bilmiyordu.
Sanki ölümün soğuk nefesi hemen ensesindeymiş gibi hissetti ve daha hızlı hareket etmeye başladı. Bir taraftan gözlerini arkasından ayıramıyor bir taraftan da adımlarını yavaşlatmamaya çalışıyordu.
Çalıların arasında düşe kalka da olsa ilerlemeye çalışırken, bedeninde oluşan ağaç dallarından oluşan kesikler canını yakmaya başlamıştı bile. “Bu acı yakalandığın zaman o yaratığın yapacağı parçalama ayininin yanında hiçbir şey olacak Buse!” diye söylendi hızlı adımlarla ilerlemeye devam ederken.
Acısını bir kenara bırakan Buse, elinde çekmeyen bir telefon ile karanlık ormanda devasa canavarın pençelerinden kaçmayı başarabilecek mi? “Neden kendi kendime konuşuyorum ki acaba? Resmen kitap yazar gibi kendi geleceğimi yazıyorum şu anda!” korkudan inleyerek ilerlemeye devam etti.