İçeriğe geç

Lanetli Bedenler

Bölüm 11 · 5 dk okuma

Lanetli Bedenler

Bölüm 11

Bölüm 6

Karanlık ve sonu görünmeyen ormanda, gökte parıldayan dolunayın ışığı altında ilerleyen Buse, kendini ünlü bir masalın içinde gibi hisseder. Bu masal her ne kadar şu anda korkutucu olsa da gerçekteki masalı daha çok sevdiğini düşünür.

Masaldaki başkarakter ayağındaki kırmızı pabuçlar sayesinde parıltılı çakıl taşlarıyla bezenmiş yolda ilerlemektedir. Önüne çıkan zorlu engelleri aşmak için her zaman ayakkabılarına ve çok sevdiği dostlarına güvenmektedir. Hâlbuki Buse için şu an yaşadığı masal hiç de öyle ilerlememektedir.

Hayatı boyunca sadece filmler de ve kitaplar da okuduğu kurt adamları uydurma bir masal olarak düşünürdü. Tâ ki gerçek olduklarını öğrenene kadar… Şimdi gerçeklerle yüzleşmek genç kızı ölümüne korkutmaya yetiyordu!

Yüreği ağzında karanlık ormanda ilerlemeye devam etti. En ufak bir ses de ürken ve devamlı arkasına bakarak ilerleyen Buse, arada nefes almayı bile unutur hale gelmişti. Kalbi yaşadığı korku ve endişe yüzünden bedeninin içinde dörtnala koşarken, sanki her an yerinden çıkacakmış gibi hisseder.

Arada kalbini dinlendirmek ve nefesini düzenlemek için durur ama kurdun arkasından geldiğini düşünerek gözlerini dört açmaya özen gösterir. Bu soluklanma esnasında gözlerini ne zaman kapatsa arkadaşlarının parçalanmış bedenleri ve etrafa saçılmış kanın görüntüsü gözünün önüne gelir. Bu durum onu çok fazla rahatsız etmeye ve psikolojisini alt üst etmeye başlar.

O anda canavarın fazla uzakta olmadığını işaret eden güçlü uluması duyuldu. Onun sesini işiten Buse, artık daha fazla oyalanmaması gerektiğini düşündü canavarın onu bulması an meselesiydi ve ölmek için henüz çok genç olduğunu biliyordu.

“Ne yapacağım ben şimdi?” etrafta saklanacak yer ararken tek düşündüğü şey buydu.

Korkuyla yüreği ağzına gelen Buse, ayaklarında derman kalmayana kadar ormanın içinde nereye gittiğini bilmeden koşmaya başladı. Sonunda yan yana sıralanmış yüksek dağların olduğu bir alana geldi. O anda yere çöktü ve ağlamaya başladı. Artık otoyoldan çok uzakta olduğunu biliyordu. Çünkü daha önce bu tarafa gelmediklerini çok iyi hatırlıyordu.

“Allah’ım! Ne yapacağım ben şimdi? Resmen o canavara yem olmak üzereyim!” ağlama krizine girdiğinde artık öleceğini düşündü. Daha fazla ilerlemeye ya da kaçmaya gücü kalmadı. Canavarın gelip kendisini bulması an meselesiydi ve ölümden kaçamayacağını anladı.

O anda dolunayın neredeyse gökyüzünden inmeye başladığını fark etti. Hemen telefonunu pantolonunun cebinden çıkardı ve ekrandaki saate baktı. Saat, sabaha karşı 3.30 olduğunu göstermekteydi ve bu da neredeyse sabah olmak üzere olduğunu kanıtlıyordu.

“Biraz daha dayanman gerek! Sonuna gelmiş durumdasın Buse!” kendi kendine konuşarak hızlı olması için bedenini ve aklını motive ediyordu.

Eğer o kitaplar da okuduğu gibi bir kurt adam ise o zaman güneş doğunca tekrar insan olması gerekirdi ve bu da artık canavar ortadan kalkmış olacak ve kendi canı da kurtulmuş olacak demekti!

Sonunda büyük bir mağaranın girişine geldiğinde karşısında iki seçenek olduğunu fark etti. Ya bütün cesaretini toplayıp karanlık ve sonu belli olmayan mağaraya girecek ya da durup canavarın kendisini bularak paramparça etmesini bekleyecekti.

“Acı çekerek ölmekten daha iyidir!” diye düşündü ve mağaraya girmeye karar verdi.

Derin bir nefes aldı ve eli ayağı korkudan titreyerek telefonun ışığını açıp, mağaraya doğru bildiği bütün duaları okuyarak ilerledi. Her ne kadar en çok istediği şey telefonun sinyali yakalayarak yardım çağırmasına yardımcı olması olsa da en azından şarjı sayesinde mağarada ışık sağlayarak kalabileceğini kabullendi.

Mağaranın derinliklerine doğru ilerlerken, geride bulunan mağaranın girişine baktı. O kadar karanlıktı ki, bir türlü dolunayın ışığının yansımasını göremedi. Derin bir nefes aldı “Artık karşıma ne çıkarsa çıksın sonuna kadar savaşacağım! Ölmem gerekse bile kesinlikle kaçmayacağım!” sözleriyle kendine güç vererek ilerledi.

Işığın kullanımından kaynaklı şarjın azalması genç kadını çileden çıkarmaya başladı. “Yeterince canım sıkkın değildi bir de sen ötmeye başla telefon! Zaten şu koskoca dünyada çekmemek için burayı seçmen ayrı bir başarı!” kendi kendine söylenerek ilerlemeye devam etti. “Ama beni hiçbir şey durduramayacak!”

Mağaranın derinliklerine doğru ilerlerken, gerideki girişin görünmemesi onda kutuya konulmuş gibi bir izlenim verdi. Nedense yüreği bir anda sıkışmaya başladı. Sanki nefesi aniden kesilecekmiş de orada havasızlıktan can verecekmiş gibi hissetti.

“Benim hiçbir zaman panik atağım olmadı ki?” diye düşündü yaşadıklarına bir ad vermeye çalışırken. “Acaba bu klostrofobi olabilir mi?” her ne kadar aklındakileri unutup yola odaklanmak istese de sanki içindeki bir dürtü buna engel olup onu delirtmeye çalışıyor gibi hissetti.

Olduğu yerde durdu ve gözlerini kapatıp içinden ona kadar yavaş yavaş saymaya başladı. Her sayı biraz daha rahatlamasını ve nefesinin düzene girmesine yardımcı oluyordu. Böylece son sayıya geldiğinde ne panik atak problemi ne de klostrofobi denen hastalıkları kaldı! “Hepsi aklımın bana bir oyunuydu demek ki!” diye düşündü ve ilerlemeye devam etti.

Aniden tüylerini diken diken eden sürünme sesine benzeyen garip bir ses duydu. Sanki birisi duvara tırnaklarını sürterek ilerliyormuş gibi korkutucu bir sesti. Fazla yakından gelmese de Buse’nin dişlerini birbirine sürtmesi için yeterince yüksek çıkıyordu. Neredeyse korkudan kendi nabzının sesini duyabilecekmiş gibi hissetti.

Telefonunun fenerini kaldırdı ve etrafa yavaşça bakınmaya başladı. Korkudan titreyen ellerine hâkim olamıyor, nereden neyin çıkacağını bilemediği için yüreği ağzında hareket ediyordu. Birden tepesinde kanat çırpma sesi duyar gibi oldu!

‘Umarım düşündüğüm şey değildir!’ diye düşündü.

Yavaşça feneri mağaranın tavanına doğru kaldırdı ve gördüğü manzara karşısında az daha son nefesini verecek gibi oldu! Binlerce hatta milyonlarca yarasa tavandan sarkmış kanatlarıyla yüzlerini örterek kıpırdanmaya başladılar.

“Şimdi naneyi yedim!” sessizce fısıldayıp uyanmamaları için feneri hemen yere doğru çevirdi. Kalbi yaşadığı korku nedeniyle patlamak üzereydi. Nefes alması zorlaştı! ‘Allah’ım, şimdi şuracıkta öleceğim!’ diye düşündü yeniden.

Yarasalar hakkında en çok duyduğu şey insanın gözünü oyabilecek kadar hızlı olduklarıydı! Bir de hayvan kanıyla beslendikleri idi. ‘Umarım insan kanı içmiyorlardır!’

Genelde vampirler hakkında yazılmış romanlarda da onların insana dönebilen vampirler olduğuydu ama onların kurgu olduğunu ve gerçek olmadığını bilecek kadar da aklı başında bir kadın olduğunu düşündü.

‘Ama ya gerçeklerse? Sonuçta kurt adamlar da efsaneydi!’ aniden bu düşünceyle bütün bedeni korkudan ve hissettiği dehşet yüzünden yeniden titremeye başladı. Korku yeniden bedenini ele geçirmeye başladığı için eli ayağı birbirine dolandı.

“Vampir diye bir şey yoktur!” aniden ne yaptığını sonradan fark eder ama artık çok geçtir! Etraftaki bütün yarasalar çıkan yüksek sesten ürkerek yerlerinden fırlarlar ve etrafta uçuşarak çığlık atmaya başlarlar. Ses o kadar yüksektir ki, Buse’nin kulakları neredeyse sağır olmak üzeredir.

“Ne kadar da aptal bir kadınım ben ya!” diyerek oradan kaçmaya çalışır. Nereye gittiğini bilemeden öylece etrafta koşuşturmaya başlar. Çünkü elindeki telefonu yarasaların uçuşmasıyla korku içinde elinden düşürüp kaybeder.

“Ne yapacağım ben şimdi?” korku bütün bedenini ele geçirir. Kendini sakinleştirmeye çalıştı. Yüzünü elleriyle korumaya çalışarak ilerledi. Tepesinde uçuşan yarasalar havadan ona doğru saldırıya geçse de yüzünü iyi gizlediği için isabet edemezler.

“Allah’ım, burada ölmeme izin verme!” ağlamaya başladı. Artık kendine hâkim olamadığı için ağlamasını da durduramıyordu. Sinirleri yaşadığı korku yüzünden harap olmuş durumdaydı. Nereye gittiğini bilmeden ilerleyen Buse, içinden tek istediğinin bir an önce bu mağaradan ve ormandan çıkıp, ailesine kavuşmak olduğunu tekrar edip duruyordu.

Bölüm sonu

1 yorum