Lanetin Varisi
Bölüm 6: Yasak Büyü
Rüzgâr durmuştu.
Şelalenin suları göğe doğru akıyor…
Ağaçların dalları görünmeyen bir kuvvet tarafından geriye doğru bükülüyordu.
Gökyüzünü kaplayan bulutlar, dev bir girdap oluşturarak Aether Vadisi’nin üzerinde dönmeye başlamıştı.
Vadinin her köşesinde eski rünler birer birer parlıyordu.
Sanki bütün vadi…
Efendisine cevap veriyordu.
Varok istemsizce bir adım geri çekildi.
Boğazı kurumuştu.
Yıllardır sayısız savaş görmüş, onlarca güçlü savaşçıyı öldürmüştü.
Ama ilk defa…
Ölümün nefesini bu kadar yakından hissediyordu.
Arkan’ın gözleri artık yaşlı bir bilgeye ait değildi.
Onlar…
Yüzyıllar boyunca savaş meydanlarında hayatta kalmayı başarmış bir adamın gözleriydi.
Sessizce bastonunu havaya kaldırdı.
Dudaklarından unutulmuş bir dil dökülmeye başladı.
“Astra… Vel’Khar… Norem…”
Her kelimede gökyüzü daha da kararıyor…
Toprak daha şiddetli titriyordu.
Selene istemsizce fısıldadı.
“Hayır…”
Varok başını ona çevirdi.
“Neyin var?”
Selene’nin yüzü bembeyaz kesilmişti.
“Kara Dil…”
“Bu büyüyü kullanıyor.”
Dras şaşkınlıkla sordu.
“Kara Dil de ne?”
Selene yutkundu.
“Eski İmparatorluk zamanında…”
“Tanrılara karşı savaşan büyücülerin kullandığı yasak büyü dili.”
“Yüzlerce yıldır kimsenin konuşamadığı söylenirdi.”
Varok’un yüzündeki sert ifade ilk kez bozuldu.
“Demek söylentiler doğruymuş…”
Arkan son kelimeyi söylediği anda bastonunu yere vurdu.
“Kadim Sanat… Gök Zinciri!”
Bir anda gökyüzünü yaran onlarca mavi yıldırım yere indi.
Fakat bunlar bildikleri yıldırımlar değildi.
Her biri yere çarptığında zincirlere dönüşüyordu.
İlk zincir Bor’un kolunu sardı.
İkincisi bacağını.
Üçüncüsü boynunu.
Dev adam baltasını kaldırmaya çalıştı.
Başaramadı.
“Bu da ne böyle?!”
Ardından diğer zincirler Varok, Dras ve Narek’i de sardı.
Toprak çatlıyor…
Kayalar parçalanıyor…
Ama zincirler tek bir milim bile gevşemiyordu.
Selene geriye doğru sıçrayarak kurtulmayı başaran tek kişiydi.
Yayını tekrar kaldırdı.
“Şimdi!”
Üç oku aynı anda fırlattı.
Oklar rüzgârı yararak Arkan’ın kalbine doğru ilerledi.
Yaşlı adam yalnızca elini kaldırdı.
Oklar havada durdu.
Sanki görünmeyen bir duvara çarpmışlardı.
Sonra…
Toza dönüştüler.
Selene’nin gözleri büyüdü.
“İmkânsız…”
Kael, taş evin kapısını aralayarak dışarı çıktı.
Arkan ona içeride kalmasını söylemişti.
Ama artık dayanamazdı.
Ustası yaralanmıştı.
Çocuk, korku içinde birkaç adım attı.
Tam o sırada…
Göğsündeki siyah mühür hafifçe ısınmaya başladı.
Önce sıcaklık…
Sonra hafif bir yanma…
Derken dayanılmaz bir acı…
Kael göğsünü tutarak dizlerinin üzerine çöktü.
“Neler oluyor…”
Nefes almakta zorlanıyordu.
Kulaklarında garip fısıltılar yankılanmaya başladı.
“Onları öldür…”
“Hepsi senden korkuyor…”
“Hepsi seni terk edecek…”
“Gücünü serbest bırak…”
Kael korkuyla başını iki yana salladı.
“Susun!”
Ama sesler kesilmiyordu.
Tam tersine…
Her saniye daha da güçleniyordu.
Arkan bunu hissetti.
Bir anda başını Kael’e çevirdi.
Yüzündeki ifade değişti.
“Hayır…”
Fısıldadı.
“Henüz değil…”
Çocuk acıyla kıvranıyordu.
Göğsündeki siyah mühür artık yalnızca parlamıyor…
Atıyordu.
Kalp gibi…
Her atışta çevresindeki hava kararıyordu.
Varok bunu görünce zincirlere rağmen gülümsedi.
“İşte bu…”
“Gerçek lanet.”
Arkan öfkeyle ona baktı.
“Sessiz ol!”
Bastonunu yeniden kaldırdı.
Tam büyüyü tamamlayacakken…
Kael’in çığlığı bütün vadiyi inletti.
“AAAAAHHH!”
O çığlıkla birlikte…
Göğsündeki mühürden siyah bir enerji fışkırdı.
Toprak yarıldı.
Şelale parçalandı.
Yakındaki ağaçlar köklerinden sökülerek havaya savruldu.
Arkan’ın kurduğu büyü çemberleri birer birer çatladı.
Varok ve diğerleri zincirlerden kurtuldu.
Hiçbiri ne olduğunu anlayamamıştı.
Yedi yaşındaki bir çocuğun içinden çıkan enerji…
Beş eğitimli savaşçının toplamından kat kat fazlaydı.
Fakat…
Bu güç kontrolsüzdü.
Kael’in gözlerinden yaşlar akıyordu.
“Durdurun…”
“Lütfen…”
“Canım yanıyor…”
Arkan hızla onun yanına koştu.
Bastonunu çocuğun göğsüne yaklaştırdı.
“Kael!”
“Bana bak.”
“Sesimi dinle.”
Kael güçlükle başını kaldırdı.
Gözlerinin rengi değişmeye başlamıştı.
Bir gözü gri…
Diğeri ise kıpkırmızı olmuştu.
Arkan’ın kalbi sıkıştı.
“Mühür uyanıyor…”
“Bu kadar erken olmamalıydı…”
Varok fırsatı kaçırmadı.
“Şimdi!”
Beş savaşçı aynı anda Arkan’a saldırdı.
Yaşlı büyücü, Kael’i korumak için arkasını döndü.
İlk kılıç omzunu kesti.
İkinci darbe sırtına isabet etti.
Üçüncü saldırıyı savuşturdu.
Fakat Bor’un baltası kaburgalarına çarptı.
ÇAT!
Kemik sesi vadide yankılandı.
Arkan diz çöktü.
Ağzından kan geldi.
Kael bunu gördüğü anda…
İçindeki bir şey koptu.
Çocuk bütün gücüyle bağırdı.
“USTAMA DOKUNMAYIN!”
O an…
Zaman durmuş gibiydi.
Göğsündeki siyah mühür tamamen açıldı.
İlk kez…
Mührün ortasında göz şeklinde karanlık bir sembol belirdi.
Ve ardından…
Patlama oldu.
Ne ateş…
Ne rüzgâr…
Ne de yıldırım…
Saf karanlıktan oluşan dev bir dalga, vadinin tamamını kapladı.
Varok’un ekibi onlarca metre savruldu.
Kayalar parçalandı.
Ağaçlar ikiye ayrıldı.
Gökyüzündeki bulutlar dağıldı.
Patlamanın ardından her yer sessizliğe gömüldü.
Toz bulutu yavaş yavaş dağılırken…
Arkan güçlükle ayağa kalktı.
Kael olduğu yerde bayılmıştı.
Göğsündeki mühür yeniden eski hâline dönmüş görünüyordu.
Fakat artık hiçbir şey eskisi gibi değildi.
Varok kanlar içinde ayağa kalkmaya çalışırken titreyen sesiyle konuştu.
“Bu…”
“Bu çocuk…”
“…gerçekten o.”
Arkan bastonuna dayanarak doğruldu.
Yüzündeki kanı sildi.
Sesinde yorgunluk vardı.
Ama kararlılığı hâlâ dimdik ayaktaydı.
“Evet.”
“Ve siz…”
“…onun henüz uyanmamış hâlini gördünüz.”
Tam o sırada…
Vadinin çok uzağında, karanlık kalenin en yüksek kulesinde oturan gizemli hükümdar gözlerini açtı.
Önündeki siyah kristal çatlamıştı.
İlk kez yüzünde ciddi bir ifade belirdi.
Fısıltıyla tek bir isim söyledi.
“Kael…”
Sonra arkasını döndü ve karanlıkta bekleyen dev siluete seslendi.
“Artık sen gideceksin.”
Gölgelerin arasından iki metreyi aşan zırhlı bir savaşçı öne çıktı.
Yüzü tamamen siyah bir miğferle kaplıydı.
Belindeki dev kılıç yere sürtünerek kıvılcımlar çıkarıyordu.
Adam diz çöktü.
“Emredin, Efendim.”
Tahttaki hükümdarın sesi bütün salonu doldurdu.
“Bu kez…”
“Hata istemiyorum.”
Dev savaşçı yavaşça ayağa kalktı.
Miğferinin içinden çıkan boğuk ses, salondaki herkesi ürpertti.
“Çocuk…”
“…bir daha gün doğumunu göremeyecek.”
O anda, karanlık kalenin derinliklerinde mühürlü duran devasa kapılardan biri ilk kez aralanmaya başladı.
Kapının arkasından yükselen uğultu…
Yaklaşan felaketin habercisiydi.
Bölüm Sonu