Lanetin Varisi
Bölüm 8: Canavarın Gölgesi
Sabah güneşi Aether Vadisi’nin üzerine doğduğunda, doğa her zamanki huzuruna dönmüş görünüyordu.
Şelaleler yeniden akıyor, gölün üzerinde ince bir sis tabakası yükseliyor, beyaz ağaçların dallarından kopan ışıklı yapraklar rüzgârın etkisiyle vadinin üzerine saçılıyordu.
Fakat bu huzur…
Yalnızca bir yanılsamaydı.
Çünkü vadinin çok uzağında, dağların ardında, bir şey uyanmıştı.
Ve onun ayak sesleri henüz duyulmamış olsa bile gölgesinin ağırlığı dünyaya ulaşmaya başlamıştı.
Kael, evin önündeki tahta basamaklarda oturuyordu.
İki elini dizlerinin üzerine koymuş, boş gözlerle gökyüzünü izliyordu.
Gece gördüğü rüya hâlâ zihnindeydi.
Karanlık taht…
Gizemli adam…
“Sen benim kanımı taşıyorsun.”
Bu sözlerden sonra gördüğü her şey parçalanmıştı.
Adamın yüzünü hatırlamıyordu.
Ama sesini hatırlıyordu.
Derin…
Soğuk…
Ve garip bir şekilde tanıdık.
Kael başını iki eli arasına aldı.
“Ben kimim?”
Bu soruyu sessizce tekrarladı.
Arkasından Arkan’ın sesi geldi.
“Bu sorunun cevabını bulmak için acele etme.”
Kael başını kaldırdı.
Arkan elinde iki fincanla kapının önünde duruyordu.
Birini Kael’e uzattı.
“İç.”
Kael fincanı aldı.
İçindeki sıcak içeceğin kokusu yayıldı.
“Usta…”
“Evet?”
“Benim ailem var mı?”
Arkan’ın eli bir anlığına durdu.
Kael gözlerini ondan ayırmıyordu.
“Rüyamda bir adam gördüm.”
“Kimdi?”
“Bilmiyorum.”
“Ne söyledi?”
Kael birkaç saniye sustu.
Sonra fısıldadı.
“Benim onun kanını taşıdığımı söyledi.”
Arkan’ın yüzündeki ifade değişti.
Ama yalnızca bir anlığına.
Kael bunu fark etmedi.
“Sonra?”
“İntikam isteyeceğimi söyledi.”
Arkan fincanını masaya bıraktı.
“Rüyalar her zaman gerçeği göstermez.”
“Ya doğruysa?”
“Doğru olsa bile…”
Arkan çocuğun gözlerinin içine baktı.
“…geçmişin, kim olacağını belirlemek zorunda değil.”
Kael sessiz kaldı.
Arkan devam etti.
“Bir gün geçmişini öğreneceksin.”
“Fakat o gün geldiğinde, kendi kararını vereceksin.”
“Başkalarının sana söylediği kişi olmak zorunda değilsin.”
Kael başını salladı.
“Tamam.”
Fakat Arkan’ın yüzündeki endişe geçmemişti.
Çünkü çocuk rüyasında gördüğü adamı kendisi de tanıyordu.
Ve onun kim olduğunu biliyordu.
Yıllar önce…
Karanlık çağın ortasında…
Dünyanın en güçlü büyücülerinden biri vardı.
Adı…
Azrath.
İnsanlar ona farklı isimler vermişti.
Karanlığın Kralı…
Ölümsüz Hükümdar…
Kan Mührünün Efendisi…
Fakat Arkan’ın hatırladığı isim yalnızca bir kişiye aitti.
Azrath.
Bir zamanlar Arkan onun yanında savaşmıştı.
Sonra…
İhanet etmişti.
Arkan, yıllardır bu gerçeği kimseye anlatmamıştı.
Çünkü Azrath’ın gerçekten öldüğüne inanmıştı.
Fakat Kael’in mührünü ilk gördüğü anda bir şey anlamıştı.
Bu mühür…
Azrath’ın soyuna aitti.
“Usta.”
Kael’in sesi Arkan’ı düşüncelerinden çıkardı.
“Evet?”
“Bugün ders yapacak mıyız?”
Arkan gülümsedi.
“Yapacağız.”
Kael ayağa kalktı.
Bu kez kuzey tarafındaki düzlüğe gittiler.
Arkan yere üç taş koydu.
“Bugün yalnızca enerjini kontrol edeceksin.”
“Ne kadar?”
“Bir mum yakacak kadar.”
Kael yüzünü buruşturdu.
“Yine mi?”
“Yine.”
Kael iç çekti.
Arkan gülümsedi.
“Sabırsızlık, gücün en büyük düşmanıdır.”
Kael gözlerini kapattı.
Nefes aldı.
Enerjisini hissetmeye çalıştı.
Bir süre sonra parmaklarının ucunda hafif bir ışık oluştu.
Mumun fitiline yaklaştırdı.
Alev yandı.
Kael gülümsedi.
“Yaptım.”
“Şimdi söndür.”
Kael kaşlarını çattı.
“Nasıl?”
“Sen yaktın.”
“Sen de söndür.”
Kael yeniden gözlerini kapattı.
Fakat bu kez…
Alev sönmek yerine büyüdü.
Kael şaşırdı.
“Usta…”
Arkan hemen ayağa kalktı.
“Dur.”
Alev büyüyordu.
Mumun etrafındaki hava kararıyordu.
Kael’in göğsündeki mühür hafifçe parladı.
Arkan hızla çocuğun elini tuttu.
“Kael!”
Kael irkildi.
Alev anında söndü.
Arkan derin bir nefes aldı.
“Ne hissettin?”
Kael düşündü.
“Sanki…”
“…içimde biri vardı.”
Arkan’ın yüzü gerildi.
“Ne demek istiyorsun?”
“Bir ses.”
“Ne söyledi?”
Kael başını eğdi.
“Hiçbir şey.”
Arkan onu dikkatle izledi.
“Bir daha böyle bir şey hissedersen bana söyle.”
“Tamam.”
Fakat Kael’in söylemediği bir şey vardı.
O ses…
Daha önce de konuşmuştu.
Ve ona her seferinde aynı şeyi söylüyordu.
“Güçlen.”
Aynı saatlerde…
Aether Vadisi’nin yaklaşık yüz kilometre uzağında…
Dağların arasında ilerleyen bir grup vardı.
Önde siyah zırhlı dev bir savaşçı yürüyordu.
Raveth.
Her adımında taşlar eziliyor, yerde küçük çatlaklar oluşuyordu.
Arkasında yüzlerce asker ilerliyordu.
Fakat Raveth’in gözleri yalnızca tek bir noktaya çevrilmişti.
Uzakta…
Aether Vadisi’ni çevreleyen dağlar görünüyordu.
Yanındaki komutanlardan biri yaklaşarak konuştu.
“Efendim.”
Raveth durmadı.
“Konuş.”
“Vadinin girişine yaklaşmak üzereyiz.”
Raveth başını kaldırdı.
“Arkan’ın büyü bariyeri?”
“Zayıflamış durumda.”
Raveth’in yüzünde görünmeyen bir tebessüm oluştu.
“İyi.”
“Fakat…”
Komutan tereddüt etti.
Raveth durdu.
“Fakat?”
“İçerideki çocuğun gücü…”
Komutan yutkundu.
“…raporlarda anlatılandan daha büyük olabilir.”
Raveth birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra elini kılıcının kabzasına koydu.
“Bir çocuk ne kadar güçlü olabilir?”
Komutan cevap vermedi.
Raveth devam etti.
“Ne kadar güçlü olursa olsun…”
“…henüz kalbi kırılmamış.”
“Ve kalbi kırılmamış bir insanın gücü…”
“…kontrol edilebilir.”
Aether Vadisi’nde öğleden sonra…
Kael eğitimden dönmüştü.
Arkan evin önünde kitap okuyordu.
Kael çantasını yere bıraktı.
“Acıktım.”
Arkan kitabından başını kaldırmadan cevap verdi.
“Mutfağa git.”
“Yemek yapabilir miyim?”
“Son yaptığın yemeği hatırlıyor musun?”
Kael’in yüzü düştü.
“Biraz yanmıştı.”
“Biraz mı?”
Kael gülmeye başladı.
Arkan da istemeden gülümsedi.
Uzun zamandır ilk kez…
İkisi de tehlikeleri düşünmeden birkaç dakika geçirmişti.
Fakat o huzur…
Uzun sürmedi.
Gölün üzerinden büyük bir kuş sürüsü havalandı.
Arkan başını kaldırdı.
Kuşlar kaçıyordu.
Ağaçların arasındaki geyikler de aynı anda koşmaya başladı.
Kael şaşkınlıkla baktı.
“Ne oluyor?”
Arkan ayağa kalktı.
“İçeri gir.”
“Usta?”
“Şimdi.”
Arkan’ın sesi o kadar ciddiydi ki Kael hiç itiraz etmedi.
Koşarak eve girdi.
Kapı kapandı.
Arkan bastonunu eline aldı.
Vadinin girişine baktı.
Uzaklardan…
Bir ses geliyordu.
Güm…
Bir adım.
Güm…
İkinci adım.
Güm…
Üçüncü adım.
Toprak titriyordu.
Arkan’ın yüzü sertleşti.
“Raveth…”
Dağların arasından önce siyah bir siluet çıktı.
Sonra bir tane daha…
Ardından yüzlerce asker.
Ve en önde…
Raveth.
Dev savaşçı vadinin girişinde durdu.
Arkan ile arasında yüzlerce metre vardı.
İki adam birbirine baktı.
Raveth kılıcını çekti.
Kılıcın yüzeyinde koyu kırmızı enerji dolaşıyordu.
“Arkan.”
Yaşlı büyücü cevap verdi.
“Raveth.”
Raveth başını hafifçe eğdi.
“Yıllar geçti.”
“Çok uzun.”
“Fakat hâlâ yaşıyorsun.”
“Sen de.”
Raveth güldü.
“Ben ölmem.”
Arkan bastonunu kaldırdı.
“Bugün ölebilirsin.”
Raveth’in gülümsemesi büyüdü.
“Belki.”
Sonra gözleri evin olduğu yere kaydı.
“Çocuğu getir.”
Arkan’ın bakışları sertleşti.
“Buradan geçmek istiyorsan…”
“…önce beni öldür.”
Raveth kılıcını omzuna aldı.
“Tam olarak bunu yapmaya geldim.”
Arkan bastonunu yere vurdu.
Vadinin dört bir yanında kadim rünler parladı.
Dağların arasından devasa taş duvarlar yükseldi.
Ağaçların kökleri toprağı yararak dışarı çıktı.
Bütün vadi bir anda savunma mekanizmasına dönüştü.
Raveth hiçbir şey söylemedi.
Kılıcını iki eliyle kavradı.
Bir adım attı.
Sonra…
Koştu.
O kadar hızlıydı ki arkasında yalnızca siyah bir iz kaldı.
Arkan gözlerini kıstı.
“Demek gücün hâlâ yerinde.”
Raveth kılıcını savurdu.
Arkan bastonunu kaldırdı.
İki silah çarpıştı.
GÜMMM!
Patlamanın şiddetiyle çevredeki ağaçlar eğildi.
Arkan geriye doğru kaydı.
Raveth’in saldırısı ikinci kez geldi.
Üçüncü…
Dördüncü…
Beşinci…
Arkan hepsini savuşturdu.
Fakat Raveth her saldırıda daha da hızlanıyordu.
“Yaşlandın, Arkan.”
Arkan nefesini düzenledi.
“Sen de fazla konuşuyorsun.”
Bastonunu savurdu.
Raveth’in göğsüne güçlü bir darbe indirdi.
Dev savaşçı onlarca metre geriye uçtu.
Toprağa saplandı.
Bir an sessizlik oldu.
Sonra Raveth ayağa kalktı.
Zırhında küçük bir çatlak vardı.
Kanlı bir gülümsemeyle baktı.
“İşte…”
“Aradığım adam bu.”
Evin içinde…
Kael bütün bunları duyuyordu.
Her patlama…
Her çarpışma…
Her çığlık…
Küçük çocuk pencereden dışarı baktı.
Arkan savaşmaya devam ediyordu.
Fakat Raveth…
Her geçen saniye biraz daha güçleniyordu.
Kael’in elleri titremeye başladı.
“Usta…”
Göğsündeki mühür ısındı.
Kael gözlerini kapattı.
İçindeki o ses yeniden ortaya çıktı.
“Çık.”
Kael başını salladı.
“Hayır.”
“Onu koru.”
“Arkan bana içeride kalmamı söyledi.”
“O ölecek.”
Kael’in nefesi kesildi.
Dışarıdan büyük bir patlama duyuldu.
Ardından Arkan’ın yere düşme sesi geldi.
Kael’in gözleri büyüdü.
“Usta!”
Kapıya doğru koştu.
Tam kapıyı açacakken…
İçinden başka bir ses yükseldi.
“Bırak beni…”
Kael durdu.
Bu ses…
Daha önce hiç duymadığı kadar derindi.
“Bırak beni dışarı çıkayım.”
Kael’in göğsündeki mühür tamamen parladı.
Çocuğun gözlerinden biri yavaşça kızıl renge dönüştü.
Kapının diğer tarafında Arkan yeniden ayağa kalkmaya çalışıyordu.
Raveth ise kılıcını kaldırmıştı.
“Son sözün var mı, Arkan?”
Yaşlı büyücü kanlı dudaklarıyla gülümsedi.
“Var.”
Raveth durdu.
Arkan evin olduğu yöne baktı.
“Kael…”
“…sakın çıkma.”
Raveth kılıcını indirmek üzereyken…
Evden korkunç bir enerji dalgası yayıldı.
Arkan’ın gözleri büyüdü.
“Hayır…”
Kapının arkasında küçük bir çocuk duruyordu.
Fakat artık yalnızca Kael değildi.
Göğsündeki siyah mühür tamamen açılmıştı.
Ve mühürden yayılan karanlık enerji, bütün Aether Vadisi’ni kaplamaya başlamıştı.
Raveth ilk kez geri çekildi.
Yüzündeki kendinden emin ifade kayboldu.
“Bu…”
Arkan’ın sesi titredi.
“Kael…”
Çocuk başını kaldırdı.
Bir gözü gri…
Diğeri kıpkırmızıydı.
Ve dudaklarından, kendisine ait olmayan bir ses çıktı.
“Bana dokunma.”
Raveth’in eli kılıcının kabzasında dondu.
Çünkü o ses…
Yedi yaşındaki bir çocuğun sesi değildi.
Bölüm Sonu