Sonunda kamp yapacakları ormanın yakınlarına geldiklerinde, kadınlar kamp için gereken eşyaları sırtlayarak ormanın derinliklerine doğru ilerlediler. Bu sırada erkekler ise arabaları park edecek güvenli bir yer aramaya giriştiler.
Cenk ve Serdar kendi aralarında kızları etkilemenin yollarını tartışıp dururken, Burak ise bu gece oluşacak olan dolunay nedeniyle onların yanından uzaklaşması gerektiğini düşündü. ‘Bir şekilde kamp alanının yakının da olmamam lazım!’ diye düşündü.
Çocuklara baktı. Onları tehlikeye atmamalıydı yoksa başları çok ciddi belaya girebilirdi! Bir yandan da arabaları gizleyerek hırsızların dikkatini çekmemeye çalışmak da oldukça zor bir işti. “Bu da tamamdır!” ormanın içlerine doğru park ettikleri arabaları ağaçların dallarıyla gizlemeyi başardılar. “Artık kızların yanına dönebiliriz!” diyen Cenk, Burak’ın yanına yaklaştı ve omzuna sanki ezelden beri yakın bir arkadaşıymış gibi elini koyarak “Valla sana ne kadar teşekkür etsem azdır Burak, sayende kızlarla güzel vakit geçirebileceğiz. Neden sen de kız arkadaşını getirmedin ki?” diye sordu.
Her ne kadar Burak bu saçma soruya cevap vermek istemese de, bir şekilde onların dikkatini çekmemesi gerektiğini düşünerek cevaplamaya karar verdi. Zaten gece olmadan orayı terk edeceği için bir daha onları görmesine de gerek olmayacaktı! Belki bu sayede apartmandan da taşınabilirdi. “Şey… Benim pek kadınlarla aram yok gençler!”
Bu cevabı beklemeyen ikili oldukları yerde donup kaldılar. Onların gelmediğini fark eden Burak, ne olduğunu öğrenmek için arkasına döndüğünde, iki gencin de ağızları açık şekilde kendisine baktıklarını gördü. Yüzlerindeki ifadeden de bu cevabı başka yöne çektikleri ortadaydı “Ah hadi ama! Gerçekten de onu mu anladınız siz?” Burak gerçekten de bu ikilinin tepkisine çok şaşırdı. O saçma sapan düşünceyi akıllarından geçirdiklerine inanamıyordu.
“Başka ne anlamamızı bekledin söyler misin?” Cenk'in cevabı aslında yanlış değildi. Ne de olsa açıklamayı düzgün şekilde yapmaması tamamen Burak'ın hatasıydı!
“Pekâlâ, aslında benim hatam çocuklar!”
“Buldum!” Serdar’ın aniden bağırması ikisini de korkudan yerlerinde zıplatır.
“Ne bağırıyorsun be? Ödüm patladı sayende!” Kalbini tutan Cenk derin nefesler alarak kendini sakinleştirmeye çalıştı.
“Sen kadınlardan hoşlanmıyorsun, çünkü… Sen bir Eşcinselsin!” son kelimeyi yüksek sesle söyleyerek sanki bir şey kazanmış gibi parmağıyla Burak’ı işaret etmeye başladı. “Bildim mi ha? Doğru değil mi?” Gözlerinde umut ışığı ve suratında kocaman bir sırıtış ile Burak’a baktı. Burak’ın bam teline bastığını düşünüyor gibiydi. Bu sayede onu köşeye sıkıştırabileceğini düşünüyordu.
“Sen ne saçmalıyorsun lan?” Her ne kadar Cenk arkadaşının dediğine inanmak istemese de Burak’ın da bu tespite karşı çıkmaması dikkatinden kaçmaz. “Neler oluyor burada?” Araya giren Cenk, arkadaşı Serdar’ın yaptığı tespitin doğru olmamasını umut ederek tedirgin bir şekilde ikisinin arasında gözleriyle mekik dokur.
“Bir şey olduğu yok!” Diyen Burak, sonunda derin bir nefes alarak kendine gelir. “Arkadaşın kafasında aptalca şeyler kurguladığı için şu anda onlardan birini dile getiriyor!” diyerek konuya açıklık getirir ve yoluna devam eder.
“Tabii canım! O zaman… O zaman bunun yalan olduğunu kanıtla bana! Evet, bunu bana kanıtlarsan kadınlardan gerçekten hoşlandığını kabul edeceğim ve bir daha seninle uğraşmayacağım!”
Serdar’ın ergen gibi sırıtan yüzüne bakarken ‘Bu adamın gerçekten de aklından zoru var!’ Diye düşündü. “Saçmalamayın gençler! Benim kızlarla uğraşacak vaktim yok, ayrıca… Bunu sana kanıtlamak zorunda değilim!” deta sinirden köpürmüş bir halde olmasına rağmen adama vurmamak için kendini zorladı. Zaten bu gece bütün gücüne ihtiyacı vardı ve onu da bu hergele için harcamaya da hiç niyeti yoktu.
O gece çadırlar kurulur ve akşam yemek için hazırlıklar yapılırken Cenk’in aklı hâlâ arkadaşı Burak’ın davranışlarına kayıyordu. Onun gerçekten de eşcinsel olma olasılığını düşündü. Gerçi onu şimdiye kadar hiç kızlarla gezip tozarken görmemişti. ‘Belki de yurtdışında nişanlısı vardır?’ diye düşündü. Bu fikir daha kabul edilirdi.
Güneş gökyüzünü kızıla boyayarak kaybolurken, yakılan ateşin etrafında toplanan gençler gitar eşliğinde şarkılar söyleyerek eğlendiler. Bir köşede öylece oturup onları izleyen Burak, yavaşça kaybolan güneşe doğru bakarken gece yükselecek olan dolunayı düşündü. Bu gece onun gecesiydi ve bir an önce buradan ayrılması gerekiyordu. Bu insanlardan ne kadar uzaklaşırsa o kadar tehlikede olmayacaklarını biliyordu. Ama bunu nasıl yapacaktı peki?
Bu sırada kendisine bakmakta olan Buse’yi fark etti. Bakışları nedense bir an için kendisini etkilemeyi başarıyordu. ‘Neden bana bakıyor bu şimdi?’ diye düşündü.
Burak’ın delici bakışları Buse’yi korkutmaya yetiyordu. Gözlerini adamın delici bakışlarından ve koyu mavi gözlerinden bir türlü alamadığını fark etti. Bu durum ürkütücü olduğu kadar Buse’ye zevkte veriyordu. Nedenini bilmiyordu ama bir şekilde kendini değerli gibi hissettiriyordu.
Aniden adamın gözlerine çöken karanlığı fark eder. Bakışları avına saldıracak kaplan gibidir. Korkuyla bakışlarını kaçırmayı başaran Buse, adama bir daha bakmamaya karar verir. Sonrasında diğer arkadaşlarıyla kahkahalar atarak adama bakmama fikrine sadık kalır. Her ne kadar yüreği bir daha bakmasını söylese de aklı kati surette yapmaması için onu tembihliyordu.
O geceyi rahatsız bir şekilde geçiren Buse, sabah gün ışımaya başlarken çadırından sessizce çıkar ve katlanır sandalyeyi büyük bir ağacın arkasına dayayarak sessizce oturur. Elinde yarım kalan sürükleyici romanı ile doğan güneşin aydınlığıyla okumaya kaldığı yerden devam eder.
Etrafta uçuşan kuşların cıvıltısı ve çam ağaçların kokusunu içine çekerek bedeninin rahatladığını hisseden Buse, etrafın sessiz olmasının tadını çıkarıyordu. Yakınlardan gelen denizin yosun kokusu da rüzgârın etkisiyle Buse’nin yüzüne vuruyordu. Birden her şeyi bırakıp deniz kenarında küçük bir kulübe de yaşama fikri doğdu içine. Neden böyle şeyler düşündüğünü bir türlü anlamıyordu ama bir tarafı da bundan hoşlanıyordu.
“İşte aradığım cennet bu!” diye mırıldandı kendi kendine.
Başka birisi gelir de bu cenneti elinden alır diye düşünse de, hemen bu fikri aklından çıkarmaya çalışır. Eğer böyle şeyler düşünmeye devam ederse gerçekleşebileceğini küçüklüğünden beri ailesi her fırsatta söylemişti.
Güneşin doğuşunu izlerken yanında getirdiği kitaplardan yarım kalan kitabı aklına geldi. Çadırından sessizce kitabını aldı ve geceden asılmış olan hamağın içine girdi. Kuşların yeni güne merhaba diyerek şakımalarını dinlerken kitap okumak oldukça hoşuna gitmiş, neredeyse arkadaşlarını unutmuş gibiydi.
Gün iyice ışıdığında ve güneş sıcaklığını yansıtmaya başladığında vampir romanına neredeyse gömülmüş halde olan Buse, çadırlardan birinin açıldığını ve kendisine yaklaşmakta olan ayak seslerini işitemeyecek kadar dalgın olduğu aşikârdı!
Sessiz bir avcı gibi avına yaklaşan Burak ise, genç kızın ne ile meşgul olduğunu çok merak eder. Gece kızı düşünmekten ve kokusunu hissetmekten sabaha kadar doğru düzgün bir uyku çekememiş olmak yeterince canını sıkarken, bir de bu kızın bu şekilde dışarıda oturması daha da çok ilgisini çeker. ‘Bir şekilde bu duruma bir son vermeliyim!’ diye düşünerek sessizce kıza yaklaştı.
Buse ise elindeki kitaba o kadar gömülmüştür ki, arkasından sessizce yaklaşmakta olan Burak’ın ayak seslerini işitemez bile! Sonunda Buse’nin dibine giren Burak, kuzguni saçları kızın yanağına değecek kadar yaklaştı. Niyeti; sabahın bu kör saatinde, neredeyse içine gömülmüş halde okuduğu şeyin ne olduğunu öğrenmekti.
Aniden yüzüne değen saçları fark eden Buse ise, korkudan çığlık atarak hamağın içinden çıkmaya çalışır. O anda ters dönen hamak yüzünden yere kapaklanan Buse acıyan kalçasını ovalayarak yerden kalkmaya çalışır. Onun bu haline katılarak gülen Burak “Özür dilerim niyetim seni korkutmak değildi.” Dese de Buse’yi ikna etmeyi başaramaz.
Sinirden gözleri çakmak çakmak olan Buse, zor da olsa kendi başına yerden kalkmayı başararak adam ile burun buruna gelecek kadar yaklaşır. Leylak rengi gözlerin aniden kararmaya başladığını fark etse de umursamaz çünkü niyeti adamın gülmesini kesip kendisinden korkmasını sağlamaktır. “Bana bak! Sen kendini ne sanıyorsun ha? İnsanlara sinsice yaklaşıp onları korkutmak hoşuna mı gidiyor senin?”
Sesi o kadar yükselmiştir ki, etraftaki çadırlarda uyuyan arkadaşları yavaş yavaş uyanmaya ve çadırlardan çıkarak neler olduğuna bakmaya başlarlar. “Bence artık ne demek istediğini anlamıştır Buse!” diyen İlayda, ikisinin arasına girerek Buse’yi adamdan uzaklaştırmaya çalışır.
“Sence de çok abartmıyor musun? Alt tarafı neyi okuduğunu merak edip bakmak istedim.” Sanki çok normal bir olayı anlatır gibi konuya giren Burak, Buse’nin sinirlerini oynatmayı heyecanlı bulduğunu fark eder. Onu daha fazla sinirlendirmek için de nedense içinde dayanılmaz bir arzu duyar.
Etrafta olanları izleyen diğerleri de konunun ne olduğunu merak etseler de sormaya korkar olmuşlardır. Bunun nedeni de Buse’nin çılgın gibi adama saldırmaya çalışmasıdır. Grubun bir kısmı uykuya dalmak için geri dönse de diğer kısmı olayların nereye kadar gidebileceğini öğrenmek için kalmaya karar verir. Bu sırada kendi aralarında da kura çekerek kimin bu savaşı kayıp edebileceğini sorgulamaktadır. Onların bu hallerini gören İlayda ise sinirlerine hâkim olmaya çalışarak ikilinin arasına girmeye devam ederek çıkabilecek olası savaşı engellemeye devam eder.
Sonunda İlayda’nın zorlandığını fark eden Soner de araya girmeye karar verir. Hem Soner hem de İlayda bu saçma sapan olay yüzünden tatilin heba olmasını istemiyordu. Bunun için de ne gerekiyorsa yapmaya kararlıydılar. Bu olaya neden olup huzuru bozanların gitmesi gerekse bile!
Sonunda sakinleşen Buse, derin bir nefes aldı. Neden bu kadar sinirlendiğini neredeyse unutmuş gibi etrafına bakındı. İnsanların şaşkın bakışlarına karşın kendisini oldukça kötü hissetmeye başladı. Neden bu kadar sinirlendiğini bir türlü anlayamıyordu. Karşısındaki Burak denilen adama baktı. Böyle bir adamın kendisini kötü etkilemesi hiç de normal bir durum değildi. Bu yüzden de ondan uzak durmaya karar verdi. Bütün dengelerini tek sefer de alt üst edebilen birini daha önce hiç tanımamış olması onu çok fazla etkilemişti.
“Neyin var senin kuzum? Açıkçası bir an için adamı kaplana dönüşüp parçalayacağını düşündüm!” İlayda, korkudan kocaman açılmış koyu mavi gözleriyle Buse’nin yüzüne bakıyor ve en yakın arkadaşı diye bildiği kızın nasıl bu hale geldiğini anlamaya çalışıyordu.
Her ne kadar Buse’nin içinden o an için geçen bu olsa da kendisini cani olarak görmediğinden dolayı bu fikir kafasını toparlamasını sağlar. Bu sırada olanların farkına varan Burak, Buse’nin o halde olmasının nedeni olarak kendini görür. İçindeki vahşi hayvanın aurası bazı insanları kötü yönde etkileyebilmektedir. ‘Benim bir an önce buradan uzaklaşmam lazım yoksa insanlara zarar vermeye başlayacağım!’ diye düşündü kendi kendine.
Aniden etraflarına toplanan kalabalık sanki hiçbir şey olmamış gibi yeniden sohbet etmeye ve bugünün planını tartışmaya girişmişti bile. Bu durumu garipseyen Burak ise, onların yaptığı gibi davranıp olanları unutmaya ve akşam olmadan oradan ayrılmanın bir yolunu bulmaya karar verdi.
O sabah ormanda gezintiye çıkmaya karar veren grup, oldukça eğlenceli zaman geçirmeye kararlıdır. Ormanın derinliklerine doğru ilerlediklerinde dağların eteklerinde küçük mağaralar keşfederler. Her ne kadar birkaçı oralara gidip keşif yapmak istese de, bazılarını mağaranın karanlık ve ürkütücü görüntüsü korkutmaya yeter.
Sıra dönüş yoluna geldiğinde hava neredeyse kararmak üzeredir. Ormanın karanlıkta daha ürkütücü olduğunu fark eden kızlar sevgililerine sarılarak kendilerini korumalarını isterler. Bu görüntü her ne kadar Buse’yi tiksindirse de belli etmemek için çaba harcamaya çalışır. Böyle olayların kadınları küçük düşürdüğüne inanır.
Onun kendilerinden uzaklaşmakta olduğunu fark eden Burak, nedense bu kadının fazlasıyla ilgisini çektiğini düşünür. Kadınları her zaman yemek olarak görmüş biri için bu durum gerçekten de ürkütücü olmaya başlamıştır. Hiçbir zaman kadınları birer sevgili olarak görememiş olmak başlı başına mutlu etmiş olsa da bu kadının kendisini çeken bir yanı olduğunu fark eder.
Hava kararmak üzereyken kamp alanına ulaşan gençler her zamanki gibi yemek için ateş yakmaya karar verirler. Erkekler çalı çırpı bulmak için etrafta dolanırken bayanlar da yemek için sebze ve etleri hazırlamaya girişirler. Bu koşuşturmaya dâhil olmak istemeyen Burak ise bir köşeye çekilmiş, karanlığın tıpkı kocaman ağzı olan bir canavar gibi ormanı yavaşça yutmasını izlemekle meşguldür.
Bu gece dolunayın tamamlanacak olması genç adamı korkutmaya başlar. Eğer gece olmadan onların yanından ayrılamamış olursa hepsini öldürmesinin hiç de zor olmayacağını düşündü. Bu av partisinde de ilk ölecek kişinin Cenk olma olasılığı oldukça yüksek diye düşündü.
“Neyin var senin dostum?” aniden arkasında beliren Soner’in sesiyle yerinden sıçrayan Burak, bir an gardını indirdiği için kendini aptal gibi hissetti. Her ne kadar etrafındakiler insan da olsa yaptığı ufak bir hata yüzünden onların canlarını tehlikeye atabileceğini düşünmek zorundaydı.
“Sorun yok. Sadece… Yalnız kalmak istiyorum. İnsanlarla pek fazla iç içe olmak bana göre değil.” Bir yandan da altındaki toprağı küçük bir taş ile oymaya çalışarak sanki içine girebileceği bir çukur oluşturmaya çalışıyor gibi görünüyordu.
“Senin neye ihtiyacın olduğunu çok iyi biliyorum dostum!” Soner’in sesindeki imayı fark eden Burak, nedense bu adama pek de güvenmemesi gerektiğini hatırlattı kendi kendine. Bir insan durup dururken neden böyle bir kelime kullanma ihtiyacı hissederdi ki?
“Benim ihtiyacım olan şeyi senin karşılaman pek de mümkün değil, emin ol!” son sözlerini de nokta atışı yaparak tamamlayan Burak, arkasına bile bakmadan oradan uzaklaşıp çadırına doğru ilerledi. Artık insanlardan neden uzak durması gerektiğini anlamıştı; asalaklardı ve
nasıl konuşmaları gerektiğini bilmiyorlardı.


