Lanetin Varisi
Bölüm 9: Uyanan Karanlık
Aether Vadisi’nin üzerinde ağır bir sessizlik çökmüştü.
Az önce gökyüzünü dolduran kuşlar kaçmış, ağaçların arasında yaşayan hayvanlar çoktan vadinin uzak köşelerine saklanmıştı.
Şelalenin sesi bile duyulmuyordu.
Çünkü vadideki bütün sesler…
Kael’in etrafında toplanan karanlık tarafından yutuluyordu.
Çocuk kapının önünde hareketsiz duruyordu.
Bir gözü griydi.
Diğeri ise kızıl.
Göğsündeki siyah mühür, canlı bir kalp gibi atıyordu.
Güm…
Karanlık enerji yayıldı.
Güm…
Toprak çatladı.
Güm…
Dağların zirvesindeki kayalar yerinden oynadı.
Raveth’in yüzündeki küçümseyici ifade tamamen kaybolmuştu.
Kılıcını iki eliyle kavradı.
“Bu çocuk…”
Sesi ilk kez tereddütlüydü.
“…ne?”
Arkan cevap vermedi.
Çünkü o da bilmiyordu.
Daha doğrusu…
Bildiği gerçeği kabul etmek istemiyordu.
Kael’in içinde yalnızca Lanet Mührü yoktu.
Mührün ardında başka bir irade vardı.
Ve o irade…
Şimdi gözlerini açıyordu.
Kael birkaç adım attı.
Ayaklarının altında çimler siyaha dönüşüyordu.
Her adımda toprağın içinden ince karanlık damarlar yükseliyordu.
Raveth içgüdüsel olarak geri çekildi.
Kael başını kaldırdı.
“Sen…”
Sesi garip bir şekilde yankılandı.
“…ustama zarar verdin.”
Raveth kılıcını kaldırdı.
“Benim görevim seni öldürmek.”
Kael’in kızıl gözü parladı.
“Öldürmek…”
Bu kelimeyi sanki ilk kez duyuyormuş gibi tekrarladı.
Sonra başını hafifçe eğdi.
“Öyleyse…”
Karanlık enerji bir anda yoğunlaştı.
“…seni öldürürüm.”
Arkan’ın gözleri büyüdü.
“Kael!”
Çocuk durdu.
Arkan ona doğru bir adım attı.
“Bana bak.”
Kael’in gri gözü Arkan’a döndü.
“Usta…”
Sesindeki karanlık bir anlığına kayboldu.
Arkan bunu fark etti.
“İşte.”
Yavaşça yaklaştı.
“Sesimi duyuyorsun.”
Kael’in yüzünde acı belirdi.
“Çok…”
Elini başına götürdü.
“…çok ses var.”
Arkan’ın kalbi sıkıştı.
“Hangisini duyuyorsun?”
Kael’in dudakları titredi.
“Bilmiyorum.”
“Kael, bana odaklan.”
“Usta…”
“Buradayım.”
“Canım yanıyor.”
“Dayan.”
“İçimde biri var.”
Arkan’ın yüzü gerildi.
“Onu dinleme.”
Kael başını iki yana salladı.
“Dinlemek istemiyorum.”
“Öyleyse benim sesimi dinle.”
Raveth sabırsızlandı.
Kılıcını kaldırdı.
“Bu saçmalık yeter.”
Arkan anında döndü.
“Dur!”
Fakat Raveth saldırmıştı.
Dev savaşçı, Kael’e doğru yıldırım gibi ilerledi.
Kılıcı karanlık bir yay çizerek çocuğun başına doğru indi.
Arkan’ın gözleri büyüdü.
“KAEL!”
Kılıç…
Çocuğun başına birkaç santim kala durdu.
Raveth’in kolu titriyordu.
Çünkü kılıcı tutan elinin etrafında siyah enerji dolaşıyordu.
Kael hiçbir şey yapmamıştı.
Sadece…
Bakmıştı.
Raveth’in kılıcı hareket etmiyordu.
“Ne…”
Kael başını kaldırdı.
Kızıl gözü Raveth’in gözleriyle buluştu.
Raveth’in zihninde aniden görüntüler belirdi.
Yıkılmış şehirler…
Karanlığa gömülmüş ordular…
Binlerce insanın diz çöktüğü dev bir taht…
Ve tahtın üzerinde oturan bir adam.
Raveth’in yüzü bembeyaz kesildi.
“Azrath…”
Bir anda görüntüler kayboldu.
Raveth dizlerinin üzerine düştü.
Kılıcı elinden kaydı.
Arkan şaşkınlıkla ona baktı.
“Ne gördün?”
Raveth cevap vermedi.
Sadece Kael’e bakıyordu.
“Bu mümkün değil…”
Arkan onun yanına yaklaştı.
“Ne gördün?”
Raveth sonunda başını kaldırdı.
“Çocuk…”
Sesi titriyordu.
“Bu çocuk…”
“…Azrath’ın kanını taşıyor.”
Arkan gözlerini kapattı.
Gerçek artık saklanamazdı.
Kael’in içindeki karanlık bir kez daha yükseldi.
“Bırak beni.”
Kael dişlerini sıktı.
“Hayır.”
“Seni koruyabilirim.”
“Hayır!”
“Sana güç verebilirim.”
Kael yere düştü.
İki eliyle başını tuttu.
“Sus!”
Arkan hemen yanına koştu.
“Kael!”
“Usta…”
“Buradayım.”
“Onu durduramıyorum.”
Arkan çocuğun omuzlarını tuttu.
“Dinle beni.”
“Ne?”
“Sen güç değilsin.”
“Sen lanet değilsin.”
“Sen…”
Arkan bir an durdu.
“…Kael’sin.”
Çocuğun gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Ben Kael’im.”
“Evet.”
“Ben Kael’im.”
“Evet.”
“Ben…”
Karanlık enerji geri çekilmeye başladı.
“…Kael’im.”
Mühür yavaşça kapandı.
Kızıl göz yeniden griye döndü.
Çocuk Arkan’ın kollarına düştü.
Bayılmıştı.
Raveth uzun süre konuşmadı.
Arkan çocuğu kucağına aldı.
Yaşlı büyücü ayağa kalktı.
“Artık biliyorsun.”
Raveth ona baktı.
“Ne?”
“Onu neden öldürmek istediklerini.”
Raveth’in yüzünde karmaşık bir ifade vardı.
“Azrath’ın kanı…”
Arkan başını salladı.
“Fakat çocuk Azrath değil.”
“Henüz değil.”
Arkan’ın gözleri sertleşti.
“Hiçbir zaman.”
Raveth kılıcını yerden aldı.
“Sen onun ne olduğunu biliyor musun?”
“Hayır.”
“Yalan söylüyorsun.”
Arkan sustu.
Raveth devam etti.
“Azrath’ın kanı taşıyan bir çocuk…”
“Bu dünyada yalnızca bir kez doğdu.”
“Ve o çocuk…”
“Öldü.”
Arkan’ın yüzü değişti.
“Sen de mi buna inanıyorsun?”
Raveth kaşlarını çattı.
“Ne demek istiyorsun?”
Arkan Kael’e baktı.
“Belki de…”
“…ölmedi.”
Raveth’in gözleri büyüdü.
Arkan devam etti.
“Belki de yeniden doğdu.”
O sırada…
Karanlık kalenin taht salonunda…
Tahtın önünde duran siyah kristal tamamen çatladı.
Tahttaki hükümdar yavaşça ayağa kalktı.
“Kael…”
İlk kez bu ismi söylerken sesi titremişti.
Yanındaki muhafız şaşkınlıkla baktı.
“Efendim?”
Hükümdar kristale yaklaştı.
Parmaklarını çatlağın üzerine koydu.
Kristalin içinden bir görüntü belirdi.
Kael.
Arkan’ın kollarında uyuyordu.
Hükümdarın nefesi kesildi.
“Demek…”
“…gerçekten sensin.”
Muhafız anlamadı.
“Efendim?”
Hükümdar arkasını döndü.
“Orduları durdurun.”
Muhafız şaşkınlıkla diz çöktü.
“Ne?”
“Raveth’i geri çağırın.”
“Fakat…”
“Emrimi tekrar ettirmeyin.”
Muhafız başını eğdi.
“Emredersiniz.”
Hükümdar yalnız kaldığında tahtına geri oturdu.
Gözlerini kapattı.
Yıllardır beklediği an gelmişti.
Fakat yüzünde mutluluk yoktu.
Korku vardı.
Çünkü Kael’in uyanışı…
Sadece onu değil…
Dünyanın tamamını ilgilendiriyordu.
Aether Vadisi’nde…
Raveth geri dönmeye hazırlanıyordu.
Arkan önünü kesti.
“Bir dakika.”
Raveth durdu.
“Ne?”
“Çocuğu neden öldürmek istiyorsunuz?”
“Emir.”
“Kimden?”
Raveth sustu.
Arkan gözlerini kıstı.
“Tahtta oturan kişi kim?”
Raveth cevap vermedi.
Arkan bastonunu yere vurdu.
“Raveth.”
“Kim?”
Dev savaşçı uzun süre sessiz kaldı.
Sonunda konuştu.
“Onu kimse görmez.”
“Adı?”
“Biz ona yalnızca…”
Raveth başını kaldırdı.
“…Efendi deriz.”
“Gerçek adını bilmiyorsun.”
“Hayır.”
Arkan’ın yüzünde düşünceli bir ifade oluştu.
“Demek karanlığın arkasında başka biri var.”
Raveth dönmek üzereyken durdu.
“Arkan.”
“Evet?”
“Çocuğa dikkat et.”
Arkan şaşırdı.
“Bu bir tehdit mi?”
“Hayır.”
Raveth Kael’e baktı.
“Uyarı.”
“Azrath’ın kanı…”
“Kontrol edilmezse…”
Raveth’in sesi kısıldı.
“…bir gün onu bile tüketebilir.”
Arkan cevap vermedi.
Raveth arkasını dönerek vadiden uzaklaştı.
Fakat birkaç adım sonra durdu.
“Bir şey daha.”
Arkan baktı.
“Ne?”
Raveth başını hafifçe çevirdi.
“Azrath’ın kanını taşıyanların hepsi aynı rüyayı görür.”
Arkan’ın yüzü gerildi.
“Ne rüyası?”
Raveth cevap verdi.
“Karanlık bir taht.”
“Ve tahtın önünde…”
“…kendi mezarları.”
Sonra uzaklaştı.
Gece…
Kael gözlerini açtı.
Odasında yalnızdı.
Arkan kapının yanında uyuyakalmıştı.
Kael bir süre onu izledi.
Sonra yatağından kalktı.
Pencerenin önüne gitti.
Ay ışığı yüzüne vurdu.
Göğsündeki mühür artık sakin görünüyordu.
Kael elini üzerine koydu.
“Sen kimsin?”
Cevap gelmedi.
Bir süre bekledi.
Sonra…
Çok derinden bir fısıltı duyuldu.
“Ben senim.”
Kael dondu.
“Hayır.”
“Ben senin korkularınım.”
“Sus.”
“Öfkenim.”
Kael gözlerini kapattı.
“Ve bir gün…”
Fısıltı daha da derinleşti.
“İntikamın olacağım.”
Kael’in gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
Arkasından Arkan’ın sesi geldi.
“Kael?”
Çocuk hızla döndü.
Arkan uyanmıştı.
“Ne yapıyorsun?”
Kael cevap vermedi.
Pencerenin önünden ayrıldı.
“Hiç.”
Arkan onu dikkatle inceledi.
Sonra yanına geldi.
“Uyu.”
Kael başını salladı.
Arkan ışığı söndürdü.
Fakat Kael yatağına uzandığında gözlerini kapatmadı.
İçinde bir soru büyüyordu.
Neden terk edilmişti?
Ailesi kimdi?
Göğsündeki mühür neden ona aitti?
Ve en önemlisi…
Neden herkes onun doğumundan korkuyordu?
Ertesi sabah Arkan, Kael’i vadinin dışındaki eski bir tapınağa götürdü.
Yıllardır kapalı duran taş kapının önünde durdu.
Kael şaşkınlıkla baktı.
“Burada ne var?”
Arkan elini kapının üzerine koydu.
“Geçmişin.”
Kapı açıldı.
İçeride yüzlerce eski yazıt vardı.
Duvarın tam ortasında ise devasa bir resim bulunuyordu.
Bir adam…
Başında siyah bir taç…
Göğsünde aynı mühür…
Ve arkasında yanan bir dünya.
Kael resme baktı.
Kalbi hızlandı.
“Bu…”
Arkan cevap vermedi.
Kael birkaç adım daha yaklaştı.
Resmin altında tek bir isim yazıyordu.
AZRATH
Kael’in göğsündeki mühür aniden parladı.
Tapınaktaki bütün meşaleler aynı anda söndü.
Karanlığın içinden bir fısıltı yükseldi.
“Sonunda…”
Kael nefesini tuttu.
“Beni hatırladın.”
Ve tapınağın taş zemini çatlamaya başladı.
Arkan’ın yüzü dehşet içinde değişti.
“Kael…”
“Buradan hemen çıkmalıyız.”
Fakat artık çok geçti.
Duvarın arkasından…
Yüzyıllardır mühürlü duran bir kapının kilidi kırılmıştı.
Ve kapının ardında…
Kael’in doğumundan çok daha eski bir sır uyanıyordu.
Bölüm Sonu