İçeriğe geç

Lanetli Bedenler

Bölüm 17 · 6 dk okuma

Lanetli Bedenler

Bölüm 17

Bölüm 9

“Neredesin Buse?” kendi kendine mırıldanarak karanlık ormanın içinde yarı çıplak halde dolaşan Burak, üzerindeki kan ve et parçalarını zor da olsa temizlemeyi başarmış, hızlı adımlarla Buse’nin kokusunu takip ederek mağaranın bulunduğu alana ulaşmayı başarır. “Umarım buraya girecek kadar aptal değilsindir?” kendi kendine söylenerek genç kızın kokusunu almaya çalışır.

İçeriden hafifte olsa Buse’nin kokusunu algılar ve korktuğunun başına geldiğini fark eder.

"Göründüğün kadar akıllı değilmişsin demek ki!”

Buse’nin mağaranın içinde yaşayan Yuuki adındaki lanetli vampir tarafından esir alınmış olabileceğini düşündü kendi kendine. Ne de olsa onun gibi bir yaratığın neler yapabileceğini bilecek kadar onlarla iç içe yaşamış birisiydi.

“Bunca zaman sizlerden uzak kalmaya çalıştım ama her seferinde dibimde bitmeyi başarıyorsunuz lanetliler!” neredeyse fısıltı halinde söylemiş olsa da mağaranın içindeki yaratığın kendisini çok iyi duyabildiğini biliyordu.

Vampirleri tanıdığı kadar başka bir yaratık ırkını daha yakından tanıdığını düşündü. Aniden etrafındaki hava akımı değişmeye ve sert esen rüzgârın hâkimiyeti ile etrafındaki ağaçların tıpkı bir salıncak gibi sallanmaya başladığını fark etti. Bu akımı sadece yakından tanıdığı tek bir ırkın yapabileceğini biliyordu.

“Ne istiyorsunuz?” diye seslendi ormanın karanlık tarafına doğru dönerek.

“Olanları duyduk ve yardıma ihtiyacın olabileceğini düşündük!” küçüklüğünden beri onu koruyup gözeten bu baraton sesin sahibi Cengiz Sancak’tan başkası değildi. Koyu renk kot pantolon ve üzerine giydiği kısa kollu gömlek ile tam bir iş adamı gibi görünüyordu. Ama arka plandaki ormanın karanlık görüntüsünün bu resmi bozduğunu fark etti.

“Tek istediğim o yaratığın elindeki genç kızı kurtarmak! Ona… Ona bunu borçluyum!” diye söylendi gözlerini mağaradan ayırmayarak.

“Peki diğerlerine ne borçlusun Burak?” Cengiz’in o anda neden bahsettiğini anlayan Burak, öldürdüğü gençlerin çığlıklarını duyar gibi oldu. Bunun vicdan azabını her zaman çekeceğini biliyordu ama elinden bir şey gelemezdi artık! Sadece önüne odaklanması gerektiğini bilecek kadar aklı başındaydı.

“Olan oldu artık! Şu anda önemli olan o gencin hayatta kalması! Eğer yardım etmek istiyorsanız kabul ediyorum, yoksa buradan uzaklaşın ve ben de o yaratık ile düelloya girişeyim!” diyerek konuyu kısadan kesmiş oldu.

“Artık çocuk değilsin Burak ve yaptıklarının bir cezası olduğunu hatırlatmaktan yoruldum. Sen o insanları katledip kan banyosu yaparken, bizler hayatımızı uzakta yaşamak için çabalıyoruz.” Cengiz onun bu aldırış etmeyen tavırlarına karşılık o kadar sinirlenmişti ki, yanında gelen iki genç erkek geriye doğru sendeleyerek ondan uzaklaştılar.

“Bakıyorum artık gençleri korkunç sesinle korkutmayı başarabiliyorsun Cengiz Sancak!” dalga geçer gibi kurduğu bu cümlenin altında yatan gerçekleri görmemek pek de mümkün değildi.

Bu sırada havanın yoğunlaşıp sertleştiğini fark eden dörtlü, bunun kendilerinden kaynaklanmadığını anladıklarında darbeyi etkisiz hale getirecek vakitleri kalmamıştı. Birbirleriyle çatışmaktan gerçek düşmanlarının yakınlarında olduklarını fark etmemeleri kendileri için tam bir aptallıktı.

Mağaranın içinden gelen derin ve yerleri oynatacak kadar güçlü bir akımın etkisine kapılarak ağaçların arasına doğru havada süzülerek uçarlar. Neler olduğunu anlamaya çalışırlarken, mağaranın karanlık gölgelerinden dışarıya çıkan uzun siyah saçları fark ederler. Bu lanetli Yuuki Jaffarian’dan başkası değildir.

“Sizin alanıma tecavüz etmek gibi saçma bir âdetiniz var galiba!” Bir taraftan konuşup bir taraftan da avına saldırmayı bekleyen avcı gibi etraflarında dolanıyordu. “Bir an önce buradan gitmenizi öneririm kurtçuklar, ne de olsa bu bölge bana ait!”

“Bize ait olanı verirsen buradan gitmeyi kabul edebiliriz.” Burak kendinden o kadar emin konuşuyordu ki sanki karşısındaki onu öldürecek kadar güçlü bir yaratık değilmiş gibiydi!

Bu sözler üzerine kan kırmızısı gözlerini kısarak karşısındaki adamlara bakan Yuuki, söylenenleri düşünürmüş gibi bir hâle büründü. “Peki, aradığınızın burada olduğuna nereden emin olabiliyorsunuz? Etrafta sırf burayı işaret eden neonlarla yazılı tabelalar mı bulunuyor?”

Burak ve diğerlerinin sinirleri oynamaya başlamış haldeydi ve bir an önce kızı oradan kurtarmak istiyorlardı. Bunun gibi tehlikeli bir canavarın neler yapabileceğini bildikleri için geç kalmamış olmayı diliyorlardı.

Bir adım öne çıkan Burak, o kız için neden bu kadar uğraştığını bilmese de onun ölmesini istemediğini kabul ediyordu. Belki de kalbi diğer ölenler için acı çekiyordu ve bu kızı kurtarırsa diğerlerini de kurtarmış olabileceğini düşünüyor olmalıydı.

Yuuki’nin toprak ve ölüm kokan nefesini alacak kadar yaklaştı. Parlak kırmızı gözlere kendi buz mavisi gözlerini dikti. Onunla karşı karşıya olmak kanını donduruyor olsa da bir şekilde baş etmesi gerekmektedir. Asla ama asla karşısındaki bu insan görünümlü canavara korkusunu belli etmemeli ve onu alaşağı etmeliydi.

Adeta korkuyla beslenen bu canavar, onun ırkı için bile tam bir kâbus anlamındadır. Uzak durulması gereken kana susamış bir kâbus!

“Bizimle oynamayı kes Yuuki! Sen de bize ait olanı almaya geldik ve ya güzellikle verirsin ya da…” etrafına bakındı ve “… Sonuçlarına katlanmak zorunda kalırsın!” diyerek üstü kapalı bir şekilde karşısındaki canavarı korkusuzca tehdit etti.

“Benim elime geçen herhangi bir canlı sizce sağ kalabilir mi? Buna imkân var mı gerçekten?” sözlerine sırıtarak son verirken gözleri alaycı bir ifade ile parıldıyordu.

“Benimle dalga geçmeyi bırak artık Yuuki! Kızın içeride olduğunu gayet iyi biliyorum, onun malın yapmak için öldürmeyeceğin gayet açık!”

Burak’ın sözleri karşısında insanın kanını donduracak kahkahalar atmaya başladı. Burak ve diğerleri bu korkunç ve tüyleri ürperten ses karşısında âdeta donup kaldılar.

“Her şeyi bildiğini sanıyorsun değil mi kaniş?” yavaş hareketlerle sanki havada süzülür gibi Burak’ın karşısına geçti. Karşısındaki her ne kadar ondan güçlü değilmiş gibi görünse de yine de yanına yaklaştığı anda Burak’ın korkup hırlayarak geriye kaçmasına neden oluyordu.

“Laf çok ama korku daha fazla ağır basıyor değil mi?” alaycı bir ifadeyle Burak’ı tepeden tırnağa süzdü. “Benimle baş edemeyeceksen neden karşımda yer alıyorsun ki?”

“Senden korktuğum falan yok benim! Seni öldürmek için âdeta yanıp tutuşuyorum!” sesi hırıltılı çıksa da kalbi her an kendisine saldırabilecekmiş gibi daha fazla atıyordu.

“Emin misin? Çok cesur laflar ediyorsun ama bedenin öyle demiyor. Sanki dokunsam karşımda patlayacak gibisin!” aniden Burak’ın hiç beklemediği bir hareket ile tam karşısında dikiliverdi.

Her ne kadar Burak’ın kalbi teklese de karşısındaki yaratığa belli etmemek için fazlasıyla güç harcıyordu. “Cesursun ama bir o kadar da aptalsın da!” diyen Yuuki, sol elini kaldırdı ve uzayan sivri ve içi toprakla dolu tırnaklarını Burak’a doğru uzattı. Sanki tırnaklarını onun boynuna geçirip bütün kanını akıtmak ister gibi bir hali vardı.

Ansızın ormanın derin bir sessizliğe gömüldüğünü fark eden Burak, bunun nedeninin yaratıkla kendisi arasında oluşan büyük gerilimden kaynaklandığını düşündü. İkisi de oldukça kin ve öfke doluydu.

“Ne oldu minik kuçu? Yoksa benden korkuyor musun? Etrafa yaydığımı bu güç sayesinde bütün hayvanlar bana itaat eder. Sende bunlardan birisin aslında ama nedense bana karşı gelebiliyorsun, bunun nedeni bana duyduğun öfke mi yoksa?” neredeyse sivri dişleri ortaya çıkacak kadar sırıttı. “Merak etme kurt kardeş, küçük hanım açlığımı bastıracak kadar tatlıydı! Bu yüzden ben de… Sizleri yemekten vazgeçtim!” arkasını döndü ve aniden ortaya çıkan küçük kambur yaratıklara yaklaştı.

“Aman Allah’ım! Bu iğrenç varlıklar ona mı ait yani?” bunu söyleyen küçük kuzeni Aslan, korku dolu gözlerle vampirin iki yanında yer alan orman cinlerine bakıyordu. Bu işler de yeni olduğu için ilk defa orman cinlerini görüyordu.

“Öyle görünüyor ki, bu yaratıklar Yuuki’nin emrinde çalışan ve pis işlerini yürüten gündüz adamları!” Cengiz, bu kelimeleri telaffuz ederken bile bunun gerçek olamayacak kadar korkunç olduğunu düşündü.

‘Nasıl bir yaratık, dünya üzerinde kendini gizleyerek yaşayan orman cinlerine hükmedebilir?’ aklındaki düşüncelerle karşısındaki korkunç görüntüyü izledi.

Bölüm sonu

1 yorum