İçeriğe geç

Lanetin Varisi

Bölüm 11 · 7 dk okuma

Lanetin Varisi

Bölüm 11

Gökyüzünden Gelenler

Lanetin Varisi

Bölüm 11: Gökyüzünden Gelenler

Aether Vadisi’nin üzerinde açılan devasa kapı, gökyüzünü ikiye ayırmıştı.

Kapının ardında bembeyaz bir ışık vardı.

Fakat bu ışık huzur vermiyordu.

Aksine…

İçinde ölümün soğukluğu vardı.

Yüzlerce kanatlı savaşçı, gökyüzündeki kapıdan birer birer geçiyordu.

Zırhları güneş ışığını yansıtıyor, ellerindeki altın mızraklar gökyüzünde yıldızlar gibi parlıyordu.

En önde duran savaşçı diğerlerinden farklıydı.

Kanatları daha büyüktü.

Zırhının üzerinde altın işlemeler vardı.

Başında ise ince bir taç bulunuyordu.

Arkan onu görür görmez yüzünü buruşturdu.

“Seraphiel…”

Kael şaşkınlıkla baktı.

“Onu tanıyor musun?”

Arkan’ın sesi sertti.

“Tanıyorum.”

“Kim?”

“Bir melek.”

Kael gökyüzüne baktı.

“Gerçekten melekler mi?”

Arkan cevap vermedi.

Seraphiel yavaşça havadan aşağı indi.

Ayakları yere değmeden birkaç metre yukarıda durdu.

Bakışları doğrudan Arkan’a çevrildi.

“Uzun zaman oldu.”

Arkan bastonunu kaldırdı.

“Seninle karşılaşmayı hiç özlemedim.”

Seraphiel gülümsedi.

“Ben de senin gibi hainlerle konuşmayı özlemedim.”

Kael şaşırdı.

“Hain mi?”

Arkan’ın yüzü sertleşti.

“Onun sözlerine inanma.”

Seraphiel Kael’e baktı.

Bir an sessiz kaldı.

Sonra yüzündeki gülümseme kayboldu.

“Demek…”

“…mühür gerçekten uyandı.”

Kael istemsizce göğsünü tuttu.

Seraphiel’in gözleri büyüdü.

“Onu bana teslim et.”

Arkan öne çıktı.

“Hayır.”

“Bu bir rica değildi.”

“Ben de cevap vermiyordum.”

Seraphiel elini kaldırdı.

Arkasındaki yüzlerce melek aynı anda mızraklarını kaldırdı.

“Öyleyse…”

“…zor kullanacağız.”

Gökyüzünden ilk mızrak düştü.

Arkan bastonunu yere vurdu.

“Koruyucu Bariyer!”

Vadinin etrafında devasa bir enerji kubbesi oluştu.

Mızraklar bariyere çarptı.

GÜMMM!

Bir patlama daha.

Sonra bir tane daha.

Bariyer her darbede sarsılıyordu.

Kael korkuyla Arkan’a baktı.

“Ne yapacağız?”

Arkan gözlerini gökyüzünden ayırmadan cevap verdi.

“Kaçacağız.”

“Nereye?”

“Eski ormana.”

“Sen?”

“Ben arkandan geleceğim.”

Kael başını salladı.

“Hayır.”

Arkan ona baktı.

“Ne?”

“Seni bırakmayacağım.”

Arkan’ın yüzünde kısa bir gülümseme oluştu.

“Bu kez beni dinle.”

“Usta…”

“Kael.”

Arkan çocuğun omuzlarına ellerini koydu.

“Senin hayatta kalman gerekiyor.”

“Benim için değil.”

“Dünya için.”

Kael’in yüzü değişti.

Arkan devam etti.

“Çünkü onlar senden korkuyor.”

“Ve insanların senden korkmasının bir nedeni varsa…”

“…bunu öğrenmeden ölmemelisin.”

Kael başını eğdi.

“Tamam.”

Arkan arkasını döndü.

“Şimdi koş.”

Kael ormana doğru koşmaya başladı.

Ağaçların arasına girdiğinde arkasından patlama sesleri geliyordu.

Arkan hâlâ savaşıyordu.

Kael birkaç kez arkasına baktı.

Her seferinde gökyüzünde parlayan altın ışıkları gördü.

“Usta…”

Bir meleğin saldırısı ormanın girişindeki ağaca çarptı.

Ağaç ikiye ayrıldı.

Kael hızlandı.

Fakat birkaç saniye sonra…

Önünde üç melek belirdi.

Kael durdu.

Meleklerden biri mızrağını kaldırdı.

“Kaçacak yerin yok.”

Kael geri çekildi.

“Ben…”

Melek ona baktı.

“Sen lanetli çocuksun.”

Kael’in elleri titremeye başladı.

“Ben lanetli değilim.”

Melek güldü.

“Öyle mi?”

Mızrağını Kael’e doğrulttu.

“Öyleyse neden seni gören herkes ölmek zorunda kalıyor?”

Kael’in nefesi kesildi.

Melek saldırdı.

Kael gözlerini kapattı.

Fakat saldırı ona ulaşmadı.

Bir anda ağaçların arasından siyah bir kılıç fırladı.

Mızrağa çarparak yönünü değiştirdi.

Melek şaşkınlıkla geriye baktı.

Ağaçların arasından biri çıktı.

Siyah pelerin…

Yüzünü kapatan bir maske…

Elinde uzun bir kılıç.

Kael şaşkınlıkla baktı.

“Sen kimsin?”

Yabancı cevap vermedi.

Üç meleğin önünde durdu.

Sonra kılıcını kaldırdı.

İlk melek saldırdı.

Yabancı tek hamlede mızrağı parçaladı.

İkinci meleğin saldırısını yana çekilerek atlattı.

Kılıcıyla zırhına vurdu.

Melek yere düştü.

Üçüncü melek havaya yükseldi.

Yabancı kılıcını yere sapladı.

“Gölge Zinciri.”

Topraktan siyah zincirler fırladı.

Meleği yakalayarak yere çiviledi.

Savaş birkaç saniye içinde bitmişti.

Kael şaşkınlıkla yabancıya bakıyordu.

“Sen…”

Yabancı kılıcını çekti.

Kael’e döndü.

“Arkan nerede?”

Kael cevap verdi.

“Savaşıyor.”

Yabancı başını kaldırdı.

Gökyüzündeki ışıklara baktı.

“Çabuk.”

“Neden?”

“Çünkü onu uzun süre koruyamaz.”

Kael’in yüzü değişti.

“Sen onu tanıyor musun?”

Yabancı bir an sustu.

“Eskiden.”

Vadinin merkezinde…

Arkan artık tek başına değildi.

Seraphiel önünde duruyordu.

İki tarafın çevresinde yüzlerce savaşçı birbirleriyle çarpışıyordu.

Meleklerin ışık büyüleri…

Arkan’ın karanlık büyüleriyle çarpışıyor…

Vadinin tamamı savaş alanına dönüşüyordu.

Seraphiel altın mızrağını kaldırdı.

“Yıllar geçti, Arkan.”

“Fakat hâlâ aynı hatayı yapıyorsun.”

Arkan kaşlarını çattı.

“Hangi hatayı?”

“İnsanları kurtarmaya çalışıyorsun.”

Arkan saldırdı.

Bastonuyla havayı yararak bir enerji dalgası gönderdi.

Seraphiel kanatlarını açtı.

Saldırıdan kurtuldu.

“İnsanlar zayıftır.”

Arkan ikinci büyüyü hazırladı.

“Bu yüzden onları korumalıyız.”

Seraphiel başını salladı.

“Yanılıyorsun.”

“İnsanlar korkaktır.”

“İnsanlar bencildir.”

“İnsanlar birbirlerini öldürür.”

Arkan’ın gözleri sertleşti.

“Fakat değişebilirler.”

Seraphiel güldü.

“İşte senin en büyük yanılgın.”

Bir anda Arkan’ın önünde belirdi.

Mızrağını savurdu.

Arkan engellemeye çalıştı.

Ama mızrak omzuna saplandı.

Arkan geriye savruldu.

Seraphiel yaklaşarak fısıldadı.

“Onları değiştiremezsin.”

Arkan kanlı bir gülümsemeyle baktı.

“Sen…”

“…onları hiç tanımamışsın.”

Bastonunu kaldırdı.

“Kara Alev!”

Siyah alevler Seraphiel’i sardı.

Melek hızla geri çekildi.

Zırhının bir kısmı yandı.

Seraphiel ilk kez öfkelendi.

“Yeter!”

Gökyüzündeki bulutlar açıldı.

Devasa bir altın ışık sütunu Arkan’ın üzerine indi.

Arkan’ın bariyeri parçalandı.

Yaşlı büyücü dizlerinin üzerine düştü.

Bastonu elinden kaydı.

Seraphiel mızrağını kaldırdı.

“Artık bitti.”

Tam saldıracakken…

Vadinin uzak tarafından siyah bir enerji dalgası yayıldı.

Seraphiel durdu.

Arkan başını kaldırdı.

“Bu da ne?”

Ormanda…

Kael göğsünü tutuyordu.

Mühür yeniden parlamıştı.

Yabancı bunu görünce geri çekildi.

“Hayır…”

Kael ona baktı.

“Ne oldu?”

“Senin mühür…”

“Ne var?”

“Uyanıyor.”

Kael’in gözleri korkuyla büyüdü.

“Hayır.”

“Kontrol edemiyorum.”

Yabancı diz çöktü.

“Kael.”

Kael şaşkınlıkla ona baktı.

“Adımı nereden biliyorsun?”

Yabancı cevap vermedi.

Kael’in gözleri kızarmaya başladı.

“Sen kimsin?”

Yabancı maskesini çıkardı.

Kael dondu.

Karşısında genç bir kadın vardı.

Uzun siyah saçları omuzlarından aşağı dökülüyordu.

Gözlerinden biri mavi, diğeri altın rengindeydi.

Yüzünde eski bir yara izi bulunuyordu.

Kadın Kael’e baktı.

“Ben…”

Bir an durdu.

“…Arkan’ın eski öğrencisiyim.”

Kael’in şaşkınlığı arttı.

“Arkan’ın öğrencisi mi?”

“Adım…”

Kadın kılıcını sırtına yerleştirdi.

“…Lyra.”

Kael onun yüzünü dikkatle inceledi.

“Ustam senden hiç bahsetmedi.”

Lyra’nın yüzünde hüzünlü bir gülümseme oluştu.

“Çünkü benden bahsetmek istemedi.”

“Neden?”

“Çünkü beni…”

Lyra başını kaldırdı.

“…ölü sanıyor.”

Vadinin merkezinde…

Arkan, Seraphiel’in önünde hâlâ ayakta durmaya çalışıyordu.

Seraphiel’in yüzü öfkeyle doluydu.

“Çocuğun gücü yükseliyor.”

Arkan’ın gözleri büyüdü.

“Onu hissediyorsun.”

“Elbette.”

Seraphiel gökyüzüne baktı.

“Bu yüzden onu öldürmeliyiz.”

Arkan ayağa kalktı.

“Hayır.”

“Sen bunu anlayamıyorsun.”

Seraphiel’in sesi soğudu.

“Çocuk büyürse…”

“…mühür kırılacak.”

Arkan sustu.

Seraphiel devam etti.

“Ve mühür kırılırsa…”

“…Azrath geri dönecek.”

Arkan’ın gözleri büyüdü.

“Bu yüzden mi?”

Seraphiel ona baktı.

“Ne?”

“Çocuğu öldürmek istemenizin sebebi…”

Arkan’ın sesi sertleşti.

“…Azrath’ın geri dönmesinden korkmanız mı?”

Seraphiel birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra gülümsedi.

“Hayır.”

“Azrath’tan korkmuyoruz.”

“Öyleyse?”

Seraphiel’in bakışları karardı.

“Azrath’ın geri dönmesi…”

“…bizim planımızı bozacağı için onu öldüreceğiz.”

Arkan’ın yüzü dondu.

“Planınız?”

Seraphiel cevap vermedi.

Arkan’ın zihninde yıllardır biriktirdiği bütün şüpheler bir araya gelmeye başladı.

Melekler neden insanları izliyordu?

Neden Azrath’ın soyunu yok etmek istiyorlardı?

Ve neden Kael’in doğumu onları bu kadar korkutuyordu?

Seraphiel mızrağını kaldırdı.

“Çocuk artık uyanıyor.”

“Ve siz…”

“…çok geç kaldınız.”

Ormanda…

Kael yere çöktü.

Karanlık enerji bedeninden dışarı taşıyordu.

Lyra onu tutmaya çalıştı.

“Kael!”

“Yapamıyorum!”

“Ustamı çağır!”

“Arkan savaşıyor!”

Kael çığlık attı.

“BEN ONU KORUMAK İSTİYORUM!”

Bir anda…

Bütün orman karanlığa gömüldü.

Melekler havada dondu.

Arkan’ın bulunduğu savaş alanında bile herkes durdu.

Seraphiel’in gözleri büyüdü.

“Bu…”

Gökyüzündeki ışıklar söndü.

Kael’in etrafında siyah bir aura yükseldi.

Çocuğun gözlerinden biri yeniden kızıl oldu.

Ve o karanlığın içinden bir ses yükseldi.

Bu kez Kael’in sesi değildi.

“Ona dokunmayın.”

Seraphiel geri çekildi.

“Azrath…”

Arkan’ın kalbi duracak gibi oldu.

“Hayır.”

Karanlık enerji daha da büyüdü.

Kael’in arkasında devasa bir gölge belirdi.

Taçlı bir adamın silueti…

Azrath’ın silueti.

Seraphiel mızrağını kaldırdı.

“GERİ ÇEKİLİN!”

Melekler şaşkınlıkla ona baktı.

“Efendim?”

“HEMEN!”

Seraphiel gökyüzündeki kapıya doğru yükseldi.

Fakat gitmeden önce Arkan’a baktı.

“Çocuğu koruduğunu sanıyorsun.”

“Fakat onu korudukça…”

“…dünyanın sonunu yaklaştırıyorsun.”

Arkan bağırdı.

“Gerçeği söyle!”

Seraphiel cevap vermedi.

Gökyüzündeki kapı kapanmaya başladı.

Melek ordusu geri çekildi.

Sonunda…

Vadide yalnızca yıkılmış ağaçlar, yaralı savaşçılar ve karanlık enerjiyle çevrili Kael kaldı.

Arkan bütün gücüyle ona doğru koştu.

“Kael!”

Çocuk yere yığıldı.

Arkan onu kucağına aldı.

“Kael!”

Kael gözlerini açtı.

Kızıl renk kaybolmuştu.

“Usta…”

“Buradayım.”

“Ben…”

Kael’in sesi titredi.

“…sana zarar vermedim, değil mi?”

Arkan çocuğu daha sıkı kucakladı.

“Hayır.”

Kael gözlerini kapattı.

“İyi…”

Sonra bayıldı.

Arkan başını kaldırdı.

Gökyüzünde hiçbir melek kalmamıştı.

Fakat savaş bitmemişti.

Çünkü artık Arkan bir gerçeği anlamıştı.

Kael’in peşinde yalnızca insanlar yoktu.

Melekler de onu istiyordu.

Ve iki tarafın da Kael’den korkmasının ardında…

Dünyayı değiştirebilecek bir sır yatıyordu.

Arkan ayağa kalktı.

Lyra ormanın içinden çıkıp yanlarına geldi.

Arkan onu görünce dondu.

Yıllardır görmediği öğrencisi karşısında duruyordu.

“Lyra…”

Lyra başını eğdi.

“Merhaba, Usta.”

Arkan’ın gözleri doldu.

“Sen…”

Lyra hafifçe gülümsedi.

“Öldüğümü sanıyordun.”

Arkan cevap veremedi.

Lyra’nın bakışları Kael’e çevrildi.

“Onu korumak istiyorsan…”

“…buradan gitmeliyiz.”

Arkan kaşlarını çattı.

“Nereye?”

Lyra gökyüzüne baktı.

“Kimsenin bizi bulamayacağı bir yere.”

Arkan başını salladı.

“Artık böyle bir yer yok.”

Lyra’nın yüzündeki gülümseme kayboldu.

“Öyleyse…”

Kılıcını çekti.

“…onları bize gelmekten pişman edeceğiz.”

Uzaklarda gök gürledi.

Aether Vadisi’nin savaşla geçen ilk günü sona ermişti.

Ama Kael’in gerçek yolculuğu…

Yeni başlıyordu.

Bölüm Sonu

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.